Yıldıray OĞUR
İktisat, sosyal bilimler içindeki en matematiksel, objektif bilim dalı.
O yüzden objektif ve matematiksel iktisadi gerçeklerle sübjektif siyasi, sosyal, dini, ideolojik gerçekler sık sık çatışma içine girebiliyor.
Türkiye tarihine baktığımızda bu çatışmaları; kriz, iflas, yokluk, yoksulluk kendini dayatmadıkça iktisadi gerçeklerin kazandığı pek vaki değil.
Zaten kısayolunu bulma, yırtma merakı yüzünden de iktisat gibi sabır, emek isteyen işler Türkiye’de çok popüler olamadı.
Yurtdışına giden Yeni Osmanlılar, Jön Türkler siyaset, hukuk, felsefe, edebiyat ile ilgilendiler, hatta bazıları Paris Komünü’nde bariyerlerde bile görüldü ama iktisat, maliye merak eden, eğitimini alan pek çıkmadı.
O yüzden de 1908’den sonra ekonomi, maliye deyince değişen iktidarlara rağmen herkesin aklına gelen tek isim Cavid Bey oldu.
İktisadi meseleler üzerine kafa yormuş, dergi çıkarmış, makaleler yazmış, Osmanlı maliyesini modernleştirmiş, bütçesini yapmış, devrin diğer ülkelerdeki Maliye bakanlarından daha ileri fikirlere sahip bir serbest piyasacı olan Cavid Bey’in hayallerine önce savaşlar ket vurdu, sonra da muhalefet korkusu.
İdamı büyük bir aile trajedisine dönmüş, haberi olan eşi akıl sağlığını kaybetmiş, iki yaşındaki evlatları evlatlık verilmişti.
Savaş şartlarındaki Birinci Meclis’te Maliye Vekaleti Hasan Saka’ya emanet edilmişti.
Cavid Bey’in Paris’e iktisat eğitimine gönderdiği, sonra birlikte bütçe yaptığı, Darülfünun’da iktisat hocalığı yapan Trabzon mebusu Saka, savaşa para bulmak için çıkarmak istediği yeni vergi kanunu Meclis’ten dönünce istifa etti.
Dönemin hatıratlarına bakılırsa savaş şartlarında bütçe harcamalarında bir “maliyeci” freni istemeyen Mustafa Kemal Paşa’nın yeni maliye bakanında aradığı tek bir kriter vardı: ‘Maliyeden anlamayan bir Maliye Bakanı istiyorum.’
Gümüşhane mebusu Hasan Fehmi (Ataç) Bey’in “Paşam, ben maliyeden anlamam’ diyerek bu makama geldiği söylenir.
Bu kısmı yine anılardaki bir tevatür olsa da Cumhuriyet’in ilk maliye bakanı bırakın ekonomi eğitimini, düzenli olarak okula bile gitmemişti.
İktisadi gerçeklerle, ülkenin yerli gerçekleri arasındaki büyük çatışmalar 1929 Ekonomi Buhranı zamanlarında tekrar arttı.
Aslında çatışmalar Buhran’dan önce başlamıştı.
Ankara’da iktisadi gerçeklerin bayraktarlığını yapan İş Bankası’nın kurucusu ve genel müdürü Celal Bayar’ın davetiyle 1927’de Türkiye’ye gelen Hollanda Merkez Bankası Meclis Üyesi Dr. G. Vissering, şirket statüsünde, devletten bağımsız bir Merkez Bankası önermiş, Bayar’ın da desteklediği bu FED tarzı tam bağımsız Merkez Bankası fikri önce Ankara bürokrasisinin tüylerini diken diken etmiş, sonra öneri benzer korumacı reflekslere sahip Başbakan İnönü’den dönmüştü.
Ancak iki yıl sonra 29 Buhranı dünyayı sarsınca, Türk lirası hızla değer kaybetmeye başlayınca bir Merkez Bankası’na yeniden ihtiyaç duyuldu.
Bu kez Alman Merkez Bankası (Reichsbank) Başkanı Hjalmar Schacht’ten yardım istendi. O da yerine yardımcısı Doktor Karl Müller’i Ankara’ya gönderdi. Müller, üç ay boyunca Türkiye’yi gezdi, rakamları inceledi.
Ve nihayetinde “Türkiye’de Nakit İstikrarı ve Bir Merkezî İhraç Bankasının Tesisi Hakkında Mütaleaname” adlı raporunu yazdı.
Rapor, Türkiye ekonomisinin o ana kadar çekilmiş en dürüst fotoğrafıydı.
Türkiye, ihracından fazla ithalat yapıyordu. Uzun vadeli ve dalgalı borçlara girilmişti. İktisaden dönüşü zor yatırımlar bütçe dengelerini bozmuştu.
Yüzde 90’ı tarım ürünleri olan ihracat sürekli düşüşteydi. Bütçenin yüzde 45’i savunma harcamalarına gidiyordu. Krizle dövize ihtiyaç artacaktı. Ama TL’nin değeri İngiliz Sterlin’i karşısında her yıl yüzde 3.7 değer kaybediyordu. 1 İngiliz Sterlini’nin değeri 816 TL’den 943 TL’ye çıkmıştı.
Rapordaki en sert eleştiri ise Müller’in kendisine verilen resmi rakamlar ile ilgili söylediğiydi: “Bu rakamların mutlak sıhhatine itimat edilemez.”
Müller, bir Merkez Bankası için sağlam bir devlet maliyesi, ödemeler dengesi, dış ticaret fazlası, zengin bir üretim şartı olması gerektiğini yazmış ve hüküm cümlesinde de şöyle demişti: “Yukarıdaki izahata nazaran hüküm, bu iptidaî ve zarurî şartların Türkiye’de henüz mevcut olmadığı merkezindedir.”
Yani ülkedeki ekonominin hali bir Merkez Bankası kurulmasını kaldıracak durumda değildi.
“Peki ne yapılmalı” sorusuna da cevapları vardı Müller’in: Zaruri olmayan masraflardan kaçınılmalıydı. Bütçe iktisadi olmayan sanayi tesislerine ve savunmaya değil, sağlık, eğitim, ziraate gitmeliydi. Kamu yönetiminde reform yapılmalı, memur sayısı azaltılmalı, Kurumlar uzmanlaşmalı, tarım sektöründe ihracatın artırılması hedefine yoğunlaşmalı.
Hükümetin pek hoşuna gitmeyen rapor gazetelere sızdı. Üzerinde büyük bir tartışma koptu.
O tartışmalardan biri Türk lirasının değer kaybı üzerine Haziran 1930’da Meclis’teki bir müzakerede yaşandı.
O oturumun başında Maliye Bakanı Şükrü Saracoğlu, Türk lirasındaki değer kaybı için çok tanıdık bir açıklama yapmıştı:
“Memleketin iktisadi istiklaline hasım olan düşmanların kulaktan kulağa fısıldadıkları zehirli propagandalardır.”
Sonra kürsüye yeni kurulan liberal Serbest Cumhuriyet Fırkanı’nın lideri Fethi Okyar çıktı.
Konuyu hükümete yazılan ama Meclis’le paylaşılmayan kamuoyunun gazetelerden okuduğu Müller raporuna getirdi:
“…Efendiler, bu rapor bütün iktisadi bünyemizi tamamile tetkik etmiş, tahlil etmiş, hastalığımızı meydana koymuş ve bu hastalığın tedavi çarelerini ileri sürmüştür. Bu raporun dikkatle ve ehemmiyetle bütün arkadaşlar tarafından okunması pek istifadeli olur mutaleasındayım. Müsyü Müllerin raporu bu suretle hasır altı edildikten sonra bazı arkadaşlar – meclis müzakeratından hasıl ettiğim intıba üzerine söylüyorum – Hükümete vaziyetin vehametini söylemekte, Hükümeti ikaz etmekte kusur etmemişlerdir. Fakat o zaman Hükümetçe bütün bu mutaleat reddedilmiş, paramız gayet sağlamdır. Siz bir takım ecnebilerin, haricin propağandasına kapılıyorsunuz. Bunlar hükümsüzdür paramız böyle kuvvetli, şöyle kuvvetli yolunda beyanatla bütün bu endişeler izale edilmek istenilmiştir”
Fethi Bey’in konuşmasından sonra Bakan Saracoğlu tekrar kürsüye çıktı:
“Müller’in raporuna gelince arkadaşlar; Devlet idaresinde zaman zaman birçok adamlar birçok kıymetli sözler söylerler. Her söylenen sözü hakikati mutlaka ve mahza telakki ederek derhal tatbika geçmek bir az ihtiyatsız adamların, bir az kendi kafasından ziyade başkalarının fikirlerine tevdii nefseden kimselerin karıdır… Bizce herhangi bir rapor üzerinde uzun tahkikat yapmadan, onun hakkında şahsi vicdanî kanaatlerimiz tebellür etmeden onun icra safhasına konulmasında hayırdan ziyade tehlike olur kanaati vardır.”
“Yalnız çok tetkikli, çok kıymetli diye ballandırdıkları bu rapor maliyeci arkadaşların ifadelerine bakılırsa o kadar kıymetli değildir…”
Daha sonra Serbest Fırka’nın iki numaralı ismi Ahmet Ağaoğlu söz aldı ve raporda devletin rakamlarının güvenilmez olduğuyla ilgili eleştiriye ne cevap verildiğini sordu:
“Müller raporunda bütçe muvazenesinin hakiki olmadığını ve bütçeye ait Maliye vekâletinin verdiği rakamların muhtelif olduğunu ve verilen rakamlar arasında münasebet olmadığını binaenaleyh bu memleketin bütçesi hakkında sarih ve muayyen bir fikir edinmeğe imkân olmadığını sarahaten yazıyor, bu tekzip edildi mi, edilmedi mi. Maliye vekâletinden soruyorum? Bunlar çok büyük ithamlardır ve bir Hükümet için, bilhassa maliye için muhtelif rakamlar verilmişse ve o muhtelif rakamlar arasında nisbet yoksa , ( – ki bunu alemşumul bir mahiyeti haiz olan bir âlim yazıyor) ve bu tekzip edilmemişse cidden şayanı dikkattır.”
Maliye Bakanı Saracoğlu tekrar kürsüye çıktı:
“Ağaoğlu Ahmet Bey, Müller denilen adamın, Rist denilen adamın veya herhangi bir hariçteki adamın kanaatlerini bilâkaydüşart buraya gelip müdafaa etmekle kendisini mükellef mi addediyor, orada gördükleri tamamen kendi kanaatine mutabık ise bu noktayı izah etsinler.”
Ve cevap için Ağaoğlu tekrar kürsüde:
“Efendiler, Müller’i ve Risti ne Fethi Bey ne de muhalefet fırkası davet etti. Hükümet davet etmiştir. İlmi salahiyeti haizdir diye buraya davet etmişlerdir. Hakikaten bu adamlar alemşumul bir şöhreti haizdirler. Bütün dünya bunların Türkiye’ye geldiğini biliyorlar. Bizim maliyemizi tetkik ettiklerini medeni dünya öğrendi. Bu mütehassısları kadar salahiyeti ilmiyeyi haizdirler ki; bütün cihanda dikkatla dinlenen fikir ve mutalealarını Maliye vekil Beyefendi gibi istihfaf etmek doğru olamaz. Bunların bu raporunu hiç şüphe yoktur ki; Avrupa’nın muhtelif aksamı okumuştur. Türkiye ile alakadar her memleket okuyacaktır. Efendiler! Bu raporlardan alınan intiba (impresyon), Türkiye’nin yolunda olmadığı merkezindedir.”
Müller’den istediği cevabı alamayan hükümet bu kez Faşist İtalya’dan Maliye eski Bakanı Kont Volpi’yi davet etti.
O hemen milli bir banka kurulmasını önerdi. Ama onun önerisi de tutulmadı.
1930’da Şükrü Saracoglu bu kez para basma yetkisine sahip Osmanlı Bankası’ndan görüş istedi. Osmanlı Bankası devrin ünlü iktisatçılarından Prof. Charles Rist’e öneriler hazırlattı. O öneriler de Ankara’dan olur almadı.
1930’da bu kez eski Ziraat Bankası Umum Müdürü Lozan Üniversitesi’nden iktisat profesörü Léon Morf bir Merkez Bankası kanun taslağı hazırladı.
Ama kanun Meclis’te görüşülürken Türkiye’de bulunan Fransız iktisatçısı Profesör Charles Rist kanunun bazı maddelerine itiraz etti. Kanun çekilip, yeniden düzeltildi.
Nihayet Merkez Bankası, ilk önerilmesinden üç yıl sonra 11 Haziran 1930’da kurulabildi.
Ama tam Merkez Bankası da kurulmuşken 1930’larda CHP liberal ekonomi tezlerden, mutedil devletçiliğe doğru kaymaya başladı.
Yakup Kadri’nin sahibi olduğu Kadro dergisi etrafında toplanan sosyalistler, CHP’ye Türkiye’ye özgü bir sosyalist devletçi ekonomik model önerirken önce desteklendi.
İnönü derginin ilk sayısına yazı yazdı, Atatürk “Kadro intişar ederken maksadının Türk milletine hâs meslek ve metodun millet ve memlekette teessüs ve inkişafına hizmet olduğunu yazmıştı. Kadro’ya bu maksadında geniş muvaffakıyet temenni ederim” diye tebrik gönderdi.
Ama dergi ikinci sayısının başyazısında yayınlandığı “Üç Yüzük Hikayesi” ile önce Recep Peker’in düşmanlığını kazandı.
36 sayı devam eden iktisadi üçüncü yolculuk, Atatürk’ün sofralarında “iktisadi siyasetimizi baltalayan ve rejimin temellerini sarsan neşriyat” olarak şikayet edilmeye başlanınca son buldu.
Atatürk’ün talimatıyla derginin sahibi Yakup Kadri, Tiran’a zoraki diplomat olarak tayin edildi.
1947’de savaşın ardından ekonomiyi toparlamak için iktidar tekrar iktisatçılara bir plan hazırlattı.
İktisat Vekaleti Başmüşaviri Süleyman Vaner başkanlığındaki bürokratların hazırladığı, Vaner Planı olarak bilinen “Türkiye İktisadi Kalkınma Planı”nda yatırımların yüzde 60’nın altyapı, yüzde 16’sının tarım ve yüzde 8’inin sanayiye yapılması öngörülüyordu.
Ama o planın kapağı bile açılmadı. Savaş sonrası ekonomisi Truman Doktrini çerçevesindeki Marshall Yardımları ile toparlanmaya, gün kurtarılmaya çalışıldı.
Hatta Marshall yardımları ile ilgili Amerikalılarla yapılan uluslararası bir toplantıda Türk heyeti Vaner Planı’ndaki verilerle Türk ekonomisinin ne kadar güçlü olduğunu anlatmaya başlayınca, toplantının başkanlığını yapan İngiliz Sir Oliver, Türk heyetinin başkanını bir kenara çekip “Böyle konuşmaya devam ederseniz, bu adamlar size neden yardım yapsın” diye uyarmıştı.
1950’de DP’nin iktidara gelmesinden sonra da iktisatçıların kaderi değişmedi.
Ülkenin ekonomik durumu hakkında rapor yazdırılan isimlerden biri Harvard Üniversitesi’nin ünlü ekonomi profesörü ve Amerikan yardım kuruluşu USAİD’in başkan yardımcısı Hollis Chenery’di.
Chenery, hükümete bir program teklif etmiş, önlem alınmazsa ekonominin devalüasyona doğru gittiği uyarısı yapmıştı.
Ama Menderes fazla Sovyetik bulduğu raporu tozlu raflara kaldırtmıştı.
Chenery’nin uyardığı kriz 1954’de geldi. Türk lirasının değeri hızla düştü. Acil krediye ihtiyaç vardı.
Acil kredi bulmak için ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Dünya Bankası’yla yaptığı görüşme ise yeni bir krize neden oldu.
İstenilen kredi rakamını yüksek bulduğunu söylemek isteyen Dünya Bankası başkan yardımcısının “But this is beyond Turkey’s credit worthiness” sözlerini çevirmen “Ama Türkiye’nin itibarı yok ki” diye çevirince Bayar küpleri binmiş, derhal yanındakilere bir talimat vererek Dünya Bankası’nın Türkiye temsilcisi “persona non grata” yani istenmeyen adam ilan edilmişti.
İstenmeyen adam ilan edilen Dünya Bankası Türkiye temsilcisi Piet Lieftinck, Hollanda ekonomisini savaşın sonunda ayağa kaldıran eski Maliye Bakanı’ydı.
Türkiye’den kovulduktan sonra Dünya Bankası’nda uzun yıllar yöneticilik yaptı, bu muamele yüzünden en yakın kredi kaynağı olan Dünya Bankası’nın kapıları DP iktidarına kapanmıştı.
O kapılar ancak 1958’de IMF ile ilk Stand-by anlaşması imzalanarak açılabildi.
Ama program yine delindi, ekonomik sorunlar arttı.
1959 yılında artık tüm kredi kapıları üzerine kapanmış hükümet tavsiyeler üzerine Prof. Tinbergen’i bulmuştu.
Jan Tinbergen, Hollandalı Nobel ödüllü bir iktisatçıydı. Savaşta yıkılmış Hollanda’dan bir tarım mucizesi yaratan mimarlardan biriydi. Merkez bankalarının “bir enstrüman yalnız bir amaç için kullanılır” kuralı hâlâ Tinbergen Kuralı olarak anılıyor.
Sosyalist olan Tinbergen’in Türkiye gelirken para istememesi o günlerde hükümet çevrelerinde “herhalde işe yaramaz bir adam” dedikodularına neden olmuştu.
Tinbergen, önce ön çalışmaları yapması için yardımcısı Koopman’ı Türkiye’ye yolladı. Koopman, çuvallar içerisindeki belgeleri, rakamları, Başbakan’ın odasına kaldırılmış projeleri inceleyerek Türkiye’nin ekonomik tablosunu çıkarmaya çalıştı.
Hatta ona ayrılan bir bütçe olmadığı için bir keresinde Ankara’daki otelde rehin bile kalmıştı. O günlerin genç ve parlak bürokratları olan Özal ve Demirel ile yakın çalışmıştı.
Tinbergen ve ekibinin çalışmalarına önce anlam verilemedi, bürokrasi yine ayak sürttü. Ama onun 1959’da başlattığı çalışmalar sayesinde darbeden sonra DPT kuruldu.
1960’ların başlarında DP iktidarı, yeni bir Stand-by için tekrar IMF’nin kapısını çaldı.
Nazilerden kaçıp Amerika’ya göç etmiş bir Çekoslavak Yahudisi olan IMF Avrupa Direktörü Prof. Sturc, Türk dostu olarak biliniyordu.
Ama Türkiye’ye destek için ise bir şart koşmuştu: “Sizinle Stand-by anlaşması yapabilmemiz için kaypak zemini ortadan kaldırmalısınız, seçime gidin iktidarda kalıcı olduğunuzu gösterin.”
Öneri Türk heyetine de makul gelmişti. Maliye Bakanı Polatkan ve Dışişleri Bakanı Zorlu, Kütahya’da yakaladıkları Menderes’i erken seçime gitmeye ikna etmişlerdi. Ama sonra devreye İçişleri Bakanı Namık Gedik girdi, bu fikre karşı çıktı ve Menderes’i ikna etti.
Böylece Türkiye bir IMF ekonomistinin önerisini dinlemeyerek ekonomileri mahveden darbelerden ilkini engelleme fırsatını kaçırdı. Menderes, Zorlu, Polatkan, Gedik de darbeden sonra aynı acı kaderi paylaştı.
Daha sonra da Türkiye’de ekonomistlerin başına pek iyi şeyler gelmedi.
1971’de muhtıra sonrası kurulan hükümetin Dünya Bankası’ndan ekonomiyi kurtarması için göreve çağırdığı Atilla Karaosmanoğlu, darbecilerin teknokrat hükümetini bile ekonomik reformlara ikna edemeyince, bir yıl sonra epey de düşman kazanmış olarak ABD’ye geri dönmüştü.
Ankara’ya ilk geldiğinde kitap kutularını açan işçiler, bir yıl sonra kitapları tekrar kutulara doldururken aralarındaki konuşmaları duymuştu: “Ben geldiğinde söylemiştim, bu kadar kitabı olan adamı bu memlekette tutmazlar diye.”
1970’lerin başlarında gelmekte olan ekonomik krizi gören Hazine ve DPT’nin dünya görmüş bürokratları, hiçbir hükümeti acı reçete içmeye ikna edemeyince kriz 1970’lerin sonlarında patladı, buna rağmen ancak 1980’de 24 Ocak Kararları ilan edilebildi.
Daha sonra darbecilerin bu kararları uygulamak için yola Özal ile yola devam etmelerinin sebebi ise yine ekonominin aciliyetiydi.
Zaten kısa bir süre sonra darbeciler de iktisatçıların söylediklerinden hoşlanmamaya başladılar ve yollar ayrıldı.
Bu uzun tarihin en çarpıcı örneği şüphesiz bugün kimsenin adını fazla hatırlamadığı Kemal Derviş.
Kötü yönetimle batırılmış bir ekonomiyi toparlayan ve bu yüzden neredeyse “vatan haini”, “Amerika’nın adamı” ilan edilen Derviş, sonradan girdiği CHP’de başörtüsü yasağına karşı çıkmak gibi o günkü CHP’nin kaldıramayacağı liberal bir pozisyon takınınca da siyasette tutunamayıp ABD’ye dönmüştü.
AK Parti iktidarının ekonomide başarı yıllarının mimarlarından Ali Babacan, Mehmet Şimşek, Erdem Başçı zaten gözlerimizin önünde “Faiz lobisinin adamları”, “Bilderbergçi” ilan edilip tasfiye edildiler.
Önceki günkü Karar’ın manşetinde toparlandığı gibi son beş yılda dört Merkez Bankası başkanı değiştirildi, son iki yılda değiştirilen Hazine ve Maliye Bakanı sayısı ise üç.
Ayrıca son iki yılda iki Borsa başkanı, iki TÜİK başkanı, üç Merkez Bankası başkan yardımcısı da görevden alındı.
Olan biteni yorumlamak için çok derin analizlere artık gerek yok.
İktisat ilminin gerçekleri ile iktidarın mutlak hakikatleri, önyargıları, bagajları ve siyasi ihtiyaçları çarpışıyor, bu çarpışmada şanslı olanlar görevden affını isteyip affedilirken, biraz direnenlerin üzerine ise “faiz lobisinin adamı”, “Bilderbergçi”, “finans çevrelerinin hizmetinde”, “zihnen yerli ve milli değil” yaftaları asılarak hedefe konuyor.
Yeni ekonomik modeli savunmamakta direnen Lütfi Elvan da az kalsın hedef menziline giriyordu.
AK Parti grubunda karşısında konuşan Cumhurbaşkanı’ndan “Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar kusura bakmasın ben faizi savunanla beraber olmam, olamam” sözlerini bizzat işitmişti.
Neyse ki yardımcısının heveskarlığının da katkısıyla son anda yerli ve millilik dışına itilmekten kurtuldu.
Affının ardından İslami camianın Whatsapp gruplarından birinde hala şöyle mesajlar dolaşıyordu:
“Affını isteyen bakan DPT orjinli. Kısacası bizim mahallede yetişmiş birisi değildi. O da çabucak bizim mahalleden & 2023 diye bir derdi olmayan Ziya gibi su kaynattı. Seçim yaklaştıkça taarruzlar artarak sürecek. Bu da geçer yahu.”
120 yıl önce Maliye Bakanlığı koltuğunda Cavid Bey’in oturduğu bir ülkenin bugün geldiği yer artık Cübbeli Ahmet Hoca’ya bile irrasyonel geliyor.
Kendi ideolojik kalıplarını kırarak büyümüş yenilikçi bir hareket herkesin gözleri önünde kozasına doğru büzüşüp küçülüyor.
İktisatla savaş sürüyor, kaybedenin kim olduğu ise malum.
Kaynaklar:
Kaya Erdem, Demokrasinin ilk 50 Yılı, Doğan Kitap.
Aytekin Ersal, Karl Müller’in Türkiye’de bir Merkez Bankası Kurulmasına İlişkin Raporu’nun Siyasi Yansımaları
Günal Kansu, Planlı Yıllar, İş Bankası Yayınları.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
















































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026