Murat Sevinç
Geçen haftaki yazıda hızımı alamamış ve bir koşu yazısı daha kaleme alacağımı söylemiştim. Yine, koşmakla ilgili güzel bir kitap üzerinden…
Çok heyecanlanıyorum bu konuları düşünüp yazarken. Genellikle nereden başlamam gerektiğini kestiremeyecek kadar büyük bir heyecan bu. Önce ne yaptığımı söyleyeyim de, heyecanıma ikna olun siz de! Okuduğunuz yazının başına salı gecesi oturdum. Üzerine yazacağım kitabı ise yıllar sonra ikinci kez, aynı akşam bitirebildim. Arada üç dört saat var. Kitabın sonunda öyle bir koşma isteği yerleşti ki içime, yerimde duramayıp gece vakti dışarı attım kendimi. Yirmi küsur yıl, hemen her gün yaklaşık 10 kilometre aralıksız koştuktan sonra koşuyu bırakıp daha az sızı veren faaliyetlere başlamıştım. Kendimi bildim bileli spor yapıyorum ve bedenim birine izin vermediğinde tür değiştirip diğerine başladım her zaman. Belimdeki ağrı, orta mesafe koşmamı engelleyince, uzun yol bisikletçiliği ve yüzmeye başlamış, koşuyu da yürüyüşe dönüştürmüştüm. Haftada yaklaşık 50-60 kilometre kadar. Bir meraklı için iyi bir mesafe sayılır. Dolayısıyla yürüyüş hiç bırakmadığım bir şey oldu son yıllarda. Uzun süredir ilk kez, bu akşam koşmayı denedim. Yıllar sonra. Günlük yürüyüş mesafemi biraz kısaltıp yedi-sekiz kilometreye düşürdüm ve birazını yürüsem de çok hafif tempoda bitirmeyi başardım. Ardından bilgisayarın başına oturdum. Anlatılmaz bir mutluluk yaşıyorum şu anda ve sızlamayan tek bir eklemim yok! Muhtemelen üç buçuk aydır sigara içmiyor oluşumun da etkisi oldu. Korona nedeniyle çevre baskısıyla içmeyi kestim ne yazık ki. Şimdi belki yeniden koşmaya başlar ve sigara içmemek kadar saçma bir durumdan yarar sağlayabilirim. İşte böyle değerli okur, ne fedakârlıklarla yazılıyor bu satırlar!
Bir insan neden egzersiz yapmak ister? Neden kilometrelerce koşar? Nasıl başlar? Herhalde bir yandan sınıfsal-kültürel aidiyetler, diğer yandan ‘fıtrat’ belirleyici oluyor. Hangi spor dalına merak salındığı meselesi aslında büyük ölçüde imkânlarla ilgili. Tabii gezegenin hangi noktasında doğup büyüdüğünüz önemli. Örneğin tenis bizde varlıklı sporu muamelesi görür ama Batı’da hiç öyle değil. Özel ve pahalı malzeme ile saha gerektiren tüm branşlar için geçerli bu. Oysa basketbol, futbol ya da koşu gibi alanların meraklıları daha şanslı. Basketbola bizim bakkalın kepengine bağladığımız çember ve plastik topla başlamıştım örneğin. Kupa marka ilk basket topunu, ortanca ablam hediye ettiğinde ilkokul yeni bitmişti ve bizim mahallede basket topu olan ilk çocuktum. Büyük prestijdi. Bunun sorumluluğuyla cumartesi sabahları sekiz gibi basket sahasında oluyordum, arkadaşlarım beni bekliyordu ve öğlene kadar durup dinlenmeden basket oynuyorduk. Üç beş yıl öncesine dek deliler gibi basket oynamayı sürdürdüm. Tabii o yıllarda iki etmen vardı teşvik eden. Biri, Beyaz Gölge adlı harika dizi. Diğeri, basket oynayanların boylarının uzadığı yönündeki bilimsel bilgi. Hekim olan ablam yıllar sonra; herkesin genetik bir eşiği olduğunu, yani bir yerden sonra uzamamın mümkün olmadığını söylediğinde artık çok geçti. Yaklaşık otuz yıl basketbol oynadım ve sonuç ortada…
Koşmak da basket gibi, hatta ondan çok daha masrafsız bir spor. İyi bir ayakkabı dışında hiçbir şeye ihtiyaç yok aslına bakılırsa. Tabii o iyi ayakkabılar şimdi var, 1970’lerde ya yoktu ya da bizlerin alabileceği gibi değildi. Muhtemelen pek çok eklem sorununun bir nedeni o kötü ayakkabı tabanları. Her neyse, neden koşar hakikaten bir insan? Yalnızca malzeme gerektirmediğinden olmasa gerek. İçinde onu koşmaya itecek bir şey olmalı. Belki biri teşvik etmeli. Fakat içinde olmayan, teşvik de edilemez. Yıllar önce fakültedeki futbol delisi bir meslektaşım, çok nadir de olsa maç seyrederken spor yapma ihtiyacı hissettiğini, hemen bir şeyler yiyerek bu isteğini bastırdığını söylemişti. Hayatı boyunca hiç spor yapmamış. Böyle çok insan var. Hatta spora karşı olan, her türlü yarışmayı ahlak dışı görenler de mevcut. Bu yönde yazılar okudum zamanında. Buna mukabil birileri de deli gibi egzersiz istiyor ve bunu yalnızca sağlık gerekçesiyle yapmıyor. Benim spor sevmemin nedeni de öyle sağlıklı yaşam takıntısı filan değil, hakikaten seviyorum ve spor hayatımın önemli bir parçası olduğu için hep çok iyi hissettim.
.
Takım ve bireysel sporlar arasında fark çok tabii. Biri, diğerleri için de mücadele etmeyi gerektiriyor. İlginç bir durumdur, hani ‘insan ayıkken neyse sarhoşken de odur’ denir ya, takım sporu da karakteri açık eder. Örneğin oyunda kasti faul yapıp can yakmak isteyen bir oyuncu, oyun dışı hayatta da aynısını yapıyor! Oyunda dürüst olmayan, sonrasında da… Neyse, asıl konumuz koşmak bu yazıda.
Rahmetli Melih Ağabey’le Belgrad Ormanı’na koşmaya gidiyorduk. 1980’lerin ilk yarısından itibaren. O yıllarda bu kadar ‘soylulaşmamıştı’ orman yolu. Orada bir Neşet Suyu parkuru vardır. Hâlâ var ama en son geçen yıl gidip koşu yolunu özel bir malzemeyle kapladıklarını görünce canım sıkıldı. Doğal hali daha güzeldi bana kalırsa. O parkur yanlış hatırlamıyorsam 6.5 kilometre kadar ve ortalarında bir yerlerde ‘deve bağırtan’ diye bilinen yokuş var. Ben ve Selçuk, o kilometreleri ‘yarışarak’ tamamlamaya çalışırdık. Deli gibi bir yarış hem de. Yokuşu da çıkarak! Yanlış bilinir, aslında her sporda zorlu kısımlar çok daha zevkli. Bisiklette düz yol can sıkıcıdır örneğin, rampa çıkmak büyük haz veriyor insana.
O günden sonra aralıksız koştum ve bırakmak zorunda kaldığımda yirmi beş kilometreyi rahatlıkla koşuyordum. Yıllar içinde bir şeylerin değiştiğini de gözlemledim, hissettim tabii. En önemlisi, yirmi yıl sonra artık yarışmıyor, yalnızca yolun tadını çıkarıyordum. Fiziksel güçle ilgili bir şey değil bu söylediğim. Hani yirmili yaşlarda yurt dışına çıkınca her müzeye gidip bütün şehri sömürmek isterken, kırk küsur yaşında artık bir kahvede saatlerce oturup çevreyi seyretmeyi tercih etmekte olduğu gibi. Zihinsel değişim çok belirginleşiyor yaş aldıkça.
Koşmasaydım Yazamazdım, Haruki Murakami, Çev: Hüseyin Can Erkin, Doğan Kitap, 2015, 176 syf.
Koşu, özellikle orta ve uzun mesafe koşu, pek çok açıdan tam bir okul sayılır. İşte meşhur Japon edebiyatçı Haruki Murakami’nin, Hüseyin Can Erkin’in çevirdiği “Koşmasaydım Yazamazdım” (2013, Doğan Kitap) adlı eseri, bana kalırsa bu okulun nasıl bir şey olduğunu çok güzel anlatıyor. Yıllar önce bu kitabı bana hediye eden sevgili meslektaşım Nisan Kuyucu’ya teşekkür borçluyum.
Yazara ve kitaba gelene dek anlattıklarım boşa değil. Yazarın deneyimi ile çokça benzerlik var. Yazarlık, edebiyatçılık konusunda değil kuşkusuz; koşuya duyulan sevgi, heves ve koşunun öğretici niteliği hakkında. Zaten ana fikri kitabın adından kolaylıkla tahmin etmişsinizdir. Murakami’nin hikâyesini sevmemin nedeni, yazarlığa ve koşmaya başlamasının gerekçelerini ve koşu hakkındaki duygusal yaklaşımını tam olarak anlıyor, hatta iliklerimde hissediyor oluşum.
Oldum olası uzun mesafe koşanların yaşadıkları daha etkileyici geliyor bana. Hiç maraton koşmadım ama koşunun ‘aşamaları’ ile insana hissettirdikleri hakkında fikir sahibi olacak mesafe deneyimine sahibim. Örneğin Murakamini’nin bedenindeki sızılardan, ağrıdan, kendisini engellemeyen acılardan aldığı haz ve o hazzın gerekçeleri çok tanıdık. Ağrıyı kabullenme diye bir şey var hayatta. Hiç öyle iri laf etme hevesi gibi düşünmeyin. Hayat nasıl inişli çıkışlıysa, çokça üzüntü, sızı varsa, acı duyuluyorsa, kazanç ve kayıplar mümkün ve kaçınılmazsa, uzun mesafe koşmak da öyle. Kuşkusuz tenis seven biri, aynı şeyleri o alan için söyleyecek. Düşünsenize dört saat süren bir tenis maçını. Dört başı mamur bir hayat deneyimi aslında. 2-0’dan maç çeviriyor örneğin biri. Saatlerce aynı azim ve her şey bitti derken birden geri dönüşler vs. Bazı maçları seyrederken gözü doluyor insanın o olağanüstü istek karşısında. Uzun mesafe de benzer bir durum. Yoksa Carl Lewis ya da Usain Bolt gibi mucizevi insanların hakkını yemeyelim. Fakat onlar hızlı, çok hızlı. Fazla güçlüler, fazla kaslılar, fazla havalılar. Uzun mesafe koşanlarda onlarda olmayan bir ağır başlılık var. 100 metreciler İstanbul, maratoncular Ankara gibi biraz. Maratoncular gri, sıkıcı, hem deniz yok yahu!
Uzun mesafe koşucusu onca dakika içinde çok farklı şeyler düşünüyor, hissediyor ve bedenini sürekli tartıyor, dönüştürüyor, dinliyor. Koşarken ne düşündüğünüz performansınızı çok etkiler. Murakami, her koşucunun farklı bir şeyler düşündüğünü söylüyor. Bazı koşucular hep aynı şeyi düşünmeye çalışırmış ama bu kolay olmasa gerek. Geçen haftaki Zatopek yazısında, Çek sporcunun koşmaktan başka çaresi olmadığını, sanki koşmak için yaratıldığını hissettiğimi söylemiştim. Edebiyatçı Murakami’nin koşu macerası da, romancılık macerası gibi ‘tuhaf’ bir biçimde başlamış. Fakat onun için de aynı saptamayı yapmak mümkün: Murakami’nin kaderinde koşmak varmış, başka bir açıklaması yok! Murakami, roman yazmaya karar verdiği tarihi 1 Nisan 1978, öğlen saat 13.30 civarı olarak anlatmış! Bira içip beysbol maçı seyrettiği esnada ilk kez roman yazma düşüncesi geçmiş aklında. Matrak hakikaten! Çevresinin yadırgadığı bu düşünceyi hemen harekete geçirip deli gibi çalışmaya, yazmaya koyulmuş. İlk romanını bitirdikten sonra hayatının geri kalanını böyle yazarak geçirecekse vücudunu dengede tutmasının çok önemli olduğunu düşünüp koşmaya karar vermiş. Bir insanın koşmaya böyle karar vermesi, koşmak için fosur fosur içtiği sigarayı bırakması ve sonrasında işi büyütüp maraton koşucusu olması çok ilginç değil mi? Nasıl bir cevhermiş içindeki!
Haruki Murakami
Fakat bu cevher ihtimalini sakın ihmal etmeyin. Bazen yaşa başa bakmadan kalkışmak gerek bu işlere. On küsur yıl önce, bisikletimle Ege’de kaldıkları otele uğradığım Kemal Ağabey, beni öyle görünce heveslendi, elli yaşında bir bisiklet alıp çalışmaya başladı ve birlikte iki tur, yaklaşık 800 kilometre yol yaptık. Çok da mutlu oldu bisiklet sevdasından. Bisiklet de, koşmak gibi biraz. Başka hiçbir biçimde yolun kokusunu öyle hissetmez insan ki, her yolun, o yolun kenarındaki sapın samanın, bitki örtüsünün bir kokusu olur. Taşın sesi. Güneşin yanığı. Bir de insan tanırsın. Daha neler neler… Bunları ancak o yolda, o kadar çıplakken hissedebiliyor insan. Sizin de içinizde olabilir muhterem okur, hiç duraksamayın ve deneyin, benden naçizane tavsiye. Uzun yürüyüş, diyelim. On kilometre çok görünmesin gözünüze, ne olduğunu anlamadan biter. Eh bir on daha. Gördünüz mü, yirmi oldu! Yirmi kilometre yürüyen biri, otuz da yürür gerekirse. Altı yedi yıl önce dört arkadaş Ege’de birkaç günde 120 kilometre kadar yürümüştük. Üstelik yarısı karayolunda! Tabii onlar pek bayılmamıştı karayolu kısmına ama ben onu da seviyorum. Çünkü önemli olan yürümek, nerede olduğunun fazla önemi yok bana kalırsa. Diyeceğim, eğer hiç denemediyseniz, böyle şeyler gözünüzü korkutmasın sakın. Büyük ölçüde zihnimizle ilgili ve inanın sandığınızdan daha güçlüsünüz. Maratonu son metrelerinde sürünerek bitiren o olağanüstü atletleri hatırlayın. O yol bir biçimde alınır anlayacağınız ve bunu da yola çıkmadan bilemiyor insan.
Siyasette ‘yürümek’ başka bir derya. Gandi’yi düşünün. Biliyorsunuzdur muhtemelen, TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar çok başarılı bir koşucuydu. Acaba ‘güler yüzlü sosyalizm’ düşüncesinde koşmasının bir etkisi olmuş mudur? Tamam kapatıyorum bu konuyu, ‘Boran-Aren’ destekçileri yazının devamını okumayabilir çünkü. Ya da ‘demek ki koşmak o kadar da iyi bir şey değilmiş’ diye düşünebilirler! Tabii bir de Kılıçdaroğlu var. Öyle kolay iş değildi o yaşta birinin yüzlerce kilometre yürümesi. Sıradan bir ruh hali değildir bu, emin olun. Benim bir yandan sürekli eleştirip diğer yandan hâlâ ‘hayırlı’ bazı sürprizler umuyor oluşumun nedeni de o yürüyüşe niyetlenmesi ve bitirmesi muhtemelen. İkinci ihtimal, enayilik potansiyelim. Bakalım!
Murakami’nin kitabını anlatma niyetinde değilim, ilgilenen herkes zevk alacak. Bütün bir yazarlık macerası esnasında koşuyor. Hiç dinmeyen bir koşu bu ve her koşan gibi kendisiyle mücadele halinde. Bedenindeki ağrılardan hoşnut. Ağrısız sızısız uzun yol olur mu Allah aşkına… Şunu söylemeden geçmeyeyim, bir de ‘100 kilometre maratonu’ olduğunu Murakami’den öğrenmiştim. Akıl almaz bir şey hakikaten. 1996 yılında Saroma Gölü’ndeki ‘süper maratona’ katılmış ve tamamlamış. Bu deneyimin kendisini değiştirdiğini, koşuya bakışında farklılıklar olduğunu söylüyor yazar. Eh insaf, 100 kilometre koşmaktan söz ediyoruz. Ben olsam koşudan sonra kimseye selam vermem! Nasıl bir zevk kim bilir. O maratonun ardından yaşadığını şöyle anlatıyor:
“Sevinçten ziyade rahatlama hissi çok daha güçlüydü belki de. Vücudumun içerisinde düğüm düğüm olmuş bir şeyin, gitgide çözülmeye başladığını hissedebiliyordum. Böyle bir düğümün içimde var olduğunun fakında bile değildim oysa.”
Nasıl anlatsam, şu gece vakti, okuduğunuz satıra gelmişken biri gelip “Hadi İstanbul’un diğer ucuna yürüyelim” dese, yürüyebilirim sanki. Çocuksu ve abartılmış bir heves olduğunun farkındayım. Olsun, ne zararı var…
Öneriler: Değerli okur arkadaşlarımdan (Ser)Bülent Güngör, geçen haftaki yazıdan sonra mesaj atıp kendisinin de maraton koştuğunu söyledi. Yedi yılda sekiz maraton koşmuş. Ben de oturmuş böyle okura koşu anlatıyorum! Bana bazı önerileri olmuş. Onlardan biri çok ama çok çılgın bir iş. Biliyorsunuz, birkaç branşı birleştiren ve çok büyük dayanıklılık gerektiren ‘ironman’ ve ‘ironwoman’ yarışları var. Aynı günde arka arkaya koşuyor, yüzüyor ve bisiklete biniyorlar. Hatta gazeteci Nevşin Mengü bunu yapanlardan biri Türkiye’de. İşte ABD’li James Lawrence adlı biri 50 eyalette arka arkaya 50 kez triatlon bitirmiş. Vay be! Seyretmek isterseniz.
Kitap: Eskiden SBF’de çalışan ve Everest’e tırmanan ilk Türkiyeli kadın grubunda yer alan sevgili Burçak Özoğlu’nun (2006 Türkiye Everest Takımı adına) kaleme aldığı “Hazır mısın Everest?” (Yazılama, 2006) kitabı da, başka bir heyecan yaşatır size.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları









































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025