Ümit KIVANÇ
Dünyanın en güçlü devletinin başına nasıl olup da geçebildiği hâlâ akıl mantık sahibi kimse tarafından sindirilemeyen şımarık, küstah ve zır cahil dalaveracı belki de sahiden dünyaya “indirilmiş” bir özel misyon sahibidir. Türk ordusuna Suriye’ye girmesi için kapıları açtığı şu son harekât öncesine kadar her yaptığının en sıkı, en sadık ve en haşin destekçileri olan Evanjelistler, onunla Aziz Pavlus (Paulus, Paul) arasında paralellik kuruyorlar. “Tanrı Hıristiyanlığın zaferini bir günahkâr eliyle sağlamıştı,” diyorlar; Pavlus’un bu dini kabul etmeden önce Hıristiyanlara etmediği kalmamış bir zalim olduğunu hatırlatarak. “Bu büyük bir imtihandı.” Çılgıncasına destekledikleri Donald Trump’ın ahlâk ve özellikle uçkur bakımından pek öyle saf “Hıristiyan değerleri”yle filan bağdaşabilecek biri olmadığı hatırlatıldığında öne sürüyorlar Pavlus’u. “Tanrı bizi yine bir günahkâr aracılığıyla sınıyor,” diyorlar. Ve Hıristiyanlığın yeni -ve kimilerine göre nihaî- zaferini getirecek kimsenin yine günahkârdan dönme olacağını iddia ediyorlar. Evanjelistlerin, başta Kıyamet, pek çok konuda inandıkları ve ortaya attıkları iddiaların boyutlarını gözönüne alınca bu çok da fantastik gelmiyor kulağa. Her hâlükârda, Donald Trump adlı şahsiyetin dünya tarihinde -kendi yaratmasa da- ilginç birşeylere denk geldiği, birşeylerin simgesi olduğu, gelecekte böyle sayılacağı ortada.
Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektup çok gürültü kopardı. Nasıl koparmasın? Dünya diplomasi tarihinde böyle bir mektup, böyle bir üslûp yoktur sanırım. İşin acayip tarafı, o mektup bütün Beyaz Ev denetim mekanizmalarını aşıp buralara nasıl geldi? Trump’ın etrafındaki görece aklı başında elemanların bazen, imzalamasın diye saçmasapan birtakım kararlarını hiç kağıda dökmeyip unutturduklarını ya da ona çaktırmadan masadaki dosyanın arasından aldıklarını filan biliyoruz. Aklıselimciler bu defa başaramamışlar anlaşılan.
Mektuba dair koparılan gürültünün kaynağı sağlam, tepkiler elbette haklıydı -çarpışmalarda hayatını kaybeden yüzlerce insanı, yerinden yurdundan olan yüz binlerce insanı zerrece umursamaksızın, “Vay, elin adamı bize nasıl böyle der!” diye ortaya atlayıp, mektubu harekâtla ilgili en büyük mesele ilan edenlerin bildik çiğliğini hariç tutarsak.
Fakat mektubun sahadaki askerî-siyasî gelişmeleri çoğunlukla acı, keder ve öfke içinde veya olabildiğince soğukkanlılıkla izlemeye çalışan herkes üzerinde sarsıcı etki yaptığı inkâr edilemez. Önce şok tesiri yaptı, ardından değişik bir şuursuzluk durumuna sürükledi herkesi. Büyük saçmalığın uyandırıcı tesiri kalıcı olamıyor anlaşılan. Zira ABD Başkanının dün Ankara’da varılan anlaşma ertesinde söyledikleri (Türkçe’ye anlamını saklayacak şekilde, olması gerekenden kat kat kibarca çevrilen “tough love” ya da “bıraktım okul çocukları gibi kavga etsinler, sonra ayırdım” terbiyesizliği) mektuptan çok daha hakaretâmiz, mektuptan bin beterdi, ama aynı tepkilere yolaçmadı.
Çünkü herkes sersemlemişti. Serseme dönmekte çok haklıyız.
17 Ekim günü Ankara’da ABD ve TC heyetleri arasında ne anlaşmasına varıldı? Ne oldu yani; ne olacak?
Kafaları karıştıranlar
Mümkün en kısa yoldan ifade edeyim: Olan, yalnız ateşkestir. Bunun dışında net, belirli, kesin sayabileceğimiz hiçbir şey yok.
Ateşkes de, ABD’li heyet mensuplarına göre ateşkes, Ankara’ya göre değil. Niye? Çünkü ateşkes iki “meşru” taraf arasında yapılırmış. YPG savaşın “meşru” tarafı değil, “terör operasyonu”nun hedefi; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na göre. Ankara’nınki, ateşkes değil, harekâta “ara verilmesi”. Dolayısıyla: ortada yalnız ateşkes var, ona da ateşkes diyemeyeceğimiz söyleniyor. Burada bile ideolojik mücadele ve üstünlük peşindeyiz. Üstelik, ateşkes de sağlanabilmiş değil; 18 Ekim öğle saatleri itibarıyla Resülayn/Serekaniye’den hâlâ silah sesi geliyordu. Nasıl serseme dönmeyelim?
Anlaşmaya dair kafa karışıklığı yaratan iki sebep var. İlki, uluslararası hukuka veya teamüle göre yetkisiz tarafların, yetkisiz oldukları konularda kararlar almaları. Ne ABD ne TC, Suriye’de yönetim ve güvenlik sorumluluğu üstlenmiş resmî işgal kuvveti konumundalar. ABD zaten çekilip gidiyor. Orada herhangi bir askerî varlığının bulunmayacağını resmî ağızlardan ilan etti. TC ise “savaş” halinde olmadığını, sınır ötesine mecbur kaldığı bir “terör operasyonu” yaptığını ileri sürüyor. Başka bir egemen devletin hükümranlığının halen bütün öbür devletlerce resmen tanındığı toprakların şurasının burasının denetimini şundan alıp şuna verme yetkisi iki devlette de yok. ABD-TC anlaşmasının maddelerini okurken, akıl-mantık sahibi herkesin aklından öncelikle, “Peki bu nasıl olacak?” sorusu geçiyor. Ve hemen her soru, bakışların Moskova’ya çevrilmesine yolaçıyor.
Karışıklığa yolaçan ikinci sebepse, anlaşmanın taraflarının, üzerinde anlaştıklarını söyledikleri maddelere dair çelişkili açıklamaları. Ateşkese ateşkes deyip dememe konusunda ufak bir simgesi görülen bu durum fazlasıyla tuhaf. Aşağıda, “güvenli bölge” konusunda bunun en çarpıcı örneğinden sözedeceğiz.
Çelişkiye ve kafa karışıklığına katkıda bir de süflî etken var. Süflî, ama tesiri az değil: karışmaları için sebep bulunmayan noktalarda da kafaları karıştırıyor. Çünkü önümüze konan denklemlerin bazı hayatî unsurları eksik. Çünkü birileri bunları gözlerimizden kaçırmaya çalışıyor; “Türkiye kazandı” hikâyesini beslemek için. Ancak bu eksiklerin izini sürmeye başlar başlamaz kendinizi yine Moskova yollarında buluyorsunuz.
“Güvenli bölge”
Şu “güvenli bölge” meselesindeki karışıklık, meselâ, bütünüyle yapay. Tam da Ankara ne istediyse almış görünsün diye anlaşma çarpıtıldığı için karışıklık doğuyor. “Strateji uzmanı” vs. kimliklerle resmî propagandacı olarak çalışan “uzman”lar, bilgileri kirletiyor. “Güvenli bölge” diye TC’nin talep ettiği 450 km’ye 32 km’lik alan Ankara’ya bırakılmış falan değil. Zaten ABD ile TC arasındaki bir anlaşmadan böyle bir fiilî sonuç doğamaz; bu alan bırakılacaksa bunu bırakabilecek merci ABD değil. Washington’ın şu aşamada YPG’ye çekilmeyi kabul ettirdiği, TSK’nın zaten büyük ölçüde denetim sağladığı, Resülayn ile Tel Abyad arasındaki, 100 km’ye 30 km’lik alan sözkonusu.
Gerisi için Şam’la, yani yine Moskova’yla görüşülecek. Onların da tavrı belli: Bütün o 30-32 km’leri 5 km’ye indiren Adana Anlaşması’na işaret ediyorlar, “Türkiye’nin güvenliği sınırın Şam’ın denetiminde olmasıyla sağlanır,” diyorlar. Aksi, Suriye topraklarının bir kısmının Ankara’ya teslimi anlamına gelir ki, aynı mesele TSK’nın daha önce girerek denetim sağladığı Afrin, El-Bab, Azez, Cerablus gibi yerler için de haliyle gündeme gelecek. (Aslına bakarsanız geldi bile: Rusya tarafından birkaç defa, “davetsiz bütün ordular Suriye’den çekilsin” duyuruları yapıldı. ABD çekildiğine göre davetsiz tek ordu kalıyor: TSK. Muhtemelen İdlib meselesinin hallini müteakiben sıra buralara gelecek.)
Aslında bir bakıma ABD de Rusya’nın yaklaşımına aykırı hareket etmiyor. Washington’ın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Ankara’dan Tel Aviv’e giderken uçakta, ABD’li gazetecilere bilgiler verdi. Medyascope’ta özeti, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın sitesinde de geniş dökümü yeralan bu basın sohbetinde özel temsilcinin söyledikleri, karışıklığa yer bırakmıyor. Jeffrey kabaca, ‘biz YPG’yi Türkiye’nin girdiği bölgeden çekiyoruz, gerisini Moskova’yla halledersiniz’ diyor.
Ve ateşkes ya da “ara verme”
Tekrar dönüyoruz, Ankara’ya göre ateşkes denmemesi gereken ateşkesin niçin ABD-TC anlaşmasının doğurduğu yegâne fiilî sonuç olduğu meselesine. Özel Temsilci Jeffrey, ateşkesi neden istediklerini şöyle izah etti ABD’li gazetecilere (Medyascope’un çevirisinden aktarıyorum): “YPG’nin bu bölgelerde kalmak isteyeceğine dair şüphe yok. Ama bizim değerlendirmemiz, bu bölgeye tutunabilecek askeri yeteneğe sahip olmadıkları yönünde. Dolayısıyla nihayetinde ateşkesin çok daha iyi olacağını düşündük. (…) Türk ordusu çok kısa sürede büyük bir bölgeye elkoydu. Eğer ateşkes sağlamamış olsaydık her şekilde buna devam edeceklerinden kuşkumuz yoktu.”
Yani ne olmuş? Ankara’daki anlaşmayla TSK ve emrindeki Suriyeli milislerin “devam etmesi” önlenmiş.
Ötesi? Ötesini Rusya ile halledersiniz, denmiş. Nitekim, tesadüfe bakınız ki, dün Suriye’deki gelişmeleri izleyen birçok gazetecinin derhal fark ettiği üzre, YPG’nin sözkonusu bölgeden çekilmesi ve buna bağlı olarak harekâtın tamamen durdurulması için belirlenen süre, “120 saat”, tam da Erdoğan Putin’le görüşmeye gideceği zaman sona eriyor. Niye? Çünkü ötesi Moskova’da.
Evet, böylece bütün karışıklıklara son veren karışıklığı hep beraber tekrarlayabiliriz: Ateşkes denmeyen ve anlaşmadan 18 saat sonra hâlâ tamamen sağlanamayan ve kaderi belirsiz ateşkes, bu anlaşmanın tek fiilî sonucu. Siyasî-diplomatik sonuçsa, ABD’nin Türkiye’yi yönetenleri Moskova’ya yönlendirmiş olması. “Moskof domuzu”ndan “Amarikan emperyalizmi”ne zor geçiş yapmış toplumumuz daha yine zorlu virajla karşı karşıya.
(Ateşkesin kaderi konusunda şüphe yaratan bir gelişmeyi zikrederek bitireyim. Cihatçıdan bozma “Millî Ordu” elemanlarının aralarındaki telsiz konuşmalarında ateşkese uymayacakları yönünde laflar ettikleri iddia ediliyor, telsizleri dinleyen YPG’liler tarafından. İddiayı sınama şansımız yok. Bu cihatçılar, Ankara’nın buyruğundan çıkmayı göze alabilirler mi, çok şüpheli. Fakat yapmazlar da diyemiyoruz. Belki danışıklı dövüş mahiyetinde ufak tefek bozgunculuklar yapabilirler. Bu da adı bile konamayan ateşkesi sallantılı kılan bir başka ihtimal.)
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları





































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024