Hasan ÖZTÜRK
Sekiz yaşında bir kızım. Küçük kardeşimle birlikte yaşıyoruz. Biz karnındayken ölmüş annemiz... Her sabah İznik Gölü'nde avlanan balıkçıların şarkılarını dinler, her akşam gölden su içen yıldızları okşarız dallarımızla. Bu göl İznik Gölüdür; hani şu, Şeyh Bedrettin'in, suyundan bir avuç alıp, avucundaki sular dökülürken de:
"-O ateş ki kalbimin içindedir
tutuşmuştur
günden güne artıyor.
Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna
eriyecek yüreğim..."
diyerek, kıyısına sürgüne gönderildiği göl... İkiz kardeşimle birlikte bu gölden su içeriz köklerimizle. Yüzlerce yaprağımızı yelpaze yaparız sıcaktan bunalanlara. Gölgemizde yorgun insanlar oturup dinlenirler. Her sabah, dallarımıza konan küçük kuşlar, ışık vermeleri için şarkı söylerler güneş tanrılarına...
Zeytin ağaçlarıyla dostluk ederiz gün boyu. Çınar ağacıyız diye, hiç yadırgamazlar. Onlar bizi biz onları severiz. Hepsi tanırlarmış genç yaşında öldürülen annemizi. Ancak, bize hiç söz etmediler ondan. Bir ay kadar oldu annemizin kim olduğunu öğreneli. Çok genç yaşta öldürüldüğünü öğrendik onun. Geçenlerde bizi filme alıp fotoğraflarımızı çekmek için gelenler, onunla ilgili, uzun uzun konuştular. Gözlerinin içi gülen, zayıfça bir adam vardı içlerinde; daha önce de görürdüm o adamı. Sık sık ziyaretimize gelir, sevgiyle okşardı dallarımızı. Onun anlattığına göre, Nâzım Hikmet'in ölümünün birinci yıldönümünde buluşan dostları, şairi anıp şiirlerini okumuşlar. Ertesi gün de, Nâzım'ın, mezarının başına istediği çınarı dikmeye karar vermişler. Köyün üstündeki dere kenarına gidip, orada doğan küçük çınarlardan en güzelini, yani benim annemi alıp buraya getirmişler. Onu dikenlerin içinde Nâzım'ın Bursa cezaevinde birlikte yattığı İbrahim Balaban, İsmail Başaran, Bursa'dan Mimar Emin Canpolat ve bunları anlatan, gözlerinin içi gülen, zayıfça, adına Fevzi dedikleri adam da içlerinde olmak üzere,yedi kişi varmış...
Yıllar geçtikçe annem büyümüş, kendisini görenleri imrendiren bir genç olmuş. Yaşları yüze, iki yüze gelmiş zeytin ağaçlarını geçmiş boyu. O da bizim gibi İznik Gölü'nün balıkçılarının sevda türkülerini dinleyerek büyümüş... Tepedeki dalları, Bedrettin'in kapatıldığı İznik Kalesi'ni görmeye başlamış. Kuşlar, dallarında daha güzel öter, daha sevecen okşarmış onun yapraklarını güneş... Nâzım dostları, yaz günleri gölgesine gelip şiirler okurken, annem yapraklarını yelpaze yapıp serinletirmiş onları. Şu karşıdaki Ulu Çınar'la annem sevdalıymışlar
birbirlerine. Anneme, yanık şarkılar gönderirmiş rüzgârlarla Ulu Çınar. Kuşlar, dallarına konup Ulu Çınar'ın kendisi hakkında düşündüklerini anlatırlarmış anneme...
Annem çok mutlu on beş yıl geçirmiş bu gölün kıyısında. Sevgi ve saygı görmüş insanlardan... Bir gün gelmiş; üstünde kara bulutlar, altında kendisini horlayan, sövüp sayan insanlar belirmiş. Biz ağaçlar, en çok insanlardan korkarız. Fırtınadan, kardan, doludan korkmayız onlardan korktuğumuz kadar. Fırtına, kar, dolu pek pek yapraklarımızı döker, bir kaç dalımızı kırar. Ama insanlar? Dilimizi bilmedikleri için yakarışlarımızı, ağlayışlarımızı duymazlar. Hiç bir silahımız yoktur onlara karşı koyacak. Hiç bir karşılık veremeyiz saldırılarına; kaçıp kurtulmamız da olanaksızdır zaten...
İşte, benim güzel annem, bu kara yürekli, ağızlarından salyalı sövgüler akan insanları görünce çok korkmuş. Korkudan yaprakları titredikçe, onun bu haline kuşlar ötüşüp ağlamışlar. Annemin sevdalısı Ulu Çınar, öfkelenip koca dallarını sallamış ama, düşman insan olunca, o da bir şey yapamamış; umarsız beklemiş olacakları...
Sövgüler, onur kırıcı sözler yetmemiş olacak ki, bir kaç kişi ellerinde hızarlarla gelmişler bir gece. Hızarlarla bölmüşler güzel anneciğimin uykularını. Ağlamasına, yakarmasına hiç aldırış etmeden, kesip parçalamışlar her yanını. Kesenler, suçu aklını kullanamayan zavallı bir gencin üstüne atıp sıyrılmışlar işin içinden...
Haberi duyan Nâzım dostları, gelip annemin çotuğunun yanına çöküp acılarını dökmüşler toprağa... Kıyıcılar annemin ölüsünü yakıp kül etmişler... On beş yaşındaki o güzelim annemin ölümünü böyle anlattı o zayıfça, gözlerinden sevgi fışkıran adam, Nâzım'ın kız kardeşine ve dostlarına. Dostları da Nâzım'ın acısını bir kez daha yaşayarak dinlediler onu. Kardeşimle beni sevip, avuntularının bizler olduğumuzu söylediler. Annem öldükten bir yıl sonra, ilkin ben, sonra da kardeşim doğdu. Annemi kesip kül eden kıyıcılar, köküne sakladığı bizleri yok edememişlerdi. Bilseydiler bizim doğacağımızı, kökünü de kazıyıp karartırlardı geleceğimizi...
Mart'ın başıydı Nâzım dostları ziyaretimize geldiklerinde. Doğduğumdan beri köklerimi sularıyla serinleten gölü ve kışın soğuğundan yeni yeni kurtulup canlanan ovaları, içlerine doldururcasına bakıp filmlerimizi çeken, altımızda fotoğraf çektiren o güzel insanlar gittikten sonra kardeşimle konuşup dertleştik. O beni, ben onu annemizin yerine koyup uzun uzun okşadık yapraklarımızla...
Daha sonraki günler, dallarıyla barışı selamlayan zeytin ağaçlarından da dinledik annemizin öyküsünü: "Yanımızda doğdu, nasıl bilmeyiz başına gelenleri," dediler. "Yıllarca aynı güneş okşadı yapraklarımızı. Aynı kışlarda üşüdük, aynı yağmurlarda ıslandık, aynı kuşlar kondu dallarımıza" diye eklediler, zeytin ağaçları. Sizleri üzmemek için anlatmadık annenizin acı ölümünü. "Anneme kıyıp, onu yok eden insanlara ertesi yıl ürün vermediklerini söylediler... Göl, balıklarını, kerevitlerini saklamış uzun süre. Kuruyor sanmışlar insanlar Bedrettin'in gölünü. Zeytinlerin verimsizliğini, gölün balıklarını saklamasını anlamamış olacaklar ki, insanoğlu yine sürdürüyor kıyıcılığını...
Bizi görmeye gelen güzel insanlar topluluğundan, ne denli önemli bir görevimizin olduğunu öğrendiğimizde, kardeşimle nasıl da sevinmiştik. Nâzım'ın isteğiymiş başında bir çınar ağacının olması. Bizi görmeye gelen başkalarından da çok şeyler dinledik bu konuda. Nâzım, gurbet yıllarında, ne zaman ülkesini özlese, altında oturduğu çınarları anımsarmış. Ölümünü düşündüğünde de yurdunu ve altında oturduğu o ulu çınarları düşünmüş olabileceğini söyledi bizi görmeye gelenlerden Rasih Nuri dedikleri yaşlı bir Nâzım dostu...
Anıt ağaç derlermiş bize, uzun ömrümüz ve görkemli gövdemizden dolayı. Annem genç yaşında öldürüldüğü için asırlar boyu yaşayıp anıt ağaç olamadı. Bizler yaşayıp anıt ağaç oluruz belki... Dünyada iki türümüzün olduğunu, bunlardan Doğu Çınar'ı olanının Anadolu kökenli, Batı Çınarı'nın Amerika kökenli olduğunu söyledi gelenlerden biri. Nâzım'ın isteğinde bunun da etkisi olabileceğini söylediler. Anadolu'da, Hasan Bey'in vurdurduğu Anadolulu Irgat Osman bir yanında, çavdarın dibinde toprağı çocuklayıp kırkı çıkmadan ölen, Anadolulu şehit Ayşe öbür yanında; Anadolu'nun bağrından fışkırmış bir çınar ağacı başucunda yatmak istemiş olabilir büyük ozan, dediler...
Kardeşim yaş olarak benimle aynı yaşta olmasına karşın, bir türlü serpilip boy atamadı. Ufak tefek sevimli bir kızdır o. Olmayacak zamanda yaprakları sararıp kuruduğunda, kışları kar altında çok üşüdüğünde, ödüm patlar ona bir şeyler olacak diye. Görmeye gelenlerin, benim gövdeme bakıp övücü sözler söylemelerine, bazılarının onu görmezden gelmelerine hiç aldırmaz kardeşim. Ablasının güzelliği konuşuldukça öylesine sevinir ki…
Zorlu bir kış geçirmiştik yine. Bahar gelip toprak ısınınca, biz de kendimize gelmeye başlamıştık. Biz çınarlar gibi, o da Anadolu'nun bağrından fışkıran, bereket tanrıçası Kibele, yeryüzüne çıkıp, bereketli elleriyle toprağı okşamıştı. Mayıs ayındaydık, dallarımıza su yürümüş, yapraklarımız tomurcuklanmıştı. Her yanımızı papatyalar sarmış, utangaç sevgililer gibi kızarmıştı gelinciklerin yanakları. İznik Gölü'nün üstündeki sis, yavaş yavaş dağılmış, tatlı tatlı göz kırpıp gülümsüyordu güneş sulara. Açık sarı baharlarla yüklüydü yaşlı zeytin ağaçları. Yüz yıllardır, açık sarı baharları lacivert meyvelere dönüştürmekten yorulmuşlardı halsiz düşmüşlerdi. Kurşuni bir sessizlik içindeydiler. Altlarını biraz sürüp, diplerine bir avuç gübreyi çok gören insanlara durmadan ürün veriyorlardı. Yorgun ve halsiz düşüp ürün veremediklerinde de insanların yüzleri bir karış asılırdı...
Hava çok güzeldi bugün. Mayıs ayını çok severdik biz kardeşimle. Soğuğu dondurmayan, güneşi yakmayan bu ayda çevremizdeki çiçeklerin kokusu başımızı döndürürdü. Bu yılki Mayıs ayı da, yine tüm güzelliğiyle kucaklıyordu bizi. Ancak, bu sabah, bizi görmeye gelen, iki Nâzım dostu, içimizi burkup gittiler. Okudukları bir şiirden, büyük ozanın böyle bir Mayıs ayında, hakkı olan özgürlüğünü isteyip, cezaevinde açlık grevi yaptığını öğrendik. İnsanların acımasızlığı bir kez daha yaktı yüreklerimizi...
Öğleden sonra bir otomobil yanaştı gölün kıyısına. İçinden iki genç indi. Birbirlerine sarılıp yürüdüler kıyısında gölün. Daha sonra da yolu geçip bizim yanımıza geldiler. Dibimize oturup kopardıkları papatyalarla fal baktılar. Papatyaların yapraklarını birer birer koparıp:"Seviyorsun, sevmiyorsun, seviyorsun, sevmiyorsun,"deyip papatya falı bakıyorlardı. Hep, seviyorsun çıkıyordu fallarında. Onların o hali annemizin sevdasını anımsatmıştı bize. Onun, Ulu Çınar'a olan sevdasını... Oğlan kalkıp iki gelincik kopardı. Kopardığı gelincikleri, kızın siyah saçlarına taktı. Kız, çok hoşlanmıştı bundan. Oğlan çevresine bakınıp, kimselerin olmadığını görünce kaçamak bir öpücük kondurdu kızın dudaklarına. Kardeşimle onlara bakıp sessice gülüşüyorduk. Bizim kendilerini seyrettiğimizden habersiz olduklarından çok rahattılar... Hep böyle olsa ya insanlar, diye geçirdim içimden... Hep bu gençler gibi sevecen olsalar ya? Genç adam, dudaklarına bir kaç kez öpücük kondurunca, kızın beyaz yüzü saçlarındaki gelincikler gibi kızarmıştı. Onların bu hali bizden çok, yaşlı zeytin ağaçlarının hoşuna gitmişti. Onlar bir türlü gençlerden ayıramıyorlardı kurşuni bakışlarını...
Hava kararıyordu yine. Gölün lacivert sularının üstüne siyah bir örtü serilecekti biraz sonra. Ulu Çınar'ın altında güneşleyen köylüler, gezmeye gelmiş yabancılar, birer birer gidiyorlardı evlerine. Biraz sonra zeytin ağaçlarının gri renklerini siyaha boyayacaktı akşam... Annemizin böyle siyah bir sessizlikte kesilip yok edilişini duyduktan sonra, her karanlık bastığında bir hüzün dolardı içimize. Gündüz olsun istiyorduk hep. Epeydir ölümü çağırır olmuştu karanlık...
Geceleri kimseler uğramaz buralara genellikle. Yaz gecelerinde sebzelerini sulayan olur ama, bu aylarda kimsecikler uğramazdı. Bu gece iki kişi dolanıyordu çevremizde; saat de ilerlemişti. Durumları da hiç güven vermiyordu çevremizde dolananların. Birinin elinde balta vardı. Gelip dibimize oturdular. Sigaralarını yakarken kibritin ışığında yüzlerini gördük. Gözlerindeki hınç korkuttu kardeşimle ikimizi. Biraz sonra da bizden söz etmeye başladılar. Nâzım’ın kız kardeşi ve dostları geldikten bir süre sonra Gazetede fotoğraflarımız çıkmıştı. Gazetede gördükleri fotoğrafımız çileden çıkarmıştı onları. Ağız dolusu sövüyorlardı. Ne Nâzım kalmıştı sövmedikleri, ne de onun için çınar dikenler. Komünistlerin ayaklarını kesmeliyiz buralardan diyorlardı.
Konuşmalarından anlamıştık kardeşimle. Öldüreceklerdi bizi bu adamlar. Çok korkmuştuk. Sonumuz annemize benzeyecek gibiydi. Niye hemen yapmıyorlardı bunu?.. Belki de zamanın biraz daha ilerlemesini, yanımızdaki yoldan geçen araçların azalmasını bekliyorlardı. Çaresizdik; yapabileceğimiz hiç bir şey yoktu kardeşimle. Bağırmak istiyorduk, sesimiz çıkmıyordu. Kaçıp kurtulmak istiyorduk kaçamıyorduk... Bir karabasandı bu. Annemin katilleri bize de kıyacaklardı. Vakit ilerledikçe açık açık söylemeye başlamışlardı bunu...
Sonumuza doğru ilerliyordu saatler. Ölümün yüreğimi dağlayan ateşinde, büyük ozanın cezaevi arkadaşlarından birinin, bizi sevmeye geldiği gün okuduğu şiir düşmüştü aklıma:
Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenlerse daracık
Daha uzun olan şiiri korkudan anımsayamıyordum. Bizim cenazemizi nasıl taşıyacaklardı? Dibimizde oturan adamlardan birinin elindeki tenekeye bakılacak olursa, belki de yakacaklar cenazelerimizi...
Bizden ne istiyorlardı bunlar? Saçmalıyorum... Nâzım'dan ne istiyorlarsa, bizden de onu istiyorlardı. Sevginin düşmanıydılar. Yurtlarını süsleyen ağaçları kesecek kadar kıyıcı, yurtlarını süsleyen ozanları zindanlara atacak kadar canavardılar. Bizi ziyarete gelen o yaşlı adamın okuduğu şiiri düşündüm. Ne güzel söylemiş onlar için büyük ozan:
Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağındaki ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına;
-çürüyen diş, dökülen et-
bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler.
Vakit gece yarısını geçmiş, yoldaki araç geliş gidişi de azalmıştı iyice. Elinde balta olan adam kalktı. Diğeri de kalkıp elindeki tenekeyi zeytin ağaçlarından birinin dibine bırakarak yola indi. Uzaktan gelen araçları denetliyordu. Bir araç geçerken bizden yana kaçtı. İkisi de birer ağaç bulup arkasına gizlendiler. Araç uzaklaştığında adam yeniden yola çıktı; ağaçların arasından uzaktaki araçları göremeyen, eli baltalı olana seslendi:"Başla!.."
Kardeşimden başladı adam kıyıma. Hem, sövüyor, hem de tüm hıncıyla vuruyordu baltayı kardeşime. Söverken de ağzından tükürükler saçılıyordu... Balta sesini çevredeki zeytin ağaçları ve diğer ağaçlar duymuştu. Kireç gibiydi papatyaların yüzleri; kan ağlıyordu gelincikler. Yaş içindeydi İznik Gölü'nün gözleri. Hem öldürüyor, hem sövüyordu adam sarı salyalı ağzıyla. Kuşlar uykularından uyanmış, umarsız çığlıklarla dönüyorlardı kıyıcının tepesinde... Zeytin ağaçları ağıt yakarcasına, öne arkaya sallanıyorlardı yavaş yavaş... Ve kardeşim devrildi biraz sonra. Ağaçlara çarparak uzandı boylu boyunca...
Sıra bana gelmişti. Uzaktan bir aracın geldiğini iletti gözcülük yapan. Yine saklandılar ağaçların arkasına. Yoldan geçen aracın ışıkları aydınlattı yerde yatan kardeşimin ölüsünü. Benim için de ölüm kaçınılmazdı. Saniyeler kalmıştı yaşanası dünyadan kopup gitmeye. Oysa:
Yaşamak ne güzel şey,
Anlayarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
YAŞAMAK...
Nâzım'ca ölecektim; vermiştim kararımı. Eli baltalı bu katil, yeşil gözlerimde korkuyu görebilmek için boşuna bakacaktı bana... Ve, öyle de yaptım. Baltayı her vuruşunda biraz daha ölüyordum. Ancak, korkunun bir tek izi bile yoktu gözlerimde. Kıyıcı bu durumumu gördükçe çılgına dönüyordu. O, kendi kendisini kestiğini bilmiyordu. Vurduğu her balta, beni sonuma yaklaştırırken, lanetim onun üstüne sıçrıyordu. Ölünceye dek onun üstünde kalacaktı bu lekeler. Gün gelecek, benim lanetimde boğulacaktı... Sonunda, annem gibi, kardeşim gibi bende kopmuştum kökümden. Kardeşimin üzerine devrildiğimde onun öldüğünü anladım. Mayıs güneşinde ısınmış olan yaprakları soğumaya başlamıştı. Bense ölmemiştim daha. Siyah geceyi yas giysisi yapmış, için için ağlayan zeytin ağaçlarını görüyordum çevremde. Son kez İznik Gölü'ne baktığımda, dalgaların gözyaşları gibi akarak kıyıya vurduklarını gördüm. Yanıma gelip beni kucaklamak istercesine çırpınıyorlardı Kendisi için en güzel dizeleri yazan İznik Göl'ü Nâzım'ın, çınarına ağlıyordu. Gözlerim bulanıklaşmaya başladığında, yakınımda parlayan bir alev gördüm. Kıyıcı baltayı bırakmış, getirdikleri tenekeyi almıştı eline. Tenekeden döktüğü gaz yağıyla toprakta kalan kökümüzü yakmak için bir kibrit çaktı. Ağzından saçılan salyalar kibriti söndürdü. İkinci kibriti yakarken salyaya batmış bir ses duydum:
-Çınar ağacının dibinde yatmak istiyormuş vatan haini
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
























































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2015
20.12.2014
7.12.2014
16.11.2014
26.10.2014
11.10.2014
27.09.2014
14.09.2014
3.09.2014
16.08.2014