Etyen MAHÇUPYAN
Yeni İttihatçılık’la ilgili son yazımı “Bundan sonrası Türk aydınlarının anlam dünyasına emanet…” diye bitirmiştim. Tipik bir Türk aydını olmasa da (daha doğrusu tipik bir Türk aydını olmadığı için) Alper Görmüş üç yazılık bir müdahalede bulundu. Koyduğu itirazi şerhi ve bakış açısını aşağıda özetleyip üzerine düşüncelerimi aktaracağım.
Ancak önce Görmüş’ün bu seriyi nasıl bitirdiğini hatırlayalım: “Dilerim Mahçupyan’ın son yazısında dediği gibi konuyu başka tartışanlar da çıkar.” Ben bundan çok şüpheliyim. Birkaç kişi dışında aydın kesimin kamu önünde bu konuyu konuşması benim için sürpriz olur…
Üç nedenle: 1) İttihatçılığın birçok yönünü benimsiyoruz ama bize ‘İttihatçı’ denmesini istemiyoruz. Bu konuyu konuşmaya başladığımızda ‘meğer biz de İttihatçıymışız’ noktasına geleceğimizi seziyorsak söz konusu alana hiç girmemeyi tercih edebiliriz. 2) Yönetimin İttihatçı olmasını istemiyoruz çünkü bu durumda onunla nasıl baş edeceğimizi bilmiyoruz. Dolayısıyla Kemalizm bir şekilde devam ediyor varsayımına sığınmaya teşneyiz. 3) Bu rejimden geriye dönüş umudunu korumak istiyoruz. İttihatçılık tanımını koyduğumuzda bu dönüşün sanıldığından daha zor olduğunu kabullenmiş olacağız. Yani psikolojik olarak kendimizi sakınıyor, gerçekliği görmemeyi bünyemize uygun buluyoruz.
Alper Görmüş bu handikaplardan azade olduğu için benim Yeni İttihatçılık anlatımımın içindeki bir olası ‘dengesizliği’ tartışmaya açıyor…
Yaklaşımı özetle şöyle: 1) Temel karakteristikleri açısından ‘Yeni İttihatçı’ denebilecek bir rejime geçmiş durumdayız; 2) Bu rejimin önümüzdeki sürede kalıcı hale gelme ihtimali fazla ama öyle olmayabilir de… 3) Çünkü bu rejimde Erdoğan’ın rolü çok yüksek ve her an Yeni İttihatçılığı terk ederek bir başka vizyona geçebilir; 4) Yeni İttihatçılığın arka planındaki tarihsel ideolojik ve psikolojik faktörler tabii ki önemli, ama Erdoğan’ın ‘şahsını’ göz ardı ettiğimizde bir ‘dengesizlik’ (benim kelimem) doğuyor ve liderin ‘kışkırtıcı’ rolüne hak ettiği ağırlık verilmemiş oluyor; 5) Nitekim Erdoğan’ın yirmi yıllık iktidarında ortaya koyduğu cesur çıkışlar (AB üyeliği, 90. Maddenin kabulü, Öcalan’la görüşebileceği, çözüm süreci) bu ‘şahsın’ Yeni İttihatçılık dışına da çıkabileceğini hatırlatıyor.
Görmüş Erdoğan’ın Yeni İttihatçı konuma adım adım nasıl geldiğini de güzel anlatmış ve tespitlerine aynen katılıyorum. Ne var ki ben aynı süreci aşağıda farklı bir bağlama oturtacağım…
“Erdoğan, iktidarının bir aşamasında iktidarını sürdürmenin yolunun artık İslamcılıktan değil ‘millîlik’ten geçtiğini gördü, bu amaçla yeni bir hikâye yazdı ve toplumun bir kesiminin zaten dinlemeye teşne olduğu bu ‘hikâye’yi adım adım kuvveden fiile geçirdi, geçiriyor… ‘Proje’nin sembolik başlangıç tarihi Erdoğan’ın “yerli ve millî”yi ilk kez telaffuz ettiği Eylül 2015’ti. (Cumhurbaşkanı Erdoğan 1 Kasım 2015 seçimleri öncesinde, seçmenlerden ‘Meclis’e 550 yerli ve millî aday göndermelerini’ istedi, 20 Eylül 2015).”
“15 Temmuz (2016), üç temel siyaset üzerinde yükselen yeni bir ittifak doğurdu: Dışa ‘açılma’ boyutunu da kapsayan sert ‘millîlik’; dozu giderek yükselen Batı karşıtlığı (‘anti-emperyalizm’) ve Kürt siyaseti düşmanlığı… Artık, ‘her kafadan bir sesin çıkmadığı’ yeni bir siyaset ve toplum düzeni oluşturmak amacıyla oluşturulan yeni bir ittifak vardı.”
“15 Temmuz darbe girişimini izleyen aylarda, anlamı ve önemi ancak ‘alıcı gözle’ bakıldığında fark edilebilecek iki ‘söylem’ dikkat çekti. Bunlardan biri, Erdoğan’ın, önceki 14 yıllık iktidarı boyunca hiç telaffuz etmediği Misâk-ı Millî temalı konuşmaları, öbürü de “İslamcıların AK Parti’den tasfiyesi” tartışmalarıydı. Bunların ikisi de AK Parti’nin devletle bütünleşmesi macerasının son iki çıktısıydı.”
*
Önce Yeni İttihatçılığın benim için bir ‘algı ve anlamlandırma’ çerçevesi olduğunun altını bir kez daha çizeyim. Diğer deyişle zihnimizdeki bir kaymayı, bize ‘doğal ve normal’ gelen bir bakışa doğru (bilinçle idrak etmeye gerek kalmadan) geçiş yapmamızı ifade ediyor. Bunun sonucu iki katmanlı…
İlk katman, Dünyada ve Türkiye’de yaşanan ideolojik ve psikolojik kırılmaların uzantısı olarak ortaya çıkan bir ‘kişiselleşme’, benliğini restore etme atmosferi ve arzusu. İkinci katman, bu arzunun çeşitli aktörler sayesinde iradi hale gelmesi, bir sisteme hedeflere ve politika demetine dönüşmesi.
İlk katman açısından Görmüş’le aynı çizgideyiz. Ancak ikinci katmanda bir farklılığımız var. ‘Arzunun çeşitli aktörler sayesinde iradi hale gelmesi’ cümlesindeki ‘çeşitli aktörler’ ve onların göreceli iradesine ilişkin algılarımız, haliyle farklı senaryoların üretilmesine izin veriyor.
Yeni İttihatçılık özelinde iki aktör ve dolayısıyla iradeden söz etmek mümkün. Biri ‘bürokrasi-devletçi çeper-MHP-Bahçeli’ ekseni. ‘Devletçi çeper’den kastım ordu, yargı, Milli Eğitim, İçişleri, MİT gibi kurumlarla dirsek temasında olan ve dolayısıyla ortak ideolojik aoraya katkıda bulunabilen (ve etkilenen) iş dünyası, akademia, medya ve ‘mafyatik’ örgütlenmeler. Bu geniş ağın doğal bir merkezinin, gevşek ve manevi bir hiyerarşisinin olduğunu düşünüyorum. Kendi içinde ayrışmalar barındıran ancak konjonktüre göre belirli yönelimleri hakim kılan, (kimsenin dışında kalmak istemeyeceği) bir ideolojik melezleşme hali… Gerçek iktidar pratiği üretme kabiliyeti olan bir politik sosyalleşme… (Yeni bir şey değil, yüz elli yıldır var).
İkinci aktör ve irade ise en saf haliyle bir şahsiyet: Recep Tayyip Erdoğan. Partiyi kendisine ram etmiş, yürütmede her konuda son sözü söyleyen, hatta ona sorulmadan iş yapılmasını riskli hale getiren, tabanını aracı kullanmadan istediği ideolojik noktaya taşıyabilen bir lider.
İlk aktöre ‘yapısal irade’, ikincisine ‘karizmatik irade’ diyebiliriz… Soru Yeni İttihatçılık özelinde bunlardan hangisinin daha ağır bastığı ve aralarındaki denge veya dengesizlikten hareketle nasıl bir gelecek öngörebileceğimiz.
Bu soruya iki türlü yaklaşabiliriz: Analitik ve olgusal olarak…
Analitik bakalım: Erdoğan Yeni İttihatçılığın oluşup sistemleşmesinde ‘yeterli’ bir aktör mü? Benim cevabım ‘hayır’. Erdoğan ne kadar isterse istesin ve ne yaparsa yapsın, ‘yapısal iradeyi’ üretecek tanzim edecek ve yönlendirecek güce perspektife ve derinliğe sahip değil. ‘Yapısal irade’ ile farklı yönlere gittiği dönemde nasıl acz içinde kaldığını, sıkıştığını, zigzag çizdiğini biliyoruz.
Peki, Erdoğan Yeni İttihatçılığın oluşup sistemleşmesinde ‘gerekli’ bir aktör mü? Benim cevabım ‘büyük ölçüde hayır’. ‘Yapısal irade’ yeni bir rejim yönünde karar aldığı andan itibaren ‘karizmatik iradenin’ rolü ikincil. Bu denli zahmetsiz bir geçiş olmayabilirdi ama eldeki siyasetçiler (ve partiler) içinden en elverişli olan kullanılırdı. Nitekim şimdi de öyle oldu. En elverişli olan yüzde 30 oyuyla Erdoğan’dı…
Aynı soruları bürokrasiden Bahçeli’ye uzanan eksen açısından da soralım: ‘Yapısal irade’ Yeni İttihatçılığın oluşup sistemleşmesinde ‘yeterli’ bir aktör mü? Cevabım ‘büyük ölçüde evet’. Siyasetçiler geçici… ‘Devlet’ kalıcı. ‘Aklın yolu’ Yeni İttihatçılığı işaret ettiğinde siyasi partilerin hızla bu türden bir kayma yapacaklarını öngörebiliriz. İdeolojik olarak buna zaten hazır olduklarını unutmayalım. ‘Yapısal iradenin’ siyasileri ikna etmesi gerekmiyor, aşikar bir değişime davet etmesi yeterli.
‘Yapısal irade’ Yeni İttihatçılığın oluşup sistemleşmesinde ‘gerekli’ bir aktör mü? Cevabım ‘kesinlikle evet’. Hiçbir siyasetçi veya siyasi parti ‘devlete’ rağmen bu türden bir değişimi zorlamak istemez. Vizyonu ve tabanı geniş olan bile devlet kanadını ikna etmenin, kendisine yandaş üretmenin yolunu arar. Devletin Kemalizm’de ısrar etmesi durumunda sizin herhangi bir başka ideolojiye kapı aralamanızın bile nelere yol açacağını herhalde AK Parti iktidarının ilk on yılı gösteriyor.
Toparlarsam hem yeterlilik hem gereklilik açısından yapısal irade karizmatik iradeye ağır basıyor. Eğer bir Yeni İttihatçılık analizi yapacak, son 8 yılı anlamaya çalışacaksak gözlerimizi yapısal iradeden ayırmamakta yarar var. Bu, Erdoğan’ın rolünün küçümsenmesini gerektirmiyor. Erdoğan olmasaydı söz konusu geçişin çok daha sancılı ve istikrarsız olacağı açık. Belki devlet içi ayrışmalar baskın çıkacak, şu an gündemde olmayan farklı koalisyonlar görecektik…
Böylece bugün niçin Erdoğan’ı bu denli önemsediğimizi açıklığa kavuşturabilecek olan soruya geliyoruz: Erdoğan Yeni İttihatçılığın oluşup sistemleşmesinde ‘ne kadar faydalı’ bir aktör? Benim cevabım ‘azami ölçüde’. Erdoğan bu geçişi o denli doğal hale getirdi, ona öylesine motivasyon yükledi ve mobilize eden bir itkiye dönüştürdü ki, Yeni İttihatçılığın Erdoğan’sız halini hayal bile edemeyebiliriz.
Erdoğan sahnedeki perdenin önünde tek başına ara vermeden gösterisini sürdüren, seyirciyi avucunda tutan, izlemeye çalışanların gözlerini kamaştıran bir siyasi/ideolojik ‘stand-up’çı… Bizler gösteriye takılmış durumdayız, perdenin arkasına bakacak ne sükunetimiz ne de enerjimiz var. Ama kuşkunuz olmasın, perdenin arkasında Erdoğan sonrasını düşünenler mevcut ve buna Erdoğan’ın yapabileceği hiçbir şey yok.
Görmüş Yeni İttihatçılığa giden yol taşlarının esas olarak Erdoğan tarafından döşendiğini ima ediyor. Ben aynı olaylardan hareketle tersini, o yolun esas olarak yapısal irade tarafından döşendiğini düşünüyorum. (Tabii ikimiz de bu sürecin tek taraflı olmadığının, aradaki etkileşimin nihai sonucu ürettiğinin farkındayız.)
2015 yılına dönelim ve o noktadan ileriye olgusal bir değerlendirme yapalım… 2015 yılında yapısal irade açısından durum şuydu: 1) Kemalizm güç yitirmiş, yönetme kapasitesi yıpranmış, sembolik olarak Atatürk’ün şahsına indirgenmişti; 2) Gülen cemaati (CHP ve Anayasa Mahkemesi sayesinde) yargıyı ele geçirmiş, bürokrasi genelinde tüm personel politikasına da ayrıca hakim hale gelmişti, 3) PKK çözüm sürecinden uzaklaşmış hendek savaşlarına girişmişti; 4) Haziran seçimlerinde AK Parti gerilemiş siyasi istikrar tehlikeye girmişti.
Şimdi sadece bir yıl içinde, 2015 Ağustos- 2016 Ağustos arasında yaşananları sıralayalım: 1) AK Parti’nin (Davutoğlu Genel Başkan) MHP’ye götürdüğü koalisyon teklifi Bahçeli tarafından reddedildi; 2) AK Parti’nin CHP’ye götürdüğü koalisyon teklifi (o cenahta ikircikli karşılanmasına rağmen) Erdoğan tarafından reddedildi; 3) Erdoğan Eylül sonu yerli ve milli bir meclis çağrısında bulundu; 4) Kasım seçimlerini AK Parti farkla kazandı; 5) 2016 başı Erdoğan parti içi etik kuralların çalıştırılmasını engelledi, 6) Bahar aylarında Davutoğlu başta olmak üzere büyük bir tasfiye gerçekleştirdi; 7) Gülencilerin bürokrasiden tasfiyesine yönelik binlerce kişilik listeler hazırlandı, 8) Temmuz ortası Gülencilerin (halen karanlık noktalar, dolayısıyla ilişkiler barındıran) darbe girişimi yaşandı; 9) Ağustosta Bahçeli MHP’lilerin bilgisi dışında ve tüm AK Partililer için sürpriz niteliğinde olan cumhurbaşkanlığı sistemi önerisini yaptı.
Şimdi bu sekansın üzerine düşünelim… 1) Türkiye’nin bir fetret dönemine girme ihtimali varken, devlet hem ideolojik hem yönetimsel olarak krizdeyken, acaba Bahçeli AK Parti ile koalisyonu niçin reddetti? (Bahçeli’nin kendi ve partisinin menfaatlerini bile hiçe sayarak devletin ihtiyacına cevap veren biri olduğunu hatırlayalım…) Acaba o noktada devletin menfaati farklı bir yönü mü gösteriyordu? 2) Erdoğan 2015 Haziran yenilgisinden sonra neye güvenerek CHP ile koalisyona bu denli açık ve net şekilde direndi? 3) 2015 yazında Bahçeli ile Erdoğan arasında arabulucular üzerinden bir yeni ilişki, bir tür geleceğe yönelik sözleşmenin tohumları atılmış olabilir mi? 4) AK Parti içi tasfiye ile bürokrasiden Gülencilerin tasfiyesi tek bir siyasi hedefin alt başlıklarını oluşturuyor olabilir mi? 5) Yeni rejime geçişin meşruiyetini sağlamak üzere Gülenci darbe girişimine ‘yol verilmiş’ ya da ‘göz kısılmış’ olabilir mi? 6) Bahçeli’den cumhurbaşkanlığı sistemi teklifi geleceğini ve bunun gerektirdiği siyasi angajmanı acaba Erdoğan önceden biliyor muydu?
Tek bir yıl içinde siyaset ve bürokrasiden büyük bir tasfiye gerçekleşiyor, Erdoğan ‘millileşiyor’ ve ödülünü alıyor… Açıkçası bana bu süreç hiç de Erdoğan’ın dizaynı gibi gözükmüyor. Bahçeli ile Erdoğan arasında (doğrudan ya dolaylı) ilişki çok daha önceden başlamış, Erdoğan’a ona çok uygun gelen bu projede yer alması teklif edilmiş olabilir. Nihayette bu değişimin garantörlüğünü ‘devlet’ yapıyor. Ayrıca her iki tasfiyenin ve hatta kurulan düzenin de Erdoğan’dan çok Bahçeli ve genelde yapısal irade için avantajlı olduğu açık. Öyle olmasaydı bile Erdoğan geçici, yapısal irade kalıcı…
Sonuç olarak Yeni İttihatçılığın oluşması ve sistemleşmesinde hem analitik hem olgusal açıdan baktığımızda, ben yapısal iradenin karizmatik iradeden çok daha baskın rolde olduğunu düşünüyorum.
*
Nihayet bu tartışmayı kuşatan iki meseleye geldik: 1) Erdoğan’ın daha önceki cesur yönelimlerini düşünürsek, Yeni İttihatçılığın dışında bir arayışa girmesini bekleyebilir miyiz? 2) Eğer bu ihtimal varsa Yeni İttihatçılık acaba geçici bir modalite mi?
Görmüş Erdoğan’ın AB’ye yönelimini ve Kürt meselesindeki açılımcı yaklaşımlarını gündeme getiriyor. Bunlar Kemalist paradigma altında, Erdoğan ve AK Parti’nin (özellikle Batı nezdinde) kendi meşruiyetini sağlama çerçevesinde atılmış adımlar. Başarılı olduğu takdirde devlet karşısında güçleneceğini bilerek bu hamleleri yaptı. Meşruiyetin kendi bekasını garanti edebileceğini öngördü… Oysa şimdi Yeni İttihatçı paradigmadayız. Erdoğan’ın beka ve meşruiyet diye iki ayrı sorunu yok. Beka ve meşruiyet birleşmiş, Erdoğan’ı sağlam iplerle devlete bağlamış durumda. Artık kimin kimi ‘bağladığının’ da önemi yok. Organik bir bütünleşme var…
Kemalizm altında İslami arka plandan gelen bir siyasetçi ve partinin sorunları ile, dindarlığı millileştiren Yeni İttihatçılık altında aynı şahıs ve partinin sorunları birbirine hiç benzemiyor… Erdoğan’ın farklı ideoloji arama gibi bir niyeti, isteği, ama muhtemelen lüksü de yok. O nedenle Erdoğan’ın farklı bir çizgi tutturabileceği beklentisi bana hiç gerçekçi gelmiyor. Özellikle bu yaşta…
Dolayısıyla Yeni İttihatçılık geçici bir modalite değil. İyi de Erdoğan dışında bir alternatifi niye düşünmüyoruz? Çünkü farklı bir zihniyeti ve onun üzerinde kurgulanan yeni bir ideolojik yaklaşımı üretecek, derinleştirecek, gerçekçi hale getirecek ve toplumu bu yeni bakışa davet edecek bir muhalefet görmüyoruz. Bunun kısa zamanda oluşmasını beklemek ise şimdilik naiflik olur.
Nihayet şunu da atlamayalım: Erdoğan siyasetin dışında kaldığında sistem çoktan yerleşmiş olacak. (Anayasa er geç gelecek). Karizma ihtiyacı azalacak… Yeni İttihatçılık kendi ürettiği vasat aktörler eliyle ve yapısal iradenin çizdiği çerçeve dahilinde bilemeyeceğimiz bir süre için kalıcı olacak.
Önümüzdeki dönemde Yeni İttihatçılığın rasyonelleşmesine, konsolide olmasına, bir ‘devlet duruşu’ kazanmasına tanık olacağız. Muhtemelen münferit yozlaşma dinamiklerinin önü kesilmek istenecek, yeni rejimin öngörülebilirlik ve saygınlığının artması için çalışılacak. Böylece Yeni İttihatçı rejim bir çekim merkezi oluşturacak… Siyasi partiler bu yeni zemini kerteriz almak durumunda kalacak ve çok muhtemelen duruma adapte olacaklar.
*
Son bir söz söylemek gerekirse, Türkiye aydınlarının Yeni İttihatçı rejimde yaşadığımızı fark etmesi ancak Erdoğan siyaseti bıraktığında mümkün olacak gibi… O zamana dek zihniyet konforlarını bozmak istemeyecekler, hala Kemalizm altında yaşarmış gibi yapacaklar, topluma daha da yabancılaşacaklar. Sonuçta da çok muhtemelen, ya yapısal iradenin fahri militanlığına soyunacak (kendilerini kullanıma açacak), ya da etkisizleşip iyice marjinalleşecekler.
Kaçınılmaz mı? Tabii ki değil… Ama Türkiye aydınlarının zihinsel eşik atlayabilecek birikimi ve derinliği olmadığı bir yana, böyle bir istek ve niyetleri de çok zayıf. Çünkü aslında onlar da İttihatçılıktan uzak değiller. Onlar için de bu yaklaşım ‘doğal ve normal’. Biraz rasyonel, biraz adil olsa, biraz ‘biz aydınlara’ alan açsa nesinden şikayet edeceğiz?
Fazlasıyla kötümser gelebilir ama, Türkiye’nin çoğunluğunun gerçek bir demokrasiden ürktüğünü, onun yerine yerli ve milli, bize ait, fıtratımıza uygun, yumuşak bir ‘faşizmi’ tercih edebileceğini düşünüyorum. Ve aydınlar da büyük çapta bu çoğunluğa dahil bence…
O nedenle Görmüş gibi insanlar çölde bir vaha misali. Bir vahadan diğerine önümüzde çok uzun bir çöl var.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları






















































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024