Hüseyin ÇAKIR
Tanzimat’la başlayan modern olma ve modernizm macerası! Yeni bir mecrada 2015’te yoluna devam ediyor. Modernliğin geldiği durum ve küresel dünyadaki zorunlu veya zorunlu olmayan karşılıklı bağımlılık ilişkileri, Cumhuriyet modernleşmesinin değişmesini! Kaçınılmaz noktaya getirdi. Bütün modernleşme/restorasyon tarihi, devletin kendini zamana uydurma ve toplumu da buna göre şekillendirme projesi olarak gerçekleşmiştir. Bu nedenle yukarıdan aşağı modernleşme, toplumun değişim talepleriyle çelişki ve çatışma içinde olmuştur.
Siyasal modernleşme ile toplumsal modernlik ve modernleşme çelişkisi, merkez-çevre çelişkisi olarak ya/da devlet- toplum- birey ve kimlikler çelişkisi olarak karşı karıya geldi.
80 sonrası devlet aklını oluşturan bir kesim, bugünün küresel dünyasına uyum sağlamak için “muasır medeniyet seviyesi” nin üstüne çıkma hedefiyle, modernleşmeye, Batı dünyası ile entegrasyonla devam etmek gerekir diye düşünüyordu. Devlet içinde bir kanat, paradigma değişiminin gerekli olduğuna inanıyordu.Darbe dışı yollarla paradigma değişim devlet aklı harekete geçti.
ANAP’ın ya/da devlet kapitalizmi dışı sermayenin küresek kapitalizmle entegrasyon için, “Teşebbüs, ifade, inanç” özgürlüğünde ifadesini bulan liberalleşme isteği devlet içinde bir kesimden destek buldu. AB’ye katılım, Gümrük Birliği modernleşmenin ana hedefi haline geldi. Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin alanını genişletme, (141-142-163’ün kaldırılması) devlet kapitalizmi ilişkileri ve kurumlarını özelleştirme yoluyla tasfiye ederek, piyasa ekonomisine geçiş, rekabeti düzenleyen yapısal değişiklikler için adımlar atılmaya başladı. Bu süreç aynı anda, o zamanının solu, laik cumhuriyetçi elitleri ve ordu, bürokrasi içinden çok sert karşıtlığı ortaya çıkarttı. Devlet içinde fraksiyonların çatışma fitili ateşlemiş oldu.
Devlet, siyaset ve toplum içinde laik cumhuriyeti muhafaza etme refleksi, ‘90’lar devlet şiddetini, faili meçhul siyasi cinayetleri, 28 Şubat’ı, Cumhuriyet Mitingleri olarak, devleti koruma, neo-liberalizme karşı devlet kapitalizmini savunma “devrimci” direnişine döndü. Ordu, bürokrasi, iş dünyası, sendikalar, solun önemli bir kesiminin de içinde yer aldığı ANAP karşıtı muhalefet, en nihayetinde liberalleşmeye karşı çıkıyordu. Cumhuriyet modernleşmesinin devamını, statükonun korunmasını istiyordu.
Bu statükocu sosyal, sınıfsal, ideolojik toplum kesimi, devletin yeniden yapılandırılmasına karşı çıkarken, Kürtlerin, İslamcıların toplumsal değişim taleplerini “devleti yıkmak” olarak gördüler. Devleti ve “rejimi” korumak için, çağdaşlık, sol, laiklik, Kemalizm çıkmaz sokağına saplanarak, toplumsal değişim dinamikleriyle bütün ilişki yollarını tıkadılar. ‘90’lar sendromu bu iklimde ortaya çıktı.
“Refah partisini yükselişini engelleyeceğiz, Türkiye İran olmayacak” Cumhuriyeti koruyacağız, neo liberalizmi engelleyeceğiz derken, darbecilerin yoldaşı oluverdiler.
Laik, sol ve cumhuriyetçi muhafazakârlık, siyasal gericiliğe dönüştü, ulusalcılık adı altında ortaya çıkan siyasal ve toplumsal blok, değişimin sosyal, toplumsal, sınıfsal dinamiklerinden uzaklaştı, karşı karşıya geldi. O günün solu ve bugünkü devamcısı özgürlükçü, yeni sol (Ortodokslar ayrı) bu dönemle yüzleşmedi, devletin yanında darbecilerle omuz omuza duruşunun özeleştirisini yapmadılar. Bu nedenle değişim dinamiği olamadılar, toplumun seçimlerde neden oy vermediği üstüne hiç düşünmediler. Kürt siyasi hareketine yamanarak, meşruiyet kazanmaya çalışmak gibi kolay yolu seçtiler.
Değişim yarıda mı kaldı?
Devletin siyasal değişim projesine karşın, toplumsal değişimim üç dinamiği yeni bir zihniyetle, yeni bir toplumsal hareket olarak ortaya çıktı.
Bu üç dinamik: Siyasal İslamcılar ve mütedeyyinler, Kürtler, Legal Kürt siyasi hareketi ve PKK, liberal, demokrat ve özgürlükçü sol aydınlardan oluşan demokrasi, özgürlük temelinde değişimin sosyal gücünü oluşturmaktaydılar. Geçmişler farlı farklı olan bu sosyolojik kesimler, küreselleşmenin olanaklarıyla kendi değerleri üstünden modernleşen yeni kentliler, yeni kent orta sınıfları olarak, kamusal alanda, iktisadi, sosyal, kültürel ve entelektüel alanda, modern- post modern kimlik ve görümlerine uygun modernleşme ve modernleşme zihniyeti talep ediyorlardı.
Üç değişim dinamiği kendi içinde değişirken, dışındaki ilişkilerde değişiyor. Evrensel ve yerel değerler bağlamında kurulan sosyal, kültürel, hak temelli ilişkiler ortak siyasal talebe dönüşmeye başladı. Devlet alarm düğmesine bastı, kırmızıçizgiler çizildi.
Çünkü: Siyasal İslamcılar ve mütedeyyinlerin toplumsal değişim talebi siyasal İslamcı hareketi değiştirdi ve AKP ortaya çıkmıştı. AKP iktidarına ilişkin birkaç senaryo yazıldı aynı anda devreye sokuldu. Birincisi, Statükoyu savunanların senaryosu: AKP’yi kapatmak, siyasal varlığına son vermek. İkinci senaryo, AKP’nin toplumsal meşruiyeti üstünden devletin değişimini tamamlamak; Devlet içindeki fraksiyon çatışmalarını, AKP ile hasımları çatışmasına dönüştürerek, devletin zarar görmesini asgariye indirmek, siyasal faturayı da AKP’ye çıkartmak olarak tanımlamak mümkün.
2015’’e gelindiğinde, olup bitenler böyle bir devlet aklının işlediğini gösteren çok olgu ve olay sıralanabilir.
Devletin yeni zamanlarda sürekliliğini sağlayacak değişim ve yeniden yapılanma projesini kuran akıl iki şeyi hesap etmemiş olmalı. Birincisi, AKP kadrolarını siyasal deneyimi, ikincisi, eski Türkiye’yi tasfiye edip devletin ihtiyacı olan değişimleri yaparken toplumsal değişim talebinin boyutlarının nereye varacağı, reform sürecinin “çığırından” çıkarak, devrime dönüşebileceğiyle yüz gelinmeye başladı. Arap Baharı, endişeyi korkuya dönüştürdü.
Devleti tanımadan, anlamadan ne AKP’yi, ne 2007’ye kadar gerçekleşen reformları, ne 2010’dan sonra AKP’nin otoriterleşmesini, ne de AKP mi devlet oldu, devlet mi AKP’yi yönetiyor sorularına gerçekçi yanıtlar bulmak çok zor.
Evet değişim yarıda kaldı. Devletin ihtiyacı olan siyasal değişim bitti. Kimliklerin özgürleşmesi, bireysel özürlükler, hak talepleri, “devleti yıkmak, darbe yapmak suçlamasıyla” yasadışı ilan edildi. Polis baskısı yeni baskıcı-yasakçı yasalarla demokratik değişim isteyenler mengene içine alınıp sıkıştırılıyor.
Bugün oluşan iktidar bloku ( Siyasal iktidar olarak AKP, ordu, sivil bürokrasi, Yargı, özerk kurumlar, egemen sermaye sınıfı ) toplumun değişim talebi ve değişim dinamiğinin ortaya çıkartacağı reform taleplerinin, “Anadolu Baharına” dönüşme tehlikesinden çok korkmuş olmalılar. Bu nedenledir ki, özgürlük alanını daraltılması, yeni polisiye yasalar, en küçük protesto eylemlerine karşı devlet şiddetinin fütursuzluğu, iç düşman, dış düşman hezeyanı, yatay iletişim ağ ilişkilerinden korkma… bütün bunlar, “Anadolu Baharı” korkusunun hezeyanları.
Bu hezeyanlara baktığımızda tarihsel süreklilik olduğunu görürüz. Bu hezeyanlar, modern olma, modernleşmek isteğiyle geleneği muhafaza etme, geçmişle yüzleşerek sürekliliği sağlamak yerine, geçmişin üstünü örterek (gerekli gördüğünde geçmişin araçlarını kullanmak üzere) devletin ihtiyacı neyse ( Hukuk, devlet kurumlarını idari siyasi yapılanması, siyaset devlet ilişkisi. Birey devlet ilişkisi gibi) o kadar modernleşmek. Tanzimat- Meşrutiye- Cumhuriyet modernliği ve modernleşmesinin zihniyeti sürekli olmuştur. Bugün bu zihniyet devam etmektedir. Erdoğan kimliği ve kişiliğinde Abdülhamit’i, Enver Paşayı, Atatürk’ü, İnönü’yü, Menderesi… göre nedeni: Zihniyetin sürekliliği ve bu günkü gerçekleşme pratiğidir.
Değişim süreci bitti demiştik. Doğrusu, AKP ve devlet eliyle tepeden reform ve demokratik değişim sürecine nokta konuldu. Otoriterleşme, devleti ve siyaseti merkezileştirecek “değişim” devam ediyor.
Değişimin toplumsal dinamiklerinin darbeciler, darbe karşıtları, paralelciler, paralel karşıları olarak kutuplaştırılması devlet aklının ürünü olduğu açık. Yakın ve uzak geçmişte onlarca benzer örnek var. Kutuplaştır, çatıştır, bunu üstünde iktidarı koru, yeni iktidar bloku oluştur. Devlet toplumsal talep için ortaya çıkanlara her zaman “eşkıya” demiş, devlete isyan olarak bakmış ve buna göre davranmıştır. İktidar bloku, Geziciler, Paralelciler ve işbirlikçileri… “düşmanı” karşısında sıkı sıkıya birbirlerine sarılmış durumdalar. AKP’nin oy desteğiyle sağlanan siyasal meşruiyete dayanan iktidar bloku, suç işlemeye, suç biriktirmeye devam ediyor.
Değişim dinamikleri bölündü pasifize ediliyor
Farklı ideolojik gelenek, sosyal kesim, dini inanç ve kimliklere sahip olanlar, ortak taleplerde bir araya gelmişlerdi. Karşı oldukları ortak noktalarda birlikte tepki gösterdiler. İktidarın reform adımlarını destekleyen bu yeni siyasal, sosyal hareketler, daha radikal reform talepler ileri sürmeye başladılar. İktidarı ve devleti ürküten, kontrol edemeyeceklerinden korkulan gelişmeler olmaya başlamıştı. Başka bir Türkiye tasavvuru boy veriyordu.
Birincisi 2010 Referandumundaki, “yetmez ama Evet” bilinçli tutum takınanlar ile radikal devrimci değişim isteyen “Boykot- Hayır” diyenlerin 12 Eylül’ün yargılanması için bir araya gelmeleri. Bu yeni bir değişim dinamiğinin ortaya çıkışına işaret ediyordu. Devlet bu gelişmeden ürktü. İkincisi, başörtüsü ile kamusal ve resmi alanda kadınların yer alma taleplerine laik kesimden de destek verilmesi. Siyasal İslam’ın ekseni dışında mütedeyyin kesim ile laik kesim arasında gelişen ilişki, devlete ve iktidara dönebilirdi. Bu ilişki de yeni bir sosyal, siyasal dinamiğe dönüşme potansiyeli taşıyordu.
Liberal, demokrat ve özgürlükçü sol aydınların, AKP iktidarının, demokratikleşmede ayak sürümesi, kutuplaştırıcı, çatışmacı dilin dozajının yükselerek devam etmesine, özgürlük alanlarına hoyratça tecavüz edilmesine karşı AKP’yi eleştirmeye başlandılar, eleştiri dozu arttıkça iktidarla karşı karşıya geldiler. Gerilim yükseldi ve önemli bir aydın kesimle iktidara desteğini çekti ve sert muhalefet yapmaya başladı. 2013’e gelindiğinde AKP ve devlet iktidar blokunu oluşturmuştu. İdeolojik ve siyasal bloklaşma ile AKP’nin oy desteği, yüzde kırk iki yüzde elli bandına oturmuş görünüyordu. İktidar blokunu böyle tutmak için, bütün muhalefet düşman cephe ilan edildi.
İktidar karşı hegemonya oluşturacak araçları devreye soktu, 2010 Referandumu ve öncesindeki reformları destekleyen aydınlar üçe bölündüler. İktidar yandaşı, iktidar karşıtı, hem ona hem ötekine karşı, ama iktidara darbe yapıldığı için iktidar desteklenmeli diyen, ağırlıklı olarak Marksist sol gelenekten gelen “demokrat” olarak kendilerini tanımlayan aydınlar, yeni iktidar blokunun “kurucu” ideolojisini oluşturmak için mesaiye başladılar.
Bu üç aydın kesiminde içinde iç çatışmayı Gezi süreci 17-25 Aralık derinleştirdi, siyasal anlık durumlara göre kopuşlar birinden ötekine geçişler yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Her alandaki atamizasyon (en son GS’lılar, AK GS, Anıtkabirci olarak bölündüler) polemikçi siyaset yoluyla yeniden, yeniden üretiliyor.
Günlük siyasal eleştiriye hapsolan aydınlar, siyasal tutum alma pozisyonuna düşerek, iktidar blokunun kutuplaştırdığı dar sokaklara hapsoldular. Bağırarak konuşanlar entelektüel aydın gibi değil, radikal parti militanı gibi basbayağı kavga ediyorlar. Toplumun zihin seviyesinin de gerisine düşerek, düşünsel dünyayı sığlaştırıyorlar.
Devlet ve iktidar da zaten böyle olsu istiyor. Aydınlarda değişim dinamiği olmaktan çıkartıldı, birbirlerini boğazlama ile uğraşır oldular.
İstenen derinlikli düşünülmesin, sorgulama yapılmasın, taraf olunsun çatışılsın, kavga siyasal olarak büyürse, yeni vesayet araçlarıyla devlet ortaya çıkıp “tarihsel” rolünü oynar, bu nasıl post, bir şey olur, aydınların buna kafa yormasında yarar var.
Son olarak Kürtlerde devre dışı bırakılıyor. Kürtler kimlik talepleri, kendi kimlikleriyle siyasal alanda yer alma istemleri ve siyasal, ekonomik olarak kendi kendilerini yönetme istekleri, bugünkü Kürt toplumsal siyasal hareketini ortaya çıkartmıştı.
Kürtlerin kimlik talebi ve özgürlük direnişi, Cumhuriyet modernleşme ideolojisin, siyasası, devletin kurumsal yapısı ve devlet zihniyetini paramparça eden değişim dinamiği oldu. Uzatmaya gerek yok. 30 yıl devlete karşı savaşan siyasal toplumsal hareket, devletle masaya oturup sorunu çözme noktasına geldi.
Sorun nasıl çözülüyor? Son söyleneceği baştan söyleyeyim: Kürt toplumsal dinamiği, demokratik değişim talebi, Kürt halkı devre dışı bırakılarak, Devlet ve Öcalan, devletin değişim ihtiyacını son sınırı neresiyse bu sınıra kadar pazarlık yaparak sorunu çözüyorlar. HDP barajı aşacağız hayaline kapılarak, parti olarak seçimlere gireceğini açıkladı. Buna akıl tutulması denmez ise efsunlanma denir.
Bugünlerde “ AKP ve paralel gericiliğine” karşı “sol” muhalefet adına, devletin bir fraksiyonuna ( Ergenekon-Balyoz vs) yaklaşma iç içe geçme adımları görülüyor. Benzer “sol” kesim. HDP’yi sonu belli maceraya doğru sürüklüyor. Bu "Sol" devletle olan platonik aşkı dolayısıyla yediği dayaktan hiç ders almıyor.
“Modernleşmeni sürekliliği ve Modern toplumun modernleşme talebi” bir sonraki yazının konu olsun
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları





















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.05.2018
13.05.2018
6.02.2018
29.04.2018
22.04.2018
8.02.2018
1.02.2018
25.03.2018
19.03.2018
11.03.2018