Hasan ÖZTÜRK
“Olamaz, böyle şey olamaz” diyor, başka da bir şey demiyordu Ali Rıza. O ki, yıllardır kedilerle yaşıyor, bu zaman içerisinde evinde yüzlercesine bakıp büyütmüş, böyle şey görmemişti. Onu sokakta bulduğunda, böyle bir şeye neden olacağını, küçücük bir kedinin kendisini saf yerine koyacağını hiç düşünmemişti…
O gün kötü bir hava vardı İzmir’de. Ali Rıza evden çıkıp arabasının yanına giderken yüzünü yakan berbat bir poyraz soğuğu ve hatırı sayılır bir yağmur vardı. Bir akşam önce evinin yakınında yer bulamadığı için, son kullanma tarihi çoktan geçmiş olan Opel marka arabasını epeyce uzağına park ettiğinden adeta koşar adımla yürüyordu. Birden çarpılmışçasına durdu ve düşmemek için yol kenarında park etmiş başka bir otomobile yaslandı. Az daha üstüne basacaktı yavrunun. Önünde, gözleri henüz açılmış bir kedi yavrusu uzanmış yatıyordu. Yağmurdan sırılsıklam olmuş tüyleriyle, nefesinin yettiği kadar bağırıyor; daha doğrusu imdat istercesine acıklı sesler çıkarmaya çalışıyordu. Onun tükenmek üzere olan sesini duymasaydı kesinlikle üzerine basacaktı Ali Rıza. Yaslandığı arabadan güç alarak doğruldu. Her zamanki gibi davranmaktan başka çaresi yoktu; yine aynı şeyi yapacak ve bu, ölmek üzere olan yavruyu da alıp evine götürecekti. Götürecekti götürmesine de, hiç bu kadar küçüğünü annesiz büyütmemişti. Üstelik şu anda Devlet Tiyatrosu’nda oynayacağı oyunun provasına gidiyordu.
Her ne olursa olsun, bu küçük yavruyu orada bırakamazdı Ali Rıza. Onu yerden dikkatlice alıp montunun eteğine çarçabuk sardı ve arabasına koştu. Bagajdaki kullanılmamış sarı toz bezlerinden birkaç tanesini alarak ilkin yavruyu kuruladı, sonra da ona ön koltukta bir yer yaptı. Arabasını olay yerine yakın bakkalın önüne çekerek bir şişe süt ve biraz da pamuk aldı.
Arabayı Konak Sahnesi’nin otoparkında bırakıp kedi yavrusunu sardığı bezlerle birlikte kucağına alarak tiyatronun yolunu tuttu. İçeriye girdiğinde prova henüz başlamamıştı. Kendisini merakla izleyen arkadaşlarına durumu kısaca anlatırken bir yandan da sütle ıslattığı pamuğu açlıktan bağıran yavrunun ağzına sıkıyordu. Karnı yavaş yavaş doymaya başlayan yavrunun bağırmaları da giderek kesilmişti. Çalışma yapan oyuncuların yavru kedinin sesinden rahatsız olmamaları için onu sahneden uzak bir yere bırakan Ali Rıza o günü umduğundan daha olaysız geçirmişti. Sertliğiyle tanınan, çalıştıkları oyunun yönetmeninin, sesini duymadığı için minik yavrudan haberi bile olmamıştı.
Tiyatrodan eve döndüklerinde ikinci bir sorun daha onları bekliyordu. Ali Rıza’nın evinde sekiz kedisi daha vardı. Bu kedilerin içlerinde yavruyu boğabilecek sabıkalı bir erkek kedinin olduğunu biliyordu Ali Rıza. Biraz büyüyene dek bu yavruyu korumalıydı o.
Evden içeriye girdiklerinde kedilerin sekizi birden sahiplerinin ayaklarına sürtünmeye başladılar. Onların bu halleri açlıktan değildi, bir tür törensi bir durumdu. Her gelişinde Ali Rıza, birkaç dakika süren böyle bir törenin içerisinde bulurdu kendini. Bu gün de aynı şey yineleniyordu. Ancak küçük bir fark vardı bugünkü törende. Yaşlı erkek kedi törene katılmamış, sahibinin kucağındaki yavruya bakıyordu. Bundan haberi olmayan yavru ise mışıl mışıl uyuyordu.
O gece, her zaman yatarken açık bıraktığı kapısını kapatan ve yeni yavruyu yanına alan Ali Rıza’ya diğer kediler epeyce bozulmuşlardı. Dışarıdan bir süre miyavlayıp kapıya süründükten sonra bu akşam sahiplerinin yatağına sırayla girip çıkamayacaklarını anlayıp seslerini kestiler. Pamuğa bandırılmış sütle karnı doyurulan yavru, sıcak evi de bulunca ses çıkarmadan sabaha dek uyumuştu o gece.
Sabah kalkıp kedileriyle bir süre oynayıp onların gönlünü aldı Ali Rıza. Hepsinin karınlarını doyurup sularını değiştirdi. İlkin yeni yavrunun, daha sonra da kendi karnını doyurdu. Yeni bulduğu minikten büyük, Ayşe adında bir yavrusu daha vardı Ali Rıza’nın. Ayşe yeni sütten kesilmiş, mama yemeye başlamıştı. Yeni gelene sokulmuş onu biraz yaladıktan sonra, içleri pırıl pırıl parlayan gözlerle yavruya bakıyordu. Durumu gören Ali Rıza:
“Boşuna bakma Ayşe, onu sana bırakamam oynaman için. Bir süre yanımda götüreceğim” dedi.
Ayşe sahibinin söylediklerini anlamış gibi mahzunlaşmıştı. Yeni yavrunun hiçbir şeyden haberi yoktu. Bir süre ona bakan Ali Rıza, bir şeyi telaştan unuttuğunu anımsadı. Yeni yavruya ad koymamıştı; kedilerinin hepsinin adı vardı. Bu yeni gelene de bir ad koymalıydı hemen. Yan yatmış yavrunun dişi mi, erkek mi olduğuna baktı. Kuyruğunu öylesine kıvırmıştı ki, cinsel organı görülmüyordu yavrunun. Onun keyfini bozmamak için fazla kurcalamadı orasını burasını; karnının altında memeye benzeyen bir şeyler görüp kararını verdi; bu kızın adı “Nazife” olacak dedi. Provasını yaptıkları oyunda Nazife adında küçük bir kızı vardı Ali Rıza’nın, onu çok sevdiğinden olacak kedisinin adını da Nazife koydu. Birkaç kez de hafif hafif seslendi ona:
“Nazife? Nazife kızım? Uyuyor musun sen bakalım? Öksüz Nazife’m benim… Uyu uyu, birazdan provaya gideceğiz seninle...”
Ali Rıza bir ay süren provaları sırasında yanında taşıdı Nazife’yi. Tiyatronun kapısında görevli bir adamın yardımıyla yönetmenden hiç uyarı almadan büyütmüştü yavruyu. Oyun çıktıktan sonra bir ay daha götürdü yavruyu tiyatroya, diğer oyuncuların ve kapıdaki görevlinin oyuncağı olmuştu Nazife. Boş zaman bulan doğru Nazife’nin yanına koşup onunla oynuyordu. İki aylık çok güzel tekir bir yavru olmuştu Nazife.
Daha sonra da evde bırakmaya başladı onu Ali Rıza. Nazife evde olduğu zamanlar Ayşe’yle oynamayı öğrenmiş, diğer kedilerle de yakın dostluklar kurmuştu. Pamukla beslenmeyi çoktan bırakmış, kendisi sütünü içiyor, küçük biberonunu ön ayaklarıyla tutmasını öğrendiğinden sahibine de yük olmuyordu karnını doyururken.
O sezon sahnelenen başka oyunda rol verilmediği için bol zamanı vardı Ali Rıza’nın. Evde kaldığı zamanlar kadehine rakısını doldurur, kendi hazırladığı mezelerle birkaç kadeh rakı içerdi. Rakı masasında otururken kedilerden biri iner diğeri çıkardı kucağına. Buna en çok Nazife bozulurdu; hem en küçükleriydi ve hem de büyütülürken çok yüz verilmişti ona. O da masanın üstüne çıkıp sahibine öyle yakın olmak isterdi. Buna razı olmayan Ali Rıza ona yanında bir sandalyenin üstünde yer yapmıştı; ara sıra kedisini okşar onu sevdiğini ve unutmadığını anımsatırdı Nazife’ye. Bir gün mutfaktan bir şey almaya gidip geri döndüğünde Nazife’yi, yeni doldurduğu bardağındaki rakıyı içmeye çalışırken gördü. “Ne yapıyorsun yaramaz kız?” diye seslenince sahibi, hiç istifini bozmadan, dar ağızlı limonata bardağından rakı içme uğraşındaydı kedi. Ondan bardağını devrilmeden kurtaran Ali Rıza, her zaman yaptığı gibi kedisine kızacağına kıkır kıkır gülüyordu. “Birazdan sızar uyursun Nazife” dedi.
Nazife, uyumadığı gibi ısrarla rakı içmek istiyordu. Öyle miyavlamıştı ki rakı bardağına bakarak Ali Rıza dayanamayıp susması için biberonuna bir parmak kadar bol sulu rakı koyup verdi kediye. Biberonla kendisi sütünü nasıl içiyorsa rakıyı da öyle içmeye başladı. “İlk lokmadan sonra bırakır herhalde” diye onu dikkatle izleyen Ali Rıza, rakının lıkır lıkır içildiğini görünce koşup fotoğraf makinesini alıp onun fotoğrafını çekti. Biberondaki rakıyı sonuna dek içmişti kedi. Daha sonra Ayşe’nin oyun önerisini kabul eden Nazife, yaptığı maskaralıklarla hem sahibini hem de diğer kedileri uzun süre eğlendirmesini bildi.
Ali Rıza, ne zaman evde kalıp birkaç kadeh rakısını içse, bir tek de Nazife’nin biberonuna koyuyordu kendisine arkadaşlık etmesi için. Nazife’nin rakısının biraz fazla sulu olmasını düşünmüştü ilk baştan, kedinin içi yanmasın diye. Bunu düşündüğüyle kaldı. Suyu çok rakısı az karışımı beğenmeyen Nazife, bir lokma aldıktan sonra biberonu Ali Rıza’ya geri vermişti. Ondan sonra da kendi içtiği ayarda rakı verdi sürekli kedisine Ali Rıza. Hatta bir ara sek vermeyi düşündü, sonra da ne olur ne olmaz diye caydı.
Rakılarını içip onlar tatlı tatlı sohbet ederlerken, daha doğrusu sahibi Nazife’yle konuşurken o da “miyav” diye bir ses çıkarırdı. Diğer kediler de sanki konuşmaları anlıyorlarmış gibi onları dinlerlerdi. Nazife büyümeye başladığında bu sohbetler daha çok Nazife’nin evliliği üzerine yapılırdı. O akşam yine takılıyordu Nazife’ye Ali Rıza:
“Ne tip erkeklerden hoşlanıyorsun Nazife?”
“Miyav.”
“Bu, Kumral, bıyıklı erkek anlamına mı geliyor yani?”
“Miyav.”
“Bıyıksız kedi olur mu diyorsun he?”
“Miyav.”
“Anladım tabi, aptal mı sandın sen beni? Büyüdün kocaman kız oldun, yakında erkekler dolaşmaya başlar çevrende?”
“Miyav.”
Bu sesi çıkarırken Nazife, sanki itiraz eder gibi bir tavır sergilemişti.
“Hiç itiraz etme kızım. Nazlılık gösterisi yapma boşuna, genç kızların huyudur, ‘Hem ağlarım, hem giderim’ denir, onların bu tavırlarına. Seninki de öyle, yakında görürüz istemem diyen Nazife hanımı. ‘İstemem, yan cebime koy’ dersin.”
“Mırrr…”
“Sen sarhoş oldun sanırım, haydi in sandalyeden de biraz oynayın Ayşe’yle.”
“Miyav” diye bir ses çıkardıktan sonra, konuşmanın arasına giren Ayşe, atlayıp Ali Rıza’nın kucağına oturmuştu. “Sen neler diyorsun böyle?” der gibi sahibinin yüzüne baktı. Onun bu bakışlarından kendisinin Nazife’ye söylediğini beğenmediğine karar veren Ali Rıza:
“Anladım, oyun oynama dönemimiz çoktan geçti diyorsun. Haklısın sizin evlenme zamanınız geldi.” diyen sahibinin yüzüne “Ne saf adam bu?” dercesine yeniden baktı Ayşe.
“Sarhoş mu oldum ne? Kediler bir tuhaf bakıyor yüzüme bu akşam, hiç böyle yapmazlardı?” diye kendi kendine söylendi Ali Rıza.
O akşamdan sonra ne zaman oturup Nazife’nin evliliğinden konuşmaya kalktıysa Ali Rıza, her seferinde kedileri onun yüzüne tuhaf tuhaf baktılar. Mart ayı yaklaştığından konu, istemese de dönüp dolaşıp oraya geliyordu. Ya da Ali Rıza konuyu evlilik ve aşk konularına getiriyordu. Belki de kedilerle ilgisi yoktu, onun bu cinsellik konularını açmasının. Yakın zamanlarda sevgilisinden ayrılmış olan Ali Rıza’nın aklı, içerisinde bulunduğu durum yüzünden belki de cinsellik konusuna kayıyordu. Kim bilir, belki de bir cinsel içgüdüydü bu?
Mart ayının ilk haftasıydı. O akşam oyun olmadığı için bir şişe rakı ve birkaç parça meze alıp eve geldi Ali Rıza. Yanında da yeni bayan arkadaşı vardı. İlk kez Ali Rıza’nın evine geliyordu kız. Kapıyı açtığında içeriden kulağına kedi sesleri geldi. Kız dikkatle dinledi bu sesleri, biraz da korkmuştu. Kediler cinsel ilişkiye girdiklerinde çıkarırlardı bu tiz sesleri. Işığı yakmadan, kız arkadaşına korkmamasını fısıldadı ve bir kez daha dinledi Ali Rıza, düğün kendi kedileri arasında yapılıyordu. Dışarıdan içeriye kedi giremezdi. Nazife’yi düşündü; sesini benzetir gibi olduğundan, belki de öyle yakıştırdığından bu düğün ona ait diye karar verdi. Doğuracağı yavruları hayal etti; arkasından da onu sokakta bulduğu ilk günü anımsadı. Kalbinin burkulduğunu, boğazının düğümlenip burnunun kaşındığını duyumsadı. Zaten çok duygusal bir insan olan Ali Rıza’nın gözlerinden iki damla yaş süzülmüştü yanaklarına. Kendi kendine yavaşça mırıldandı:
“Mutluluklar dilerim kızım.” Yanındaki bayan arkadaşı ne demek istediğini anlamamıştı Ali Rıza’nın.
“Ne oldu Ali Rıza?” diye alçak sesle sordu ona. Işığı yakan Ali Rıza:
“Mutfağa geç de anlatayım” deyip arkadaşını içeriye aldı ve Nazife’yi sokakta nasıl bulduğunu, yavruyu nasıl büyüttüğünü ve bu akşam onun gelin olduğunu duygusal sözlerle anlattı. Sesler yavaşladığında, haydi gidip görelim gelin kızımızı dedi Ali Rıza yeni kız arkadaşına.
Birlikte kedi seslerinin geldiği arka odaya gittiklerinde ışığı yaktı Ali Rıza. Işığı yakar yakar yakmaz iki kedinin halen altlı üstlü olduklarını gördüler.
“Senin Nazife mutlu görünüyor. Tüyleri de pamuk gibi bembeyazmış” dedi kız arkadaş.
“Nazife o değil, üsteki, tekir olan” diye yanıtladı kızı Ali Rıza.
“Kız deyince sen, ben alta olanı o sanmıştım?”
“O alttaki Ayşe.”
Bir yaşını birkaç ay geçtikten sonra adının Nazife koyduğu yavrunun erkek olduğunu öğrenmişti Ali Rıza. Yaşamı kedilerin içerisinde geçen, onları evinin bir parçası yapmış olan bu adam nasıl yanıldığını bir türlü anlayamıyordu. O akşamki olaydan sonra kedisinin adını “Nazif” olarak değiştirmişti ama boşuna; “Nazife” diye seslenmedikçe bakmıyordu o.
Bir gün dört yavrusunu ve eşi Ayşe’yi alıp içki masasında oturan Ali Rıza’nın yanına gelen Nazife, ilkin yavruların arkalarına patisiyle vurarak Ali Rıza’nın kucağına çıkardı, sonra da Ayşe’ye burnuyla dürterek onun da aynı yere atlamasını sağladı. Sonra da kendisi atladı sahibinin kucağına. Diğerleri kıvrılıp oturdukları halde Nazife oturmamış, sinsi sinsi gülerek Ali Rıza’nın yüzüne bakıyordu. Bu bakışlardaki alayı Ali Rıza gibi mimik dersi almış bir oyuncunun anlamaması olanaksızdı. Üstelik karşısındaki Nazife’nin tam bir erkek gibi durduğunu, yine çok iyi bildiği beden dilinden anlayabiliyordu. Ayşe’yi ve yavruları sahibinin kucağına bırakan Nazife, yine alaylı bakışlarla açık olan pencereye doğru yürüdü. Dışarıya atlamadan önce bir kez daha alaylı alaylı baktı sahibinin yüzüne. Bu bakışların anlamını, “Ben kız tavlamaya gidiyorum, benimkilere iyi bak karışmam ha” dendiğini en iyi, usta bir oyuncu olan sahibi anlardı. Anlamıştı da Ali Rıza. Nazife’nin arkasından kendisini tutamayıp söylendi:
“Pis zampara.”
Yazarlar
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları












































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2015
20.12.2014
7.12.2014
16.11.2014
26.10.2014
11.10.2014
27.09.2014
14.09.2014
3.09.2014
16.08.2014