Yusuf Ziya DÖGER
İnsanlık tarihine damga vuran mücadele serüveni göz önüne alındığında Hak, Hukuk ve Adaleti sağlamaya yönelik verilerle dolu olduğu görülecektir. Söz konusu mücadele toplumsal anlamda, heterojen yapıya sahip toplumlarda daha yoğun biçimde görülmesine rağmen nispeten homojen yapılı toplumlarda da varlığını hissettirmiştir. Hak, Hukuk ve Adaleti sağlama gayretine dayanan mücadelenin temel amacı ise sosyal yaşam alanında yer alan farklı toplumsal kesimlerin birliktelik içinde yaşamalarını sağlamaktır.
Hak, hukuk ve Adaletin sağlanmasında beklenti toplum içinde var olup, ancak varlığı görmezlikten gelinen kesimlerin varlıklarının görünür olmasını garantileyen sözleşmelerin hukuksal forma kavuşturulmasıdır. Hukuksal formlar ise yazılı olduğu gibi geleneksel değerler üzerine de oturtulmaları mümkün olabilecek sözleşmelerdir.
Günümüzde sıkça vurgulanan bin yıllık kardeşliğindayandığı hukuksal formun realitesini tartışmak yerine, söz konusu toplumsal kesimlerin bundan ne anladığına bakmanın daha yararlı olacağı kesindir. Bir kesimin kendi varlığını önceleyip –mutlaklaştırarak- ötekini de yok sayıp hak hukuk ve adaleti gerçekleştireceğini ileri sürmesi hukuksal forma dayalı sözleşmenin gerçekleşemeyeceğinin izharıdır. Son yüzyıllık veriler dayatılan kardeşliğin hukuksal bir forma ihtiyaç olmaksızın ötekince benimsenmesinin ne kadar elzem olduğu çabasını göstermektedir.
Anadolu toprakları üzerinde yaşayan toplumların hemen hemen hepsine yönelik muktedirliği elinde bulunduran tekçi Türklük anlayışına dayalı kardeşlik hukukunun hâkim kılınmak istendiği görülmektedir. Türklük üzerinden dayatılan kardeşliğin aslında diğerlerine varlıklarından vazgeçmeleri şartıyla mümkün olacağı ifade edilmektedir. Yani heterojen yapıya ancak homojen bir yapı anlayışıyla hak, hukuk ve adaletin sağlanacağı dayatılmaktadır.
Somutlaştıralım,
Son yüz yıl içinde varlıklarını koruma derdiyle mücadeleye devam eden Kürdler hukuksal forma dayalı sözleşmenin gerçekleşmesi şartıyla kardeşliğin/birlikteliğin mümkün olabileceğini ileri sürmektedirler. Ancak muktedir tekçi Türklük anlayışı hukuksal form olmaksızın ve Kürd varlığı görünür olmadan kardeşlik /birliktelik dayatmasında bulunmaktadır. Kürdler bunun kendi varlıklarının süreç içerisinde yok olması anlamına geldiğini bildiklerinden mücadeleye devam etmektedirler. Kürdler bu mücadelede öncelikle sivil ve siyasal taleplerle kendilerini ortaya koymaya çalıştığı halde muktedir Türklük anlayışı ise her seferinde onları çatışma ortamına çekerek itibarsızlaştırma yoluna başvurmuştur.
Şeyh Abdüsselam Barzani, Mele Selim-î Dimili, Kürd Teali Cemiyeti ve Azadi Cemiyeti’nin taleplerine bakıldığında hepsinde önceliğin sivil ve siyasal taleplere verildiği görülür. Hatta daha dikkatli incelemeler yapıldığında Şeyh Said ve Seyid Rıza’nın da mücadeleye başlamadanönce sivil ve siyasal taleplerde bulundukları görülecektir. Ancak bu mücadelelerin tümüne karşı alınan tavır, onları zorunlu çatışma ortamı içine çekerek hem dünya kamuoyunda hem de içeride itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını göstermektedir.
Yine 1960 ve 1970’lerde sol içinde gelişen Kürd fraksiyonlarının mücadele önceliğini sivil ve siyasal taleplere verdiğine yönelik en önemli göstergelerden biri ‘Doğu Mitingleri’dir. Tekçi Türklük anlayışı bu talepleri de itibarsız kılmak için var gücüyle şiddete yöneldi. 1980 darbesi ve sonrası bu şiddetin zirve yapması Kürdler açısından çatışmayı zorunlu hale getirdi. Çatışma ortamının başlamasıyla Türk devletinin itibarsızlaştırmaya yönelik propaganda dili hak, hukuk ve adaletin sağlanmasını istemediğine yönelik binlerce veri ile doludur.
1990’lara gelindiğinde şiddet sarmalının vardığı boyutlar Kürdler açısından yeni arayışları doğurdu. Bu arayışta öncelik sivil siyaset aracılığıyla çözüm çabasıydı. Kürdlerin 1991 de ittifak aracılığıyla meclise girmeleri tekçi Türklük anlayışına dayalı devletin şiddeti en üst perdeye taşımasına yol açtı. Amaç sivil siyasal taleplerin önünü tıkayarak Kürdlerin varlık mücadelesini kamuoyunda itibarsızlaştırmaktı. Kürd Hareketi Dünya kamuoyunda yalnızlaştırıldı ve itibarsızlaştırılarak yok edilme noktasına getirilmek istendi. Bunda kısmen başarılı da olundu.
2000’li yıllara gelindiğinde Tekçi Türklük anlayışında kırılma oluşturacağı varsayımıyla ortaya çıkan yeni siyasal yapıya toplumun hemen hemen her kesimden destek verilmesine neden olundu. 2013 Nevrozu ise bu umut dalgasını zirveye çıkardı. Böyle bir ortamda gelişen umut dalgası aynı zamanda Kürdlerin sivil siyasal taleplerinin karşılanacağına dair veriler üretti. Ancak bu dalga 7 Haziran seçimlerinde elde edilen başarının tekçi Türklük anlayışında doğurduğu korku nedeniyle tekrardan çatışma ortamına sürüklendi.
Sonuç,
Kürdlerin tarihsel mücadelesinde karşılaşılan problemlerin başında ideolojik tutum yer almaktadır. Bu tutum aynı zamanda Kürd halkının haklı davasını boğan veriler barındırmaktadır. Ister sol ideolojiyi isterse ümmet ideolojisini öncelesin sonuçta bu ideolojik tutumlar Kürdleri Kürd olmaktan çıkartarak hak, hukuk ve adalet arayışına dayalı varlık mücadelesini sekteye uğratan veriler barındırmaktadır. Bu nedenle heterojen olan Kürd toplumunun milli bir duruş etrafında bütünleşmesi engellenmektedir. Yapılması gereken bu ideolojik tutumların ikinci önceliğe bırakılarak milli duruşun sergilenmesidir. İdeolojik tutumlara dayalı mücadeleler toplumun bir kesiminde ister istemez yürütülen mücadelenin itibarsızlaştırılma aracı olarak kullanılmasına yol açacağı unutulmamalıdır.
Kürdlerin siyasal ve sivil taleplerde bulunduğu her dönemde Türk siyasal aklı, sahaya savaş seçeneğini sürerek bu taleplerin hem genel kamuoyunda hem de Kürd halkı nezdinde itibarsızlaştırma seçeneğini devreye sokmuştur. Bunu ise her zaman dönemin baskın olan mücadelesinin dayandığı ideolojik veriler üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığı görülmelidir. Kürdler ise tarihsel mücadele sürecini iyi okuyamadıkları için kendilerine karşı geliştirilen savaş seçeneğiniideolojik tutumları nedeniyle boşa düşürecek hamle yapmakta zorlanmışlardır. Bugün de öne çıkan Kürd hareketi varlığının devamını düşünsel bakışıyla toplum geneline yayma problemiyle karşı karşıyadır. Milli bir duruşu düşünsel yapısıyla sürdüremediği için çatışma ortamını varlığının devamı açısından olmazsa olmaz şart olarak görüp oluşturulan çatışma ortamına çanak tutmaktadır.
Mücadele dinamiklerini yanlış bağlamlar üzerinden okuyanlar kazanma yerine kaybetme tehlikesi altında olurlar. 7 Haziran seçimlerinde sonra ortaya çıkan tabloyu Erdoğan ve AKP kendilerine ait zihinsel dünya dinamikleriyle iyi okudular ve hamlelerini bunun üzerine oturtarak eyleme geçtiler. Ancak Kürd siyasal hareketi ve Kandil kendilerine yönelen halk dinamiklerini doğru okuyamadıkları ortadadır. Çünkü süreçte gerçekleştirmeye çalıştıkları eylem tarzları bunu açıkça göstermektedir. Hatta bu dinamiği doğru okuyanları ise ideolojik tepkiler üzerinden yalnızlaştırma gayretine girdiler. Sonuçta bedel siyaseti ile sesi çıkan her kesimin sesini boğazlarına düğümlediler. Bugün ortaya konulanlar ise henüz bu dinamiğin doğru veriler üzerinden okumadığını da göstermektedir.
1 Kasım seçimlerinde ortaya çıkan sonucu seçim hileleri üzerinden okuyarak kafa yormak bence sorunu ve dinamikleri gizleme problemine yol açan bir duruma vesile olmaktadır. Elbette seçimde imkânı ele geçiren hileye başvurur. Bunu inkâr etmekte mümkün değil. Ama buraya odaklanmak toplum üzerinde etkili olan tarihsel veriye dayalı sosyolojik ve psikolojik etkileri göz ardı etme anlamına gelir. Çünkü seçmen davranışını yönlendiren eğilimi günlük veriler üzerinden de okuma imkânı yok. Bunların altında yatan tarihsel verilere dokunmadan geleceğe ışık tutacak anlaşılır sonuçlara varılamaz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları






































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
21.02.2018
13.10.2017
24.09.2017
27.03.2017
27.02.2017
16.02.2017
31.01.2017
28.01.2017
22.01.2017