Murat Sevinç
1950’lerden bugüne, halk ve onun çıkarlarıyla pek ilgisi olmayan ‘milli irade’ söyleminin kofluğunun, niyetinin, kumaşının ve hak ettiğinin bir resmini yapmak gerekse; herhalde hiçbir sanatçı Yassıada’nın yeni hali kadar başarılı bir desen hayal etmezdi. Bir yurttaş olarak, Ada’yı bu hale getirip üzerine o oteli kondurmayı akıl eden herkese içtenlikle teşekkür ederim. Tarihe olağanüstü çarpıcı bir sembol daha bıraktıkları için.
Evet, ‘milli irade’ söyleminin milletle/halka pek ilgisi yok. DP (Demokrat Parti)’nin 1924 Anayasası’ndaki ‘egemenlik’ tanımına ilişkin çarpık yorumu nedeniyle çıkan kavgadan türemişti. O gün bugündür, sırtını irili ufaklı sermayeye dayamış Türkiye sağı tarafından tepe tepe kullanıldı ve milli irade söylemini ‘hak ettiği’ yere AKP taşıdı. Yassıada’nın yeni halinin fotoğrafı, o hak edilmiş yerin çarpıcı bir betimlemesi
1924 Anayasası, yapıldığı koşullar bakımından anlaşılabilir gerekçelerle ‘meclis hükümeti’ ve ‘parlamenter sistem’ niteliklerini birlikte barındırıyordu. Parlamenter sistemin ana ilkeleri ve işleyişi kabul edilmiş olsa da, özellikle ‘egemenlik’ tanımı savaş yıllarının temsil düşüncesi ve 1921’in ‘meclis hükümeti’ tercihinden mirastı. ‘Egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete’ verildiği üçüncü maddenin adından; ‘Meclis’in egemenliğin tek ve gerçek temsilcisi olduğu, egemenliği millet adına yalnızca parlamentonun kullanabileceği’ hükme bağlanıyordu.
DP’nin muhalefeti meclisten neredeyse tümüyle tasfiye ettiği 1954 seçimlerinin ardından, DP’liler muhalefete yönelik baskıyı giderek artırıp Anayasa’daki ‘egemenlik’ ilkesini, ‘sandalyelerin çoğunluğunu ele geçiren partinin mutlak hâkimiyeti’ biçiminde yorumlamıştı: “Eğer egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin ise, eğer o millet oy verip temsilcilerini seçiyorsa, eğer o temsilcilerin bir partiye mensup olanları mecliste çoğunluğu elde etmişse; demek ki o meclis çoğunluğu hiçbir biçimde kayıt ve şart altına alınamaz.” Ezcümle, söz konusu çoğunluğu sınırlayacak bir başka güç yoktur. ‘Kanunla’ her şeyi yapmak mümkündür; oy vermeyen il ilçe yapılır, can sıkan il ikiye bölünür, sinir bozan öğretim üyeleri merkeze alınır, hazzedilmeyen yargı mensupları emekliye ayrılır, ceza ve basın kanunlarında işe gelen her değişiklik kolaylıkla yapılır vs.
DP’nin bu ‘egemenlik’ yorumu, diğer etmenlerin de etkisiyle ülkeyi büyük bir çıkmaza sürükledi ve burjuvazinin birbirine düşen iki kanadından biri, diğerinin temsilcisini askeri darbeyle devirdi.
1961 Anayasası egemenlik tanımını değiştirip ‘parlamentoyu’ egemenliği kullanan organlardan ‘biri’ haline getirdi. (Hatta son derece lüzumsuz bir işe kalkışıp ikiye böldü.) Bir daha aynı şeyler yaşanmasın diye, ‘kanunla’ dahi nelerin yapılamayacağını, örneğin hak ve özgürlükler sınırlanırken onların ‘özüne’ dokunulamayacağını hükme bağladı. Bir de tabii, hâkim güvencesi için bir kurul, ayrıca özerk bazı organlar yaratırken ‘üniversite özerkliğini’ de anayasal güvence altına aldı. Bunlarla yetinmeyip memleketi AYM (Anayasa Mahkemesi) ile tanıştırdı.
27 Mayıs darbesi ardından gerçekleşen yargılamaların adı yargılamaydı, kendi değil. Sonunda üç siyasetçi, özellikle o aylarda çok etkili olan Silahlı Kuvvetler Birliği adlı ayrı bir cuntanın baskısıyla idam edildi. Bu utancın altından altmış yıldır kalkılabilmiş değil. Şimdi yeni halinin fotoğraflarını gördüğümüz Yassıada, idamlara değil mahkeme sürecine şahitlik etti.
O gün bugündür Türkiye sağı için ‘milli iradecilik,’ bu kavganın ya da bir başka değişle ‘rövanş isteğinin’ simgeleşmiş sloganıdır. 1961 Anayasası’nın ilk yıllarında ‘yeni kurumlara’ yönelik bir düşmanlık yoktu aslında ve 1965’te tek başına iktidar olan Demirel de işlerin iyi gittiği birkaç yılda uyumlu davranmıştı. Anayasa, atmosferin iktidar ve sermaye bakımından kötüye gitmeye başladığı 1960’ların sonuna doğru hedefe oturtuldu; bu anayasa ile ülkenin yönetilemeyeceği, özgürlüklerin bol geldiği, özerk kurumların ve AYM’nin ‘millet iradesine’ ortaklık ettiği görüşleri işitilmeye başlandı. Elbise 12 Mart’ta daraltıldı, 12 Eylül’de çöpe atıldı.
Memleket sağ iktidarlarının özerk kurumlar ve AYM antipatisi o dönemden kalmadır ve söz konusu karşıtlığın temel nedeni, AYM’nin zaman zaman özgürlükleri daraltan/siyasete doğrudan müdahaleye heves eden kararları ya da bürokrasinin hantallığı vs. gibi niteliklerinden çok, denge-kontrol araçlarına yönelik ‘sağ’ tutumdur.
Söz konusu tutumun en önemli ismi Celal Bayar’dı. İsmet Bozdağ’ın Celal Bayar’la söyleşisi ‘Başvekilim Adnan Menderes’ temel kaynaklardandır. Bayar bu söyleşide 1924 Anayasası’ndaki egemenlik ilkesinden ne anladığını da açıklar. Ona göre halk, egemenlik hakkını TBMM eliyle ‘kayıtsız ve şartsız’ kullanabilmelidir. Yorumunun doğal sonucu, TBMM’de bu yetkiyi ‘çoğunluktaki’ siyasi partinin kullanacak oluşuydu. Bayar’a göre ‘yeni anayasal kurumlar’ milletin yanına getirilmiş yeni ‘ortaklardır’ ve ona göre bu durum, Osmanlı geleneğine (ordu-medrese denetimi) dönüşün işaretidir. 1961 ile ‘yumuşak bir halk hâkimiyeti’ ilkesi kabul edilmiştir.
Bülent Tanör, 1924 Anayasası’ndaki “Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir” ilkesinin Bayar tarafından her seferinde ‘kayıtsız şartsız millet hâkimiyeti’ olarak dillendirilmesinin küçük görünen, fakat anlamlı bir fark olduğu kanısındaydı. İlki, bir hanedana karşı egemenliğin yalnızca millete ait olduğunu söylerken; Bayar’ın nüanslı tanımı, yukarıda anlatmaya çalıştığım ‘çoğunlukçu’ egemenlik anlayışını yansıtıyordu. Çoğunlukçuluk, yani ‘çoğunluğu’ ele geçirenin ‘çoğulculuğu’ gözardı ederek yönetebileceği yönündeki değerlendirmenin, özerk kurumlardan ve anayasa yargısından hoşlanmamasında yadırganacak bir yan yok kuşkusuz.
1960’ların düşünce hayatında (büyük ölçüde sol içi tartışmalarda) ‘bürokrasi’ ve Osmanlı-Cumhuriyet geleneği çok konu edilir. Birkaç yazıda tüketilmesi mümkün olmayan konular. ‘Sağın’ milli irade ve bürokrasi yorumu ise, yukarıda da altını çizmeye çalıştığım gibi, bürokrasinin yalnızca bazı malum küflü niteliklerinden (ortalama yurttaşın zihnindeki ‘devlet dairesi’ imajı, diyelim buna) değil, büyük ölçüde ‘dizginsiz’ egemenlik isteğinden kaynaklandı. Ahmet Kabaklı’nın terminolojisiyle ‘millete vurulan pranga’ olan bürokrasi, sağcı liderlerce, büyük hayaller ve şimdilerde ‘cihan hâkimiyeti’ önündeki engellerdendi.
Milli iradecilik, halka bu ‘engelleri’ hatırlatıp, cihan hâkimiyetinin önündeki bürokratik barikatı şikâyetin terimidir. AKP iktidarı Bayarcı milli irade olgusunu en uç noktaya taşıdı. Taşımak için gerekli güce sahip oldu, olabildi. Dizginleyici, denetleyici tüm kurumları ya yıktı ya da hâkimiyeti altına adlı. Tarihsel koşullar ve sermaye bileşenlerinin çıkarları uygun iklimi yarattı ve sonunda iktidar ‘kendisini’ milli irade olarak tanımlamaya başladı. Hal böyleyken, iktidara muhalif olanlar da milli irade düşmanı oluverdi. Son zamanlarda ‘seçim’ ile ilgili değerlendirmeleri, tercih ettikleri kavramlar, seçim talep etmeyi neredeyse ihanet gibi algılamaya başlamaları varılan aşamanın düzeyini gösteriyor.
İktidarın geldiği yer ve söyleminin yanında, Demirel ve Özal gibi liderler artık ne yazık ki demokrat kabul ediliyor ve özlemle anılıyorlar. ‘Milli iradenin’ temsil edildiği parlamentoda üç genç devrimcinin idam kararını gülümseyerek ve ısrarla onaylatan Demirel ile 1987’de yasaklı siyasetçiler dönemesin diye anayasaya aykırı anayasa değişikliği yapıp halkoylamasında ‘hayır’ çıkması için canhıraş çaba harcayan Özal.
İlk günden itibaren milletin/halkın çıkarlarıyla ilgisi olmayan ‘milli irade’ söyleminin anayasal düzenimizde vücut bulduğu yer ise ‘yüzde 10’ seçim barajıdır. 12 Eylül faşizminin alametlerinden olan baraj yaklaşık kırk yıldır düşürülmedi. Şu sıralar gündemde oluşunun nedeninin halk çıkarı ve demokrasi olduğunu düşünen yoktur tahmin ediyorum.
Yüzde 10 barajının keyfini ilk çıkaran Özal’ın ANAP’ı oldu; ikincisi, onun milli iradeciliğini devralıp ‘ileri demokrasiyle’ taçlandıran AKP. AKP’nin 2002’de tek başına iktidar olabilmesinin nedeni, geçerli oyların yaklaşık yarısının baraj altında kalışıydı ki ‘milli iradeciğin’ gerçek niteliğini göstermesi açısından çok iyi bir örnektir. Evet, milyonlarca oy çöpe gitmişti 2002’de. Hukuk düzleminde milli iradeciğin anlam ve değerini merak ediyorsanız, bazı seçim sonuçlarını önünüze koyar ve o seçimde yüzde 10 yerine, diyelim yüzde 5 seçim barajı olsaydı sonucun ne olabileceğini hesaplayabilirsiniz!
Muhterem okur, Türkiye sağının (sol, 70 yıllık çok partili yaşamda üç-beş yıl iktidar olabildiği için onun milli irade yorumunu öğrenme fırsatı olmadı!) milli iradeciliği, çok partili yaşam boyunca biz ölümlülerin çıkarına, daha iyi ve insanca bir yaşama, eşitliğe, halkın refahına hizmet etmedi. ‘Milli irade’, 1960’lardan bugüne yönetenlerin ‘denge ve kontrol mekanizmalarından’ ve ‘özerk kurumlardan’ kurtulma isteğinin sloganıydı. Halkın çoğunluğunun taleplerine uygun, buna mukabil azınlığı ezmeden siyaset yapmak değil; ele geçirilen meclis çoğunluklarının dilediği gibi davranabilmesi anlaşıldı, milli iradeden.
Bu satırlar yazılırken yayınlanan bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (no.82) ile DDK (Devlet Denetleme Kurulu)’nin sivil toplum üzerindeki denetim yetkisinin kapsamı genişletildi. (Resmi Gazete 20.08.2021-31574) Ne güzel ve anlamlı bir tesadüf. Peki, dün Boğaziçi’ne yapılan atamaya ne dersiniz? Öğretim üyelerinin istediği ve önerdiği ’17’ profesörden biri değil, yüzde 95’inin istemediği isim rektör olarak atandı. 17 kişi mülakata dahi davet edilmedi. ‘Milli iradeci’ ideolojinin, halk talebi ve iradesini zerrece umursamadığının görkemli bir örneği daha. İptal edilen İstanbul seçimini hatırlatma gereği dahi duymuyorum.
Sonuç olarak, 27 Mayıs darbesinden sonra yargılananların hazin ve aklı başında insanlarca mahcubiyetle hatırlanan anılarının mekânı olan Yassıada’ya yapılanlar, Ada’nın betona dönüşmesi, oraya dikilen otel ve otel reklamı, Türkiye sağının milli iradeciliğinin gerçek niteliğini sergilemesi bakımından çok doğru bir iş olmuş. Ne yapılsa ne edilse böyle güzel resmedilemezdi bu konu. Emeği geçen herkesi kutlamak gerek.
İklim notu: 2021’in en büyük çevre sorunlarını fotoğraflarla anlatan şu sayfada (earth.org), iki dakika zaman geçirmenizi öneririm.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları



































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025