Zeki ALPTEKİN
Corona pandemisinden öncesi insanlık, tarihi boyunca benzeri 13 ölümcül salgınla tanışmış. Uzak geçmişte veba ve benzeri pandemiler öne çıkarken yakın geçmişte ağırlıkla grip ve benzeri bulaşıcılar (Influenca) şeklinde kendisini gösteriyor. Aşağıdaki makalemizde belli başlı sınırötesi salgınların, yani pandemilerin tarihçesini ekonomik ilişkiler içinde ele almaya çalışacağız.
Veba..
1347-1353 arasında Avrupa'da yaygınlaşan veba salgınında 25 milyondan fazla insan ölmüştü. Bu sayı Avrupa'nın nüfusunun üçte birine denk geliyordu. Fransa, İtalya ve kimi ülkelerde nüfusun neredeyse yarısı bu salgına kurban gitmişti. [Büyük bir ihtimalle fare piresinden bulaşan bu pandeminin faturası o dönemde Yahudiler’e kesilmiş, bu, onların sistematik bir şekilde ortadan kaldırılmasının bahenesi olmuştu.] Ancak yaşam savaşını kazananlar, hayatta kalanlar, kıtanın bu nüfus azalmasından faydalananları oldu. Şimdi kişi başına daha fazla toprak ve yiyecek düşüyordu. Zenginler daha fazla lükse sahip oluyorlar, bu ise ekonomik gelişme yolunu açan faktörlerden biri haline geliyordu.
Veba nedeniyle oluşan nüfus azalması, daha fazla doğum oranı ile dengelenemeyecek kadar ileri boyutta idi. Ölümlerden dolayı işgücü azalmış ve bu nedenle pahalı hale gelmişti. Bu durum İngiltere'de 1349 yılında kralın dünyanın ilk modern iş yasasını (Ordinance of Labors) çıkarmasına neden oldu. Bu yasa ile kadın-erkek kim olursa olsun 60 yaşına kadar çalışmaya mecbur edildiler. İnsanların pandemiden önce aldıkları ücret garanti altına alındı. Zenaatçıların aşırı fiyat talepleri cezai yaptırıma tabi oldu. Pandeminin sonuçlarından biri de sadece loncalarda, manifaktürlerde değil, aynı zamanda tarımda da belli bir ekonomik refahın oluşması idi. Burada da azalan nüfus, geride kalan sağlıklı ama topraksız fakir kesimlere besin maddeleri üretmeleri için toprak sahibi olabilmelerinin yolunu açtı. İngiltere, veba pandemisi sonunda serfliği kaldıran Avrupa'da ilk ülke oldu.
Birkaç nesil boyunca kıtada işgücü altın çağını yaşadı. Yüksek ücret sadece yaşamı idame ettirmeyi değil, birçok insanın daha lüks olan ürünlere sahip olabilmesini de sağlıyordu. Lüks ürünler şehirlerde üretildiği için şehirleşme de bu nedenle artıyor, bu da dolanımdaki para miktarı yükseltiyor [yani ''para ucuzluyor''] ve vergi gelirlerinin artmasına neden oluyordu. Söz konusu lüks tüketimi, kimi araştırmacıların düşüncesine göre Ortaçağ’dan çıkışın, rönesansın doğuşunun şartlarını oluşturdu. Ancak yüksek ücretler, bir yanı ile de o dönemde yaşayan insanların iyi yaşadığı anlamına gelmiyordu. Gerçekte prensler ve krallar, artan vergi gelirlerini daha fazla savaş için kullanıyorlardı. Şehirler büyüdü, ama şehirlerde yaşam aşırı sağlıksızdı.
Öte yandan yüksek ücretler, dönemin fabrikatörlerinin yeni buluşlara ilgi göstermesini, böylelikle mesela tekstilde dokuma tezgahı ve matbaalarda yeni baskı aletinin icat edilip uygulanmasının yolunu açtı. Özellikle İngiltere'de yüksek olan ücretler, burada buluşların ve bunların endüstriye uygulanması sürecinin dinamiğini hızlandırdı. Öyle ki, 18. Yüzyıl'a gelindiğinde dünyadaki en yüksek ücretler İngiltere'de idi. Bu ise ülkenin uluslararası rekabetteki konumunu zayıflatıyordu. İş gücü „pahalı“ olduğu için, onun yerine makina kullanımı ekonomik açıdan daha anlamlı hale gelmişti. Dünya ekonomi tarihinde ilk endüstriyel devrim, İngiltere'de bu tarihsel koşullarda ortaya çıktı.
Kolera..
1830 yılında Hindistan'da ortaya çıkan ve ticaret yolları ile Rusya, Amerika, Orta veBatı Avrupa'ya yayılan ve 30 yıl boyunca tüm Avrupa'yı dolaşan Kolera salgını, bugünkü gibi bir global bir krize neden olmuş, sadece Almanya'da 500 bin kişinin ölmesiyle sonuçlanmıştı. Buradan dönemin Almanya'sının çıkardığı dersler, kanalizasyonların yeniden düzenlenmesi, bunun içme suyu ile temasının titizlikle önlenmesi, dışkı kuyularının izole edilmesi şeklinde oldu. Özellikle Prusya, hijyen sorununun farkına vardı ve bununla ilgili bir kurumlaşmaya gitti. Bugün Almanya'da her yerde korkusuzca musluktan su içebilmenin tarihsel arka planı budur.
İspanyol Gribi..
1918'de baş gösteren, yarım milyar insana bulaşıp yaklaşık 50 milyon (kimilerine göre 100 milyon) insanın ölümüne sebep olan İspanyol Gribi'nden öğrenilecek şeylerin başında ise "Social Distancing" geliyor. Zamanın günlük bir amerikan gazetesine göre Philadelphia'da şehir yönetiminin, insanların hareket alanlarını kısıtlamaya, salgının ortaya çıkmasından 16 gün sonra başlamasının fiyatı oldukça yüksek olmuştu. Buradaki ölüm oranı, daha erken hareket edip hemen 2 gün sonra Sosyal Mesafe uygulamasına başlayan St. Louis'den 5 katı daha fazla idi!
Her şeye, her türlü özgünlüğüne, her türlü farkına rağmen günümüzle kıyaslamak için elimizde en son ve yakın pandemi olarak İspanyol krizi var. Döneme ekonomik açıdan göz atmak, söz konusu farklılıkları, varsa paralellikleri görmek ve olası sonuçlar çıkarmak açısından faydalı olabilir.
Harvard Üniversitesi iktisad profesörlerinden Robert Barro iki yardımcısı ile birlikte 20 yıl önce hiçbir ekonomistin yapmadığı şeyi yapmış ve pandemilerin ekonomi politiğini ele alarak 100 yıl önceki pandeminin ekonomik sonuçlarından günümüze ilişkin dersler çıkarılıp çıkarılamayacağını araştırmış. Dayandıkları baz, hastalığın yayıldığı 43 ülkede 39 milyon can aldığı, bunun ise ilgili ülkelerdeki nüfusun %2'sine denk geldiği şeklinde. Ancak araştırmadaki en önemli zorluk, İspanyol krizinin I. Dünya savaşının bitiş dönemine denk gelmesi nedeniyle, hangi rakamların hangi olgudan ileri geldiğinin tespitindeki zorluktur. Ayrıca o dönemin sağlık sistemi ile bugünkü arasındaki farklar birebir kıyaslamayı zorlaştıran faktörlerin başında geliyor. I. Dünya savaşından hemen sonra ortaya çıkan gribin piyasalara çökmesinin de bugünkü gibi o kadar hızlı olmaması, her iki pandemi arasında kıyaslama yapmak için ortak payda oluşturmayı zorlaştıran diğer bir neden..
Tüm bu kifayetsizliklere rağmen varılan sonuçlar, bugün ile kıyaslama açısından yine de ilginç: İspanyol gribi krizi, incelemeye söz konusu olan ülkelerde Gayrisafi Yurtiçi Hasıla'nın %6, tüketimin ise %8 azalmasına neden oluyor. Finansal piyasalarda sadece hisse senetlerindeki reel rantların değil, aynı zamanda devlet tahvillerinin reel rantlarının da düştüğü gözlemleniyor.
Amerikan Merkez Bankası FED'in bu yılın Mart ayında yaptırdığı Longer-Run Economic Consequences of Pandemics adlı, geçmişdeki 12 pandemi üzerine yapılmış olan araştırmada, genel olarak salgınların ardından oluşan ekonomik krizin makroekonomik etkilerinin 40 yıla kadar sürebileceği, bu dönemde kapital rantlarının düşen bir trend göstereceği, faizlerin düşmesi şartlarında yatırımların ve tasarrufların azalacağı (burası biraz çelişkili), -bununla birlikte geçmiş pandemi krizlerinde olduğu gibi- işgücünün azalması nedeniyle, işsizliğin artma trendine rağmen ücretlerin, kalifiye elemanlara artan talep nedeniyle yükselebileceği tespitleri yapılıyor.
Burada özellikle ücretler üzerine yapılan tespitler, günümüze ilişkin olarak Corono salgınından ölen kişilerin genellikle yaşlı, emekli nüfus olması gerçeği temelinde oldukça tartışmalı. Ayrıca tüm bu gelişmelerden, endüstri toplumlarında da tıpkı Ortaçağ’da veba salgınında sonra olduğu gibi nüfus azalmasının uzun vadede büyüme efektini beraberinde getireceği sonucu çıkarılamaz. Çünkü, birinci olarak böylesi çıkarım mekanik, aradaki zaman içinde toplumlardaki yapısal değişimleri göz önüne almayan tarihsellik dışı (ahistorical) bir yaklaşım. İkincisi, metaların makinalar yardımı ile fabrikalarda üretilmesinin yaygınlaşması oranında, gerçek ücretler açısından, gıda maddeleri üretimi için ne kadar toprak olması gerektiği konusu önemsizleşiyor.
Üzerinde çok tartışılan diğer bir araştırma da M. Eichenbaum, S. Rebeleo ve M. Trabandt'ın ABD'de Corona krizinin ekonomik sonuçlarını tarif ve tahmin ettikleri, pandemi araştırmalarının sonuçlarını makro ekonomi ile bağlama denemesine girdikleri çalışmadır:
Epidemi araştırmalarında kullanılan modele göre böylesi bir global salgın ortaya çıktığında aşısı bulunana kadar insanların %60-70'ne virüsün bulaşacağı kabul edilir. Buna göre salgının bulaşacağı insan sayısı ABD'de yaklaşık 215 milyon! Bunun da 2,2 milyonunun, iktidarın salgına karşı hiçbir şey yapmaması şartlarında (pasif politika) salgından hayatını kaybedeceği düşünülüyor. Bu durumda insanlar sanki hiçbir şey yokmuş gibi çalışmaya ve yaşamaya devam ettikleri kabul ediliyor. Bunun sonucunda ekonomide beklenen küçülme, ölümler dolayısıyla nüfusda meydana gelen azalmadan dolayı göreceli küçük bir resesyon sonucunda %0,65 oluyor.
Ancak salgına karşı hemen hemen hiçbir şey yapmamanın (ki benzeri politikayı bugün İsveç uyguluyor) olumsuz bir yan etkisi var: Virüs ölümcül sonuçları ile yayılmaya devam ediyor.*) Bu noktada araştırmayı yapanların tartışmaya getirdikler açılım, iktidarların bugün bir dizi ülkede olduğu gibi salgına karşı aktif olup virüsün yayılmasını önlemek, insanların hayatlarını kurtarmak için tedbirleri uygulamaya koymaları halinde bunun getirebileceği makro ekonomik sonuçlarıdır. Buna göre alınan tedbirler, ekonomiye ilk pasif politika versiyonuna göre kısa vadede daha büyük zarar veriyor. Son tahlilde araştırmacıların vardıkları sonuç, en optimal politikanın, epideminin yaygınlaşması durumunda yaşam ve ekonomik alanların kısıtlanması, salgının yayılma hızının düşmesi durumunda ise kısıtlamaları gevşetmek olduğu şeklinde ortaya çıkıyor. Salgın konusunda aktif politika, hiçbir şey yapmamayı tercih eden pasif politikadan belli ki daha iyi! Aktif politika, yaşamın ve ekonominin uzun vadeli olarak sürekli kısıtlama politikasından da daha iyi! Söz konusu optimal politika modeline göre makro ekonomik tüketim, daha büyük ve kalıcı bir resesyon sonucunda %9,3 azalıyor ama bu, daha az hasta ve ölüm oranlarını beraberinde getiriyor. Yapılan simülasyonlara göre optimal aktif politika ile ölü sayısı 2,2 milyondan (pasif politika) 1,7 milyona düşüyor.
Böylesi hesaplamalarda ortaya çıkan sayılara tabii ki titizlikle yaklaşmak gerekiyor. Kullanılan modellerin daha da geliştirilebileceği de aşikar. Örneğin ortaya konan modelde resesyon sonucu oluşacak olası iflasların maliyeti ya da tedarik zincirlerinin kesintiye uğramasının sonuçları yok. Ama tüm bunlara rağmen bu konuda yapılmış bir başlangıç var. Sık sık yapıldığı üzere soyut tahminler üretmek yerine bu noktadan devam edebilir, eksikler tamamlanabilir.
Bugün, bir pandemi sırasında artık açık bir seçimin yapıldığını biliyoruz: Ya toplum, salgını önlemek için kısa vadeli ekonomik zararları kabul edecek; ya da tersi durumunda bunu gelecekdeki birçok ölümle ödeyecek. Şimdiki pandemiyi tarihdeki diğer salgınlardan ayıran şey, dünyanın önemli bir bölümünün bunun ekonomik fiyatına katlanarak resesyonu kabul etmesi ve bununla sağlık sisteminin çöküşünü önlemesi, insanların hayatını kurtarmasıdır. Birkaç ülkede, özellikle Trump'ın ABD'sinde bu konudaki reaksiyon geç, ama sonunda geldi. İngiltere ''sürü bağışıklığı'' politikasından gecikmeli olarak da olsa çark etti.**) Tüm bunlarla eş zamanlı olarak politikacılar ve merkez bankaları, birkaç hafta öncesine kadar düşünülmeyecek, bilyonlarca dolar ve euro harcamaları ihtiva eden programları gündemlerine aldılar. ( Bu da gelecek başka bir yazının konusu olsun!)
Bitiriken..
Yakın geçmişte olan pandemilerin diğer bir kazananı da dolaylı olarak dönemin ulus devletleri olduğu söylenebilir. 19. Yüzyıl'da pandemi ve epidemilerin temizlenmesi kontrol, izleme ve cezalandırma gibi otoriter tedbirlerin, ulus devletlerin legitimasyon gerekçesi olurken, 1920'lerin başlarında Musollini'nin ülkede baş gösteren sıtma salgınının geriletilmesini, kendisinin ve faşizminin hareket edebilme kabiliyetini İtalya içinde ve dışında gösterebilmesinin bahanesi olmuştu.
Şimdi bu tür yaklaşımların günümüzdeki istisnai „gecikmiş“ temsilcisi Macaristan'da Orban oluyor mesela. Ancak belli bir demokrasi geleneğine, kültürüne sahip ülkelerde bu tür insiyatiflerin başarı şansı son tahlilde bence az. Orta ve Batı Avrupa ülkelerinde gelebilecekleri yere kadar geldiler. Bu onları buralarda normal şartlarda iktidara taşımadı. Almanya örneğinde görüldüğü gibi düşüş pandemi krizi ile birlikte başladı. Burada gerileme %30 civarında. Şimdilik!
Popülist-dar milliyetçi eğilimler, ilişkilerin olağanüstü globalleştiği bir dönemde, sürece ve değişime ayak uydurmayan statükocu kesimlerin tepkisi olarak ortaya çıkıyor. Süreci geri döndürmenin mümkün olmaması gerçeği temelinde bu gibi eğilimlerin uzun vadede yaşama şansı yok. Bu nedenle burada asıl önemli olan, günün her tarafa çekilebilir moda deyimi ile „kriz sonrası her şeyin bambaşka olacağı“ kehanetinden çok, krizden ve buna karşı alınan tedbirlerden, „neyin ne şekilde olabilirliği“ temelinde sonuçlar çıkararak geleceğe yönelik ''olması mümkün olan'' eğilimleri somut olarak öngörebilmek ve bunları tüm insanlık yararına etkileyebilmektir. Benim bu konudaki öngörüm, ne şekilde olursa olsun popülizmin rasyonel ekonomik temelinin olmadığı, bu nedenle orta-uzun vadede geleceğinin olmadığı, insanlığın demokratik geleneklerinin de en nihayetinde ağır basacağı, toplumun ve devletin reorganizasyonunda sosyal devlet kavramının daha dayanışmacı ve etik bir temelde ele alınıp kurumsallaşacağı şeklinde. Bu iyimserliği destekleyen birçok örnek önümüzde duruyor:
Bir Fukujima kazası nükleer santrallerin en militan savunucularına ters yönde adım attırıyorsa, bir „friday for future“ ekolojik hareketleri iktidar adayları yapabiliyorsa tarihsel iyimserlik için hala umut var demektir. Virüsten sonra kimilerinin hayalini kurduğu „tüm kötülüklerin anası kapitalizm“ ortadan kalkar mı, zannetmiyorum. Ama eskisi gibi olmayacağı belli. İşte 21. Yüzyıl Sol'unun işlevi, tarihinden gelen toplumun vicdani olmadaki sorumluluğu burada ortaya çıkıyor: Süreci ileriye taşıyan, onun korrektifi olan bir sol.. Mesela:
Eskiden 3. dünya ülkeleri denirdi az gelişmiş ülkelere. Globalleşme sürecinin bunlara tek faydası, eskinin „Biafra tipi“ „açlık sorunun tarihe karışması şeklinde oldu. Ama hepsi bu. Geride, yarı yolda kaldılar; bu ülkelerle ileri ülkeler arasındaki makas daha da açıldı. Şimdi bu durum dünyanın ekolojik dengesinin bozulması ile daha da vahimleşebilir. Bu ise solun önüne
1. global ısınmaya karşı ekolojik denge için biteviye uğraşma,
2. az gelişmiş ülkelerin global ekonomik sürece entegre edilmesi, bu sürecin söz konusu ülkeler lehine „sosyal adalet“ temelinde yeniden şekillendirilmesi, borçlarının silinmesi için angaje olma
3. sosyal devlet kazanımlarının en militan savunucusu, ilerleticisi ve koruyucusu olması görevini koyuyor. Mesela...
* ) Bu bugün kimi zaman tartışılan, eski deneyimlerden birebir kopya edilen „Sürü Bağışıklığı“ stratejisinin aşil topuğu, işte bence tam da bu noktadadır. Ben bu noktada bu anlayışın Convid-19 virüsüne birebir uygulanabileceğini düşünmüyorum. Çünkü bu virüs öncekilerinden farklı, yayılması farklı; bence çok daha tehlikeli ve ölümcül. Sorun da burada zaten.
**) Bu tür anlayışların, sözünü ettiğimiz pasif politikaların bir yanı ile anglo-sakson coğrafyada dayandığı zemin, buralarda tarihsel olarak yaygın olan utilatirizm'dir.Bir şeyden mümkün olduğunca maximal fayda sağlamaya yönelik bir etik düşünce tarzından da ileri gelen bu davranışlar, örneğin ABD'de "herkesin kendi sorunu, sağlık sorunu ile kendisi ilgilenirse, toplumsal olarak maximal fayda sağlanır" şeklinde ifadesini buluyor. Tüm bunlara söz konusu ülkelerde uygulanan ''sosyal'' sistemi, dolayısı ile sağlık sistemini zayıflatıcı ekonomi politikaları da ekleyince buralarda ortaya çıkan göreceli yüksek ölüm oranları anlaşılır oluyor. Çıkış noktası etik olarak "maximal toplumsal fayda" olması, doğal seleksiyon yolu ile (sosyal Darwinizm) bunu sağlama sonucunu değiştirmiyor görüldüğü kadarı ile...
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları






















































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.08.2025
13.04.2025
25.02.2025
4.02.2025
22.12.2024
1.07.2024
12.05.2024
15.04.2024
3.02.2024
24.11.2023