Murat Sevinç
Bizlerin çalışma alanlarıyla bugüne dek herhangi bir teması olmamış, olması gerekmeyen, ancak hep işittiği kavramların tarih ve içeriğini merak eden okura yönelik bir yazı dizisi sürdürmeye çalışıyorum birkaç aydır. Hükümet sistemleri ve demokratikleşme süreçlerine dair. Dizideki yazıların bir kısmı, Osmanlı-Türk modernleşme tarihinde ‘laikleşme’ yönünde atılan bazı adımları hatırlatmaya yönelikti.
12’nci yazının başılığı, “Türban yasakları nasıl tartışılmıştı?” idi ve bugünkü yazının konusunu doğrudan ilgilendiriyordu. Buraya bırakıyorum.
Yazının derdi çok basitti: Biz ne üzerine konuşuyoruz? Laikliğe ilişkin tartışmaların odağında, ‘bir inancın gerekleri mi’ yoksa ‘laik/seküler hukuk kuralları mı’ var?
Türkiye’de uzun yıllar tanık olduğumuz ‘şey’in niteliği, ‘tartışma’ değil, ‘kavga’ sözcüğünü hak eder. Tartışmak için öncelikle tartışılacak konunun ait olduğu dünyanın kendi kavramlarını dikkate almak, bunun için de ‘konu’nun içeriğine karar vermek gerekir. Bu yapılmazsa ne olur? Bugüne dek ne olduysa o! Herhangi bir sorunumuzu olması gerektiği gibi ele almamış, siyasal sorunları anayasa sorunu zannetmiş ve bıkıp usanmadan anayasa metinleri üzerine tartışıp bir adım yol alalamış oluruz.
Sırayla:
Tartışma, yıllarca yazılarını okuduğum saygın bir siyasetçi Fikri Sağlar’ın, bir TV kanalındaki ifadeleri nedeniyle çıktı. 2010’dan bugüne TV’de tek bir tartışma programı dahi seyretmediğim için ne söylediğini bilmiyordum, Neyse ki hemen sonrasında bir açıklama yayınladı. Sağlar’ın açıklamasındaki bazı çıkarımlara ve tercih ettiği sözcüklere katılmıyorum. Özellikle başörtüsü-türban ayrımı ve bunun üzerinden 1990’larda kalması gereken değerlendirmeler yaptığı kısımlara.
Yargıdaki kadrolaşmayı eleştirirken (artık bu iddialara kargalar gülmüyordur herhalde!), bunun söz konusu ayrımlar ve Sağlar’ın tercih ettiği üslupla yapılmaması gerektiği kanısındayım. Ancak Fikri Sağlar, ne kadar katılmazsam katılmayayım eninde sonunda, mealen, ‘şu koşullarda eğer yargılanırsa türbanlı bir hâkimin kendisi hakkında adil bir karar vereceği konusunda kuşkuları olduğunu’ dile getirmiş. Özü bu.
Demek ki ortada bir ‘endişe’ ve ‘kanı’ var.
Burada iki seçenek var: Ya ”Eğer böyle bir endişe varsa, gerekçeleri üzerine konuşulmalı”, ya da ”Kapa çeneni” demeli! Türkiye’de hemen her zaman ikinci seçenek tercih edilir, çünkü ilki asgari iyi niyet ve uygarlık emaresi gerektirir.
Yıllar önce üniversiteye türbanla girmeye çalışan genç kadınlara yönelik tavır ve dil, bugün daha şiddetli haliyle Fikri Sağlar ya da benzer yönde düşünenlere yöneliyor. Memleketimizde yaygın faşizan tavrın içeriği değişir, şekli konusunda ise eşsiz bir istikrar vardır. ‘Doğru düşündürme ve düzgün hissettirme’ memurları hiç eksik olmaz.
Konu ne? Yargı mensubu kadınlar türban kullanabilir mi kullanamaz mı? Eğer kullanılırsa bu durum hâkimin/yargılamanın ‘yansızlığı’ açısından sorun olur mu olmaz mı?
Sorulara ilişkin, konuya anayasa/hukuk alanından bakanlar ile siyasetçilerin vereceği ya da vermek isteyeceği yanıt elbette farklı olur. İktidar söylemiyle ilgilenmiyorum, ne diyecekleri belli. Muhalefetteki siyasetçiler, ya ‘Bunlar çözüldü artık, uzatmayalım’ diye düşünüyor, ya da ‘Konuşulursa AKP’ye yarar’ kaygısı taşıyor. İkinci kaygı, siyasetlerinin sınırını çiziyor. Hâlâ, her gün Umre’ye gitseler bu adamların dilinden kurtulma ihtimalleri olmadığını kavrayamamış gibiler!
Muhalif siyasetçilerin gerekçelerinin doğruluğu ya da yanlışlığı üzerine bir şey söyleyecek değilim. Beni asıl ilgilendiren, şu ya da bu gerekçeyle ‘konuşulmayan’ hiçbir sorunun çözülme ihtimali olmayışı. Siyasetçi olmadığıma göre, anayasal/hukuksal açıdan bakmayı deniyorum.
Peki bugüne dek türban konusunu yeteri kadar konuşmadık mı? Evet çok konuştuk ve hayır hiç konuşmadık. Ne demek bu?
Eğer konu tek bir dinin, bir mezhebinin, bir yorumunun zorunlu kabul ettiği bir giysinin kamusal alandaki görünürlüğü ise, evet kırk yıldır kavga konusu. Ancak eğer, laik/seküler bir hukuk sisteminde ‘dini/siyasi semboller‘in hangi kamu hizmetinde kullanılıp kullanılamayacağı ise hayır bu pek konuşulmadı doğrusu. Hiç kimsenin işine gelmedi.
Çünkü Türkiye’de türban tartışması yıllar önce, daha çok ‘ulusalcılar’ ile ‘İslâmcılar’ arasındaki iktidar kavgasının parçası olarak gündem oldu. Arada kalan ve makul olmaya çalışan sesler, genellikle olduğu gibi duyulmadı. Türban serbestliğini savunanların çok büyük bir kısmı, türban dışındaki bir özgürlüğü ve yurttaşlık hakkını umursamıyordu. Dertleri demokrasi değil, iktidar/muktedir olmaktı. Oldular. Umursayan ‘azınlık’ ise bugün muhalif konumda.
Bu yüzden örneğin, hiçbir gayrimüslimin hâkim-savcı-subay olamadığı, kamu hizmetlerinde diğer din/inanç ve siyasi görüşlerin sembollerinin kullanılamadığı gibi konular gündeme dahi gelmedi, gelemedi.
Neden? Bir kez daha: Çünkü laik/seküler hukuk sisteminin sınırları değil, bir inancın bir yorumunun ‘gerekleri’ konuşuldu yıllarca ve ne ‘müesses nizam’ temsilcileri, ne de ‘yalandan özgürlükçü’ İslâmcı yazar çizerin umurundaydı diğer konular. Geleneksel riyakârlık, diyelim.
Sonuç: Dindar olmasa dahi dindar görünmek için çaba harcamayan hiç kimsenin, başta ‘siyaset’ olmak üzere hemen hiçbir kamusal faaliyette ‘başarı’ şansı olmadığı düşünülüyor artık. Asgari koşul olarak ‘cuma namazına gitmeyen’ birinin bu memlekette cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi mümkün mü, örneğin? Salgın döneminde Ayasofya önünde yüz binlerce insanın toplanmasına itiraz edilebildi mi? Hafta sonu içki satışına? Diğerlerine?
Peki bunun adını ne koyacağız şimdi, inanç özgürlüğü mü? Bir kez daha: Biz ne hakkında konuşuyoruz?
Yazı dizisinde uzun uzun ve diğer ülkelerden örneklerle anlatmaya çalıştığım gibi, her yerde geçerli tek tip bir laiklik-sekülerlik uygulaması bulmak kolay değil. Ülkelerin tarihlerinden kaynaklanan farklılıklar söz konusu. Türkiye’nin laikliği de 1924’ten bugüne, ‘kendine özgü’ ifadesiyle tanımlanıyor.
Buna mukabil, şu üç somut gerçeği görmezden gelmek de olanaksız:
1. Yeryüzünde laik-seküler olmayan bir ‘demokrasi’ yok. Henüz icat edilmedi.
2. Demokratik ülkeler arasında ilke-uygulama farklılıkları olmakla birlikte, asgari kabule göre hukuk kurallarının ve idari uygulamaların referansı ‘inanç’ olamaz.
3. Türkiye Cumhuriyeti, anayasasına göre, laiktir. İdare inançlar arasında ayrım yapamaz. Gerçekte değil tabii, ama anayasada yazan bu.
Uzatmadan, Fikri Sağlar’a tepki gösteren ‘muhalif siyasetçiler’e basit birkaç soru yöneltmek istiyorum (Yanıt beklentisiyle değil kuşkusuz).
1. Kemal Kılıçdaroğlu şöyle bir açıklama yapmış: “Ya çağın neresindeyiz biz ya? Kişi başörtüsü takar takmaz o onun tercihidir. Benim görevim onun tercihine saygı duymaktır. Böyle bir ayrımcılığı asla kabul etmiyorum ve doğru bulmuyorum.”
Tartışma konusu ‘kişiler’ değil, yargı mensupları olduğuna göre, Kılıçdaroğlu’nun hâkimler/kamu görevlileri ile sıradan kişiler arasında hiçbir ayrım yapmadığını kabul edebiliriz.
Peki değerli muhalif siyasetçiler, siz de aynı kanıda mısınız? Kamu görevlileri ile sıradan yurttaşın kılık kıyafeti arasında herhangi bir fark olmalı mı, olmamalı mı? Olmalı ise hangi ölçütlere göre belirlenmeli?
2. Yargı mensupları ile diğer kamu görevlileri arasında bir fark olduğunu düşünüyor musunuz? Varsa, o fark nedir?
3. Yargı mensuplarının, görünür şekilde ‘dini’ semboller taşıyabildiği ‘demokratik hukuk devletleri’nden örnek verebilir misiniz? Eğer bu yönde yaygın bir uygulamaya rastlanmıyorsa sizce gerekçesi ne olabilir?
4. Sık dile getirilen bir kanı var: “Efendim önemli olan kıyafet değil zihniyet, ben yargı mensubunun ne düşündüğüne ve adaletli olup olmadığına bakarım, kıyafetine değil.”
Kişisel olarak, insanların tavır, ahlak ve adalet duygularıyla, kılık kıyafet tercihleri arasında doğrudan ve tartışmasız bağlar kurulamayacağı kanısındayım. Bir hâkim türbanlı olup son derece adaletli, ya da başı açık olup berbat kararlar verebilir. Kabul. Yakında AYM’ye atanacak o meşhur erkek savcı ‘türbanlı’ değil, misal!
Peki, eğer dini ve siyasi sembollerin hiçbir önemi yoksa, ‘biçimsel yansızlık’ gereksiz bir çabaysa; hâkim cüppeleri üzerinde siyasi parti rozetleri, armalar vs. taşınabilmesini de destekler misiniz? Öyle ya, herhangi bir partiye ve ideolojiye gönül vermiş ve bunu sergilemek isteyen çok dürüst ve adil insanlar olamaz mı? Yanıtınız nedir? Peki bir hâkim boynunda ‘haç’ ile girse duruşmaya, sakıncası var mı?
5. Yanıtı tahmin edebilirim: Kardeşim biz dinden ve asıl olarak İslâm’dan söz ediyoruz, siyasi görüşlerden değil. İşte asıl mesele de bu ya: Ne üzerine konuşuyoruz? Laik/seküler hukukta dini semboller konusunu mu, yoksa yalnızca çoğunluk inancının ‘başörtüsü’nü mü?
5. Çevrenizdeki inançlı insanlara sorun lütfen: İslâm dışı bir inancın sembollerini taşıyan bir hâkim karşısında, özellikle siyasi içerikli davada yargılanırken kendilerini tümüyle rahat ve güvende hissederler mi? Ya da altı yaşındaki çocuklarını, Hristiyan sembolleri taşıyan bir öğretmene gönül rahatlığıyla emanet ederler mi? Etmezlerse, neden?
Hadi bir de Atatürkçüleri kızdıracak soru olsun: Yakasında Atatürk rozeti taşıyan hâkimin karşısına çıkan ve Atatürk’e hakaretten yargılanan bir sanık, ne hisseder? Kararın tümüyle yansız ve adil olacağını düşünür mü? Muhtemel yanıtlar üzerinde iki dakika düşünmek ister misiniz?
6. Yarın bir gün başkaca kamu görevlileri davranışlarını ‘inançlarıyla’ temellendirdiğinde, ne yapmayı düşünüyorsunuz? “İnancım gereği erkek hasta bakmam” derse bir kadın doktor, hangi yanıtı vereceksiniz? Bir aile, “İnancım gereği çocuğumu karma eğitim olan üniversiteye göndermem” dediğinde? Tavrınızı ve kararınızı belirleyen ‘inancın gerekleri mi’, yoksa ‘demokratik siyasal sistemin hukuk kuraları mı’ olacak?
Ben türban yasaklarına karşı çıkarken, dinin gereklerinden değil demokratik rejimlerin ilgili ‘ilke ve kurallarından’ hareket ettim. Sizlerin ‘referansı’ nedir? ‘Din’ ya da ‘oy oranları’ dışında bir referans noktanız var mı?
Türkiye kamusal alanda türban/başörtüsü sorununu büyük ölçüde çözdü ve çok da iyi oldu. Yıllarca saçma sapan yasaklarla uğraşıldı, İslâmcılar tepe tepe kullandı ve hâlâ kullanıyor. Ancak sistem, ‘laiklik’ sorununu çözemedi, çünkü konuşulması gerekenler bir gün olsun konuşulması gerektiği gibi ele alınmadı.
Fikri Sağlar’ın benim de katılmadığım üslubuna tepki gösteren muhalifler, ‘insan hakları’ ve ‘demokrasi’ kavramlarına atıf yapıyor. Yani, ‘Batılı’ kavramlara. Bir insan, yargı mensuplarının dini semboller taşımasını savunabilir kuşkusuz, “Şunu savunamaz bunu konuşamazsın” diyenlerden olmamalı. Ayrıca herhangi bir ‘uygulama’yı tartışırken söze ‘dünyada‘ ifadesiyle başlamamak gerekir.
Hal böyleyken, ‘benim bildiğim’ demokratik sistemlerde yargı mensupları dini-siyasi sembol taşımıyor, çünkü yargılamanın selameti bakımından ‘biçimsel yansızlık’ hayati kabul ediliyor.
Türkiye’de konuya (biçimsel yansızlık) ilişkin bir çalışan var mı, habersizim. Bu nedenle ‘inanç özgürlüğü’ üzerine çalışmış iki anayasa hukukçusu meslektaşıma danıştım.
Biri, Danimarka Yargıçlar Sendikası’ndan örnek verdi. Sendika başkanı birkaç yıl önce “Bizde türbanlı hâkim olabilir” demiş, bir süre tartışılmış ve sonunda başkanı görevden almışlar!
Diğer meslektaşım ise Almanya ve Avusturya’dan örnek verdi. Aktardığına göre, Almanya’da bir hukuk stajyerinin mahkeme binasında türban kullanması yasaklanmış ve sonunda federal anayasa mahkemesi (AYM) bu uygulamayı anayasaya aykırı bulmamış. Bavyera AYM’si ise 2019’da verdiği bir kararla, hâkimlerin dini semboller taşımasının yasaklanmasını anayasaya uygun bulmakla birlikte; duruşma salonlarına haç konulmasının eşitsizlik doğurmayacağına hükmetmiş. Avusturya’da hiçbir düzenleme olmamasına karşın mahkeme salonlarında haç yasakmış ve sonunda Hâkimler Sendikası fiili durumun yasayla açık şekilde düzenlenmesini talep etmiş.
Görüldüğü gibi, farklı tartışma ve yaklaşımlar bulmak mümkün, belki başkaları da konuya ilişkin yazma gereği duyar.
Burada asıl olarak anlatmaya çalıştığım ise örneğini bilmediğim dini sembol kullanımına Türkiye’de tanınan serbestlik değil yalnızca. Derdim şu: Savunduğu her neyse, ‘referans‘ını dile getirmek zorunda herkes. Yoksa ne hakkında konuştuğumuzu bilemeyiz. Hiç kimse birbirinin asıl derdini, amacını anlamaz.
Eğer biri ‘demokrasi‘den söz ediyorsa örneğin, hangi demokratik sistemde yargı mensuplarının ‘dini ve siyasi’ sembol taşıyabildiğini de bir zahmet söylemeli. Eğer referansı orasıysa. Ancak o biri çıkıp “Dinimizin gereğidir” dediğinde; benim de “Laik/seküler bir hukuk sisteminde bir inancın gerekleri norm haline getirilebilir mi?’ ve ”Dinin hangi gereğine hayır diyebilirsiniz, sınır nerede?” sorularını yöneltmeme izin verilir herhalde.
Bağırıp çağırarak çözülebilecek sorunlar değil bunlar. Öfkeyle, hakaretle, baskıyla, demagojiyle çare bulunabilseydi dertlerimize, bugüne dek olurdu; toprağımızda bolca bulunan nitelikler bunlar! Ayrıca laiklik gibi zor konu ve açmazlara önümüzdeki yıllarda daha sağlıklı çözümler üretilebileceğini, dengenin bulunabileceğini, ülkede yeteri kadar aklı başında insan olduğunu da düşünüyorum. Umutsuz filan değilim.
Ancak bunun için ahalinin, özellikle inançlı kesimin aklı başında, dürüst insanlarının bazı soruları sormaktan kaçınmaması, ‘Aman şimdi ağızlarına laf vermeyelim’ saplantı ve boş çabasından vazgeçmesi gerekiyor herhalde.
Herkesin eteğindeki taşları, korku duymadan dökmesine ve her konuda en temel, en basit soruların sorulmasına ihtiyacımız var. Her anayasa, her temel hak tartışmasında: Biz ne üzerine konuşuyoruz? Referanslarımız nedir?
Bir duyuru ve rica:
Gökpınar Gölü ile ilgili imza kampanyası duyurusunu buraya bırakıyorum. İhmal etmezseniz sevinirim
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları













































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025