Ayşe HÜR
Osmanlı geçmişinin reddedilmesiyle açılışı yapılan Cumhuriyet döneminde ülkenin kültürel ve politik örgütlenmesini yürüten ‘eski İttihatçı, yeni Kemalist’ asker ve sivil kadrolar Osmanlı İmparatorluğu’nun okullarında aldıkları ‘pozitivist’ eğitim dolayısıyla modernleşme ve Batılılaşma yanlısıydı. Bu kadroların esas amacı imparatorluk bakiyesi bir ümmetten yeni bir ulus-devlet yaratmak ve bu ulus-devleti çağdaş uygarlık seviyesine yükseltmekti. Bu hedeflere ulaşmak için halkın dönüştürülmesi bir zorunluluktu. Onlara göre halk yönetici seçkinlerin önderliğiyle neyin ‘iyi’, ‘doğru’ ve ‘gerekli’ olduğunu öğrenebilirdi. Böylece kurucu kadro, modernliğin ancak toplumun bütünüyle denetim altına alınmasıyla yakalanabileceğini düşünerek son derece radikal yöntemler uyguladı. Her türlü muhalefet ezildi, ülkede demokrasinin gelişmesine hiçbir zaman izin verilmedi.
Türk milli kimliği, Batı’yı ulaşılması gereken, kıskançlıkla izlenen bir model olarak görme, bir yandan da onu bir türlü aşamayacağını bilmenin getirdiği ya da aşamadığını görmenin getirdiği bir rahatsızlık duygusuyla sürekli reddediş içinde olmanın getirdiği ikili tutum içerisinde gelişmeye veya oluşmaya başladı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bir yandan ‘Yedi düvele karşı verilmiş İstiklal Savaşı’ söylemine içkin Batı düşmanlığı sürdürülüyordu, diğer yandan ulus, laiklik, cumhuriyet gibi Batı düşüncesinin terimleri ve kurumlarıyla yeni bir devlet, yeni bir düzen kurmaya çalışılıyordu. Sonuçta bu paradoksu çözmek için Ziya Gökalp’in “Medeniyet evrenseldir, kültür ise yereldir, özeldir. Biz kültürümüzü koruyalım, medeniyeti bir şekilde ucundan paylaşmamızda bir şey mahsur olmaz” söylemine sığındılar. Halbuki ‘medeniyet’ ve ‘kültür’ ya da ‘Batı medeniyeti’ ve ‘Batı kültürü’ denilen şeyler birbiriyle etkileşim içerisinde oluşmuştu.
İÇE KAPANMA YILLARI
1925’ten itibaren Batı’yla ilişkiler siyasi düzlemde asgariye indirilmiş, büyük bir süratle alfabe, giyim-kuşam, ölçü, hukuk, kadın hakları, eğitim, tarih, coğrafya, arkeoloji, dil, mimarlık alanında Batılı atılımlar yapılmıştı. Bunlardan murad, hem Osmanlı’dan beri aşk ve nefret ilişkisi içerisinde olduğu Batı’ya yetişmek hem de Doğu’dan tümüyle kopmaktı. Sonuçta Mustafa Kemal’in o meşhur sözüyle ‘biz bize benzeriz’ diye tabir edilen ve hakikaten bize benzeyen bir yapı ortaya çıktı. Yine de ‘medeniyet’le ‘Batı’ arasındaki ilişkiyi ulusal kimlikte bağdaştırmak problematik bir alan olarak kaldı. Bunu da Türk tarih tezi, güneş dil teorisi gibi garabetlerle aşmaya çalıştı Kemalizm. Sonuç olarak Batı’ya karşı duyulan düşmanlık ve Doğu’yla temas kurmamak için gösterdiği aşırı dikkat, Cumhuriyet’i içine kapamaya mecbur etti. 1929 Dünya Büyük Buhranı da, içeri dönmeyi, kendi yağıyla kavrulmayı savunmanın dış koşullarını oluşturmuştu.
BATI’YLA YENİ DÖNEM
Mustafa Kemal’in ölümüyle birlikte kültür devrimleri hız kesti ama esas değişiklik dış koşulların baskısıyla yaşandı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, Türkiye Batı Bloku’nda yer almayı seçti. 1950’de Kore Savaşı’ndaki katkılarıyla 1952’de NATO’ya girdikten sonra ABD’nin Marshall Planı, Truman Doktrini gibi araçlarla Avrupa’yı Sovyet Bloku’na karşı güçlendirme projesi kapsamında, Yunanistan ve Türkiye çok büyük yardımlar aldı. Ülke tarım ülkesi olmaktan sanayi ülkesi olmaya doğru yönelirken ulusal özgüven eksikliği biraz olsun azalmıştı. Bunun doğal sonucu olarak da kimlik tartışmaları hız kesti. Kentlisinden köylüsüne kadar ABD’yi sevmeyen kalmadı. Ancak bu sefer Türk kimliğinin 3. dünya ülkeleriyle çatışması başladı. Çünkü Batı’yla iyi ilişkiler kurmak için Batı’nın eski sömürgelerinin taleplerini görmezden gelmek gerekiyordu.
1955’ten itibaren sağ muhafazakâr DP hükümetinin Arap dünyasını ikiye bölen Bağdat Paktı’nı kurması, Bandung Konferansı’nda ‘3. Dünya Ülkeleri’yle ilişkiyi bitirmesi, Cezayir meselesinde Fransa’nın yanında yer alması, DP’nin şahsında Batı’ya karşı soldan gelen eleştiriyi şiddetlendirdi. ‘Jakoben Cumhuriyet’i Batı’nın projesi sayan muhafazakâr ve İslamcı aydınlar zaten sürekli olarak Batı’yı eleştiriyordu. 1964’te Kıbrıs’ta, Rumların baskılarına uğrayan ‘soydaşlarına’ müdahale etmeye hazırlanan Türkiye’ye ABD tarafından gönderilen kaba Johnson mektubu, siyasi elitlerin, halkın ve aydınların Batı’ya tepkisini şiddetlendirdi.
ORYANTALİZMİN KEŞFİ
1968’de tüm Avrupa’yı saran öğrenci eylemlerinin ve ABD’nin ‘çirkin yüzünü’ iyice ortaya çıkaran Vietnam Savaşı’nın yarattığı uluslararası politik atmosferle, ABD’nin bu saygısız politikaları birleşince ‘Milli Mücadele’ ruhu tekrar ortaya çıktı. 1973 petrol krizi, ardından ABD’nin Türkiye’de haşhaş ekimine yasak koyması gibi olaylar Batı’ya karşı antipatiyi tırmandırdı. İslamcı kesimin ağzından Milli Selamet Partisi’nin karizmatik lideri Necmettin Erbakan’ın küfür niyetine kullandığı ‘Batı taklitçiliği’ sözü bolca duyulur oldu. 1970’lerin sonunda Batı’nın Türkiye’ye biçtiği jandarma rolünden ve Yunanistan’ı el altından desteklemesinden duyulan rahatsızlık belirgin hale gelmişti. Artık Batı, sağcı olsun, solcu olsun, yönetici elitlerin, aydınların ve halkın zihninde tartışmasız biçimde ‘üstün’ ama ‘düşman’ bir figürdü. Kanlı 12 Eylül 1980 darbesi halkta değilse bile solun tümünde ve sağın bir bölümünde, ABD’nin şahsında Batı düşmanlığını arttırırken, 1990’lar, Türkiye’nin üyeliği konusunda sürekli karar değiştiren, buna karşılık Yunanistan’ı kayırdığına ve PKK’ya destek verdiğine inanılan Avrupa Birliği’nin şahsında, Batı’ya karşı antipatinin yeniden zirveye çıktığı yıllar oldu. Bunun elitler dünyasındaki karşılığıysa Filistinli/Amerikalı yazar Edward Said’in 1978’de yayımlanan ‘Şarkiyatçılık’ kitabında tarif ettiği fikirlerin başını çektiği sofistike Batı eleştirisi sağcısından solcusuna, liberalinden muhafazakârına, neredeyse tüm Türkiyeli aydınlar arasında Batı konusunda yeni bir okuma tarzına zemin oluşturdu. Bazı kesimler kendini Batı’nın gözüyle görmeye başlayarak özgüvenlerini yitirirken bazı kesimlerde kendini gerçekçi bir şekilde değerlendirememe hali ortaya çıktı. Batı tarafından yapılan her eleştiriyi haklı ya da haksız olduğunu anlamaya çalışmaksızın “Bu oryantalizmdir” diye çöpe atmak âdet oldu.
CEVAP: OKSİDENTALİZM
1980’lerden itibaren yükselişe geçen neo-liberal dalganın çevreden merkeze taşıdığı İslamcı kesimlerin Şarkiyatçılığa verdiği cevap ise Garbiyatçılık (Oksidentalizm) oldu. 1992 yılında ‘Garbiyatçılık İlmine Giriş’ adlı bir kitap yazan Kahire Üniversitesi felsefe profesörü Hasan Hanefî, 12-13 Şubat 2002 tarihinde İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda “Biz çözüm arayışında Batı’yı transfer etmekle meşgulken Batı bizi geçmeye devam ediyor. Sonuçta ise aşağılık kompleksine kapılıyoruz” demişti. ‘Batı tarafından aşağılanmışlık duygusu’ Almanlardan Panslavistlere, Japon milliyetçilerinden Çin devrimcilerine, İslamcı radikallerden küreselleşme kurbanlarına kadar pek çok kesimin ortak yarasıydı. Ancak en çok da “üç kıtada yayılmış bir imparatorluktan Anadolu’ya sıkışmış küçük bir devlete mahkum olduğunu düşünen” Türklerin yarasıydı.
Bugün, bir yandan gönülsüz de olsa AB’ye girmek, ABD’nin en güvendiği ülke olmak, kısacası Batı sistemi içindeki yerimizi sağlamlaştırmak için uğraşıyoruz, bir yandan da Batı deyince bizi sürekli bölmeye, parçalamaya, yok etmeye çalışan ebedi bir düşman tahayyül ediyoruz. “Batılılar bizi sevmiyor” diyoruz ama hâlâ biz Batı’yı ve Batılıları seviyor muyuz sorusuna cevap verebilmiş değiliz. Bunda, Batı’nın işlediği tarihsel suçların, mevcut ikircikli politikalarının, yekpare bir bütün olmamasının rolü açık. Ancak çuvaldızı kendimize batırırsak, Cumhuriyet tarihi boyunca ilmek ilmek işlenen ‘düşman Batı’ söyleminin rolü daha büyük. Eğer açıkyüreklilikle ‘Biz kimiz?’ sorusunu cevaplamaz ve önyargısız şekilde ‘Batı nedir/Batılı kimdir?’i anlamaya çalışmazsak daha uzun süre bu şizofrenik hali sürdüreceğimiz ortada.
Ünlü ‘Johnson Mektubu’nda ne yazıyordu?
Başbakan Erdoğan’ın Mısır darbesinin arkasında İsrail’i ve Yahudi asıllı düşünür Bernard Henry-Levi’nin olduğunu söylemesi üzerine Beyaz Saray Sözcüsü’nün bu iddiayı ‘yakışıksız, dayanaksız ve yanlış’ bulması, bazıları tarafından ‘Johnson Mektubu’ndan bu yana Türkiye’ye yönelik en ağır tepki’ olarak nitelendi. İki olayın benzeyip benzemediğini anlamak için olayın ne olduğunu hatırlayalım.
1963’ten itibaren Kıbrıs’ta toplumlararası çatışmalar hızlanmış, 2 Haziran 1964’te toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nda Kıbrıs’a müdahale kararı çıkmıştı. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, ABD elçisine, Kıbrıs’a Türkiye’nin bizzat müdahale edeceğini çıtlatmıştı. Ancak ABD, İnönü’den 24 saatlik bir erteleme istemişti. İnönü Kıbrıs’a çıkarma yapmakta ısrarlı olduğunu söyleyince cevap gecikmedi. 5 Haziran’da tarihe Johnson Mektubu diye geçen ünlü mektup geldi ve Türkiye Kıbrıs’a müdahaleden vazgeçti. Hem Johnson’ın mektubu hem de İnönü’nün buna cevabı kamuoyundan özenle saklandığı için halk olup biteni elbette anlayamadı.
Johnson Mektubu’nun ortaya çıkması 10 Ocak 1966’da Meclis’te AP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel mektubun içeriğinin açıklanmasını talep edince mümkün oldu. Mektubun metni 13 Ocak 1966’da Hürriyet gazetesinde, Cüneyt Arcayürek’in sütunlarında açıklandı. Johnson mektupta özetle ABD ile Türkiye’nin çok önemli müttefikler olduğunu, bu yüzden birbirine danışmadan böyle bir karar almaması gerektiğini, Türkiye’nin müdahalesi için gerekli şartları yerine getirmediğini, ABD’nin Türkiye’ye verdiği silahların savunma amaçlı olduğunu, dolayısıyla Kıbrıs’ta kullanılamayacağını, Türkiye’nin müdahalesinin ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaşa yol açabileceğini, muhtemelen SSCB’nin de soruna dahil olabileceğini, eğer böyle bir şey olursa NATO’nun Türkiye’yi savunma yükümlülüğüne girmeyebileceğini belirtiyordu.
‘Yeni bir dünya kurulur...’
Başbakan İnönü’nün 13 Haziran 1964 tarihli cevabi mektubu ise aynı günlerde CHP tarafından Milliyet gazetesine verilmiş, 14 Ocak 1966 tarihinde yayımlanmıştı. Yıllar sonra öğrendiğimize göre mektupta özetle, Türkiye’nin 25 Aralık 1963, 15 Şubat 1964, 13 Mart 1964 ve 5 Haziran 1964 tarihlerinde olmak üzere tam dört kez Kıbrıs’a müdahaleyi düşündüğü, bunların hepsini ABD ile paylaştığı, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin uluslararası hukuka uygun olduğu, buna rağmen ABD’nin SSCB’nin müdahalesi halinde NATO’nun Türkiye’yi korumayacağının belirtilmesinin Türkiye’yi derin hayal kırıklığına uğrattığı belirtiliyordu.
İsmet İnönü’nün mektubunda “Müttefiklerimiz bu tutumlarda devam ederse dünya yıkılır. Yeni şartlarda bir dünya kurulur, Türkiye de bu dünyada yerini alır” şeklinde bir ifade yok. İnönü böyle bir ifadeyi belki de bir dost meclisinde söylemişti. Nitekim daha mektup krizi sürerken, İnönü’nün yeni bir dünyada yerini almaktansa eski dünyada kalmaya daha hevesli olduğunu gösteren bir olay yaşandı. İnönü 21 Haziran 1964’te Johnson’un daveti üzerine kalabalık bir heyetle Washington’a gitti. Johnson benzer bir daveti Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu’ya da yapmıştı, elbette o da davete icabet etmişti. Ancak, İnönü-Johnson, İnönü-Papandreu görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı. Ardından Johnson ABD Dışişleri Bakanı Acheson’ı Kıbrıs konusuna çözüm bulmak üzere özel temsilci olarak atayacak, ancak Acheson Planı da işe yaramayacaktı.
İnönü’nün oyunu mu?
Johnson Mektubu (Gendaş, 002) adlı kitabın yazarı Haluk Şahin’e göre ise mektup krizi, kamuoyunun büyük baskısı yüzünden Kıbrıs’a müdahale etmesi gereken ancak Türkiye’nin bunu yapmaya gücünün olmadığını gayet iyi bilen İnönü’nün topu ABD’ye atmak için planladığı bir ‘oyun’du. Çünkü Cüneyt Arcayürek’in yıllar sonra Haluk Şahin’e anlattığına göre, İsmet Paşa, Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin’e “Çağır Amerikan Büyükelçisi’ni, adaya çıkacağımızı söyle” demiş, Erkin hayretler içinde kalmış ve ‘Aman paşam nasıl haber veririz. Hemen, yapmayın bu haltı, derler, müdahale edip durdururlar” cevabını vermişti. Paşa ise “Sen söyle söyle” diye ısrar etmişti.
1964’te Washington’da elçilik müsteşarı olan İlter Türkmen ise şunları anlatmış Haluk Şahin’e:
“Biz, Johnson’ın mektubunu tahrik ettik. Hükümet böyle bir notanın gelmesini bekliyordu. İsmet Paşa’nın hakikaten müdahaleye niyeti olsaydı, Amerikan hükümetinin fikrini sormazdı. Amerikan sefirini çağırıyor ve diyorlar ki, ‘Biz Kıbrıs’a müdahaleye karar verdik. Sizin bu konuda bir görüşünüz var mı?’ Adamlar da müdahaleyi engellemek için ne kadar ağır bir mesaj göndermek gerekiyorsa, o kadar ağır bir mesaj gönderiyorlar.” Benzer ifadeleri, İnönü’ye yakın bir başka diplomat da (Haluk Şahin adını vermiyor) tekrarlayacaktı: “Türkiye, Kıbrıs’a çıkarma yapmaya askeri açıdan hazır değildi. Çıkarma en zor askeri operasyonlardan biridir. İsmet Paşa durumun farkındaydı. Kısacası tüm hazırlıklara ve jestlere rağmen, o zaman Türkiye çıkarma yapmayacaktı. Ancak İnönü, askeri müdahaleyi kullanarak gözdağı vermek de istiyordu. Bu yüzden gemiler, keşif uçakları yola çıktı. Sonra Amerika’nın ‘Durun, çıkmayın’ demesi sağlandı. O zaman çıkarma yapılmamasının sorumlusu Amerika oldu.”
Benden bu kadar, kıssadan hisse çıkarmak da artık size kalmış... İyi pazarlar...
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları














































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016