Ekrem DUMANLI
Siyaset, siyaset olalı bu kadar hakaretamiz yaklaşım görmedi. Medya, medya olalı bu kadar yerlerde sürünmedi. Yalan söylüyorlar, karalama yapıyorlar, hakaret ediyorlar. İnsan sormaya utanıyor eski dostlarına: Yahu hiç mi kutsalınız kalmadı? “Gözünü hırs bürüyen adam kutsal mı tanır Allah aşkına!” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak unutmamak gerekiyor, her şey bu fani dünyadan ibaret değil ki hayatın bütün anlamı seçim sandığına sıkışıversin...
Böyle sesleniyor Kur’an: Fe eyne tezhebûn. Yani “Nereye gidiyorsunuz böyle!” Her mü’min İlahî Kelam’ın soran-sorgulayan bu cümlesi üzerine bin kez düşünmek zorundadır. “Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman...” ayetiyle başlayan Tekvir Suresi, önce kıyamet tablolarını sahne sahne tasvir eder. O ürpertici manzaradan “yıldızların düşüp dağıldığı”nı, “dağların yürütüldüğü”nü öğreniriz. Ve sanki yaşıyormuşçasına o tasvirat arasında “denizlerin ateşlenip kaynatıldığı”nı, “nefislerin eşleştirildiği, ruhların bedene girdiği”ni, “diri diri gömülen kız çocuğuna hangi suçtan ötürü öldürüldüğünün sorulduğu”nu idrak ederiz. Art arda gelen ayetler adeta elimizden tutar, bizi kıyamet meydanına getirir. Sonra dikkatlerimizi Hazret-i Muhammed (sas) tevcih eder. O’nun nübüvvetini, O’na yapılan iftiraları anlatır. Cebrail Aleyhisselam’dan bahsedilerek vahiy gerçeği ile irtibat kurulur, Kur’an’ın hak kelam olduğu gözler önüne serilir ve şeytanın hilesi hatırlatılır. Nihayet yukarıda başlık yaptığım cümleye yer verir: Fe eyne tezhebûn!
Aslında her insan, vicdanında “Nereye gidiyorsunuz?” sorusu duymak zorundadır. O sorunun ruha akseden yankıları sayesinde insan kendine bir rota çizer. Kimi zaman hadiselerin telaşı hepimizi bulunmamız gereken yerlerden alıp bambaşka mekânlara savurabilir. Hele söz konusu hararetli bir tartışma ise!
Ne yazık ki hakperestlikten ayrılmaması gerekenler bugün hiddet u şiddet içindedir. Ya konuştuklarının farkında olamayacak kadar öfkelerine mağlup olmuş ya da kin ve nefretlerine esir düşecek kadar nefislerine tutsak hale gelmişlerdir. Nefsaniyet bu kadar pervasız hale gelmese, dil bu kadar kirlenmez, üslup bu kadar zehirlenmez.
Yalan söyleniyor apaçık. Üzerinden bir saat bile geçmeden yalanlar ortaya çıkıyor; ancak yalancının yüzü hiç mi hiç kızarmıyor. O kadar ki birkaç gün önce kaset mağduru bir milletvekilinin sözü ‘İslamcı’ bir gazetede manşet yapılmış, cemaat suçlanmıştı. O vekil Meclis bahçesinde onlarca kameranın karşısına geçip “Ben cemaat de demedim paralel yapı da!” dedi. Yalancının utanması gerekmez miydi? Utanmadı. Tıpkı yandaşları gibi aynı yalana devam ettiler. Arsızlık mı, yüzsüzlük mü, ilkesizlik mi? Belki de hepsi!
İftiranın bini bir para! Kendine muhafazakâr demokrat diyen kişiler kürsüden iftira üstüne iftira ediyor. Medyadaki goygoycuları da aynı nakaratı tekrar ederek gerçekleri örtbas etmeyi deniyor. Nafile! Her gün on kez iftira ediyorlar; ama o iftiralar da akşam vaktini göremeden sönüp gidiyor. Gerçekler ortaya çıktığında bari özür dileseler! Konu Müslümanlıktan açılınca hâlâ “İslamî kimlik”i tepe tepe kullanmayı biliyorlar; fakat İslam dışı bir metotla “her yol mubahtır”ın gölgesine sığınıyorlar.
Siyaset, siyaset olalı bu kadar hakaretamiz yaklaşım görmedi. Medya, medya olalı bu kadar yerlerde sürünmedi. Yalan söylüyorlar, karalama yapıyorlar, hakaret ediyorlar. İnsan sormaya utanıyor eski dostlarına: Yahu hiç mi kutsalınız kalmadı? “Gözünü hırs bürüyen adam kutsal mı tanır Allah aşkına!” dediğinizi duyar gibiyim; ancak unutmamak gerekiyor her şey bu fani dünyadan ibaret değil ki hayatın bütün anlamı seçim sandığına sıkışıversin...
Hukuk rehin alındığı için hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvetin varlığı hakkında kesin bir hüküm veremiyoruz. Zaten şu an daha feci bir durumla karşı karşıyayız: Yanlış fetvalar, uydurma teviller ve asılsız yakıştırmalarla bir kısım haram ve günahlar meşru (hatta sevap gibi) görülüyor. Günahı inkâr etmek, onu irtikap etmekten daha büyük günahtır. Tehlikede olan, Kur’an ve Sünnet’e dayalı İslamî akaiddir; çünkü meşrulaştırıcı bazı söylemler İslam hükümlerine ve ahlak prensiplerine aykırıdır...
Eski zamanlarda elli senede söylenebilecek yalan, bugün elli dakikada ifade ediliyor. Bir ömre sığmayacak sayıda iftira koca koca adamlar tarafından bir günde (üstelik alenen) söylenebiliyor. Her kötülüğün başı yalandır; adamı mü’min olmaktan çıkarıp başka bir şeye dönüştürür. O başkalaşım yaşandığında, Allah korusun, o kişilerden her türlü kötülük beklenir?
Elinizi vicdanınıza koyun, bir kerecik olsun nefis muhasebesi yapın. Dünyanın öbür ucunda hizmet eden insanları yabancı ülkelere gammazlamaktan aynı camide namaza durduğunuz insanlara hakaret etmeye kadar bir dizi yanlıştan vazgeçin. Kur’an “Nereye gidiyorsunuz!” diyor. Gerçekten de ey mümin! Nereye gidiyorsun Allah aşkına!
[*Nereye gidiyorsunuz böyle?]
Parti devleti, Türkiye’yi uçuruma sürükler
Uzun söze ne hacet. Son birkaç aydır çıkarılan ve çıkarılmak istenen yasalara bakınca manzara apaçık görünüyor. Türkiye maalesef en katı ve baskıcı rejimlerin var olduğu ülkelere benzemeye başladı. Gidişat kötü. Bu güzelim ülke bu yanlış mecrada mesafe almaya devam ederse dünyadan kopar, üçüncü sınıf bir rejimin tutsağı haline gelir. Son günlerdeki icraat durumun ne kadar vahim olduğunu yeterince ispat ediyor.
MİT Kanunu! Tam bir felaket. İstihbarat, dinleme merkezleri kurabiliyor, her türlü kişisel bilgiye ulaşabiliyor, banka hesaplarına erişilebiliyor, istediği an yabancıların sınır dışı edilmesini talep edebiliyor. Ve MİT ile ilgili belge yayınlayan gazetecilere çok ağır hapis cezası geliyor. Daha da kötüsü, istihbarat örgütü yaptığı hiçbir işlemden dolayı hukuken hesaba çekilemiyor. TİB’de olduğu gibi bazı bürokratlara, milletvekillerinde bile olmayan bir dokunulmazlık tanınıyor. Gel de bu ülkenin rejimine demokrasi de! Bu resmen Baas rejimlerinde görülen bir muhaberat sistemidir. Böyle feci bir durumu Türkiye demokrasisi kaldırabilir mi Allah aşkına!
HSYK düzenlemesi MİT Kanunu kadar antidemokratik ve hukuk dışı bir zemine oturuyor. Resmen yargı, bağımsızlığını kaybediyor, siyasi iktidarlar adalet sistemini tastamam esir alıyor. Ortada kuvvetler ayrılığı diye bir şey kalmıyor; yargının bütün fonksiyonları Adalet Bakanlığı’nın eline teslim edilerek yargı üzerine eşi benzeri görülmemiş bir baskı kuruluyor.
İnternete sansür ve takip yasası hakeza! Bu yasanın çağdaş bir demokraside bir anlam ifade etmediği âşikar. İnternet üzerinde bilgi erişimini bu kadar kısıtlarsanız, yargı kararını bile beklemeden internet hesaplarını kapatırsanız Kuzey Kore’den, İran’dan ve daha pek çok baskıcı rejimden ne farkınız kalabilir? Parti devleti dediğimiz de bu! Parti bir bürokrat atayacak ve o her şeyi dilediği gibi kontrol edecek.
Basına müdahale edildiği, zorla haber yazıldığı, altyazıların bile değiştirildiği ortada. Önce “havuz medyası” oluşturdular; ardından yalan dolanla kamuoyu oluşturmaya yeltendiler. Pravda bile bu gazetelerden daha kaliteliydi. Hiç olmazsa bir ideolojisi ve o ideolojiye uygun kutsalları vardı. Bizdeki yerli Pravdaların ne ideolojisi var ne kutsalı. Dün alkışladığını bugün linç ediyor. Tek bir ölçü var; onların buyurduğu yere oy vermek. Yazık!
Daha düne kadar dünyanın “model ülke” diye örnek gösterdiği, İslam-demokrasi çerçevesinde numune-i imtisal saydığı Türkiye maalesef hızla geriye doğru gidiyor. Demokratik reformlar çoktan rafa kaldırıldı; onun yerine baskıcı bir nizam kuruluyor. Parti devleti zulmüne bu ülke asla razı olmaz. Bu gerçeği unutanlar tarih boyunca benzer teşebbüslerin nasıl bir hüsrana dönüştüğünü hatırlamalı…
PANORAMA
Birkaç aydır iktidar goygoycuları “cemaat”in seçimlerde etkili olmadığını; hatta yüzde 1 civarında oy oranlarının olduğunu söylüyordu. O kadar ki bir ara o dilimde de ancak yüzde 0,4’ün ‘cemaat talimatı’yla oy vereceğini iddia ediyordu. Fakat seçim yaklaştıkça goygoycuların cemaatin tercih edeceği parti adayları konusunda panik yaşadığı görülüyor. “Samimi örgüt üyeleri”nden yeniden oy isteyeni mi ararsın, “abiler ve ablalar”ın telkininden rahatsızlık duyanı mı… Bu kadar telaşa ne gerek var? Madem cemaatin yüzde 0,4 oyu var; panik yapmanıza, öfkelenmenize hiç gerek yok. Rahat rahat gidin sandığa...
Her gün paralel yapıdan bahsedip somut bir delil ortaya koyamayanların en büyük umudu böcek vakasıydı. Onun üzerinden hayalî senaryolar yazılıyor, etrafa korku salınıyordu. Olayın üzerinden 3 sene gibi bir zaman geçtikten sonra Başbakan’ın ofisine konan “böcek”i gündeme getirenlerin korkunç senaryosu hafta içinde çöktü. TÜBİTAK eski Başkan Yardımcısı Hasan Palaz, “Başbakan’ın ofisinde bulunan böcekle ilgili raporda tahrifat yapmam istendi... Görevden alınmamın tek nedeni 2012 yılında hazırlayıp muhataplarına teslim ettiğim bir bilimsel raporda aradan 2 yıl geçtikten sonra bilimsel ilkeler hiçe sayılarak tahrifat yapma baskısını reddetmemdir.” diye beyanda bulundu. Şerefli bir bürokrat ortaya çıktı ve kirli planı altüst etti. Ve bu böcek mide bulandırdı.
Yazarlar
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015