Etyen MAHÇUPYAN
Cumhur İttifakı’nın iktidar döneminde siyaseti dönüştürme ihtimali olan en önemli gelişme Ak Parti’den ayrılan insanların liderliğinde iki partinin kurulmasıydı. Geçmişten devralınan siyaset yelpazesi kimliksel ve ideolojik cemaatçiliğe dayanıyor, devletçiliğin çeşitli varyantlarını temsil ediyordu. Yeni partiler ise söz konusu cemaatçiliği kırma arzusunu seslendirerek siyasete girdiler. Ayrıca devletçiliğe daha mesafeli duracaklarının, demokratik meşruiyete ve özgürlüğe ağırlık vereceklerinin işaretlerini verdiler.
Dolayısıyla eğer toplum ekonomi yönetimindeki cehalet ve ilkellikten, hukuk alanındaki ilkesizlikten, yönetimde sergilenen çıkarcılıktan mustarip ise Gelecek ve DEVA’ya (bundan böyle G/D) teveccüh gösterilmesi beklenir. Nihayette iktidarın tutumu pratik olarak insanların hayatını fakirlik, işsizlik, adaletsizlik, kayırmacılık şeklinde doğrudan etkilemekte…
Bu partilerin ‘sözü’ diğerlerinden çok daha içerikli ve kuvvetli. Eleştirmekle kalmayıp gerçekçi alternatifleri de vurguluyorlar. Dürüstlük, çalışkanlık, bilgi ve akıl açısından rakiplerinden daha avantajlı algılanıyorlar. Lider kadrolar yönetim deneyimine sahip. Ayrıca muhafazâkar tabanla bağlantıları geniş bir potansiyel seçmen kitlesi ile temasta olmalarını sağlıyor.
Ne var ki her ikisinin de oyları yüzde 3 civarında seyrediyor. Bu orana kuruluşla birlikte geldiler ama sonrasında bir gelişme izlenmedi. Kamuoyu yoklamalarının bu açıdan fazla güvenilirliğinin olmadığını kabul etsek de eğer G/D bir sıçrama yapsaydı herhalde bunun görmezlikten gelinme imkânı olmazdı.
Ortada bir gariplik var. Şikâyetçi olunan bir iktidar ve eskide kalmış büyük muhalefet partilerinin karşısına bilgi, beceri ve güvenilirlik açısından avantajlı, seçmen karşısında (nispeten) kimlik sıkıntısı olmayan, sırtlarında ‘yumurta küfesi’ taşımayan, dolayısıyla ‘özgür’ yeni partiler çıkıyor ve oy alamıyorlar…
Demek ki bu görünen tabloyu aşan bir başka gerçekliğin içindeyiz ve o gerçekliği anlamadan, ona uygun siyaset geliştirmeden büyüme olmuyor. Söz konusu gerçekliğin fotoğrafını Ali Bayramoğlu geçen haftaki (Karar, 6 Ocak) yazısında çekmişti. Üç soru sormaktaydı: Başarısız iktidarın seçmen desteği niçin hâlâ dirençli; siyasetsizliğe yaslanan İyi Parti’nin oyları niçin artıyor; G/D niçin büyümüyor.
Bunlar birbirinden bağımsız olgular değil. Her biri diğerlerinin sonucu. İktidarın oyları dirençli çünkü İyi Parti’nin massetme gücü zayıf ve G/D büyüyemiyor; İyi Parti’nin oyları artıyor çünkü iktidarın kaybettiği tedrici destek G/D’ye gitmiyor; G/D büyüyemiyor çünkü hem iktidarın desteği dirençli hem de kaybı nihayette İyi Parti’de toplanıyor.
Dolayısıyla bu soruları tek tek ele almak aldatıcı… Her üç sonucu aynı anda üreten bir bağlamla karşı karşıyayız. Öyle bir bağlam ki aynı anda hem iktidarın oy kaybının azlığını, hem İyi Parti oylarının artışını, hem de G/D’nin büyüyememesini açıklıyor.
Söz konusu bağlam siyaset üstü bir durum değil. Aktörlerin algısı, değerlendirmesi, iradesi ve tepkileri ile şekilleniyor. Diğer deyişle bunca yanlışa rağmen iktidarın oyu yeterince düşmüyorsa, iktidar söz konusu bağlamı kendi lehine çeviren bir tutum ve hamle içinde demektir. Buna karşılık bunca doğruya ve avantaja rağmen G/D yeterince büyüme sağlayamıyorsa, bu da bu partilerin söz konusu bağlama tâbi olmalarıyla, gerekli dönüştürücü tutumu alamamalarıyla ilgilidir.
Nedir bu bağlam? İttihatçı perspektifin adım adım yeniden kurgulanması, bunun sosyolojik ve küresel değişimlere uygun bir reçete olarak sunulması ve bu bakışın toplumsal zihinde ‘doğal’ karşılık bulması…
Bu perspektifi berraklaştırmak üzere Kemalizm’le mukayese etmek gerekebilir. Dört fark var: (1) Kemalizm’de laiklik belirleyici ve sert bir kimliksel nitelik iken, İttihatçılıkta esnek, ‘yumuşamış’ halde ve böylece dindarlığın makbul bir özellik olmasını mümkün kılıyor. (2) Kemalizm’de milliyetçilik resmi söyleme dayanan ve ‘davetkâr’ bir Türklüğe gönderme yaparken, İttihatçılık katı ve kültürel bir Türklüğü öne çıkarıyor; (3) Kemalizm sistemin meşruiyetini önemseyip yönetim pratiğini buna uygun tutmaya çalışırken, İttihatçılık pratik hedeflerin gereklerini temel alıyor ve sistemin meşruiyetini bu ihtiyaca göre esnetiyor; (4) Kemalizm ülkenin dünya sistemindeki statükosunu olumlu bir değer olarak görür ve korumacı bir çizgi izlerken, İttihatçılık zamandan bağımsızlaşmış bir milli hak kavramına ve bunun gereği olan yayılmacı bir tutuma sahip.
Ancak iki yaklaşım arasında tam bir kırılma yok. Aksine güçlü bir süreklilik de var. Devletçilik anlayışı bu iki akımı birbirine yaklaştırıyor ve şu an (yeniden) izlediğimiz doğal geçişi sağlıyor. Kemalizm de İttihatçılık da devletin siyasetin sınırlarını çizmesi, siyaseti ideolojik olarak belirlemesi, devletin ‘ülkesi ve milletiyle birlikte’ bekasının sağlanması gerektiğini vazediyor. Aynı şekilde her ikisi de makbul vatandaşın nasıl düşünüp davranması gerektiğinin tepeden belirlenmesi gerektiğini, özgürlük ve adalet alanının bu kıstasa göre (örneğin ‘çağdaş’ ya da ‘yerli ve milli’) eşitsiz şekilde kullanımının doğru olduğunu kabul ediyor. Nihayet her ikisi de orta sınıfın göreceli ‘serbest’ fikir ve tutumundan hazzetmiyor, kaynak kullanımını tepeden belirlemek istiyor ve kitlesel toplumsal katma değerin merkeze çekilerek dağıtımını hedefliyor.
Cumhurbaşkanlığı sistemi sonrası gelen iktidar anlayışı ve uygulamasıyla birlikte bugün süreklilik içinde bir ‘geri dönüş’ yaşıyoruz. İttihatçı bir öneri, yenilenmiş bir resmî ideoloji ile karşı karşıyayız. Alternatif olmak isteyen siyasi hareketlerin bu gerçekliği dikkate alan bir söylem ve eylem planı geliştirmeleri gerek. Aksi halde gerçek anlamda ‘alternatif’ olmak mümkün gözükmüyor.
Geçmişin giderek arkaikleşen ideolojilerinden bıkmış olduğumuzu varsayarak, ‘ideolojisiz’ bir özgürlük, eşitlik, adalet kavramsallaştırmasına yönelmek akla uygun gelebilir. Ancak Türkiye siyasetinin bugün yeni ve farklı bir ideolojiye, o ideoloji çerçevesinde üretilen bir siyasi tutuma ve bu tutumu taşıyacak kadrolara ihtiyacı var.
Aksi halde, yani seçmen nezdinde herkes aynı temel ideolojinin içindeyse, yeni partilere gerek de hissedilmeyebilir. Nitekim iktidarın toplumsal desteğindeki direnç hem İttihatçılığın ‘doğal’ cazibesinin hem de gerçek anlamda bir alternatifin olmamasının nişanesi. Aynı şekilde iktidardaki oy kaybının İyi Parti’de toplanması da alternatifin olmadığı bir dünyada ‘doğal’ bir kayış. Bu oylar başarısız olandan sınanmamış olana kayıyor, ama aynı ideolojik çerçeve içinde kalıyor.
Yeni bir ideolojik çerçeve ise özgürlük, adalet gibi kavramların vurgulanmasıyla üretilemiyor. Çünkü bütün ideolojik yaklaşımlar kendilerini özgürlükçü, adil vesaire diye tanımlayabilir. Yeni bir ideolojik çerçevenin laiklik, milliyetçilik, meşruiyet, vatandaşlık, beka, devlet ve devletçilikle ilgili yeni ve birbiri ile tutarlı bir bütünlük üretmesi, buradan hareketle inandırıcı bir gelecek tasavvuru sunması lazım.
Bu noktada şöyle bir ‘gerçekçi’ itiraz gelebilir: Eğer İttihatçılık böylesine doğalsa toplumun büyük kısmı eski ideolojik çerçeveye hapsolmuş demektir. Dolayısıyla G/D söylenen çabayı harcasa bile oy alamayabilir…
Belki de… Ancak ‘toplumun çoğunluğu böyle’ varsayımıyla İttihatçılığa alternatif üretilemezse G/D gibi partilerin büyüme ihtimali zayıf olmakla kalmıyor, büyüseler bile diğerlerine benzeyeceklerse memlekete ne hayır getirirler sorusunu sorduruyor.
Öte yandan 1990’lardan itibaren laik kesimde demokratlaşma, muhafazakâr kesimde bireyselleşme ve zihinsel sekülerleşmeye tanık olduk. Bu değişim Ak Parti’nin ilk on yılında artarak sürdü. Sadece değer yargıları değişmedi, kentleşme eğitim ve küresel entegrasyon sayesinde hayat anlayışları özgürleşti, özellikle genç kuşaklar birden fazla kimliksel veya ideolojik tutumu kendilerince harmanlayarak ‘kişileşmeyi’ keşfettiler.
Bu insanlar buharlaşmadı… Geçmişten bugüne saha çalışmalarından hareket edersek muhtemelen yüzde 15-20 arası bir kitleden bahsediyoruz. Hâlâ toplumun bir parçasını oluşturuyorlar, ancak onları temsil edecek, taşıyacak bir siyasi hareketi bulamamış gözüküyorlar. Demek ki onca doğru tavra, söze ve gayrete rağmen G/D de halen bu izlenimi vermekte zorlanıyor.
Belki de G/D’nin iktidar karşısındaki ve siyasete yaklaşımındaki doğru tutumunu ikincil kılan ve bu partilerin söz konusu kitleye ulaşmasını engelleyen başka özellikler var…
- Altı tamamen boşalmış olsa da ‘merkez’ tanımına fazla anlam veriliyor. Siyasete bakılarak toplum deşifre edilmeye çalışılıyor ve siyasi partiler kapsayıcı bir temsil gücüne sahip addediliyor. Örneğin Ak Parti’nin aldığı oya bakarak neredeyse homojen bir Ak Parti tabanı olduğu varsayılıyor ve buradan hareketle bir ‘Ak Parti muhafazakârlığı’ varsayılıyor. Sonra da bu ‘muhafazakârlara’ nasıl hitap ederiz, ne yaparsak gocundururuz diye soruluyor.
Oysa söz konusu taban sanıldığından daha heterojen. Ancak daha önemlisi siyasi merkeze bakarak toplumsal merkezi anlamak mümkün değil. Toplum çok daha geniş ve karmaşık. Ancak oy verebileceği partiler sınırlı ve oyların bir bölümü kerhen veriliyor. G/D’nin toplumsal merkezi önemsemesi, söylem ve tutumları ile toplumsal merkezdeki amorf ve kişileşmiş kitleye hitap etmesi daha gerçekçi gözüküyor.
Bu da ideolojisiz olabilecek bir şey değil… İdeolojisizlik partileri zaten var olan ideolojinin parçası kılıyor. Amorf ve kişileşmiş bir kitlenin temsili ancak gerçekçi bir yarın ve sağduyulu bir benlik tasavvuruna sahip bir ‘hikâye’ ile mümkün…
- İdealize edilmiş (neoklasik) iktisat talebin arzı yarattığını söyler ama bu önermenin doğrulanması için gereken piyasa koşulları çoğu zaman gerçek hayatta bulunmaz. Arzı yaratan aktörlerin sayısı azaldıkça tersi bir dinamik devreye girer: Arz talebi yaratır. Siyasette de durum buna yakın. Özellikle bizim gibi toplumsal tercih ve taleplerle siyaset arasındaki uyuşmanın sakat olduğu ülkelerde.
Bizde seçmen pazar yerinde gezinen tüketicilere benziyor. Üreticileri etkileme şansı çok az. Pazara gidiyor ve açılan tezgahlardan birinden alışveriş yapıyor. İlle de o üreticiyi çok beğendiğinden değil, eldeki seçenekler sınırlı olduğu için. G/D pazarda yeni tezgâh açacak yeni üreticilere benziyor. İnsanlar ne satacaklarını merak ediyor. Ne var ki arz miktarında bir sınırlama olmamasına rağmen fazla mal satılamıyor…
Acaba neden? Belki de tüketici ortada gerçekten farklı bir ürün görmüyor ve malını daha güvenilir bulduğu büyük üreticiden almayı seçiyor. G/D bir anda büyüyemeyeceğine göre toplumsal merkezdeki amorf ve kişileşmiş kitle için ‘yeni ve anlamlı’ bir ürün sunmak durumunda.
- Bu ‘yeni ve anlamlı’ ürünü geliştirirken iki unsur önemli gözüküyor: Yapılmaması gerekenlerden kaçınmak ve yapılması gerekenleri yapmak. Yapılmaması gerekenlerin başında diğer partilere benzemek var. Dil, söz, davranış, kılık kıyafetten önceliklere, tercih kriterlerine, hassasiyetlere kadar. Büyük partilere benzemek G/D’nin çabalarının karşılıksız kalmasına neden oluyor.
Seçmen G/D sayesinde iktidarın yanlışlarını görüyor ama iş kimi destekleyeceği noktasına gelince tehlikesiz bir seçeneği, başka bir büyük partiyi tercih ediyor. Çünkü nihayette G/D’nin diğerlerinden farklı olduğunu düşünmüyor. Belki bu nedenle G/D’nin eleştirel siyaseti sonuçta İyi Parti’nin oy devşirmesine neden oluyor.
Büyük partiler gibi teşkilatlanmak, onlar gibi organize olmak, onlar gibi ziyaretlerde bulunup aynı zihniyeti ima eden ortamlar üretmek ‘aslında’ farklı olunmadığı mesajını veriyor. Çıkarılan büyük çaba, doğru düzgün bir içerik üretimi maalesef bu zımni mesajın altında eziliyor. Toplum siyasi partileri ne söylediklerine veya hangi hasletlere sahip olduklarına göre değerlendirip sonra onun seçmeni haline gelmiyor. Önce bir bütünlük içinde ilişkilenip seçmen oluyor, sonra sözüne ve hasletlerine bakıyor.
Dolayısıyla G/D’nin de onları bir bütünlük içinde beğenip sahiplenecek bir seçmen kitlesine ihtiyaçları var. Bu ise o seçmen kitlesine anlamlı ve gerçekçi gelen bir farklılaşma ile mümkün.
- Yapılması gerekenlere gelirsek liste değişik uzunlukta olabilir. Bunlar arasında yukarda sayılan ‘yeni bir ideolojik çerçevenin gerektirdikleri’ dışında yeni bir muhafazakârlık ve yeni bir dindarlık üzerinde de düşünmek gerekebilir. Ancak muhtemelen en kritik konu farklı bir devlet tasavvurunun sunulması ve buradan hareketle devlet/siyaset ve devlet/toplum ilişkisinin yeni ilke ve kriterlere göre tanımlanması.
Değişim getirecek siyasi hareketler normatif bir devlet tanımı ile yetinemezler. Çünkü karşımızda bütün özellikleriyle gerçek bir devlet var ve değişmesi gereken de o. Meselenin devlet karşıtlığı değil, farklı bir devlet tasavvuru olduğunun görünmesi, bu farklı devletin niteliklerinin (yapısı, işleyişi, siyaset ve toplumla ilişkisi) cesaretle savunulması gerekir.
İttihatçılık çerçevesinde devletçilik ile milliyetçiliğin bütünleşmesi dikkate alındığında, Türk milliyetçiliğinin bugünkü iktidar yozlaşmasına nasıl kılıf oluşturduğunun da irdelenmesi gerekecektir. Bu da Türk kimliğinin ötelenmesini değil, Türklüğü aşan bir birleştirici milliyetçilik ima eder.
Türkiye demokratlaşacak, özgürleşecek, adil, eşitlikçi ve kalkınmış bir ülke olacaksa, Türkiye’nin Türklerden büyük olduğunun da sindirilmesi ve bunun özgüvenle seslendirilmesi kaçınılmaz bir durum… Aksi halde ‘demokratik vatandaşlık’ içi boş bir klişeye dönüşür ve bu hususta duyarlı olan o amorf ve kişileşmiş kesim ikna edilemeyebilir.
G/D Türkiye için bir şans… İyi ki varlar ve siyasete derinlikli bir içerik kazandırıyorlar. Bu işlevlerinin devam etmesi hayati önemde… Ancak bu ülkenin değişimi daha büyük bir vizyonu, ona uygun bir değişim hikâyesini ve (her özelliği ile) bunun arkasında duran bir aktörleşmeyi davet ediyor.
Siyasette küçüklerin sınanma çıtası her zaman daha yüksektir… Başarı kendini bu çıtaya doğru zorlamayı, hatta belki de çıtayı kendi elinle yükseltmeyi gerektirebilir…
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları








































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024