Ayhan ONGUN
Kürt önderlerinden bağımsız milletvekili Leyla Zana’ nın Başbakan Erdoğan’la yaptığı görüşme üzerine çok şeyler yazıldı, çizildi.
Leyla Zana, sıradan biri değil kuşkusuz. Kürt halkının hakları konusunda yılmadan mücadele etmiş, bu konuda ağır bedeller ödemiş bir kanaat önderi
Peki ne yapmış Leyla Zana?
“Yeter artık bu anlamsız kavga, akan kana, dökülen gözyaşlarına bir son verelim. Bu konuda sorumluluk duyan herkes elini taşın altına soksun, en çok da siyasi iradenin başındaki insan, yani Erdoğan” demiş.
Hem de bu açıklamayı; içindeki statükocu, Silivri bağımlılarına rağmen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ nun yaptığı barış ve diyalog çağrısının hemen ardından yapmış.
Kılıçdaroğlu’ nun çağrısında olduğu gibi, Leyla Zana’nın bu çağrısına da Erdoğan, anlamlı bir jestle karşılık vererek, bir buçuk saatlik bir görüşme gerçekleştirilmiş.
Kemal Kılıçdaroğlu’ nun “koltuğumu kaybetme pahasına da olsa bu barış girişiminin arkasında duracağım” açıklamasının toplumda yarattığı umut ve beklenti kadar olmasa da Leyla Zana’ nın bu girişimi ,özellikle kürt demokratları arasında hem olumlu karşılandı, hem barış yanlılarını cesaretlendirdi.
Şimdi oluşan bu fotoğrafın ardından bu gün gelinen noktaya bakacak olursak, kimler ve hangi gerekçelerle bu durumdan rahatsız olurlar? MHP ‘nin ideolojik yapısından kaynaklı tavrını anlamak mümkün de, sol cenahtan gelen eleştirileri doğrusu anlamakta zorlanıyorum.
Kendi içlerinden birinin, üstelikte sabah akşam “ bu iş ne AKP’ yle ne Erdoğan’la çözülemez” iddialarına inat “isterse bu işi Erdoğan çözer” demesini, BDP’ in hazmedememesini de bir kenara koyuyorum.
BDP nin hangi kulvarda, hangi stilde ve kimlerle yüzeceğini bilemeyen yüzüler misali şaşkınlığına, politikasızlığına verelim.
Ya diğerleri? Devrimciler, demokratlar, Marksist solcular, solcu olduğunu sanan Marksistler!, solculara söven sosyalistler, sosyalizme küskün solcular………………….
Türkiye’ nin kanayan yarası terör sorununa ve özellikle de Kürtlerin cumhuriyet döneminden bu yana esirgenen haklarına kavuşmasına yönelik olumlu her adımda, paranoyak senaryolarla karşı saflara geçen ya da devrimci pozisyonlarına halel gelmesin diye defansa geçen bu çevreler, barışa ve demokrasiye ne kadar çok zarar verdiklerinin bir farkına varabilseler.
Leyla Zana-Erdoğan buluşmasında neler konuşuldu, buradan ne sonuç çıkar konusuna hiç girmek istemiyorum. Çünkü benim için bu görüşmenin, konuşmanın yapılabilmiş olması, içeriğinden çok daha önemli.
Çünkü, toplum olarak bizim bugün en önemli sorunumuz konuşamamak, konuşur durumda olamamak, birbirimize tahammül edememek. Bir araya gelmeden, konuşmadan dyalog nasıl mümkün olacak. Halk içerisinde çok söylenen bir deyiş vardır.” Söz utanmaz, yüz utanır.”
Verilen sözler tutulmayabilir, unutulabilir ama yüz yüze gelen insanların bir birlerine hata yapmaları zorlaşır, bu görüşmeler sıklaştıkça da imkansız hale gelir. Önemli olan, farklı görüş ve yaşam tarzlarımız olsa da birbirimizi anlamaya, dinlemeye çalışmak, diyalog ortamını sürekli ve canlı tutabilmek.
Keşke siyasi parti liderleri her gün bir kez olsun karşılaşabilseler, günaydın deyip, el sıkışabilseler, eşinin sağlığını, çocuğunun okul durumunu sorsalar birbirlerine!
Aynı tribünden farklı kulüplerin taraftarları olarak maç izlemeden, izleyen yancıların içtiklerine iddialı bir tavla oynamadan, bir konserde aynı coşkuyla bir sanatçıyı alkışlamadan, yani yaşam içerisindeki en insani duygu ve ilişkileri yaşamadan ne dost olunabiliyor ne de adam gibi düşman.
Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının hepimizin takdirini kazanan barış atağının ardından Suriye konusuyla ilgili bir sert çıkışı, ardından Kasımpaşa’lı Erdoğan’ın her zamanki kibirli tavrı, Leyla Zana’ nın iyi niyetli çabalarının ardında başka politik gerekçeler ya da dış güçler arama hevesi, barış ve diyaloğ ortamını yeniden kararttı.
O zaman ne Kahramanmaraş ta, 1 Mayısta Taksim’de, Çorum’da yitirdiklerimizin, ne 12 eylül zindanlarında yok edilen hayatların, ne de 19 yıl önce Sivas’ da diri diri yakılarak öldürülenlerin hiçbir anlamı ve değeri kalmıyor.
Eğer yeniden darbeler yapılmasın, devlet kendi halkına zulmetmesin, yargısız infazlar olmasın, köylüler karakollarda öldürülüp, kalorifer kazanlarında yakılmasın ve bunları yapanlar ödüllendirilmesin, tüm bunları yapanlar adil yargılansın, cezalarını çeksinler istiyorsak;
Bu güzel ülkede insanlar; dil, din, ırk farkı gözetmeden özgürce, kardeşçe, eşit yurttaşlar olarak barış içerisinde yaşasınlar istiyorsak eğer, bunun yolu konuşmaktan, görüşmekten, danışmaktan geçiyor.
Her koşul ve durumda bizim gibi düşünmeyenlerle de konuşabilir, uygarca tartışabilir, birbirimize tahakküm etmeden fikirlerimizi açıklayabilir konumda olacak iklimi ve ortamı birlikte yaratmalıyız.
Aksi halde usta yazarın dediği gibi” insanları mahkum olmadan hapis yatırıp, mahkum olunca serbest bırakan; şii diktatörle savaşmanın eşiğine gelip, Sünni diktatörle anlaşmalar imzalayan” bir iktidara ve böyle bir iktidara bu ülkeyi mecbur eden beceriksiz muhalefete mahkum oluruz.
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.08.2021
31.03.2021
17.03.2021
3.02.2021
23.10.2020
30.09.2020
28.07.2020
19.05.2020
15.05.2020
19.03.2020