Murat Sevinç
Yazar, üç bölüme ayırdığı çalışmasının ilkinde (ki okuduğunuz yazının konusu bu bölüm) Üçüncü Reich’ın hukuk sisteminin ve tabii mahkeme kararlarının ‘siyasi’ boyutunu ele alıyor. Yeni rejimin ‘anayasal’ görünümünü. Nazilerin hukuk anlayışı ve uygulamalarının özgül niteliklerini ‘tedbir’ ve ‘norm’ devletleri ayrımına başvurarak inceliyor.
Çizim: Aydan Çelik
Faşizm çok etkileyici bir ‘konu’. Özellikle Alman nasyonal sosyalizmi akıl fikir almaz bir tarihsel deneyim ve okuduğum her yeni kitapta bir kez daha aynı şeyi düşündürüyor: Her zaman her şey olabilir şu hayatta ve insanoğlundan korkmak gerek!
Sistematik vahşet ve acımasızlığın boyutu, en korkunç yöntemlerin soğukkanlılıkla uygulanmış olması konunun bir yanı. Beni, her defasında en az bunun kadar şaşırtan şey faşizm çılgınlığının kurumsal dayanakları. Nasyonal sosyalistlerin iktidara seçimle gelmiş ve kendilerine yol veren hukuk düzenini bir çırpıda etkisizleştirebilmiş olmaları. Yalnızca anayasanın temel haklar rejimini, Weimar Anayasası’nın bir hükmünden (md.48) yararlanıp askıya alabilmiş olmalarını değil, var olan kurumları da büyük beceriyle yeni rejimin hizmetine sunabilmiş olmalarını kastediyorum. Hâkimlerin, savcıların, bürokratların, akademinin, koskoca profesörlerin Nazi rejimine uyum sağlayıp ‘gerekeni’ yapmaya başlamış olmaları hakikaten çok çarpıcı.
Rejimin yerleşebilmesi, ne yalnızca sosyalistlerin/komünistlerin başarısızlığıyla, ne Hindenburg ve ordunun basiretsizliğiyle, ne Almanya’nın yaşadığı ekonomik ve toplumsal krizlerin boyutuyla, ne Nazilerin becerisiyle, ne korkuyla, ne dehşet saçan yöntemlerle; ne de SA, SS ya da Gestapo’nun varlığıyla tam olarak açıklanabilir. Kuşkusuz her biri bütünün parçaları. Buna mukabil sistem, özellikle ‘yargı’ şaşkınlık verici bir süratle uyum sağlıyor faşistlere. Bir tarihten itibaren artık Führer’in talimatına ya da yeni bir ‘kararnameye’ dahi gerek duymadan, onun hangi yönde talimat verebileceğini düşünerek, hissederek, tahmin ederek davranmaya başlıyor hâkimler.
Öyle bir uyum ki bu, sonraki tarihe de yol gösteren hukuk tartışma ve uygulamalarına neden oluyor. Gazete Duvar’da daha önce tanıttığım bazı kitaplar, söz konusu ‘hukuk’ tartışmalarıyla ilgiliydi. Sebastian Haffner’in iki kitabı (İletişim) hakkında ve Radbruch Formülü (Ceza Hukuku Felsefesine Katkı, Tekin Yayınevi). Nazilerin yöntemleri, hukukçuların tavrı, geçirdikleri değişim, hukuk dediklerinin hukuk sayılıp sayılmayacağı… Tek cümleyle, “Nazi hukuku hukuk muydu?”
Bugün önereceğim kitap iki hafta önce yayınlandı. Elimden bırakmıyor, tadını çıkararak okuyorum! Bir yazıda tüketmek istemiyorum, sonraki kitap yazısı da aynı eser üzerine olacak.
İkili Devlet
Diktatörlük Teorisine Bir Katkı, Ernst Fraenkel, İletişim Yayınları, Çev. Tanıl Bora, 320 syf, 2020
Çok önemli bir klasik ve İletişim Yayınları’nın ‘faşizm incelemeleri’ serisinden yayınlandı: Ernst Fraenkel’in “İkili Devlet-Diktatörlük teorisine Bir Katkı.” (İletişim) Zorlu olduğunu tahmin ettiğim çeviriyi yapan Tanıl Bora. Hem yayınevine hem de çevirmene bu önemli ‘kamu hizmeti’ için teşekkür borçluyum. Konuyla ilgili herkes, özellikle hukuk ve siyaset bilimi çalışanlar, öğrenciler, siyasetçiler, köşe yazarları vb. vakit kaybetmeden edinmeli.
Bir de kaynak makale önermek istiyorum. Bu konunun, kitabın ve yazarın asıl ‘bileni’ felsefeci arkadaşımız sevgili Serdar Tekin. Birkaç yıl önce Birikim Haftalık’ta kapsamlı bir yazı kaleme almıştı. Buraya bırakıyorum. Benim yapmaya çalışacağım ise Serdar Tekin’i kızdırmadan, henüz çevrilen bu klasikten haberdar olmanızı sağlamak.
Fraenkel’in kim olduğunu ve çalışmasının temeli hakkındaki bilgiyi, İzmir’e selam ederek, Serdar Tekin’e bırakmak istiyorum:
“İkili Devlet, Alman hukukçu (ayrıca sosyalist ve Yahudi) Ernst Fraenkel’in 1941’de yayımlanan klasik eseri… Kitabın alt başlığı: Diktatörlük Kuramına Bir Katkı. Fraenkel… bu önemli kitapta, Üçüncü Reich’ın ilk evresi diyebileceğimiz 1933-38 dönemine odaklanarak Nazi Almanya’sında hukukun nasıl işlediğini içeriden anlatır… Kitabın temel tezi, 1933’ten itibaren Almanya’da devletin ikili bir görünüm arz ettiği, kendini hiçbir biçimde hukukla bağlı saymayan bir ‘tedbir devleti’ (Maßnahmenstaat) ile en azından mevcut kanunlar uyarınca işleri yürütmeye çalışan bir ‘norm devleti’nin (Normenstaat) çetrefil bir biçimde yan yana ve giderek iç içe var olduğudur.”
Ayrımı tekrar edelim: ‘Tedbir devleti’ ve ‘norm devleti.’
Tedbir devletinin hukuk kurallarıyla bir derdi tasası ya da artık moda olan tabirle ‘iltisakı’ yok. Norm devleti ise (içeriklerinden bağımsız olarak) var olan hukuk kurallarına uymaya gayret etme durumunu anlatıyor. Ve evet, iç içe geçiyor, aralarında sürekli gerilim var. Aslında ‘rejimin’ iki ayrı yüzünü gösteriyor ve rejimin doğası (ya da işleyişi) gereği galip gelen, giderek güç kazanan, tedbir devleti. Devletin bekası. Kuşkusuz, Führer’in bekası. Führer’in ideallerinden ve kişiliğinden ayrı bir devletin var olup olmadığı çoğu zaman belirsiz. Belirsizliğin nedeni ise büyük ölçüde norm devleti! O belirsizliğin süregitmesi sağlıyor sanki norm devleti. Norm devletinin işlevi daha ziyade ‘kitabına uydurmak.’ Sonuçta mahkemeler hukuku uyguluyor; o hukuk Führer’in, yani devletin selametini önceliyorsa hâkimlerin günahı nedir?!
Yazar 1940’ta kaleme aldığı “Amerikanca Basıma Önsöz”de, ayrımını şöyle açıklamış:
“Önlem devletinden, hukuki güvencelerle sınırlanmamış kısıtsız keyfilik ve şiddetin egemen olduğu bir sistemi anlıyorum; ‘norm devletinden’, yürütmenin yasalar ve mahkeme kararları ve idari işlemlerinde ifadesini bulduğu şekliyle hukuk düzenini ayakta tutmaya dönük geniş egemenlik salahiyetleriyle donatılmış bir hükümet sistemini anlıyorum. Bu iki sistemin yana yana bulunuşunun anlamını, idare, asliye hukuk ve ceza mahkemelerinin kararlarının sonrasında bilimsel incelemesi yoluyla açıklığa kavuşturmaya, aynı zamanda ikisini ayıran sınır çizgisini göstermeye çalışacağım.”
Yazar, üç bölüme ayırdığı çalışmasının ilkinde (ki okuduğunuz yazının konusu bu bölüm) Üçüncü Reich’ın hukuk sisteminin ve tabii mahkeme kararlarının ‘siyasi’ boyutunu ele alıyor. Yeni rejimin ‘anayasal’ görünümünü. Nazilerin hukuk anlayışı ve uygulamalarının özgül niteliklerini ‘tedbir’ ve ‘norm’ devletleri ayrımına başvurarak inceliyor. Bütün mesele, tarihte daha önce ve sonra da yaşandığı gibi ‘olağandışı’ bir durumu anlamaya, anlamlandırmaya ve isimlendirmeye çalışmak.
Rejimler kendisi için çizilmiş sınırları ihlal etmeye ya da yok saymaya başladığında ve bunu yine ‘hukuk’ başlığı altında yaptığında, yeni durumun anlaşılabilmesi için o güne dek başvurulmamış bir terminolojiye de gerek duyuluyor. Örneğin Ali Duran Topuz’un, benim de arada bir atıf yaptığım ve ‘hukuka aykırılıktan’ farklı bir hali anlatmak için işlevsel olduğunu düşündüğüm ‘anti-hukuk’ kavramı gibi. İşte ‘önlem devleti’ ve ‘norm devleti’ ayrımı da böyle bir gereksinimin ürünü.
Fraenkel çok sayıda mahkeme kararından yararlanıp zaman zaman Anglosakson hukukuyla karşılaştırmalar yaparak ikili devletin nasıl kurulduğunu ve işlediğini gösteriyor. Yazara göre, 1936’dan itibaren geleneksel kurumların direnci zayıflamıştı ve bu durum, mahkeme kararlarının siyasi radikalleşmenin ilerlemesine tanıklık etti. ‘Önlem devleti’nin etkisinin sürekli arttığı bir ilerleme.
Önlem devletinin başlangıcı ve oluşumunda en kritik an, hiç kuşkusuz meşhur 28 Şubat 1933 kararnamesi: Milletin ve Devletin Korunmasına Dair Olağanüstü Hal Kararnamesi. Evet, sıkıyönetim hali. Hiç dinmeyen ve Üçüncü Reich’ın anayasası olan sıkıyönetim. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal denilince, yazarın sık sık Carl Schmitt’in düşüncelerine başvurduğunu ve itirazlar yönelttiğini tahmin etmek güç olmasa gerek. Tabii OHAL ve kararname kavramları, siz değerli okura başka örnekler de hatırlatmış olabilir, ancak bunun konumuzla ilgisi yok!
Kararnamenin çıkarılma nedeni herkesin malumu: Reichstag Yangını. O gün Berlin’deki meclis binasında bir yangın çıkar ve henüz ‘aydınlatılamamış’ bu olayın sorumlusu olarak Hollandalı bir komünist (Van Der Lubbe) yakalanır. Nasyonal sosyalistler kundaklamayı fırsata çevirir ve OHAL ilan edip söz konusu kararnameyi çıkararak (Anayasa’nın 48’inci maddesinin verdiği yetkiyi kullanıp) temel hak rejimini (ezcümle anayasayı!) askıya alır. Bu gelişmelere bir de 2 Mart 1933 tarihli Yetki Yasası’nı (hükümet meclis ve Hindenburg’un onayı olmadan yasa çıkarabilecek!) eklemek gerekiyor. Yazara göre Naziler bu yetkilerle, ‘geçici’ diktatörlüğü ‘hükümran’ diktatörlüğe (bu ayrım Carl Schmitt’e dayanıyor) dönüştürebildi. Tabii bunda Alman hukukunun, örneğin İngiliz hukukundan farkı da rol oynadı. Alman geleneğinde OHAL ilanının yürütme erkine ait ayrıcalıklardan biri olarak kabul görmesi, kritik.
Ve dananın kuyruğunun koptuğu yer:
“Hükümran diktatörlüğün hamili, bu erki ya şahsen ya da ona tabi merciler eliyle kullanan Führer ve Reich şansölyesidir. Bu erki nasıl kullanacağı, tamamen onun takdirine kalmıştır… Führer’in ve Reich şansölyesinin, hükümran diktatörlüğü çerçevesinde her türden önlemi alma hakkının olduğuna dair herhangi bir şüphe bulunmuyor.”
Yeni rejimde siyasi gücün temsilcisi ‘devlet’ ya da ‘parti’ organları olabilir. Yazara göre, ikisi arasındaki sınırlar akışkan. Örneğin adı sanı bilinen Nazi anayasa hukukçusu Reinhard Höhn, Gestapo (gizli polis) görevlerini partinin verdiğini belirtiyormuş! Devlet ile partinin yetki paylaşımı ise ‘dışarıdakilerin erişiminin bulunmadığı’ hizmet içi talimatlarla düzenleniyor. Tabii yetki ve görev sınırları, Führer’in emriyle bir anda değiştirilebiliyor. Dolayısıyla devlet ve parti arasında bir ayrım yapmak pek mümkün değil.
Durumun vahametinin anlaşılabilmesi için Karlsruhe Eyalet Temyiz Mahkemesi’nin bir kararına bakalım:
“…bir kararında, Berlin Başsavcılığı’nın sendika varlıklarına el koyması hakkında görüş bildirecekti. Mahkeme Berlin Başsavcılığı’na, verdiği el koyma kararının hâlâ geçerliliğini sürdürüp sürdürmediğini sorduğunda, Başsavcılık bu soruya ancak Alman Emek Cephesi hukuk dairesinin görüşünü aldıktan sonra cevap verebileceğini bildirmişti.” (Alman Emek Cephesi, 1933 Mayıs ayında sendikalar kapatıldıktan sonra Nazilerin kurduğu işçi ve işveren örgütü!)
Yazarın ifadesiyle hâkimler acınası bir ‘teslimiyet’ içinde. Bazı mahkemelerin teslimiyeti ise acınası değil, hakikaten hayranlık uyandırıcı! Örneğin Berlin Eyalet İş Mahkemesi. Bu mahkeme, Hitler’in imzaladığı ancak yayınlanmamış bir talimat hakkında şöyle bir hüküm vermiş: “Hareketin Führer’i aynı zamanda milletin Führer’idir. Hangi sıfatıyla eylemek isteyeceği… onun kendi takdiridir. Bir talimatın altında Adolf Hitler adının yazıyor olması kâfidir.”
Fraenkel’in önlem devletinde, hukuk kuralları, özellikle devletin müdahale etme gereği duymadığı alanlarda (şimdilik!) geçerliliklerini devam ettirir. Türkçesi: “Almanya bir kanun devletidir!” Bu durum, göreli bir normalliğin her zaman sürdüğü duygusunu veriyor. Norm devletinin bu kırılgan alanının varlığını sürdürebilmesi ise ‘siyasi iradenin’ o konuda vereceği karara bağlı. Siyasal gücün sınırını çizen ise hukuk kuralları değil, karar alıcılar! Demek ki norm devleti, önlem devletinin izin verdiği kadar var ve etkili. Anlayacağınız, ‘ateş olsa cirmi kadar yer yakıyor’ norm devleti. ‘Cirmi’ belirleyen ise devlet.
Pardon, Führer!
Fraenkel, Almanya’da sıkıyönetimin, sıkıyönetim ilanının gerekli kıldığı hiçbir ölçütle bağdaşmadığını ve hukuk devletinin ilgasını anlatırken, hâlihazırdaki tüm kurumların uygulamalarından örnekler veriyor. Örneğin polis makamları. Örneğin anayasal ve yasal kısıtların kaldırılması. Yargı denetiminin iç savaş gerekçesiyle bertaraf edilmesi, idari yargının, hâlâ zaman zaman bağımsız bir norm varmış gibi davranmakta ısrar eden asliye hukuk mahkemelerinin, ceza mahkemelerinin kararları ve tabii ‘partinin’ her bir kurum üzerindeki açık ya da örtük hâkimiyeti…
Yeni rejimin, hemen her ‘kurucu’ eylemini temellendirmek için başvurduğu gerekçenin ‘komünizmle mücadele’ olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?! Örneğin Nazi hukukçusu (ne kadar ilginç değil mi, Nazilere gönül vermiş hukukçuların varlığı!) Hamel şöyle diyor:
“Komünizmle mücadele sadece… manâsız ve devlet için bir tehlike oldukları görülmüş bulunan engelleri… yıkmak için… bir vesile olarak görülmelidir.”
Kitaba devam edeceğim…
Yine Hamel’e referansla bitireyim yazıyı. Konu, koruma amaçlı gözaltı ve tutuklama. Fraenkel’e göre;
“Koruma amaçlı gözaltının, devletin düşmanlarına karşı savunma mücadelesinde gerekli bir araç olduğu yanılsaması çoktan terk edilmiştir. Şimdi o, baştan itibaren olduğu şey olarak, yani NSDAP’nin tek başına egemenliğini sağlamanın, bu demektir ki hükümran diktatörlüğü ihdas etmenin bir aracı olarak kabul ediliyor.”
İnanın tam burada bitecekti yazı, fakat şunu da alıntılamadan edemedim, affedin!
Yazar der ki; “Nasyonal sosyalizmin ‘legal devrim’ efsanesi, Adolf Hitler’in şahsını ‘düzen’le özdeşleştirmesini içerir; nasyonal sosyalizmin illegal devlet darbesinin tarihi, Adolf Hitler’in ‘düzeni’ kendi şahsıyla nasıl uyumlandırdığını gösterir.”
Teşekkür: Yazıda kullanılan karikatür, sevgili Aydan Çelik’in hediyesidir ve ilk kez yayınlanıyor. Çok teşekkür ederim.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları

























































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025