Yasemin ÇONGAR
* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYORadlı köşede yayımlanmıştır.
***
Verba volant, scripta manent. Harf değil ses olarak doğmasına rağmen uçmayıp kalmasını, bu kudretli sözün aleyhine kullanacak değilim. Bundan belki bin yıl evvel Roma’da bir senatörün, anlaşmaların artık kelâmla değil kalemle yapılması gereğini vurgulamak için söylediği “Söz uçar, yazı kalır” cümlesinin, harikulâde ahengini ve mantığını koruyarak çağları, toplumları, lisanları aşıp bize kadar erişmesinde, bilâhare yazıya geçirilmiş olmasının da payı büyük zira. “Biz” dediğimiz, uçup gidenlerden artakalan şey değil mi zaten?
Scripta manent. Söz, ister istemez kulaktan kulağa, hafızadan hafızaya, haliyle de bol bol eğilip bükülerek taşınmasına bağlarken hayatiyetini, yazı durduğu yerde sükûnetle durup, birinin er geç onu bulacağından emin beklemiyor mu? Hayal ya da hakikat, iftira ya da itiraf, itham ya da özür –hâsılı doğrusuyla eğrisiyle, yalanıyla yılankâvisiyle her meramımız– sözde kalmayıp, yazıya dönüştüğünde ölümsüzleşmiyor mu?
Hâtırasını saklayacağım, yazıları kalacak
Geçtiğimiz hafta bir makale, bir biyografi ve ikisinin ortak hediyesi olan belki doğru belki yalan bir hikâye, bu sözü ayrı ayrı tescillediler zihnimde: Scripta manent.
Yazı kalıyor gerçekten. Christopher Hitchens’ın Vanity Fair dergisinin şubat sayısındaki makalesini okurken, geçmişte kâh beni kendine çeken kâh elinin tersiyle itiveren şeyler yazmış olan ve hakkında galiba hiçbir zaman kararımı tam veremediğim bu delişmen adama dair tek tük hatırâmı, zihnimin emniyetli bir köşesinde saklamak istediğimi hissettim. Gazeteci-yazar-edebiyat eleştirmeni Hitchens, 15 aralıkta öldü; kanserle gelen pek vakitsiz bir veda. Altmış iki yaşındaydı.
Onu, yıllar önce üç beş kişilik bir yemekte tanımış, ardından birkaç kalabalık davette karşılaşmış ve bir kez de, Washington’daki bir barda tamamen tesadüf eseri yan yana taburelerde, Kıbrıs’tan konuşup sıkılarak sonunu getirdiğimiz birer biranın içimi süresince dinlemiştim. Ama yazdıklarını bilirim. Makalelerinden, kitaplarından bende kalan şeyler var. Ve işte şimdi, ölümünün üzerinden dört-beş hafta geçmişken, basılı halini göremeyeceği son makalesiyle yine “kalmaya” gelmiş sanki. Bu kez, Charles Dickens’ı anlatıyor.
Umutsuzluğa çocukça gülerek direnmek
İngilizcenin en kudretli yazarlarından, dünyanın gelmiş geçmiş en popüler romancılarından ve Victoria Çağı edebiyatının en büyük ismi sayılan Charles Dickens (1812- 1870), 7 şubatta iki yüz yaşına basıyor.
Fransız Devrimi sırasındaki Londra ve Paris’i yazdığı İki Şehrin Hikâyesi ’ni “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü…” diye bugün artık meselleşmiş bir tarifle başlatan, David Copperfield ’e hayatının hikâyesini anlattırırken, bir insanın ancak kendinden dışarı büyük bir adım attıktan sonra yapabileceği bir sorgulamayla, “Kendi hayatımın kahramanı olacak mıyım, yoksa bu mertebeyi bir başkası mı alacak, bunu şu sayfaların göstermesi gerekiyor”diyerek işe girişen Dickens, hem bunlar gibi nice unutulmaz cümle bıraktı bize, hem de “Dickensians”(Dickensgiller) diye anabileceğimiz epeyce kalabalık bir nüfus… Ebenezer Scrooge’dan Oliver Twist’e, Fagin’den Pip’e, Samuel Pickwick’ten Uriah Heep’e kadar, bir kez tanıdınız mı bir daha kolay kolay aklınızdan çıkmayan, her biri kalıcılaşmaktan öte, türünün emsaline dönüşerek birer “tip” halini alan karakterler, Dickens’ın zaman zaman aşırı duygusal ve karikatürvâri yazmakla eleştirilmesine vesile oluştursalar da, inanıyorum ki, benim gibi nice sıradan okur, onları, haklarında kötü konuşulmasını istemeyecek kadar “kendinden” sayıyor artık.
Yine de, “Dickens’a laf söyletmem arkadaş” diyecek değilim. Onun Antikacı Dükkânı’ndaki romantizmiyle, “Bir insanın, Küçük Nell’in ölümünü kahkahadan gözyaşlarına boğulmadan okuyabilmesi için taştan bir kalbi olması gerekir” diye dalgasını geçen Oscar Wilde beni de güldürüyor haliyle. Ama Tolstoy’un söylediği “Dickens, okuruna kendini bu denli sevdirebiliyor çünkü kendisi de, yarattığı edebî karakterkeri gerçekten çok seviyor”sözünü de ziyadesiyle makbul buluyorum.
Doğrusu, kalemiyle kime nasıl çelme takacağı pek kestirilemeyen Hitchens’ın Vanity Fair’deki makalesini okumaya başlarken, “Charles Dickens’ın İçindeki Çocuk” başlığındaki istihza beni biraz ürküttü. Yanılmışım. Dickens’ı, sadece romanlarının içinden değil, aynı zamanda daha önce pek bilmediğim bir dizi siyasi gaflet ve marifetiyle birlikte anlatan Hitchens, onu bütün “Dickensgilliği”içinde sahici bir sevgiyle tasvir etmiş.
Britanya doğumlu ama hayatı, yazısı ve zihniyeti itibariyle epeyce Amerikalılaşmış bir adam olan Hitchens, Dickens’ın etkisini her şeyden ziyade, kendi şehri Londra’nın kenarda kalmış insanlarını edebiyatının merkezine koymasında görüyor. “O kendi hayatından çok daha geniş ve derin güç kaynaklarından besleniyordu. Bunlardan en önemlisi, sistemin görmezden geldiği onca insanın çıplak ve inatçı varlığıydı” diyen Hitchens’a göre, Amy Dorrit’ten Mr. Micawber’a kadar nice karakterini şehrin mümbit arka sokaklarından toplayan Dickens, onlara çok özel bir iktidar alanı da sağladı: “Hepsinin de, hissettiği bir acısı ve yaşaması gereken bir hayatı vardı ve çoğunun devam edebilmesinin tek nedeni çok özel bir mizah ve absürd duygusuna sahip olabilmeleriydi.”
Dickens’ın, Shakespeare’den iki asır sonra ve arada hiçkimsenin başaramadığı şekilde, Londra hayatının zenginliğini ve yoksulluğunu deşerek, şehrin hem önderine hem de vakânüvisine dönüştüğünü yazıyor Hitchens. Bunu yaparken de, Antikacı Dükkânı’nın son bölümlerinde bizzat hatırlattığı üzere,“görüş zaviyesinde hep çocuğu tuttuğunu” söylüyor. Hitchens’ın makalesi, Dickens’ın“içindeki çocuk”la alay etmiyor velhâsıl; aksine, o çocuğun –mizaha en fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bana çok da iyi gelen– gülme ve saçmalama yeteneğinde, umutsuzluğa karşı kuvvetli bir direnç buluyor.
Tabii, Dickens’ın edebiyatının merkezine yerleşmiş olan muzip “çocuğun,” yazarın siyasi yaklaşımlarında kendine pek bir yer bulamadığını da yine Hitchens’dan öğreniyoruz: Onun Britanya’nın hükümranlığından bıkan Amerikan yerlilerine karşı ya da adasındaki isyanı zorbalıkla bastıran Jamaika Valisi Eyre’den yana çıkarkenki haşin tavrını anlatırken, “Dickens’ın içindeki kötülük bir kez harekete geçti mi, azımsanabilecek gibi değildi” diye veriyor hükmünü.
Her Bozsevere lâzım bir biyografi
Hitchens’ın makalesinin şu sıralarda Amerika ve Britanya’da çok tartışılan bir bölümü var ki, insanı, Dickens’ın “içindeki kötülük” üzerine daha etraflı düşünmeye sevkediyor. O bölüme döneceğim ama önce, Hitchens’ın heveslendirmesiyle okumaya başladığım biyografiden söz etmek istiyorum biraz.
1933 doğumlu Claire Tomalin, daha evvel Katherine Mansfield, Thomas Hardy ve Jane Austen gibi edebiyatçıların biyografilerini kaleme almış, hâlihazırda İngiliz PEN Örgütü’nün başkanlığını yürüten bir gazeteciyazar. Tomalin’in birkaç ay önce yayımlanan Charles Dickens: A Life (Charles Dickens: Bir Hayat) adlı kitabı, romancının doğumgünü kutlamalarına yetiştirilmiş çalakalem bir derleme olmaktan çok öte, hem sağlam bir edebiyat eleştirisi hem de sırlarla meşgul bir hayat hikâyesi sunuyor okura.
Karakterleriyle, Tolstoy gibi Kraliçe Victoria’yı da etkileyen Dickens’ın hayatının ilk konturlarının, babasının iflası sonrasında yoksulluk çekerek ve çocuk yaşta ayakkabı cilâsı üreten bir fabrikada çalışmasıyla çizildiğini okurken, “sistemin dışta bıraktıklarını” niye ısrarla sahiplendiğini daha iyi anlıyorsunuz. Yirmi dört yaşından itibaren hızla ünlenen bir yazara dönüşmesinin arkaplanında, yazma tutkusu kadar ciddi bir para kazanma hırsının da olması, Oliver Twist’in ilk on bölümüyleMister Pickwick’in Serüvenleri ’nin son on bölümünü aynı anda, her ay tefrika edilmeye hazır doksan sayfa üreterek tamamlamasını açıklıyor. Tomalin, hayatının üçte ikisini müthiş bir enerjiyle hiç durmaksızın çalışarak geçiren, tükettiği onca içkiye ve puroya rağmen ayakta kalmasını, yazmaya asla ara vermemesine borçlu olan bir adamı anlatıyor.
Kimileri için hep, bazı eserlerini imzaladığı adla “Boz” olarak kalan Dickens’ın “yazar” zırhının aralanıp, zorba ve zayıf “insan” halinin ortaya çıkmasına ise, aşk sebep oluyor. Kırk beş yaşındayken, henüz on sekizindeki Nelly Ternan’a gönlünü kaptırıyor Dickens ve gözü bu genç kadından başka kimseyi görmüyor artık. Bir yandan, yirmi yıllık karısına eziyet eden bencil ve zâlim bir erkek olarak anlatıyor Tomalin onu; diğer yandan, Victoria İngilteresi’nin katı ahlâkçı ortamında, Nelly ile birlikte olmak için yaptığı pek meşakkatli düzenlemeler nihayet yerli yerine oturduğunda, artık istediği ilişkiyi yaşayamayacak kadar yaşlı ve yorgun bir adam kalıyor Dickens’dan geriye. Onun bitmek bilmez görünen enerjisinin, ellili yaşlarına vardığında nasıl tükeniverdiğini büyük bir şefkatle yazan Tomalin, sıra edebiyatına, özellikle bazı eserlerindeki duygusallık dozuyla dalga geçmeye geldiğinde ise, Oscar Wilde’dan pek aşağı kalmıyor.
Dickens bir gün Dostoyevski’ye demiş ki…
Gelelim, bugünlerde edebiyat âlemini meşgul eden ve Hitchens’dan “şüphe götürür,” Tomalin’den ise “hayret verici” kayıtları eşliğinde öğrendikten sonra, beni de bu yazıyı yazmaya yönelten müthiş hikâyeye. Buyrun, birlikte okuyalım:
“Romanlarındaki bütün o basit kişilerin, Küçük Nell’in, hatta Barnaby Rudge gibi mübarek budalaların bile, aslında kendisinin olmak istediği türden insanlar olduklarını, romanlarındaki kötü kişilerin ise bizzat kendisi olduklarını; daha doğrusu, onları kendi içinde bulduğunu, kendi hoyratlığını, huzura ermek için kendisinden yardım bekleyen muhtaçlara sebepsiz yere gayet hasmâne biçimde saldırmasını ve sevmesi gerekenlerden hoşlanmayıp kaçmasını onları yazarken kullandığını anlattı. İçinde iki ayrı kişi olduğunu söyledi bana: O kişilerden biri, onun hissetmesi gerektiği gibi hissediyordu, diğeri ise bunun tam tersi hislere sahipti: ‘Aksi hislere sahip olanın içinden kötü karakterlerimi yaratıyorum, bir insanın sahip olması gereken hislere sahip olanın içinden ise kendi hayatımı yaşamaya çalışıyorum.’ Ben de ona, ‘İçinde sadece iki kişi mi var’ diye sordum.”
Tahmin edeceğiniz üzere, kötülüğe muktedir karakterlerini “olduğu,” iyilerini, saflarını, aptallarını ise“olmak istediği” insandan doğurduğunu anlatan kişi Dickens’dan başkası değil. Sürpriz, Dickens’ı dinleyip, ona içinin niye daha kalabalık olmadığını sormayı akıl eden adamın kimliğinde.
İddiaya göre, o adam Fyodor Dostoyevski’den (1821-1881) başkası değil. İddia diyorum, zira ilkin bundan on yıl önce Dickensian dergisindeki bir makalede yer verilen ancak çabuk unutulan bu metin, o güne dek ve o günden sonra, hakkında başka hiçbir bilgiye ulaşılmayan “Dostoyevski- Dickens buluşması” üzerine yegâne tanıklık olmayı sürdürüyor. Bu tanıklığın gerçek mi, sahte mi olduğu tartışması ise, Dickens’ın iki yüzüncü yaşgününün yaklaşması ve Tomalin’in de metne kitabında yer vermesiyle alevlendi. 1905’ten beri yayımlanan edebiyat dergisi Dickensian, bunun üzerine, internet sitesine “Dickens-Dostoyevsky buluşmasının hikâyesi otantik olmayabilir” diye “uyarı” başlıklı bir not koydu geçenlerde.
Hikâyeye göre, Dostoyevski 1862’de Londra’ya gittiğinde Dickens’ın çıkardığı All the Year Rounddergisinin bürosunda İngiliz romancıyla buluşuyor ve daha sonra, 1878’de Stepan Dimitriyeviç Yanovsky’ye yazdığı mektupta o buluşmayı, burada okuduğunuz alengirli paragrafta anlatıyor. Hitchens, hikâyeyi “inandırıcı” bulmayanlardan… Öyle ya, iki yazarın da kişiliklerinin nefis bir analizini sunan bu paragraf eğer gerçekse, Dostoyevski’nin, hakkında “yazarların hemeroidini tedavi eden hekim” olduğundan başka bir şey bilmediğimiz Yanovksy’ye yazdığı o mektubun Rusça aslı, bugün edebiyatın en değerli hazinelerinden biri sayılmaz mıydı; bu buluşmayı ve diyalogu birinci elden tasvir eden başka metinler, başka tanıklıklar da çıkmaz mıydı ortaya? Hadi söz uçtu gitti diyelim, iki dev yazarın buluşmasından başka bir yazı kalmaz mıydı geriye? Ama belki de o kadar önemli değil bu sorular. “Buluşup, böyle konuşmuş olabilirler ama bundan şüpheliyim” diyen Hitchens, hemen ekliyor nitekim: “Charles Dickens’ı kutlamanın harika olan yönü bu zaten. O hakikaten ölümsüzlerimizden biri bizim, ve efsanesinin, ortaya bir-iki Dostoyevski sürüp, sonra geri çekmesinin pek de bir ehemmiyeti yok aslında.”
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları





















































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.12.2013
24.09.2013
27.07.2013
29.05.2013
1.04.2013
8.12.2012
1.12.2012
17.11.2012
10.11.2012
3.11.2012