Ayşe HÜR
Başbakan 'çılgın' projelerle İsskanbul'u bir de kendisinin fethe kararlı olduğunu ilan etti. 561 yıldır bir türlü tatmin olmayan fetihçi ruhun geçen yıl nelere mal olduğunu biliyoruz.
29 Mayıs ‘İstanbul’un fethinin 561. Yıldönümü törenleri yapıldı. Başbakan da bu vesileyle, fetih ideolojisini güzelleyen bir konuşma yaptı. Konuşmasında üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, İstanbul Kanalı gibi benim gözümde birer ‘ucube’ olan projelerle İstanbul’u bir de kendisinin fethe kararlı olduğunu ilan etti. 561 yıldır bir türlü tatmin olmayan fetihçi ruhun geçen yıl nelere mal olduğunu biliyoruz. Bu yazıyı gazeteye yolladığım saatlerde henüz Gezi olaylarının 1. Yıldönümü için Taksim’de bir araya gelinmemişti. Dolayısıyla neler yaşandığını bilmiyorum. Ama Başbakan’ın konuşmasından hiç de iyi işaretler almadım. “Umarım gün bir şenlik havasında geçmiştir” deyip yazıma başlayayım.
Kuşatmalar
Coğrafi konumunun sağladığı avantajlarla ticari, askeri, yönetsel bakımdan her zaman stratejik öneme sahip olan Konstantinopolis, 2 bin yıllık tarihi boyunca defalarca kuşatılmıştı. İlk kuşatmalar 4. ve 5. yüzyıllarda Hunlar tarafından yapıldı. 6. ve 7. Yüzyıllarda Avarlar dayandı şehrin surlarına. Bunları Araplar izledi. Arapların dört seferinin üçü Emeviler döneminde (668-9, 674, 716-7) sonuncusu ise Abbasiler döneminde (781-782) idi. Şehir, 9. ve 10 yüzyıllarda Bulgarların, Rusların ve Macarların saldırısına uğradı. 1204’de Dördüncü Haçlı ordularınca tarihin gördüğü en büyük yıkımı yaşadığı yetmezmiş gibi 1261’e kadar da Haçlı ordularının elinde kaldı. (Haçlı Seferleri hakkındaki yazım 16.09.2102 tarihli Radikal’de yayımlanmıştı.)
Osmanlılar şehri ilk kez 1340 yılında kuşatmışlar, bunu 1394-1402 arasındaki ve 1422’deki başarısız kuşatmalar izlemişti. 200 bin kişilik Osmanlı ordusu 1453’te şehri kuşattığında nüfusu 50 bin civarında olan şehir her açıdan çok zayıflamıştı. Şehrin yerli halkının isteksizliği yüzünden savunma işi toplamı 10-15 bin kişi olan Venedik, Ceneviz ve Fransızlara kalmıştı ama 200 bin kişilik Osmanlı ordusunun kuşatması 6 Nisan’dan 29 Mayıs’a kadar sürdü.
Ayasofya’nın cami olması
Bugüne dek çeşitli araştırmacılar, 70 kadar geminin nasıl olup da kızaklar üzerinde iki saatte Dolmabahçe’den Haliç’e indirildiğini, şehre Ulubatlı Hasan ve 30 arkadaşının gürzlerle vuruşa vuruşa surlarda açtığı gedikten mi yoksa Osmanlılarla işbirliği yapan Rumların açtığı gediklerden mi girildiğini cevaplamaya çalıştılar. Merak edenler kaynakçadaki kitapları okuyabilirler. Şu veya bu şekilde şehre girildikten sonra olanları fethin (ki benim için ‘zapt’ veya ‘işgal’di olayın adı) tanığı Osmanlı tarihçiler Tacizâde Cafer Çelebi ve Tursun Bey şöyle anlatıyor: Bundan böyle ‘Fatih’ diye anılacak olan II. Mehmed 29 Mayıs 1453’de şehre girdiğinde neredeyse bin yıldır Ortodoks aleminin en büyük mabedi olan Ayasofya’nın kubbesine atıyla çıkmış, ardından kiliseyi çok harap bulduğunu söyleyerek Farsça bir beyit okumuştu. Beytin Türkçesi şöyleydi: “Örümcek Kisra’nın tâkında perdedarlık ediyor/Baykuş Efrasiyâb’ın kalesinde nevbet vuruyor...”
Lord Kinross, Osmanlı Tarihi adlı eserinde Fatih’in Ayasofya’ya geldiğinde hemen kapının önünde mermerlere zarar veren bir yeniçeriyi kılıcıyla öldürdüğünü belirtir. Daha sonra askerlerine dönerek, ‘esirler ve hazineler askerlerin, yapılar benim’ demiştir. Kinross’a göre, yağmanın İslami geleneğe uygun olarak üç gün değil de daha kısa tutulması (ki bu konuda net bir bilgi yok elimizde), Fatih’in şehri kendine başkent yapmaya niyetlenmesi ile ilgiliydi. Nitekim 1 Haziran’da Ayasofya camiye çevrilmiş, Fatih hocası Akşemseddin’in imamlığında ilk namazını kıldıktan ve adına ilk hutbeyi okuttuktan sonra şehrin Osmanlı dönemi başlamıştı. Ardından son Bizans İmparatoru XI. Konstantinos Paleologos’un cesedini buldurttu ve dini törenle gömdürdü. Bizans’ın son patriği Gennadios II Sholarios’u İstanbul’a getirterek bir yandan Ortodoks tebaanın içini rahatlatan Fatih, bir yandan da Ayasofya’dan çıkarılan ‘putları’ okçular için talim unsuru yapmaktan geri durmadı. Bu arada şehirdeki irili ufaklı kilise ve şapellerin cami ve mescide dönüştürülmesi devam ediyordu. Bu arada yıllardır Bizans sarayında yaşayan kardeşi Orhan’ı ve düşmanla arasında bir anlaşma olduğundan şüphelendiği Çandarlı Halil Paşa’yı boğdurdu ve 21 Haziran’da büyük bir törenle Edirne’ye doğru yola çıktı. Temmuz ayında yayınladığı Emânnâme’de ise “...kiliseleri ellerinde ola, okuyalar ayinlerince, amma çan ve nâkus çalmayalar ve kiliselerin mescid etmeyim, bunlar dahî yeni kiliseler yapmayalar” diyerek, ‘hoşgörü’nün sınırlarını hatırlattı.
Sulhen mi anveten mi?
Fatih’in fethin hemen ardından bütün kiliseleri camiye çevirmemesi bir İslami gelenekle ilgiliydi. Eğer bir şehir ‘sulhen’ yani barışla alınırsa oradaki eski mabetler aynen korunuyordu, ‘anveten’ yani savaşla alınırsa üç günlük yağma ve ardından eski mabedlerin camiye çevrilmesi mubahtı. Şehirdeki bazı mabedlerin kilise olarak kalmasına neden izin verildiğini tarihçi Cenabi Mustafa Efendi (ö. 1590-1) şöyle cevaplıyor: “Cemazilevvel ayının yirminci günü, Salı günü iki canipten fetholundu. Bahir (deniz) tarafından anveten (savaşla) fetholdu ve Edirnekapı’dan sulhan (barışla) fetholdu. İki asker Aksaray pazarından Ayasofyaya yürüyüp cemoldular (toplandılar) ve anın içündür ki Sulu Manastır tarafındaki keniseler (kiliseler) ibka olunmuştu (yerinde bırakılmıştı) ve Aksaray pazarından Ayasofyaya varınca cami ve mescit olmuştur…”
Hasan Çolak’ın kaynakçadaki makalesine göre, ‘Fenerli Rumlar’ denilen ayrıcalıklı zümreden olan ve Osmanlıların Boğdan Eyaleti’nin beyi, şarkiyatçı, ansiklopedici, müzik adamı Dimitri Kantemiroğlu (ö. 1723) ise asırlar sonra bu hikâyeyi muhtemelen Patrikhane arşivlerindeki bilgilerle zenginleştirecekti. Kantemiroğlu’na göre, karadan Haliç’e yürütülen donanma, Fener kapısından içeri girerek şehrin önemli bir kısmını ‘anveten’ ele geçirmişti. Surların gerisinde çarpışan Bizans kuvvetleri teslim olmaya karar vermiş ve imparator sultanın otağına elçilerini göndermişti. İyi bir şekilde karşılanan elçilerle teslim şartları konusunda anlaşmaya varılmış ve elçiler uğurlanmıştı. Ancak surlara varmadan II. Mehmed kendilerine bir şey daha söylemek için elçilerin geri çağrılmasını buyuracaktı. İşte ne olduysa o an olmuştu. Peşlerinden gelen Osmanlı askerlerinin hileyle şehre girmeye çalıştığını düşünen Bizanslılar geri dönüp savaşmaya başlamıştı. II. Mehmed de onların anlaşmadan vazgeçtiğini düşünüp şehri kılıç zoruyla almak için askerlerine çarpışmalarını emretmişti. Savaş esnasında imparator ölmüş ve geriye kalan Bizans güçleri deniz tarafından olanları da duyunca önceden üzerinde anlaşılmış oldukları koşuluyla şehri teslim etmişlerdi. Şehre giren Sultan Mehmed şöyle demişti: “Anlaşmamızda size burada kalacak olursanız hiçbir kilise ya da manastıra dokunulmayacağına ve dininize bir zarar gelmeyeceğine dair söz vermiştim. Ancak şehrin bir yarısını kılıç zoruyla, diğer yarısını da teslim suretiyle almış olduğun için fethettiğim kısımlardaki mabet ve kiliselerin camiye çevrilmesini, geriye kalanların da tamamen Hıristiyanlara bırakılmasını doğru buluyor ve böyle emrediyorum.”
Görüldüğü gibi, yıllar sonra da olsa, Kantemiroğlu her iki tarafı da kollayan bir anlatı geliştirmiş. Ancak biliyoruz ki, bugün ‘Suriçi’ dediğimiz bölgedeki yüze yakın kilise ve manastırdan kilise olarak kalmasına izin verilenler, Fatih’in oğlu II. Bayezid (hd 1481-1512) zamanında camiye çevrildi. Bu tür hamlelerin ileriki yıllarda da gündeme geldiğini 1578’de derlenmiş Historia Patriarkhiki (Patrikhane Tarihi) adlı eserde görüyoruz. Yine Hasan Çolak’ın araştırmasından öğrendiğimize göre Kanuni döneminin ünlü Şeyhülislamı Ebusuud Efendi, şehirdeki tüm kiliselerin camiye çevrilmesine ilişkin bir fetva yayımlamıştı. Dönemin Rum Patriği II. Ieremias telaşla Lütfi Paşa’ya gitmiş, Sadrazam kendisine, “şehrin anahtarının Bizans’ın son imparatoru XII. Kostantinos tarafından II. Mehmet’e sulhla verildiğini söylemesini” önermişti. (Burada bir parantez açalım. Eğer bu iddia doğruysa Lütfi Paşa Patrik’e yalan söylemesini önermişti, çünkü Lütfi Paşa, Tevarih-i Al-i Osmani adlı eserinde şöyle demişti: “Akibet Sultan Mehmed yağmadur deyü emr idicek gaziler her yerden yürüyüş idüb İslambol’i cebren ve kahren aldılar…” Tavsiyesi doğruyu söylemekse, Lütfi Paşa kitabında yalan söylemişti.) Patrikhane Tarihi’e göre, Patrik padişaha gitti ve hikâyeyi anlattı. Padişah şaşırdı, çünkü o şehrin ‘anveten’ alındığını biliyordu. Ertesi gün hediyelerle ikna edilen iki yaşlı Yeniçeri ile gelip hikâye tekrarlandı. Bunun üzerine padişah ikna oldu ve kiliselerin camiye çevrilmesi yönündeki fetvayı iptal etti. Benzer bir hikaye Atina Piskoposu Meletios’un 1703’te yazdığı bir risalede de vardı. Sadece Meletios, Lütfi Paşa’nın adını İbrahim Paşa yapmış, ‘şehrin sulhen alındığına dair yalan söylemekten’ değil, ‘şehrin sulhen alındığından’ bahsetmişti.
19. yüzyılın ilk yarısında yazan Alphonse de Lamartine’in anlattığı versiyonda ise kiliseleri camiye çevirmek isteyen padişah Şiilerle savaşa savaşa bağnazlaşan Yavuz Selim; Patrik II. Ieremias’a bir eline Kuran, diğer eline Sultan Mehmed zamanında yapılmış anlaşmalarla sultanın huzuruna çıkmayı öğütleyen ise Zenbilli Ali Efendi idi. Yazara göre, Sultan Mehmed zamanındaki anlaşmalar bir yangında kaybolduğu için Müslüman şahitlerin sözlerini kabul eden Şeyhülislam, padişahın istediği fetvayı vermemişti. Görüldüğü gibi tarihte aslında neler olduğunu öğrenmek hiç de kolay değil. Bu yüzden kesin yargılara varmaktan mümkün olduğunca kaçınmak gerekiyor.
Bizans mı İkinci Roma İmparatorluğu mu?
Peki, ‘Fatih’ unvanını alan II. Mehmed’in orduları hangi devlete son vermişti? Buna çoğumuzun ‘Bizans’a’ diye cevap vereceğini tahmin ediyorum. Belki de bir kısmımız ‘Doğu Roma’ya’ diyecek ki bu ikinci gruptakiler haklı olacak. Çünkü o devletin adı, Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölündüğü 395 yılından itibaren kendi halkı için Basileía tôn Rhomaíon (Rum İmparatorluğu), Batı dünyası için Doğu (veya İkinci) Roma İmparatorluğu idi. Bu imparatorluğun adının Bizans olarak değişmesinin öyküsü ise ilginç.
Terimin mucidi Alman tarihçi ve araştırmacı Hieronymus Wolf, 1537 yılında yeni kurulan Augsburg kütüphanesine müdür olarak atandığında kütüphanedeki antik ve ortaçağ Yunan eserlerini okumakla kalmamış, onların 100 kadarını Almancaya çevirmişti. 1557 yılında Yunan tarihi üzerine yazdığı büyük eserini yayımladı. Eserin adı Corpus Historiae Byzantinae idi. Devletin adını (Türkçe söylenişi ile) Bizans’a çevirirken esin kaynağı Konstantinopolis’in antik dönemdeki çekirdeği olan (Yunanca) Bizantion (Latince Bizantium) şehri oluşturmuştu. 17. Yüzyılın başında Fransa Kralı 14. Louis, dönemin ünlü Roma tarihi uzmanlarını bir araya getirdi ve onlara bir Roma İmparatorluğu tarihi yazdırdı. Wolf’un eseri temel alınarak yazılan bu 34 ciltlik dev eserle birlikte, ‘Bizans’ adı adeta resmileşti. Terimi, 18. Yüzyılda Fransız düşünür Montesquieu popülerleştirdi. Bu süreçte, Batı düşüncesinin üzerine kurulduğu Roma İmparatorluğu, erdemli olmak, savaş başarıları, hukuk sistemi kurmak gibi olumlu özelliklerle temize çekilirken, bağnazlık, entrikacılık (örneğin ‘Bizans oyunu’ terimi), çürüme vb gibi olumsuz nitelikler ‘nevzuhur’ Bizans’ın sırtına yıkıldı.
135 isimli şehir
Peki, fetihten sonra şehrin ismi ne oldu? Buna cevap vermeden önce şehrin 1453’ten önceki isminin ne olduğuna karar vermemiz gerekiyor. Bu da çok kolay değil. Necdet Sakaoğlu’na göre şehrin tarih içinde 135 ismi olmuştu. MÖ 660’lara tarihlenen ilk yerleşimin adı yukarıda da dediğim gibi Bizantion idi. MS 3. Yüzyılda Romalılar, şehri onaran Antonius’tan dolayı (şehri yıkan, babası Septimius Severius’tu) Augusta Antonina dediler. Şehirde büyük imar faaliyetlerine girişen I. Constantinus döneminde (324-337) şehrin adı Secunda Roma (İkinci Roma), 5. Yüzyılda Nova Roma (Yeni Roma) oldu, ancak bu yüzyıllarda ‘Constantinus’un şehri’ anlamına gelen ‘Konstantinopolis’ adı da yerleşmeye başlamıştı. Bu adlandırma 20. Yüzyıla kadar da bazı değişikliklerle de olsa devam etti. 7. Yüzyıldan itibaren Araplar, 11. Yüzyıldan itibaren Türkler için ülkenin adının Rumiye, Rumya, Diyar-ı Rum olması ise şehrin eski adlarının güçlü bir mirası olduğunu düşündürüyor.
İstanbul adı ise sanıldığı gibi şehre Osmanlılar tarafından konmamış. İsmin tarihi çok daha eskilere gidiyor. Örneğin 9. Yüzyıl yazarı Vakidi’nin Fütuh’üş-Şam adlı eserinde “Rum Meliki Timaoş’un oğlu İstanbul’un bir şehir kurmayı murad ettiği, dört sene süren hükümdarlığı boyunca şehrin inşaası için çalıştığı, ama şehri, yerine geçen Konstantin tamamladığı için şehre Konstantin adı verildiği” yazılı. Görüldüğü gibi bu anlatıda İstanbul bir insan ismi. 10. Yüzyıl yazarı Mesudi de Tenbih adlı eserinde ‘İstinbolin’ adını telaffuz etmiş. 13. Yüzyıl yazarı Yakut el-Hamavi Mu’cemü’l-Buldan adlı eserinde İştanbol-İştanbul’dan söz ediyor. Daha sonra pek çok Arap tarihçi ve ünlü Faslı seyyah İbn-i Batuta, bazı harfler değişik olmakla birlikte bu isim etrafında geziniyorlar. Bazı dilbilimciler bu adların, Yunanca ‘Eis tin polin’ (şehre doğru, şehrin içinde) tamlamasından geldiği ileri sürüyor. Bazıları ise (Ko)stan(tino)poli isminden, hece düşmesiyle oluştuğunu düşünüyor. Hangisi olduğuna karar vermek zor.
1453’ten sonra şehrin adının ne olduğunu fethe tanıklık eden Ermeni ozan-yazar Engürülü (Ankaralı) Abraham’ın şu dizelerinden öğreniyoruz: “[Fatih] Şehirde manasını ifade eden/İstanbol adını değiştirdi/İslam çokluğu demek olan/İslambol denilsin dedi…” Ancak bu etimoloji doğru olsaydı, şehrin adının İslambol olarak yerleşmesinde bir zorluk olmazdı diye düşünüyorum. Nitekim, İslambol’dan ziyade, Yunanca çağrışımlı İstambul, Sıtanbul gibi söyleyişler zamanla İstanbul’a dönüşmüşe benziyor. Ancak daha ilginci, İslami söylemde şehrin adı, Arapçalaşmış şekilde Konstantiniyye olarak kalmış. Konstaniyye-i Kübra, Kastantina el Uzma, Kostantaniya, Kostantiniyye el Mahrusa, Mahrusa-i Konstantiniyye, Şehr-i Konstantiniyye gibi terkipler resmi belgelerde, kitaplarda bol bol kullanılmış. Bunların yanısıra Dar’ül İslam, Darü’l-Mülk, Darü’l-Hilafe, Darü’s-Saltana, Der-Aliyye, Der-Saadet, Ümmü’d-Dünya gibi Arapça ve İslami isimleri de vardı şehrin.
17. Yüzyıl yazarı Evliya Çelebi ise “Lisan-ı Al-i Osman’da İslambol derler” diyerek, iki asır sonra Engürülü Abraham’ın etimolojisine gönderme yapar. İslambol adı, 19. Yüzyıla kadar yaygın biçimde kullanılmış, 19. Yüzyıldan itibaren paralardan ve resmi yazışmalardan kalkmakla birlikte ulema zümre tarafından kullanılmaya devam edilmiş. Çelebi aynı yıllarda Avusturyalıların şehre ‘Kostantin Opol’ dediklerini vurguluyor. Bu addan türeyen Kostantinopol adı 19. Yüzyıl Osmanlı basınında pek çok gazete ve derginin ‘basım yeri’ için kullanılmış. Görüldüğü gibi, Osmanlı’da bugünkü gibi bir Bizans kompleksi olmamış. Cumhuriyet döneminde Bizans’a nasıl bakıldığı ise ayrı bir yazı konusu...
Özet Kaynakça: Nicolo Barbaro, 1453 Konstantinopl Kuşatma Güncesi, Büke Yayınları, 2005; Tursun Bey Tarih-i Ebu’l Feth, Yayına Hazırlayan: Mertol Tulum, Baha Matbaası, 1977; Feridun Emecan, Fetih ve Kıyamet, Timaş Yayınları, 2014; Hasan Çolak, ‘Sulhen mi Anveten mi? İstanbul’un Fethiyle İlgili Bir Hikâyenin Gelişimi (16.-19. Yüzyıllar)”, İmparatorluk Başkentinden Kültür Başkentine İstanbul, Editör: Feridun Emecan, Kitabevi Yayınları, s. 205-213; Melville Jones, 1453 İstanbul Kuşatması, Yeditepe Yayınları, 2008; Erdoğan Aydın, Fatih ve Fetih, Mitler ve Gerçekler, Kırmızı Yayınları,2008; Stefanos Yerasimos, Konstantiniye ve Ayasofya Efsaneleri, İletişim Yayınları, 1995; Necdet Sakaoğlu, “İstanbul’un Adları” ve “Mehmed II (Fatih)” maddeleri, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı-Tarih Vakfı ortak yayını, 1994, C. 4, s.253-256 ve C.5. s. 327-333.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları





































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016