Halil BERKTAY
[23 Ağustos 2016] El Pais’in soruları, ister tarihsel gerçeklik boyutuyla, ister bu gerçekliği kuşatıp sarmalayan politik yaklaşımlarıyla -- “soykırımı tanımama siyasası” (genocide denial politics) ile “soykırımı kabul ettirme siyasası”nın (genocide recognition politics) karşıtlığı ve içiçeliği itibariyle -- Ermeni soykırımı hakkında yıllardır düşünüp söylediklerimi bir kere daha toparlamama olanak verdi. Yalnız bir nokta var ki, hiç sorulmadığı için bu cevapların içinde bir yere sıkıştırmak haksızlık olurdu, ama mutlaka parmak basılması da gerekiyor: solculaşmanın (ya da solcuların -- dar anlamda solcuların, özel bir solcu tipinin -- eline kalmanın) 1915 gerçekliğiyle yüzleşme çabaları açısından olumsuz sonuçları.
Bu konu, moderniteye ilişkin daha genel bir bağlama da oturmakta. 19. yüzyıla kadar tarihte bilinç, daha doğrusu kasıt faktörü görece zayıftı. Belirli aktörler görece küçük ölçeklerde, görece sınırlı hedefler peşinde koşuyordu. Öznel vizyonları da buna uygundu. Derken kapitalizm lokal süreçleri giderek daha fazla birbirine bağladı; dünya pazarı (ekonomisi) diye bir şey yarattı; farklı ipliklerden bir ağ ördü; bütün bir dünya ve bütün bir insanlık kavramlarına gerçeklik kazandırdı. Hem dünya tarihi diye bir alan açıldı, hem de Vico’dan Hegel’e bir “tarih felsefesi” (tekrar) vücut buldu. Dünyanın nereden nereye gittiğini total olarak açıklamayı amaçladı. Marx (ve Engels) bunun üzerine atladı. İdealizmin yerine materyalizmi geçirmek suretiyle doğru açıklamayı biz bulduk dediler.Geçmişin verilerinden türettikleri “gelişme yasaları”nı geleceğe uyarlamaya kalktılar. Birkaç mantık sıçramasından daha geçerek, insanlığın önünde (mutlaka) kapitalizmi yıkacak bir işçi sınıfı devriminin ve sonra sosyalizmin yattığını savundular.
Yığınla problemden sadece biri şu ki, bunu hem insan bilincinden bağımsız bir nesnellik gibi gösterdiler. Hem de bu “gerçeği” kavramış bir “bilinci,” işçi sınıfı eyleminin (giderek, partisinin) olmazsa olmazı saydılar. Öncelikle “bilimsel” bir kaçınılmazlık! Ama sizinanırsanız, daha da kaçınılmaz olacak!! Örneğin Plehanov Tarihte Bireyin Rolü’nde meseleyi tam böyle koydu. “Özgür irade” ile “zorunluluk” (determinizm) arasındaki çelişkiyi çözdüğünü, ikisini birleştirmeyi başardığını zannetti. Neyin “zorunlu” olduğunu anlar ve “özgür iradem”le ona katılırsam, o “zorunluluk” daha hızlı ve kolay gerçekleşecek… Aslında bu, enikonu bir hokkabazlıktı. Bir durup düşünürsek, (19. yüzyıl sonlarında) sosyalist devrimin de, sosyalist düzen veya sistemin de zorunlu olduğunun hiçbir ampirik kanıtı yoktu ortada. Ancak biz yaparsak, yapabilirsek, varımızı yoğumuzu ortaya koyarsak, belki ortaya çıkacak sonuca “gördünüz mü, işte zorunluluğun tecellisi” denecekti. Nitekim (binbir kaza ve tesadüfün ürünü olan) 1917 Ekim Devrimi, işte böyle yorumlandı, bilhassa Sovyet Marksizmi tarafından. Marx’ın öngörüsünün; kapitalizmin hareket yasalarına ve kaçınılmaz çöküşüne ilişkin tahlilinin zaferi sayıldı.
Oysa bütün gösterdiği, böyle bir teoriye yaslanan bir partinin, yıllar yıllar boyu inancını muhafaza edip hedef kitlesi olarak tanımladığı emekçilere (ve emekçi kökenli askerlere) gitmekte ısrar ettiği takdirde, (çok büyük bir ülke ile bir dünya savaşının bir araya gelmesi gibi) olağanüstü koşullarda belki eşsiz bir fırsatı yakalayıp iktidarı zorla ele geçirebileceği ve koruyabileceğiydi. Başka bir deyişle, (spesifik bir) teorinin içeriğinin doğruluğunu değil, (genel olarak) teorinin maddî bir güce dönüşme potansiyelini yansıtıyordu (ki aynı şey, zafer yıllarında İtalya’da Faşizm, Almanya’da Nazizm için de pekâlâ söylenebilir/di). Öyle veya böyle; Marksizmle ve sonra Sovyet Devrimiyle sübjektif boyut, değişik ve eskisinden çok daha masif bir biçimde girdi insanlık tarihine. Tarihin yönüne ilişkin bir Büyük Anlatı oluştu. Bu Büyük Anlatı, yer yer kendi kendini doğrulayan bir kehanet niteliğine büründü. Dolayısıyla determinizm kisvesi altında volontarizme, iradeciliğe geniş bir alan açıldı. “Devrimler kimse istediği için olmaz” türü, ancak yarım-doğru materyalist muhalefet şerhlerine karşın, tarihin akışını (yanlış bilinç, false consciousnessdahil) bilinç ve kasıt boyutlarının yüzde yüz dışında gibi tasavvur etmek imkânsız hale geldi.
Bu bilinç abartısının -- isterseniz, komünist partilerde somutlanan “bilinç hegemonyası”nın diyelim -- çok başka sonuçları da oldu. Marksizmi bir an için devreden çıkarın, koyun bir kenara. Tabii kapitalizm de dahil insanlığın tarihsel gelişmesinin ortaya çıkardığı yığınla sorun vardı (ve var), 19’uncu, sonra 20’nci, sonra 21’inci yüzyılda. İşçi sınıfının yaşama ve çalışma koşulları; kentleşme, konut ve altyapı; evlilik ve aile; kadın-erkek eşitsizliği; okullaşma ve eğitim; doğa ve çevre; kolnyalizm ve emperyalizm; milliyetçilik ve ırkçılık… Saymakla bitmez. Her biri kendi içinde büyük bir süreç-dâvâydıve gene her biri, bir dizi ülkede kendi içinden somut kamusal dâvâlar doğurdu (Fransa’da militarizm ve anti-Semitizm ile Dreyfus Vakası arasındaki ilişki, bunun basit bir örneğini oluşturur).
Siyasette ve kamusal alanda bir yaklaşım, böyle her meseleyi kendi ölçüleri içinde ele almak olabilirdi. Bu, o somut çerçevede, o sorunun kendi yanlış ve doğruları, kendi haksızlık ve haklılıkları üzerinden mevzilenmek ve mücadele etmek anlamına gelirdi. Gelebilirdi. Eğer bütün sorunları enlemesine kesen ideolojik çatılar olmasaydı. Fakat heyhat! Vardı ve çok kuvvetle bağlayıcıydı böyle çatılar. En güçlüsü de Marksizmdi. Salt bir “talepler paketi” değildi sorun. Sosyalist akımlar güçlenmeden önce, siyaset sahnesinin büyük kısmını işgal eden (merkez-sağ) Muhafazakârlık ile (merkez-sol) Liberalizmin de karşılıklı vardı böyle platformları ve “talep paketleri.” Ne ki, söz konusu paketlerin içindekiler mutlak surette hiyerarşileştirilmiş değildi; tek tek sorunlar ve her birine özgü pozisyonlar göreli özerkliklerini koruyabiliyordu.
Marksizm, derken “bilimsel sosyalizm,” derken Leninizm ve komünizm açısından ise durum farklıydı. Bir, sonunda her şeyi çözecek olan devrim ve sosyalizm mecrası vardı, bir de bütün diğer şikâyetler, spesifik eşitsizlik ve haksızlıkları insanlık halinin. İkincilerin, göreli özerkliklerine saygı gösterilmesi ve her birinin kendi içinde bir mücadele alanı olarak görülüp ona göre yürütülmesi şöyle dursun, sımsıkı ilkine, devrim ve sosyalizm dâvâsına bağlanması gerekiyordu. “Proletarya partisi” bütün bu özgül konu ve alanlar etrafında patlak verecek kitle mücadelelerinin başına geçerek kuvvet toplayacak ve sonra devrime kanalize edecekti. Bu da, olası rakip ve alternatifleri elimine ederek kendi hegemonyasını kurması demekti. Başka bir deyişle, fikir planında Marksizmin meta-anlatısının bütün diğer konu, alan ve anlatıları yutmasına, örgütsel planda partinin bütün diğer akım ve mücadelelerin özgüllük ve özerkliğini yokedip kendine bendetmesi denk düşüyordu. Tersi, derece derece oportünizm ve revizyonizm demekti; burjuva düşüncesine teslim olmak demekti; limitte, en korkuncu, likidatörlük, tasfiyecilik demekti.
Gerçek ve özgün bir barış ve silâhsızlanma mücadelesi mi dediniz? Ya da keza, kadınların maruz kaldığı karmaşık ve çok boyutlu eşitsizlik ve ayrımcılıklara karşı, gene özgün ve bağımsız bir feminizm mücadelesi mi? Özellikle Fransa ve İtalya gibi, komünist partilerinin muhalefette ama (İkinci Dünya Savaşı sonrasında) çok güçlü olduğu ülkelerde, mümkün değildi böyle şeyler. Nitekim bu partilerin tarihi bu yüzden (kendi dışındaki bir özgünlük ve özerkliğe el uzattı diye) “anti-parti” olmakla suçlanarak aforoz edilip atılmış yüzlerce, binlerce namuslu militanın trajik öyküleriyle doludur. 1970’lerin Türkiye’sinde de, sırf TKP’nin değil, hemen bütün sol örgüt ve fraksiyonların rekabetçi, parçalanmış hegemonyacılıkları yüzünden mümkün değildi. Kaldı ki, “Uluslararası Komünist Hareket”in manevî ağırlığı ve intelligentsia’nın değer yargılarını yoğurma, biçimlendirme kapasitesi, tek tek KP’lerin toplamını çok aşan bir şeydi.
Araya 80’ler, 90’lar, 2000’ler girdi. Sosyalizmin büyük ideolojik çatısı çökse de, bazı dâvâlar münhasıran sağın dâvâları, bazıları da münhasıran solun dâvâları olmaya devam etti. Rudyard Kipling, “Doğu Doğudur, Batı da Batı ve ikisi asla bir araya gelemez” (Oh, East is East and West is West, and never the twain shall meet) diye başlamıştı ünlü bir şiirine. Bu ilk dizeye aldanmayalım; Kipling çok daha esnekti, nitekim daha üçüncü ve dördüncü dizelerinde bir ölçüde çürütüyordu kendi fikrini. Ama bizim solcularımızın çoğu için gerçeklik “Sol Soldur, Sağ da Sağ ve ikisi asla bir araya gelemez”le sınırlı kaldı. 1980’lerin ikinci yarısında bir Demokrasi Kurultayı yapıldı, TKP, TİP ve TSİP’in (ya da TBKP’nin) kuvvetle desteklediği. Ön plandaki isimler Sadun Aren ve Aziz Nesin’di. Maalesef arkası gelmedi ama aslında çok önemli bir girişimdi. Ama düşünün; Aziz Nesin’e çok zor kabul ettirildi, 141-142’nin yanı sıra 163’ün de kaldırılması talebi. Demek kendisine kalsa, İslamcı partilerin Kemalist ideoloji ve askeri-bürokratik vesayet eliyle yasaklanıp siyaset dışında tutulmasının arkasına saklanmayı sürdürecekti. Aynı yıllarda başörtüsü yasağı da canalıcı bir sorundu. Ne rezillikler yaşadık bu yüzden! Ama pek az sol çevre ve pek az laik-feminist, kültürel Çin Seddinin ötesine geçerek Müslüman kadınların bu yüz bin kere haklı mücadelesine dahi destek vermeye cesaret edebildi.
En son, 15 Temmuz darbe girişimi karşısında solun tavrı kınama söylemiyle sınırlı kaldı.Serbestiyet’te Ertuğrul Başer ve Atilla Aytemur’un dikkat çektiği gibi, solcular burunlarının dibine kadar gelen muazzam bir kitle mücadelesine esas olarak seyirci kaldılar ve sokağa çıkıp içine girmeye cesaret edemediler. Zira kendilerini orada, o kültürün, o kitlenin ve o mücadelenin içinde göremediler; korktular yabancı bir dünyaya adım atmaktan. Tersine, katılanların özsel niteliği itibariyle bunun o kadar da demokrasi mücadelesi sayılamıyacağı (belki sırf AKP taraftarlarının, belki bir İslamcı gruba karşı diğerinin mücadelesinden ibaret olduğu) gibi mazeretlere tevessül ettiler.
Bu tavırlar, 1848-1917-1990 sürecinde doğan, büyüyen ve sönen devrim ve sosyalizm projesi çökmüş, “tarihin yönü” Büyük Anlatı’sından geriye hiçbir ciddî düşünsel miras kalmamış da olsa, eski ideolojik çatısı ve mahalle aidiyetine bağlı “benim değil onların dâvâsı” anlayışının, belirli bir sol kesim açısından, bir tür sol mahallenin sâkinleri açısından hâlâ ne kadar bağlayıcı olduğunu bir kere daha ortaya koydu.
Peki, aynı sol mahalle sâkinleri Ermeni soykırımına el atınca ne oluyor acaba?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları


















































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024