Ekin GÜN
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakan Davutoğlu'na hükümeti kurma görevini vermesiyle koalisyon görüşmeleri de başlamış oldu. İlk turlar nabız yoklama ve nezaket ziyaretleri çerçevesinde geçecek olsa da koalisyon hükümetinin hangi partiler arasında kurulacağına ilişkin ipuçlarını da bize göstermiş olacak. Bu aşamada mevcut muhalefet partilerinin 7 Haziran'dan bu yana AK Parti olmadan bir hükümet kurulamayacağını ve şayet böyle uzlaşmasız bir tavırla devam ederlerse gelecek seçimler de iktidar olabilecek partinin AK Parti diye bir parti olmaması halinde bile AK Parti'nin içinden çıkacağını anlamış olmaları da seçimden sonraki son bir aylık periyotta azımsanacak bir gelişme değil.
Kamuoyunda koalisyon ihtimalleri enine boyuna analizler yapılarak değerlendirilirken çok önemli birkaç nüansı kaçırdığımızı düşünüyorum. Bu da AK Parti'nin 2002 yılında nasıl iktidara geldiği ve 2002'den 2015 yılına dek Türkiye'nin nasıl bir dönüşüm yaşadığıyla alakalı bir konu. Bugün koalisyon görüşmeleri yapılırken dönemsel olarak performanslara bakmak muhalefet partileri için yeterli olsa da AK Parti'nin dönemsel ve anlık performansından ziyade 2002'yi ve sonrasını anlamak için yeterli değil. Onun için AK Parti'nin 2002 yılında tek başına iktidara nasıl geldiğini ve daha sonrasında 13 sene boyunca iktidarını nasıl koruduğunu iyice tartışmamız gerekiyor.
Ben şahsen AK Parti'nin 2002 yılında iktidara gelişini Milli Görüş çizgisinden ayrılmasıyla ya da Erdoğan'ın belediye başkanlığındaki performansıyla olduğunu düşünenlerden değilim. Bunların etkisi elbette ki olmuştur lakin ana faktör olarak bunları görmüyorum. Çünkü 2002 yılında Milli Görüş'ün hala bir partisinin olması ve belediye başkanlığının da daha çok teknik bir pozisyon olması bize büyük resmi gösteren bir şey değil. Lakin tüm bu gelişmeleri “yeni bir siyaset” adı altında topladığımız da sonuca gideceğimizi düşünüyorum. AK Parti'nin 2002 yılında iktidara gelmesindeki temel sebep “yeni” olmasıydı. Halkın 1980'li yıllardan bu yana artık alışagelmiş bir kadüklükle yönetilen ve hep aynı söylemleri kullanan partilerden sıkılması ve “yeni” olanı denemesi AK Parti'yi büyük bir oy oranıyla tek başına iktidara taşıdı. Yeni olanı halkın kabul etmesi aslında halkın da toplumsal bir değişimi kendinden başlayarak ülke siyasetine dökmeye başlaması anlamını taşıyordu. Bu toplumsal değişme bir nevi artık karargahlardan ve medya plazalarından iktidar belirleyenlerin değil, bu iki vesayetçi kurumların ötekileştirdiği kişilerin iktidara gelmesi manasını da bize işaret ediyordu.
AK Parti iktidarı 2002 yılında tek başına aldığında daha 1 senelik çok yeni bir partiydi. Evet kadroları daha önce ülke siyasetinin çok önemli kademelerinde bulunmuş olsa da parti olarak düşünüldüğünde ve özellikle “yeni siyaset” söyleminin tohumlarının daha filizlenmediğini de göz önüne alırsak halk açısından riskli bir karardı. Onun için AK Parti'nin almış olduğu %34'lük oy oranı bir kemik oy oranını göstermiyordu. Erken seçime giden koalisyon hükümetinden bıkmış olan ve ekonomik krizi boğazına kadar hisseden halk daha önce denenmemişi denemek üzerine tercihini kullandı. Bundan sonra ise mesele AK Parti'nin bu denenmemişi denemeye ve toplumsal dönüşümü kendinden başlayarak dönüştürmeye hazır olan halkın dinamiğine uyacak politikalar geliştirmesinde saklıydı. Bu oy oranı ancak AK Parti'nin halkın taleplerine ilişkin göstermiş olduğu icraatlarla korunabilir ya da artabilirdi.
AK Parti tam da bunu yaptı. Öncelikle ekonomik krizi bitirmedik adına gerçekleştirmiş olduğu yaptırımlarla halkın rahat bir nefes almasını sağladı ve ekonomik icraatlarla Türkiye'de orta sınıfın üst ve alt sınıf arasındaki uçurumunu dengeledi. Bununla birlikte iktidara geldikten sonra Kürtlerin tek talebi olan OHAL'i 15 gün sonra kaldırdı. Sosyal ve ekonomik olarak gelişmeyi halka rağmen değil, halkla birlikte yapması AK Parti'yi 2007 yılına kadar taşıdı.
Tabi bu noktada vesayet odakları AK Parti'yi sırf dindar bir taban ve yönetim kadrolarına sahip olduğu için “gerici” yaftalamalarıyla bir yıpratma politikasına girdi. AK Parti kendisine oy veren kesimin değişim talebine uymak için elinden gelen her türlü uygulamayı sahaya dökse de bir taraftan da statükocu güçlerle uğraşmak zorunda kaldı. Özellikle bürokrasi mekanizması Kemalist zihniyete sahip olduğundan AK Parti 2007 yılına kadar bu bürokratik zinciri kırmak adına demokrasi talebinden vazgeçmedi. Bugün de hala bu odakların bozuk plak gibi tekrarladığı darbeye kalkışmış olan paralel yapıyla AK Parti'nin o dönem “işbirliği” içinde olması bir nevi bürokratik vesayeti yıkmak adınaydı. Şunu unutmamak gerekir ki burası İsviçre değildi. Erdoğan'ın da ifade ettiği gibi “ne istedilerse verdik” argümanı o Kemalist zihniyeti yıkmak adına bürokratik kadrolar daha sonrasında darbeye kalkmışmış olan bu paralel yapı mensuplarıyla sivilleştirme yoluna gidildi. Çünkü o dönem de hatırlamak gerekir ki bu paralel yapı mensuplarından başka düzenli bir hareket yoktu. Lakin her ne kadar da geç de görülse ve görülmesi bana göre çok hayırlı bir şey olan bu paralel yapının yeni bir vesayet odağı olması ve hükümeti cebir, tehdit ve manevi şiddetle indirmeye kalkışması yeni bir statüko düzeninin de oluşmasını sağladı. Öyle ki bu noktada demokrasi ve sivilleşme talebinden vazgeçmeyen AK Parti'ydi, demokrasi ve sivilleşmeyi prim elde etmek için kullanan da paralel yapı oldu.
2007 yılına gelindiğinde Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde yaşananlar ve Genelkurmay'ın e-muhtırası Cumhuriyet Mitingleri'yle beraber vesayet odaklarının ve askeri zihniyetin hala Türkiye'de söz sahibi olması isteğiydi. Abdullah Gül'ün eşinin başörtüsü bahane edilerek hükümeti yıkma çalışmaları ve meydanlarda istenen “darbe” talebine AK Parti hep demokrasi için de kalarak cevap verdi. Demokrasiden sapmadı ve Türkiye toplumunun mesajını hep iyi okudu. 2009'da açılan parti kapatma davası bu sefer askeri zihniyetin yargıda temsil edilmesiyle gün yüzüne çıktı. AK Parti buna da demokrasi çerçevesinden yanıt verdi ve iktidarda olmasına rağmen hiçbir illegal yola girmedi. Ardından da hem 2007'deki genel seçimlerde hem de 2009'daki yerel seçimlerde AK Parti'nin ezici çoğunlukla seçimleri kazanması halkın vesayet odaklarına karşılık demokrasiyi savunmasıydı. AK Parti'nin de bu doğrultudan yola çıkarak demokrasiden vazgeçmemesi ve ne yaparsa yapsın demokrasi dahilinde yapması halkla birlikte AK Parti'yi daha da uzun yıllar iktidarda tutacağını gösteren bir resimdi.
2011 yılına gelindiğinde askeri vesayet odağı artık yerini bürokratik vesayet odağına bıraktığının sinyallerini veriyordu. MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılması ardından Batı'nın Türkiye şubelerinin Türkiye'nin Suriye politikasından rahatsızlığı Türkiye'deki illegal odakları hareket haline geçirmişti. 2011 yılında kazanılan yine ezici bir seçim üstünlüğü iki sene sonra seçilmiş hükümeti Gezi Olayları'yla düşürmek isteyenlere destek niteliğinde olan ve hemen bir sene sonrasında bürokratik vesayet odağı paralel yapının hükümeti demokrasi dışı yollardan devirmeye çalışması AK Parti'ye yapılan tezgahların adeta devamı niteliğindeydi. AK Parti tüm tezgahlara karşı 2014 yılında kazanılan yerel seçimlerde cevabı sandıkta vermiş olsa da hala bu vesayet odakları uyuyan hücre halinde yerlerinde duruyor. Askeri vesayetin en azından zihniyet olarak bitmesi ve kendini başka bir versiyonla bürokrasiye aktarması ve bununla birlikte tüm demokrasi dışı yollar atanmışların seçilmişlere karşı üstünlük kurmasından başka bir şey değildi. Lakin AK Parti 13 senelik iktidarında başarılarının yanında başarısızlıkları da olsa hiçbir zaman demokrasi dışı yolları tercih etmedi ve belki de sırf bu tercihleri yüzünden demokrasi dışı yollar halkla birlikte gereken cevabı kayıtsız şartsız doğruyu söyleyen sandıkta aldılar.
AK Parti'nin 13 senede yaşadığı zorluklar ve bu zorlukları nasıl aştığının özetinin özeti böyle olsa da AK Parti'nin tüm bunların yanında yapmış olduğu birçok reform hareketi mevcut. Çözüm Süreci'nin 2009'dan bu yana toplumsallaşması ve artık barışın ülkedeki çoğunluk tarafından istenmesi, kadınların Erbakan'la başlayıp AK Parti döneminde devam eden toplumsal hayatta görünür olması, gençliğin daha fazla sorgulayıp ve daha net taleplerinin olması, ekonomide rekabetin artması ve insanların bireysel yeteneklerinin farkına vararak özel sektörde kendine istihdam sağlaması, Türkiye'de yaşayan tüm etnik grupların birbirini tanıması ve temas etmesi, yapay kültürden doğal kültüre geçilmesi, halkın tüketim gücünün teknolojiyle birlikte üst seviyelere çıkması, dinsel kültür ve figürlerin toplumsal hayata kavuşması, AK Parti'nin temsil ettiği mağdurların kitlesel tabanının artık Türkiye'de eşit statüye gelmesi azımsanmayacak ve epey bir alt başlıklara ayrılacak önemli kazanımlardır.
Peki tüm bunlar yeterli midir? Tabi ki değildir. Türkiye ve AK Parti 2002'den bu yana anladı ki toplumsal dönüşümün dinamiği dindarlar ve Kürtler. Bu iki sınıf Türkiye'yi hem değiştiriyor, hem de bu değişime ayak uydurmayı başarıyor. Bu iki sınıfın temsil ettiği belirli bir ilkeler manzumesi ve kendi tabanına yönelik talepleri olsa da asıl bu dönüşümü sağlamalarındaki temel etken dindarların ve Kürtlerin öncelikle kendi güncellemelerini sağlaması ardından da kendine benzemeyenleri demokrasi ve insan hakları temelinde kapsamasında gizli. AK Parti'de her ne kadar muhafazakar bir tabana sahip olsa da bu taban dışında azımsanmayacak bir oy oranını da kendisinin hayat tarzına sahip olmayanlardan alarak 13 sene boyunca tek başına iktidarını korumayı başardı. Tüm bu gelişmeler bize gösteriyor ki AK Parti'nin kitleselliği ve kendi gibi olmayanlarla demokratik bir düzlemde konuşması en büyük kazanımlarından biri olarak göze çarpıyor.
Öyle ki AK Parti'ye “gerici” yaftası yapıştıranlar bile Alevi Sorunu'nun çözümü için AK Parti'den bir şeyler bekliyor. Bu bir noktada artık AK Parti'nin Türkiye'deki tek Türkiye partisi olduğunun da en büyük kanıtı. AK Parti kendi tabanına benzemeyenlerle de oturup konuştuğu için ve icraatlarıyla da bu konuşmalarının hakkını verdiği için son zamanlar da en büyük trend haline gelen Türkiye partisi kavramının da tek sahibi olmuş durumda.
Hala Türkiye'de devam eden Alevi Sorunu, CHP Eğitim Sistemi'nin geçerli olması, sivil bir anayasaya sahip olamamamız göze çarpan büyük sorunlar olsa da bu noktadan sonra AK Parti ve AK Parti'nin tabanı olan muhafazakar çevre zamanında kendisini yok etmeye çalışan zihniyetin dilini kullanmadan ve “içimize Kemalist Devlet kaçmış” argümanına sığınmadan bu problemleri halledebilecek güce de sahip. Bundan sonra mesele bu gücü kullanma da saklı. Değişim isteğinden yorulmak bilmeyen halkın da tek talebi bu toplumsal dönüşümün devam etmesi olduğu da bir gerçek.
AK Parti 13 senede o kadar iyi işler yaptı ki Türkiye'de yaşayan birçok kişi 2002'deki Türkiye'yi hatırlamıyor. Bu bir nevi güzel bir şey olsa da başka bir açıdan 13 sene gibi kısa bir zamanda yapılan büyük ve köklü değişimleri de unutmamamız gerektiğinin en büyük göstergesi. Şimdi kurulacak olan koalisyon hükümeti kalıcı mı yoksa erken seçim için mi olacak tartışmalarına girmeden AK Parti'nin Türkiye'de tek Türkiye partisi olduğunu unutmadan ve bu yaşadığı zorlukları nasıl aştığını da göz ardı etmeden güncellenerek, arınarak ve halkın taleplerini iyi okuyarak yoluna devam etmesi şart. Bu yaşanılan siyasi iklimdeki hükümet krizi AK Parti'nin Meclis'teki diğer üç partiye benzememesi ve en az onlardan 50 yıl ileride olmasında saklı. O nedenle AK Parti hangi koalisyon hükümetini kurarsa kursun kendi özgünlüğünden asla ama asla eser vermemelidir. Bu özgünlük AK Parti'nin kurucu genel başkanı olan Erdoğan'ın getirmiş olduğu yeni bir siyasetin ve bu siyasetin gereği olan halkla beraber icraat üretmenin yegane eseridir. Çizgilerin hangi renk olacağı önemli olmasa da artık yazın modası haline gelen kırmızı çizginin sadece bu özgünlüğün korunması adına olması bile koalisyon görüşmeleri için yeter de artar.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- MİLLETİN KURDUĞU İTTİFAK…
29.10.2018 - BİR MEDYA ELEŞTİRİSİ VE BİZİM YAZARLARIMIZ
24.09.2018 - MAKAM ARACI
9.02.2018 - ASIL HEDEF CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ!
19.08.2018 - BEDELLİ ASKERLİK KONUSU NİYE KİMSEYİ MEMNUN ETMEDİ?
29.07.2018 - FUAT UĞUR HAKSIZ MI?
15.07.2018 - HAVADA MİS GİBİ MAKARNA VE KEK KOKUSU VAR…
1.02.2018 - HER ŞEY İZMİR MARŞI'YLA ÇÖZÜLSEYDİ…
14.06.2018 - MECLİS İŞLEVİNİ YİTİRİYOR MU?
4.02.2018 - Bu Anayasa Komisyonu’ndan bir iş çıkmaz!
9.02.2016
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları










































































































































































FATMA ÖZTÜRK
Sayen de dunyanın bazı ülkelerini turluyoruz,yazinizda en çok hoşuma giden Avusturalyadaki faklı etnik gurupların bir arada eğlenip kutlama yapması,inşallah bize de nasıp olur böyle kutlamalar bizim ülkemize ve insanımiza örnek teşkil eder.Güzel bir konuya değinmişsiniz kendimize eğlenmeyi ve tatili çok göruyoruz.İnanılmasi güç milliyetçilerın ve sağcıların ülkeyi bölmek istemesi, çok şükür bunuda görduk.Başarılarınızın devamı dıleğıyle deyıp yeni dıyarlara göturmeniz umuduyla hoşça kalın.