Ümit KIVANÇ
ÖN AÇIKLAMA: Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim günü ülkesinin İstanbul Başkonsolosluğu’nda kaybedilmesine dair edinebildiğimiz bilgileri derlemeye çalıştığım bu yazı dizisinin beş bölümünü bitirirken, Türk ve Suudi istihbarat ve emniyet görevlilerinden oluşan ekip arama ve inceleme amacıyla başkonsolosluğa girmekteydi; ABD ile Türkiye, Suudi Arabistan yönetimini cinayet pisliğine bulaştırmadan işin içinden çıkılmasını öngören bir sihirbazlık numarasında anlaşmış gibiydi; Suudilerin, sorumluluğu üst kademeden habersiz iş gören bir sorgulama timine yıkarak Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldüğünü kabulleneceklerine dair bir haber ortaya çıkmıştı. Kaşıkçı, sorgulamada “yanlış giden birşeyler” yüzünden hayatını kaybetmiş olacaktı. Esas amaç onu Suudi Arabistan’a kaçırmakken, iş bilmez görevliler yanlış yapmış, bu sonuca yolaçmış olacaktı. Riyad henüz böyle bir açıklama yapmadan, yazı dizimi teslim ediyorum. Aktaracağım bilgilerin çoğu, güncel gelişmeler ne olursa olsun gerekli ve geçerli. Ancak bazılarını gelişmelere göre düzeltmek, değiştirmek, ekleme-çıkarma yapmak gerekebilir. Gelişmeleri izlemeye, gereken güncellemeleri yapmaya çalışacağım. Dizinin yayımlanması bittiğinde, gelinen aşamaya göre eldekini toparlar, olan biteni yorumlamaya çalışırım.
* * *
Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan İstanbul Boşkonsolosluğu’nda kaybedilmesini Gazetecileri Koruma Komitesi Yürütücü Başkanı Joel Simon, “apaçık ahlâksızlığıyla kan dondurucu” diye niteledi. Simon, gazetecilere yönelik şiddetin ve hapsetme gibi susturma-bastırma-caydırma eylemlerinin dünya çapında yayılabilmesini, faillerin cezasız kalışına bağladı. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin elindeki verilere göre, 2018’de öldürülen gazeteci sayısı 27. 2016’da 19, geçen yıl 18’di. Simon, gazeteci cinayetlerinin yüzde doksanında faillerin cezasız kaldığına dikkat çekti.
Kaşıkçı’nın kaybedilmesi şüphesiz yalnız bir gazeteci cinayeti olarak ele alınamaz. Hem kurbanın kimliği ve geçmişi hem cinayetin örgütleniş ve işleniş tarzı hem de cinayet mahallinin diplomatik özelliği bir uluslararası krize kapı açmaya adaydı; öyle de oldu. Şimdi olaya bir şekilde karışan bütün fail ve tanıklar bu krizi hafifletmeye, bundan kendilerine avantaj çıkarmaya, fazla dallanıp budaklanmadan olayı kapatmaya çalışıyorlar.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in BBC’ye söyledikleri önemsenmeli: “Bu tür olayların sayısı artıyor ve uluslararası toplum buna izin vermemeli.” Guterres, “bu tür olaylar” için “hesap verilebilirlik yolları” bulunması gerektiğine dikkat çekti.
Eğer riya, haksızlık ve ahlâksızlığın bunca itibar gördüğü bir devirde yaşamıyor olsaydık, böyle bir fecaatin örtülebileceğine, hiçbir devletin bundan zarar görmeden işin içinden çıkılabileceğine ihtimal vermezdik. Ancak zaman, zalimlerin yaptıklarının yanlarına kâr kaldığı, kötü bir zaman. Bu yüzden, en azından bir nebze adaletin sağlanabileceğini ummak kolay değil.
Bunca kirli hesabın görülmeye çalışıldığı yerde gidişata dair öngörülerde bulunmak da pek mânâlı değil. Ancak bildiklerimizi toparlamaya, sorularımızı üretip sıralamaya intiyacımız var. Bu tür soğukkanlı resmî cinayet ve katliamların karanlıkta, cezasız kalmaması için yapabileceğimiz bu.
Zamane Ruhu’nun insaniyete engel oluşuna rağmen, Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda kaybedilmesi hadisesinin çeşitli yerlerde, daha sonra birilerinin çeşitli amaçlarla yararlanacağı izler bırakacağını da güvenle söyleyebiliriz.
Dolaşacağımız mesafe uzun, kazacağımız çukurlar derin. Sora sora ilerleyelim.
- Cemal Kaşıkçı kimdi?
Bir dönem Suudi Arabistan yönetici elitiyle arası çok iyi olan, saraydan haber alabilen ve saraydan haber iletebilen bir aracı-gazeteci muamelesi gören Cemal Kaşıkçı, Prens Muhammed bin Selman’ın dizginleri ele geçirişiyle birlikte, giderek “muhalif gazeteci” konumuna sürüklendi. “Çare demokrasidir” yollu görüşler beyan etti. Kendini güvende hissetmediği için ülkesinden ayrıldı, daha çok ABD’de yaşamaya, Türkiye’de de vakit geçirmeye başladı. Bu arada, “sarayın sesi” rolünden uzaklaştıkça gazeteci sıfatıyla daha çok ciddiye alınır olan Kaşıkçı, Washington Post’un köşeyazarları arasına girdi. Ve Suudi Arabistan’ın Yemen’de sürdürdüğü insanlık dışı saldırıyı eleştirmek, giderek Muhammed bin Selman’a açıkça karşısına almak dahil, Ortadoğu’nun yeni zorbasının sinirine dokunacak işler yaptı.
Kaşıkçı’nın kimliği, geçmişi, Suudi yönetimiyle ve kraliyet ailesinden çeşitli figürlerle ilişkisi-çelişkisi konusunda Fehim Taştekin’in BBC sitesindeki yazısı yeterince aydınlatıcı: “bir gazeteciden fazlasıydı (…) El-Kaide, Taliban ve 11 Eylül’ün hava korsanlarıyla bağlantılar dahil çok sayıda gizli dosyaya vakıf” ve “İhvan’la bağlantılı tarihsel arka plan”a sahipti.
- Niye Türkiye’deydi?
Kaşıkçı’nın Türkiye’de bol vakit geçirmesine sebep, Suudi gazetecinin -artık herkesin adını bildiği ama hakkında kimsenin dişe dokunur bir şey bilmediği- nişanlısı. Hatice Cengiz. Cemal Kaşıkçı’nın evlenmek üzere olduğu TC vatandaşı kadın.
Cengiz’in “bilinmezliği” öylesine ilginç boyutlarda ki, kendisi için “kimdir?” haberi yaptığını ilan edip bu duyuruyla okur çekmeye çalışan internet gazetesinde şu sözleri okuyabiliyorsunuz: “Hatice Cengiz'in Cemal Kaşıkçı'nın nişanlısı olması dışında bir bilgi yok.”
Oysa var. Ama “bilgi” sayılır mı, emin değilim. Washington Post, 8 Ekim’de Kaşıkçı’nın konsoloslukta kaybedilmesi üzerine, Hatice Cengiz’e dayandırdığı bir geniş haber yaptı. Burada, Cengiz ile Kaşıkçı’nın tanışmaları ve evliliğe giden süreç kısaca anlatılıyordu: Bu yılın Mayıs ayındaki bir konferansta karşılaşmışlardı. Cengiz, “Basra Körfezi ülkeleriyle ilgileniyor”du ve Kaşıkçı’nın “çalışmalarını takdir ediyor”du. Konferansta soru sormayla başlayan temas, köşeye oturup sohbet etme ve daha sonra “giderek güçlenen bağ” ile derinleşmişti.
Akla takılabilecek soru şu: Tanışmalarından önce, Hatice Cengiz, acaba Cemal Kaşıkçı’nın hangi çalışmalarına hayran olmuştu?
• Kaşıkçı Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na neden gitti?
Bizde yazılanlara bakılırsa, “evliliğe engel hali bulunmadığına” dair belgeyi almaya veya BBC’nin haberine bakılırsa “boşanma işlemini sonuçlandırmaya”.
- Kaşıkçı bir şekilde “cinayet mahalline” yönlendirildi mi? Yılın büyük bölümünde yaşadığı ABD’de veya başka yerdeki bir temsilciliğe değil de Türkiye’deki konsolosluğa gitmesinin özel önemi-anlamı var mıydı?
Bilmiyoruz. Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği’nce belgeyi almak üzere, nikahın gerçekleşeceği İstanbul’a yönlendirildiği söylendi. Ancak göreceğiz ki, kendisi de ülkesinin Washington’daki temsilciliğine gitmek için can atmıyor.
Nişanlısı şöyle anlatıyor: “Kendisine, 'Neden ABD'den bu kağıdı almıyorsun?' diye sormadım zira evlilik burada olacaktı. Oradaki konsolosluktan alınan belgenin burada geçerli olduğuna dair bir bilgi de yok. Ayrıca nikah müdürlüğüne gittiğimizde görevli bize hangi ülkede evlilik gerçekleşiyorsa evlenen yabancı kişi bu evrağı sadece o ülkenin elçiliğinden alabilir bilgisini vermişti. Ülkemize gelmeden orada bu konuda bir girişimde bulunup bulunmadığını bilmiyorum. Ama eğer bulunsaydı bana mutlaka söylerdi. Ya da eğer sorsaydı ve olumsuz yanıt alsaydı da bunu ifade ederdi. Diğer yandan Riyad Washington elçisi, ‘Cemal Bey ile geçen sene bir programda konuştuk’ diye, ‘kendisi makul düzeyde Suudi yönetimini eleştiren bir yazardı’ şeklinde bir açıklamada bulundu. Bu açıklamayı dün gece geç saatlerde ajanslar geçti. Eğer kendisi ihtiyacı olan evrağı onlardan da istemiş olsaydı sanıyorum ki elçi açıklamasında bunu da söylerdi. Sonuç olarak benim bildiğim ülkede bu işlemlerin daha hızlı ve kolay olabileceğini düşündüğü için işlemleri burada yapmak istemişti.”
Yani: Hatice Hanım ya Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Washington Büyükelçiliği ile ilişkisi ve oraya dair hissiyatından habersiz ya da söylediği doğru değil. Kendisinin verdiği bir ayrıntı, Kaşıkçı’nın “Suudiler TC topraklarında bana bir şey yapmaya kalkışamaz” diye düşünüyor olması, açıklayıcı kabul edilebilir. Yine de, Kaşıkçı’nın Washington’daki dostlarının bildiği sıkıntı ve korkularından nişanlısının bîhaber görünmesi dikkat çekici. Hatice Hanım, “Washington’daki Suudi Büyükelçiliği ile sorunu yoktu” demeye getiriyor, ama dostları, Kaşıkçı’nın oraya girdiğinde ve çıktığında mesaj atarak kendilerine “güvendeyim” haberi verdiğini anlatıyorlar. Kaşıkçı Washington’da gittiği camiden de, Suudi yönetimiyle ilişkili kurum olduğu için ayağını kesmiş.
- Kaşıkçı konsolosluğa giderken nişanlısına, “terslik olursa şunu şunu (Kaşıkçı’nın “eski dostum” diye andığı, AKP Başkanlık Danışmanı Yasin Aktay ile Türk-Arap Medya Derneği Başkanı Turhan Kışlakçı) ara” dedi mi?
Hatice Cengiz’in anlatımına göre, hayır, demedi. İktidar propaganda aygıtı ve medyanın gerikalanı -veya medyadan gerikalan- uzun süre, Kaşıkçı’nın içeri girerken nişanlısına böyle dediğini yazdı. Ancak AA’dan Semra Orkan’ın Hatice Cengiz’le daha ileriki günlerde yaptığı (10 Ekim’de yayımlanan) görüşmede, “tehlike halinde” aranacak isimler konusunda Cengiz’in farklı bir anlatımı yeraldı: “Bir defasında genel olarak ülkesi ile siyasi duruşundan kaynaklı bir sorun, olay, beklenmedik bir problem ya da önemli bir mesele olduğunda kiminle ya da hangi arkadaşı ile irtibata geçmem gerektiğini sormuştum kendisine. O da bana Türkiye'de Yasin Aktay'ın eski dostu olduğunu, onu arayabileceğimi söylemişti. Ayrıca Turan Kışlakçı'nın da kendisinin çok yakın arkadaşlarından olduğunu biliyordum. Onu da bu vesile ile aradım. Bana, ‘Turan Kışlakçı'yı ara’ diye özel bir tembihte bulunmadı” (vurgu benim -ük).
- Kaşıkçı oraya giderken tedirgin miydi?
Yine tek kaynağımız olan Hatice Hanım’ın Türkiye’de iktidar propaganda aygıtı ve gazetecilere söylediklerine göre, hayır, değildi. Zira 28 Eylül’de konsolosluğa ilk defa gittiğinde iyi karşılanmıştı, memnundu.
Ancak aynı Hatice Cengiz’in, aşağıda daha geniş sözünü edeceğim Washington Post haberindeyeralan ifadesine göre, “Bir noktada, ‘Belki de gitmesem daha iyi’ demiş”ti, “birşeyler olabilir diye kaygılanıyor”du, ancak “daha sonra fikrini değiştirmiş”ti.
8 Ekim’de Washington Post’ta bu sözleri yayımlanan Hatice Cengiz, 14 Ekim’de Sabah’a göre şöyle konuşmuştu: “[Cemal Kaşıkçı,] 2 Ekim’deki ikinci görüşmeye girerken aklında soru işareti taşımıyordu. Ciddi anlamda endişeli olduğunu görseydim kesinlikle gitmesine müsaade etmezdim.”
Hangisi? Bilmiyoruz. Hatice Cengiz’in ifade farklılığı mı, aktaranların yarattığı tahribat mı? İfade farklılığıysa, Cengiz’in yaşadığı sarsıntı ve üzüntüden kaynaklanıyor olabilir. Öbürüyse, mâlûm memleket halleri.
- Hatice Cengiz konsolosluğa neden girmedi, dışarıda beklerken herhangi bir şeyden şüphelendi mi?
Kendi anlatımına göre, “konsolosluklarda doğrudan işi olmayanlar içeri alınmadığı için” dışarıda bekledi. Ve şüpheleneceği bir şeye şahit olmadı. Konsolosluğun sokağı dardı, ayrıca güvenlik sebebiyle geliş gidiş özellikle zorlaştırılmıştı. Zaman zaman oluşan trafik kargaşasını ve sıkışıklığı Cengiz normal bulmuştu -ki başka herkes de öyle buluyor büyük ihtimalle.
- Cengiz beklerken ne zaman telaşlanmaya başladı?
AA 10 Ekim’de, yani aslında epey ileri aşamada, duygusal-sansasyonel bir öykü yaratmaya çalıştı, ama Cengiz’in başka her yerdeki anlatımları biraraya getirildiğinde çok daha mâkûl bir manzara ortaya çıkıyor.
“İçeri girip çıkmadığında neler düşündünüz? Hangi kaygılarla Yasin Aktay ve diğer irtibatı aradınız?”sorusuna Cengiz, şöyle bir cevap veriyor: “Hayatımda daha önce hiç yaşamadığım büyük bir korkuya kapıldım. Dünya başımda dönmeye başladı ve ne yapacağımı şaşırdım. En yakın arkadaşıma mesaj atarak hemen gelmesini söyledikten sonra dehşet içinde konsolosluğun demir parmaklıklarına doğru koştum ve orada bulunan güvenliğe Cemal Bey'in içeriden çıkıp çıkmadığını sordum. Emniyet görevlisi, şaşkın şaşkın bana baktı ve Cemal beyin kim olduğunu bilmediğini, içeride kimsenin kalmadığını, herkesin çıktığını söyledi. Bu cevap üzerine Başkonsolosluğu aradım. Kapıda beklediğimi, Cemal Bey'in saat 13.00'te içeriye girdiğini daha sonra da kendisinin kapıdan çıkmadığını söyledim. Görevli telefonu kapatıp, beklediğim kapıya geldi. Bana gelmeden önce içeride tüm odaları kontrol ettiğini ve içeride kimsenin kalmadığını, burada beklememin anlamsız olduğunu söyledi. Bu cevap üzerine gözlerim karardı ve hemen Yasin Aktay'ı arayıp meseleyi olduğu gibi hızlı bir şekilde kendisine aktardım. Turan Kışlakçı'yı da Yasin Bey'den hemen sonra aradım.”
(Sorudaki “diğer irtibatı” kavramını birilerine özenme sayıp kenara itelim de ayağımıza takılmasın.) Bu aktarıma göre, Cengiz hangi anda o büyük korkuya kapılmış ve “dünya başında dönmeye” başlamış, hemen mesaj atıp arkadaşını çağırmış, konsolosluğun parmaklıklarına doğru koşmuş? Korku ve baş dönmesinin saniyesi saniyesine tesbit edilemeyeceği söylenebilir şüphesiz. Ama mesaj atma ve koşma, ânı ânına saptanabilir. Bunlar tam ne zaman olmuş?
Hatice Cengiz’in anlatımına göre, 13:00’ten 18:00’e kadarki bekleme süresinde kendisi önce telaşsızdı. Gazete okudu, çıkışında Cemal Kaşıkçı’ya vermek üzere çukulata ve şişe su aldı. Giderek endişelenmeye başladı. Kapıdaki polis ve görevlilerden bilgi alamayınca konsolosluğu aradı. Dışarıda beklediğini belirtti. Yanına çağırdığı arkadaşına mesajı da bu arada atmış olmalı, “hayatın doğal akışı”na göre.
Ve o sırada, şüphelenmeyi, telaşlanmayı gerektirecek, sonradan da içeride saklanması gereken birşeylerin döndüğüne ilk işaret sayılabilecek bir şey oldu!
—- DEVAM EDECEK —-
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları





























































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024