Halil BERKTAY
[12-13 Aralık 2015] Yukarıda spotta yer alan sorulara, 7 Haziran seçimlerinden sonra ve özellikle Temmuz ortalarında PKK’nın “yeni devrimci halk savaşı”nı başlatmasının ardından, hem defalarcaSerbestiyet’te yazarak, hem çeşitli televizyon programlarında konuşarak kendimce cevap vermeye çalıştım (dipnot 1). Geçtiğimiz iki haftada Etyen Mahcupyan, gelinen durumu bir kere daha özetledi (dipnot 2). Artık bütün tablo ortaya çıktı; herşey çok net gözüküyor. En son, 10 Ekim Perşembe akşamı Ülke TV’nin “Söz Bitmeden” programında, Elif Çakır’ın soruları beni tekrar bir tarih ve mantık sırası kurmaya zorladı. Şimdi burada, dönüp baktığım eski yazılarımdan genişçe alıntılar da yaparak, bir kere daha toparlamak istiyorum.
(1) Temel katman: şiddete düşkünlük. Dipnotlarda sıraladığım bütün yazı ve talk-show’larda, hep öncelikle şunu belirttim: Bu tavrın gerisinde, bütün güncel, taktik değişikliklerin üzerine oturduğu derin bir kayak, bir “tektonik levha” var. O da, 1977’den itibaren neredeyse kırk yıl hep şiddet kullandığı için, belirli bir silâh ve şiddet iptilâsı peydahlamış olması. PKK şiddet içinde ve bir şiddet örgütü olarak doğdu. Herhangi bir sivil (velev illegal) siyasî partinin askerî kanadı olmadı. Tersine, ismindeki “parti” sözcüğüne karşın hep silâhlı, askerî bir nitelik taşıdı (ve ancak zamanla kendine sivil, siyasî uzantılar edindi). Önce diğer solcu Kürt akım ve örgütlerine karşı başvurduğu şiddet sayesinde, 1977-85 arasında kendine doğu ve güneydoğuda bir yer açtı. Sonra, devlete karşı geliştirdiği gerilla savaşı yöntem ve taktikleriyle giderek güçlenip tabanını yaydı ve ilk alan hâkimiyetini kurdu. 1990’larda devlet buna, Tansu Çiller - Doğan Güreş ikilisinin “kirli savaş”ıyla mukabele etti. Derken 1999’da Öcalan yakalanıp Türkiye’ye getirildi. Yargılandı, müebbet hapse mahkûm oldu, İmralı’ya kondu. Çatışma ve çatışmasızlık zigzagları birbirini izledi.
Öyle veya böyle; PKK’nın Kandil’deki önderliği, otuz küsur yıldır dağdan inmemiş; barış ve normal siyaset nedir bilmeyen; tersine, bütün hayatı ve varlığı şiddet olan; savaş içinde yaşlanmış ve zihnen katılaşmış kişilerden oluşmakta. Bir seferinde kullandığım benzetmeyle, Olimpos dağının eski Yunan tanrı ve tanrıçalarını andıran efsanelerin kuşattığı bu “komutan”ların kudreti, hem silâha hem sıradan insanlarla aralarındaki mesafeye bağlı (dipnot 3). Fatih Mehmed’in saray protokolünü değiştirip sultanın divan toplantılarına katılmamasını (ama kafes arkasından dinlemesini) kurallaştırmasının yarattığı yarı-tanrısal “herşeyi görür ama kendisi görülmez, herşeyi duyar ama kendisi duyulmaz” gizemini, Kandil’in hükümdarları da sonuna kadar kullanıyor. Bunlar olmadan yapamayacak duruma geldiler. Savaş belirli siyasî hedeflere ulaşmak için bir araç olmaktan çıktı; başlı başına bir amaca dönüştü. Kürt halkı her durumda yararı gözetilecek temel kitle olmaktan çıktı; sırf bir iktidar tabanına, araçsallaştırılan bir tebaya indirgendi. Cemil Bayık’ların, Duran Kalkan’ların, Murat Karayılan’ların silâhı toptan bırakıp düze inerek halkın arasına karışmayı; etrafa korku salan, boyun eğdiren ve haraç toplayan muhafızları olmaksızın, ister AKP’yle, ister diğer Kürt partileriyle eşit koşullarda rekabet etmeyi göze almaları imkânsız. Herşeyden önce bu yüzden, barıştan korkmaya başladılar. Her türlü barış, çatışmasızlık ve müzakere girişimini soğuk ve isteksiz karşıladılar. Çıtayı habire yükseltme ve yeni yeni bahanelere başvurma yollarını aradılar.
(2) Bu, Türkiye’nin genel demokratikleşme sürecine adım adım sırt çevirmekle elele gitti.
Bunun başlıca nedeni, PKK’nın artan AKP korkusudur. Yaygın olarak zannediliyor ki PKK ve HDP’nin Erdoğan’a ve AKP’ye düşmanlığı 7 Haziran 2015 seçimlerine giden yolda Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” demeciyle başladı. Hayır, o sadece bütün bir gelişmenin tavan yapması ve en berrak ifadesidir; yoksa bugünden dönüp de geriye baktığımızda, söz konusu tavrın daha 2007 cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinin hemen sonrasında uç verdiğini görebiliyoruz. Ne oldu 2007’de? Bir yanda AKP oy oranını yaklaşık yüzde 47’ye yükselterek durumunu sağlamlaştırdı; aynı zamanda Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkararak (Hrant Dink’in öldürülmesinin, komplolarından sadece birini oluşturduğu) o meşum 2007 yılının fırtınalarını sonunda atlattı ve artık kolay kolay devrilmeyeceğini cümle âleme ilân etti. Diğer yanda Kürt hareketi de Meclise 26 bağımsız milletvekili sokmayı başardı; böylece ilk defa bu iki güç, Kürt sorununun iki ucunda karşılıklı olarak mevzilenmiş oldu. PKK pek de sevinmedi bu duruma; tersine, Öcalan’ı ve Kandil’iyle “mesele AKP’yle çözülemez, ancak devletle çözülür” virajına girdi.
O sırada 2013 yazının Gezi eylemleri de yoktu; aynı yılın 17-25 Aralık “yolsuzluk operasyonları” da yoktu; dolayısıyla demokratikleşme uğruna AKP’ye destek veren sol-liberal aydınlar bölünmemiş ve bir kısmı koyu AKP düşmanı kesilmemişti. Onun için, solun önemli kanaat önderleri dahil çoğu insan PKK’nın bu tavrını hayretle karşılıyor; tümüyle gerçekçilik dışı, akıl almaz bir garabet gibi görüyordu (ve haklıydılar da, ama zaman içinde PKK’dan çok kendileri değişti). Kandil’in her zamanki “kalın derili” aldırmazlığına karşın bu eleştiriler 2010 anayasa değişikliği referandumu sürecinde doruğa çıktı. Zira PKK ve o zamanki yasal uzantısı BDP, AKP’nin 12 Eylül 1980 darbesinin kamburuna karşı otuz yıl sonra özellikle 12 Eylül 2010’e denk getirdiği bu referandumda, gene kolayca izah edilmesi mümkün olmayan kaypak ve oportünist bir tavır aldı. Doğan Tarkan henüz hayattayken “yetmez ama evet” kampanyası açıp solun taşlaşmış hayırcılık alışkanlığını sarsalayan minicik DSİP’in yarısı kadar cesur olamadılar; sırf AKP’yle birlikte görünmemek uğruna, bütün değişiklikleri destekleyeceklerine kimine evet kimine sudan bahanelerle hayır demeyi tercih ettiler.
Henüz Cemaatin tümüyle el koymadığı eski Taraf’taki 2010-2011 Okuma Notları’mı gözden geçirdiğimde, ben de meğer bu probleme ne kadar sık eğilmek zorunda kalmışım diye düşünüyorum. O yazılardan birinde, örneğin, şöyle demişim: “… PKK ve yan örgütleri dışında, sadece AKP mevcut. Dolayısıyla PKK için AKP bir değil iki şey. Hem, barış için PKK’nın kendi arka bahçesi, kapalı av alanı saydığı güneydoğuda, AKP de kuvvetle mevcut. Hattâ şöyle diyebiliriz : görüşmek ve uzlaşmak zorunda olduğu hükümet. Hem de yerel ölçekte en ciddî, tek ciddî siyasî rakibi. Bu durumda PKK, parti olarak AKP’ye karşı mücadelesini hükümet olarak AKP’ye karşı mücadele üzerinden yürütmeyi tercih ediyor. AKP’yi hükümetleştirerek ve devletleştirerek, hükümete ve devlete indirgeyerek yürütmeyi tercih ediyor” (31 Mart 2011: PKK’nin AKP sorunu). Kanımca bu tesbit, PKK’nın bugüne kadar gelen bir politika devamlılığına işaret ediyor.
(3) Aynı doğrultuda PKK, ayrılma ve devletleşme hedefinden aslında hiç vazgeçmedi. Bu doğrultudaki belirtiler, aşağı yukarı aynı sıralarda, yani 12 Eylül 2010 referandumundan 12 Haziran 2011 seçimlerine giden yolda çoğalmaya başladı. Güya artık sırf Türkiye içinde Kürtler için daha fazla hak ve özgürlük arayacaklardı. Ama bir yandan da silâhlı mücadelede ısrarlıydılar; bu bir tutarsızlık oluşturmuyor muydu? Bu açıdan önemli bir gösterge, “silâhlı mücadelenin miadını doldurduğu” yolunda bir demeç veren (Diyarbakır Belediye Başkanı) Osman Baydemir’in, Öcalan’dan haddini bil, sen kim oluyorsun kıvamında çok şiddetli bir azar işitmesiydi. Ben bundan, sadece “Kandil’i ve İmralı’sıyla PKK bir türlü vazgeçemiyor şiddet paradigmasından” sonucunu değil, aynı zamanda, ayrılma hedefini başka ad ve kılıflar altında sürdürdüğü sonucunu da çıkarmıştım: Çünkü “Türkiyeci olmak, Türkiye içinde demokratik hak ve reformları esas almak, asla silâhlı mücadeleyi kaldırma ve taşımaya ‘politik bakımdan yeterli’ bir amaç olamaz”dı (26 Mart 2011: Hegemonya ve “psikolojik savaş”). Gene aynı makalede, “nihaî hedef”in yerini “hareketin bekası”nın aldığını da vurgulamıştım: “PKK için, reformdan reforma ilerleyen bir mücadele anlamında değil; barış ihtimali (veya tehlikesi) karşısında örgütün kendi kendini koruması ve sürdürmesi anlamında ‘hareket’ galiba her şey haline geldi. Esasen ‘tasfiye korkusu’ denen şey de tam bunu yansıtıyor.”
İlginç bir boyut daha var, dünü bugüne bağlayan. O da silâhların gölgesinde yerel hegemonya arayışıyla ilgili. Bugün “özyönetim” deniyor; 2011’de “demokratik özerklik” adıyla anılıyordu. Ne tesadüf; son iki yılda bütün umutlarını HDP’ye bağlayan, arkasındaki PKK’yı ise hemen hiç eleştirmez olan bir kısım sol-liberal aydınlar, bu “demokratik özerklik” projesine karşı çok sert şeyler söylemişler 2011’de. Örneğin Oya Baydar PKK’nın despotizminden söz etmiş. Murat Belge, PKK gelecekte devlet olsa halka neler yaşatabileceğinden duyduğu endişeyi yansıtan iki yazı yazmış (ve bu yüzden Veysi Sarısözen’in saldırısına uğramış). Ben ise bütün bunları devlet denmeyen bir devlet, ayrılma denmeyen bir ayrılma hedefine bağlamışım. Şöyle diyorum, aynı 26 Mart 2011 yazımda: PKK’nın bütün tavırları “kendi alanı diye baktığı Kürt bölgelerinde tek olmak veya kalmak etrafında dönüyor. Öcalan bu yüzden, kör kör parmağım gözüne, bütün diğer Kürt aydınlarını, PKK’nın yerel iktidar organı olmaya hazırladığı DTK’ya katılmaya çağırıyor. Keza, (BDP’nin değil ama) DTK’nın ‘demokratik özerklik’ projesi, birçok gözlemcinin farkettiği üzere, Kürt bölgelerini kim(ler)in temsil edeceğini mutlak surette kontrol altına almak gibi, pek de demokratik sayılamayacak (faraza Oya Baydar’ın düpedüz despotik diye nitelediği) bir amaca yöneliyor.
“Acaba bu tür hamleler doğrudan doğruya barışa mı karşı -- yok artık, bu kadarı da olmaz dedirtip, PKK’nın ara zemini elimine ederek yerel hegemonyasını sürdürmesine en elverişli durum olan savaş halini geri getirtmek için mi yapılıyor? Öyle bir boyutu da var, herhalde. Ama bana öyle geliyor ki daha önemlisi, (bu yaklaşımla nasıl geleceği belli olmasa da, ez kaza gelirse) barış sonrasında güneydoğuda rakipsiz, tekelci bir konuma yerleşmek. Bunun bir anlamı, Kürt bölgelerinin fiilen ayrılmış gibi olması. PKK’nın, örgütsel varlığının garantisi olarak (bayrağı ve ‘öz savunma’sıyla) aradığı hegemonya düzeyi, ayrılık hedefini telaffuz etmeksizin bir ayrılık hali yaratmaya varıyor.
“Aynen, Murat Belge’nin Veysi Sarısözen’in köpürmesine yol açan iki yazısında olduğu gibi, hani meselâ gelecekte devlet olsalar, o devletin nasıl bir iç siyasal hayatının olacağı hakkında çok şeyi şimdiden açığa vuruyor.”
Bugün hendekli-barikatlı “özyönetim” bölgelerinde PKK’nın Kürt halkına yaşattığı zulüm, Oya Baydar ve Murat Belge’nin dört yıl önceki kaygılarının ne kadar haklı olduğunu ispatlıyor.
(4) Nitekim bir adım ötede PKK, ilk defa 2011’de, “köprüden önceki son çıkışı” kullanarak barıştan kaçıverdi. Maalesef bunu da daha olmadan, çıkagelmeden görmüş ve dümdüz yazmışım, 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde. O sıralar PKK’nın bir “yeni tahlil” tevatürü var; ben bunu savaşa dönüş olarak okumuşum (ve doğru okumuşum). Örneğin şöyle demişim bu doğrultuda: “Bana göre PKK barış fikrini sindiremiyor, kendini ‘barış hali’nin içinde göremiyor, hayal edemiyor. Kalıcı barış beklentisinin arttığı bir ortamdan nasıl çıksam diye bakıyor. Aslında hiç istemediği halde kendini evlilik hazırlığı içinde bulan bir gelin veya damat adayı nikâh memurunun ve bütün şahitlerin önünde hayır dememek için, nasıl daha önceden kaçmaya çalışırsa, PKK da öyle, ‘köprüden önceki son çıkış’ fırsatlarını kaçırmamak peşinde. Bence işte bu noktada, askerî vesayet mihrakının bitmeyen provokasyonlarıyla birlikte ‘yeni tahlil’ de devreye giriyor; PKK-BDP önderliği belki büyük bir virajı tabanına açıklamaya bu gerekçelerle hazırlanıyor” (19 Mayıs 2011: Kaybolduğum haftalar).
“BDP bloku” ortamına çok ters düşen lâflardı bunlar. Hatırlatayım: 7 Haziran 2015 seçimlerinde nasıl bir HDP ve “Selocan” aşkı yaşandıysa, 12 Haziran 2011 seçimlerinde de bir BDP aşkı yaşanıyordu. BDP etrafında bir “emek, demokrasi, özgürlük bloku” kurulmuştu ve bütün sol buna oy vermeye çağrılıyor -- ama hepsinden önemli olması gereken “barış” sözcüğünün nedense hiç adı geçmiyordu. Hattâ yüzde doksan aynı düşündüğümüz Gürbüz Özaltınlı bile eleştirmişti beni o zaman. 24 Mayıs 2011 tarihli Berktay’ın metaforu notunda, bu nikâh bozma benzetmesini beğenmediğini, PKK’nın iç farklılaşmalarını ve Öcalan’ın “net açıklamalar”ını görmediğimi, “iki PKK gerçeği”ni atladığımı söylemiş; devamla, “Berktay neden bunu yapıyor anlamadım” demiş; bir ihtimal olarak barıştan umudumu kesmiş olmamı; bir ihtimal olarak da barış için daha güçlü bir AKP’ye daha fazla şans tanıyor olabileceğimi kaydetmişti. Ben de buna ve diğer itirazlara beş gün sonra aynı sayfada altalta yayınlanan iki yazıyla cevap vermiş; PKK’nın şiddet dilini tırmandırarak sürdürdüğüne işaret etmiş; “blok”u desteklemek için çok basit bir barışçılık koşulunun dahi hiç akla gelmemesini tuhafsamış; sonuçta, “[Ç]ok sevdiğim kişilerin de bütün çağrılarına karşın ve yalnız kalmak pahasına, ’emek, demokrasi, özgürlük bloku’ denen PKK-BDP cephesine oy vermeyeceğim. Sorgulanmayan alışkanlıklar ve boş hayallerle sürüklenilen yanlış bir analiz, yanlış bir tavır olduğu kanısındayım” demiştim (Gerillaya oy vermeyeceğim ve Solun “haklı şiddet”i reddedemeyişi; ikisi de 29 Mayıs 2011).
İyi ki demişim. Sonrasında ne olduğunu hepimiz hatırlıyoruz (veya hatırlamamız gerekir). BDP etrafındaki mahut “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku” toplam 36 bağımsız adayını Meclise sokmayı başardı. Derken Yüksek Seçim Kurulu, (örgüt propagandasından aldığı 20 aylık cezayı gerekçe göstererek) Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürdü (21 Haziran) ve bunun üzerine BDP/Bağımsızlar Meclisi boykot etmeye karar verdi (23 Haziran). Bu da PKK’ya, silâhlı mücadelenin üstünlüğünü ispatlamak için aradığı gerekçeyi sundu. 14 Temmuz 2011’de PKK’nın Silvan saldırısı meydana geldi. Genelkurmay “çatışmada ve ormanlık alanda teröristlerce atılan el bombalarının etkisiyle çıkan yangından dolayı” 13 askerin öldüğü, 7’sinin yaralandığını duyurdu. PKK çoğu zaman yaptığı gibi önce yalan ve inkâra sığındı; TSK helikopterlerinin gaz ve yangın bombaları atarak kendi personelini vurduğu gibi saçmalıklar dolaştırdı. Zamanla “zaferi” üstlendi. Çatışmasızlık bitti ve tekrar savaşa dönüldü.
Herşey bir yana; şu 2010-2011 süreci ile 2014-2015 süreci arasındaki benzerlik çarpıcı gelmiyor mu size? O zaman PKK+BDP’nin, dört yıl sonra PKK+HDP’nin yöntemleri neredeyse tıpatıp aynı değil mi? O zaman (hiç barışçılık koşulu aranmadan) “BDP bloku”na bağlanan umutlar ile dört yıl sonra HDP ve Demirtaş’a (sırf AKP karşıtlığı uğruna ve arkaplandaki PKK unutularak) bağlanan umutlar, keza tıpatıp aynı değil mi?
Sorgulanmayan alışkanlıklar, boş hayaller… Fakat yani naifliğin de bir sınırı yok mu bu dünyada? Hiç lâfımı sakınmayacağım. Bakın, PKK’nın güneydoğuyu şimdi ne hale getirdiğine. Haydi birincisinde aldandı herkes. Aynı salaklık ikinci defa nasıl işlendi; akıl alır gibi değil. Buradan devam edeceğim.
NOTLAR
(1) Yazılış tarihleri itibariyle, bkz Diyarbakır önlenebilmeliydi (6 Haziran); Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı (24 Temmuz); Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma (25-26 Temmuz); En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir? (6 Ağustos); Neleri geri almaya hazırım (7 Ağustos); Dengir Mir Fırat’ın mektubu (17 Ağustos); Kaçınılmaz bir çatlağın aleniyet kazanması (26-27 Ağustos); Bu “özerklik” o özerklik; bu “özyönetim” o özyönetim mi? (30 Ağustos); Nefes nefese (30 Eylül);Bir felâkete sürükleniyoruz (10 Ekim); Ahlâksız Teklif (Indecent Proposal) (11 Ekim); Demokrasi ve meşruiyet için (17-21 Ekim); Bir metin şerhi denemesi (Demirtaş'ı okuma kılavuzu) (9 Aralık 2015).
(2) Bkz PKK ne istiyor? (24 Kasım) ve İngilizcesi, What does the PKK want? (28 Aralık); PKK ne yapıyor?(26 Aralık) ve İngilizcesi, What is the PKK doing? (29 Aralık); Kürtler ne yapacak? (9 Aralık) ve İngilizcesi,What will the Kurds do? (8 Aralık 2015).
(3) Bu benzetme için bkz En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir? (6 Ağustos 2015).
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları





























































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024