Yıldıray OĞUR
Geçen hafta Türkiye’de dikkatleri pek çekmeyen haberi Belarus devlet haber ajansı Belta geçti.
Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, Brest bölgesine ziyareti sırasında, Rusya’nın Belarus’a yerleştireceği nükleer silahların yarıdan fazlasının ellerine ulaştığını ve ülkenin çeşitli yerlerine dağıtıldıklarını söyledi:
“Nükleer silah güvenliktir. Fakat Tanrı korusun da bu silahları kullanmamız gerekmesin. Her şeye rağmen bunun olmamasını diliyorum. Bizler barışçıl insanlarız. Yaptığımız şey silahlarla oynamak değil, ancak ülkemizi korumak için her an hazırlık yapıyoruz.”
Rusya’nın Batı’daki son kalesi Belarus’a yerleştirdiği İskenderlerin hedefi tabii ki NATO müttefiki ülkeler.

Peki, Lukaşenko’nun dediği gibi Tanrı korusun bir gün o silahları kullanmaları gerektiğinde cevap nereden gelecek?
Tabii ki ABD’nin NATO müttefiki ülkelere yerleştirdiği taktik nükleer bombalardan.
Şu saat itibarıyla Avrupa’daki NATO müttefiki beş ülkedeki altı üste 150 nükleer bomba var.
Bu ülkeler; Almanya, Hollanda, Belçika, İtalya ve Türkiye.
Bu taktik nükleer bombalar 1963’te Küba Füze Krizi’nden sonra Oppenheimer’ın kurduğu Los Alamos’ta üretilmiş B61 taktik nükleer bombalar.
Jetlerin atabildiği bu bombalar 1968 yılında stoklara girdi ve 1969 yılından itibaren de Avrupa’daki NATO üslerine yerleştirilmeye başlandı.
1971 yılında Avrupa’daki üslerdeki taktik nükleer bombaların sayısı 7 bin 300’e çıkmıştı.
Sovyetlere cephe ülke Türkiye’de Adana İncirlik, İzmir Çiğli, Ankara Mürted ve Balıkesir’deki üslerde taktik nükleer bombalar bulunuyordu.
Sayının azalmaya başlaması 1974 Kıbrıs Harekâtı sırasında nükleer bombalara sahip iki NATO üyesi Türkiye ve Yunanistan’ın karşı karşıya gelmesiyle başladı.
Dönemin ABD Savunma Bakanı, nükleer bombaların anahtarını elinde tutan Amerikalı subaylarla görüşmek istedi. Gizliliği kalkan Amerikan belgelerine bakılırsa bu pek de kolay olmadı.
İkinci kriz Şubat 1975’de ABD Kongresi Türkiye askeri yaptırım uygulama kararı alınca Demirel hükümetinin İncirlik ve İzmir’deki NATO üsleri hariç ABD askeri tesislerini kapatınca yaşandı.
Gizliliği kalkan ABD Başkanı Ford’un olduğu bir Oval Ofis güvenlik krizi toplantısı kayıtlarına bakılırsa, ABD önce bir sorun olduğunu söyleyerek nükleer bombalarını çekmeyi düşündü. Bu arada üslerin kontrolünü Türk askeri ele alırken nükleer başlıkların olduğu bir üssün olduğu bölgeye birkaç Türk’ün girdiği” haberleri geldi.
Talimata göre dışarıyla bağlantı kesildiği anda nükleer bombayı koruyan Amerikan askerinin yaklaşan yabancıları vurma yetkisi vardı. Bu daha büyük bir tehlike demekti. Talimatın değiştirilmesi tartışıldı. Sonra “Türk hükümetinin olgun davranması” karşısında nükleer bombaların çekilmesinden vazgeçildi.

Türk askeri 1978’deki ambargo kalkıp üsler ABD’ye verilene kadar nükleer bombaların depolandığı alanlara hiç yaklaşmadı.
80’lerdeki ABD-Sovyet yakınlaşması ve 91’de Demir Perde’nin çökmesi sonrası Avrupa’daki nükleer bombalar azaltılmaya başlandı.
Bu kapsamda ABD, 1996’da Ankara Akıncı ve Balıkesir’deki nükleer bombalarını İncirlik Üssü’ne nakletti.
Bombalar 2005 yılına kadar burada bekledi ve o yıl Amerika’ya yani evine geri döndü.
Bu arada ABD, 2001’de Yunanistan’dan, 2006’da da İngiltere’den bu ülkelerin isteği üzerine nükleer bombalarını geri çekti.
2001’de Türkiye’de 90 nükleer B61 tipi taktik nükleer bomba varken bu sayı 2011’de 70’e düşmüştü.
En büyük krizlerden biri 2016 darbe girişimi sırasında yaşandı.
Darbecilerin yakıt ikmal uçakları için kullandığı üssün elektrikleri günlerce kesildi, üs komutanı Türk albay darbeden tutuklandı. ABD’nin güvenlik nedeniyle nükleer bombalarını Romanya’ya gönderdiği iddia edildi.
Ama daha sonra iddialar yalanlandı.
Uzun yıllardır ABD’nin nükleer stokunu, bilgi edinme hakkını kullanarak takip eden ve raporlayan Prof. Dr. Hans Kristensen’ın 2017 ve 2019’da sivil Maxar uydularından elde ettiği görüntülere bakılırsa çekilmesi için bazı tatbikatlar yapılsa da üste hala nükleer bombalar var.

Türkiye’deki nükleer bombaların geri çekilmesi ile ilgili ABD yönetimine yönelik en ciddi iç kamuoyu baskısı 2019’da geldi.
2019’da Trump’ın izin vermesiyle Türkiye’nin PYD kontrolündeki bölgelere askeri operasyon yapması sonrası ABD’de Türkiye karşıtlığı Demokratlarla, Cumhuriyetçileri birleştiren bir ulusal pozisyona dönmüştü.
Türkiye’nin artık güvenilir bir müttefik olmadığı tezinin alıcısının çok olduğu günlerde bir tartışma da başlamıştı:
Peki ya Türkiye’deki nükleer silahlar?
Türkiye’de iç siyasette de çok tartışılan Biden’ın seçim kampanyası sırasında New York Times’a söylediği “muhalefete destek vermeliyiz” sözleri de aslında New York Times’ın bütün Demokrat başkan adaylarına sorduğu standart nükleer bombalı Türkiye sorusunun cevabıydı:
“Erdoğan’ın davranışları göz önüne alındığında ABD’nin Türkiye’de hala nükleer silah bulundurması konusunda kendinizi rahat hissediyor musunuz?”
Aynı günlerde 2019’da ünlü Amerikan dış politika dergisi Foreign Policy’de “Türkiye uzun süredir nükleer rüyalar görüyor” başlıklı bir makale çıktı.
İçindeki analizler bir tarafa makalenin esas ilginç kısmı gizliliği kalkan 26 Eylül 1966 tarihli bir Amerikan gizli telgrafının yayınlanmasıydı.
Washington’daki Dışişleri Bakanlığı’na telgrafı yazan dönemin ABD Büyükelçisi Parker T. Hart’tı.
Telgrafın başlığı; “Atom silahları geliştirmeye Türklerin ilgisi”ydi.

Hart, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ndeki maden ataşesi Clarence Wendel’in “güvenilir” bir Türk bilim adamıyla buluşmasından elde ettiği bilgileri aktarıyordu.
Büyükelçi bilgiler çok önemli olduğu için özel olarak göndermek istediğini yazmıştı.
Gizli telgrafa göre bir TÜBİTAK çalışanı, ABD Ankara Büyükelçiliği maden ateşesi ve bilim uzmanı Clarence Wendel’den randevu istemiş ve yarım saat içinde de konsolosluğa gitmişti.


Tübitakçı Türk kaynak, Amerikalı ateşeye bir gece önce, MTA Genel Müdürü Sadrettin Alpan’dan öğrendiği bir bilgiyi aktarmıştı.
Alpan’ın verdiği bilgiye göre dönemin kudretli generallerinden Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Refik Tulga, Alpan’dan, nükleer bomba geliştirilmesi projesinde, kendisi ve ODTÜ Fizik Profesörü Ömer İnönü ile ile işbirliği yapmasını istemişti.
Telgrafa göre “Bu bilginin askeri ve politik olarak gizli olduğunun farkında olan TÜBİTAK personeli, bu projenin Türkiye’nin bilimsel ve ekonomik kaynaklarının çoğunu yutacağından kaygılı olduğu için” gidip Amerikalı ateşeye yetiştirmişti.
Hart, Türkiye’nin nükleer silahlanma konusunda kararlı olduğu konusunda kuşkuluydu, ancak Türkiye’nin bölgede nükleer silahlanma yarışının hız kazanması durumunda bir acil durum planı hazırlıyor olabileceğini düşünüyordu.
Aslında ABD’nin o yıllarda nükleer konularında esas kaygılandığı müttefiki Fransa’ydı.
Peki ya Türkiye de Fransa’yı takip edebilir miydi?
Büyükelçi Hart, bu ihbarı destekleyen bazı verileri de telgrafa yazmıştı:
“Türkiye’nin İstanbul’da 200 mega-watt’lık bir nükleer reaktör planlandığına dair tekrarlanan iddiaları”, “düşük dereceli cevher yataklarında 300 ila 600 ton uranyum rezervinin stoklanması” ve “atom enerjisinin barışçıl kullanımına ilişkin ikili anlaşmanın uzatılması görüşmeleri sırasında Türk müzakerecilerin geciktirme ve pazarlık taktikleri, ki bu da esas olarak koruma sorumluluğunun ABD’den Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na devredilmesiyle ilgiliydi.”
Fakat telgrafta Amerikalıları esas endişelendirmesi gereken bilgi ise hatalı yazılmıştı.
Ama ona geçmeden son maddeyle yani atomun barışçıl kullanımıyla ilgili kısa bir parantez açmak gerek.
Bir taraftan nükleer savaş teknolojisini ilerleten ABD, 1954’den itibaren de “Barış için Atom” programını başlatmıştı.
1955 Mayıs’ında ABD, pek çok müttefik ülke ile birlikte Türkiye ile de atom enerjisinin barışçıl amaçlarla kullanımı için bir işbirliği anlaşması imzaladı.
Anlaşmaya göre Amerikan yönetimi nükleer araştırma reaktörleri konusunda Türkiye ile işbirliği yapacak ve bunun için 6 kilodan daha fazla olmamak şartıyla Türkiye’ye %20 zenginleştirilmiş Uranyum verecekti.
Menderes hükümeti, 1957’de Türkiye’nin ilk maden mühendisi Sadrettin Alpan başkanlığında Atom Enerjisi Komisyonu’nu kurdu. 1960’da Maden Tektik Araştırma’nın başına gelen Alpan, Türkiye’de uranyum rezervleri bulunmasına öncülük etti.
Küçükçekmece Gölü kenarında kurulan atom reaktörü 1962 yılında açıldı.
Her ne kadar şimdi resmi sitesindeki hikayesinde “06/01/1962 tarihinde saat 19:14’de TR-1 reaktörü “kritik olmuş”, 27/05/1962 tarihinde Cumhurbaşkanının katılımı ile resmi açılışı yapılarak Merkezin kuruluşu tamamlanmıştır” denip üzerinden atlansa da merkezin kurulması için esas gerekli olan 4 kilo uranyum ABD’den 21 Eylül 1961’de Türkiye’ye getirilmişti.

Parantezi kapatıp, 1966 yılına ait Amerikan belgesine geri dönelim.
Okuyan her ortalama Türk okurun fark edebileceği gibi ODTÜ Fizik’te profesör olan İnönü, Ömer değil Erdal’dı.
Aslında, 50’lerin ilk yıllarında Kayalıbay olarak bilinen cinayet davasının sanığı ve 1972’de Deniz Gezmişlerin bırakılması için kaçırılan bir uçağın yolcusu olmak dışında gözlerden ırakta yaşamış Ömer İnönü de İTÜ’den mühendis olarak mezun olduktan sonra 1945 yılında dönemin en iyi üniversitelerinden CALTECH’e yüksek lisansa gitmiş, nükleer, kuantum fiziği alanlarında dersler almıştı.
1947’de Ankara Fizik’ten mezun olan kardeşi Erdal İnönü de yüksek lisans için CALTECH’i seçti ve ağabeyinin yanına gitti.
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasıydı.
ABD Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombaları atmıştı. Stalin ise Türkiye’den toprak istiyordu.
Cumhurbaşkanı İnönü, bir taraftan ABD ve İngiltere’nin desteğiyle Rusları dizginlemeye çalışırken, diğer taraftan da ABD’deki oğullarıyla mektuplaşıyordu.
Can Dündar, bu mektupları “Canım Erdalım, Sevgili Babacığım : Erdal İnönü – İsmet İnönü Mektuplaşmaları” kitabında biraraya getirdi.

28 Ekim 1947 günkü mektubunda İsmet İnönü, oğullarına şöyle yazmıştı:
“Ruslarla Sarper’in çekişmesini nasıl buldunuz? Dostlarımız bizi iyi desteklediler. Doğrusu memnun oldum.”

İki kardeş bir süre beraber dersler gördüler. İkisi de Atomic Physics dersini A ile geçmişti.

Kuantum mekaniği gibi hiç bilmediği bir alanla karşılaşmak Erdal İnönü’yü heyecanlandırmıştı.
İkinci dönem aldığı The Theory of Electrons dersini ise çok sevmişti.
ABD’den babası İnönü’ye yazdığı mektupta dersi aldığı hocayı anlatmıştı:
“Enstein diye yaşlı bir Rus Yahudisi veriyor. Yirmi beş senedir Amerika’da; meşhur teorik fizik profesörü. Aramız iyi, geçen term’de verdiği desrten A almıştım.”
Kitapta ve mektuplarda “Enstein” diye geçse de bu hoca Einstein değil. Einstein, 30’larda Caltech’teydi. 47’de Princeton’daydı. Muhtemelen bahsedilen Rus Yahudisi fizikçi Paul Sophus Epstein.
Bir süre sonra derslerini bitiren Ömer İnönü, onları ziyarete gelen Pamukların arabasıyla (Orhan Pamuk’un babası ve amcası) üniversiteden ayrılıp, Türkiye’ye doğru yola çıktı.
Yalnız kalan Erdal İnönü ise nükleer ve atom çalışmalarının ortasında dersler almaya devam etti.
Baba-oğul İnönüler arasındaki mektupların en hararetli konularından biri de atom ve hidrojen bombalarıydı. İsmet Paşa özellikle Türkiye’yi tehdit eden Sovyetlerin atom bombası geliştirip geliştirmediğini merak ediyordu.
26 Eylül 1949 tarihli mektupta oğluna şöyle yazmıştı:
“Rusların atom bombasını bulmuş olmaları günün en mühim havadisi. Derler ki bu daha chain reaction (zincirleme reaksiyon) safhasıdır işin. Bu sahfanın bomba, yani silah haline gelmesi için de seneler lazımdır. Bir İngiliz hava generalinin bana söylediği fikir veya tahmindir bu. Bilmem sen dersin?”
Erdal İnönü’nün kitapta olmayan mektupta babasının merakını giderdiği anlaşılıyor.
Ama İsmet Paşa, ilerleyen mektuplarda hal hatırdan sonra oğlundan daha fazla ayrıntı istedi:
“Ömer bu sabah Time dergisinde bana atom bahsine (Rusların patlattıkları bombaya) sair bir makale gösterdi. Beraber okuduk. Enteresan, senin dediğin gibi chain reaction devrinin geçildiği anlaşılıyor. Fakat Gaseous diffusion sistemi ile electromagnetic separation usullerinin farkını anlatıyor. Senin dediklerinden anladığımı teyit eden bir mana çıkardım. Kalite farklı ile stok farkı kalacağa benziyor. Sizin laboratuvar çalışmasında kaçağı bulup bulmadığınıza dair bir işaret bekliyorum.”
İnönü’nün teknik tabirlere aşinalığı dikkat çekiciydi.
Bahsettiği laboratuvardaki kaçağın, daha sonraki mektuplarda bulunduğu anlaşılıyor ama o kaçağın ne olduğu ise tam anlaşılmıyor.
Peki, Erdal İnönü’nün çalıştığı CALTECH’teki labaratuvarda ne yapılıyordu?
Mektuplardan Erdal İnönü’nün Manhattan Projesi’nde ve Donanma’nın füze çalışmalarında çalışmış Danimarka asıllı fizikçi Charles C. Lauritsen’in yönettiği bir laboratuvarda çalıştığı, üzerinde çalıştıkları aletin de Donanma için yapıldığı anlaşılıyor.
Bu askeri aletin de Charles Lauritsen’in fizikçi oğlu Thomas Lauritsen’ın başkanlığında geliştirildiği anlaşılıyor:
“Biraz labaratuvar çalışmalarımızdan bahsedeyim. Şimdi uğraştığımız başlıca mesele, aletteki iyon kaynağının verimini yükseltmek…”
“Bizim evde, fizik doktorası yapan bir çocuk vardı, benden eski. Civardaki bir askeri fabrikada iş buldu. Ne yapacağını söylemiyor, gizli.; radar gibi bir şey de çalışacak sanırım. Öğrendim ki son senelerde doktora alan tanıdığım 8-10 fizikçi bu fabrikada ve başkalarında hükümet için gizli araştırmalar yapmaya angaje edilmişler… Çok uğraştıkları duyulan bir mesele atom enerjisini uçakla, roketlere, jetlere tatbik etmek… … Bizim Savunma Bakanlığı’nın üniversiteye göre parası çoktur, o da bizim fizikçileri çalıştırmayı düşünüyor mu acaba? Bilmem söylemiş miydim bizim aletin parasını da Donanma veriyor ama yaptığımız iş gizli değil.”
Bu arada Amerika’da Edvard Teller’ın öncülüğünde hidrojen bombası çalışmaları başlamıştır.
İnönü’nün birlikte çalıştığı Lauritsenler pasifist olmamalarına karşın hidrojen bombasına karşıdır.
İsmet Paşa, mektuplarında bundan bahseden oğlundan hidrojen bombasıyla ilgili bilgi ister:
“Smog üzerine tafsilat veriyorsun. Ömer de tabirini anlatmıştı…Bir şey öğrenmiş oldum. Şimdi gazetelerde Amerika’ya atfedilerek hidrojen bombasından bahsediliyor. Bugünkü bir havadise göre bunun kuvveti atom bombasından yüz defa daha ziyade imiş. Bu bombanın mahiyeti hakkında bana birkaç satır yazabilir misin?”
Cevap gecikmez. Hidrojen bombasının ayrıntılı bir tarifini yazar Erdal İnönü:

Ama seçimlere aylar kala bu meselelere merak salmış İsmet Paşa için biraz karışıktır bu anlatım:
“Hidrojen bombası hakkında çok kıymetli malumat veriyorsun. Tam anlamadım. Ömer ile okuyacağım.”
Erdal İnönü, CALTECH’ten bir başvuruyla 1950 yılında Princeton’a geçer.
Amerika’nın en ünlü teorik fizikçilerinden Eugene Wigner’dan kabul almıştır.

Einstein’ın 1949’daki 70’inci doğum gününde Wigner solunda, Oppenheimer sağında
Wigner, Leo Szilard ve Edward Teller’in da içinde olduğu Macar Yahudisi teorik fizikçi bir ekibin parçasıdır. Hepsi sıkı anti-Nazi ve anti-komünisttir.
1939 yılında Leo Szilard ve Eugune Wigner, Nazilerin nükleer bomba çalışmalarından endişe duyarak ünlü fizikçi Enstein’ı ziyaret edip ve onu o ünlü mektubu yazmaya ikna etmişlerdi.
Truman’a hitaben yazılan ve Nazilerin nükleer bombayı bulan ilk ülke olmaması için harekete geçmeye çağıran Einstein-Szilard imzalı mektup Oppenheimer’ın başında olduğu Manhattan Projesi’nin başlamasını sağlamıştı.
Wigner, doğrudan Manhattan Projesi’nde yer almasa da nükleer bomba çalışmalarına teorik destek vermişti.
Daha sonra vatandaşı Teller’ın hidrojen bomba çalışmalarına da…
1950 yılında Erdal İnönü, Wigner’in yanına Princeton’daki Palmer Fizik Laboratuvarı’na gittiğinde, Princeton’un İleri Araştırmalar Enstitüsü’nün başında da Oppenheimer vardı.
Yayınlanan mektuplarda İnönü’nün Princeton’da Oppenheimer ile karşılaşıp karşılaşmadığı hakkında bir bilgi yok.
Ama genç İnönü’nün, yaşlı Wigner ile birlikte ne yaptığı biliniyor. Çünkü ortaya “Grupların indirgenmesi ve gösterimi üstüne” adlı Wigner-İnönü grup indirgenmesi diye matematiksel fiziğin temel kavramlarından olmuş bir makale çıktı.

İnönü, makalesinin yayınlanmasını beklemeden Türkiye’ye döndü ve Ankara Üniversitesi’nde fizik doçenti oldu.
İnönü, 1957 yılında bir kez daha ABD’ye gitti.
Bu kez “Barış için Atom” projesinin bursiyerlerinden biri olarak.
Erdal İnönü, Princeton Üniversitesi’nde ve Manhattan Projesi’nin parçası olarak kurulan atom ve nükleer çalışmaların merkezlerinden Oak Ridge Labaratuvarı’nda iki yıl çalıştı.
O yıllara ait mektuplar kayıp olduğu ve İnönü de anılarında bu laboratuvarda iki yıl ne yaptığıyla ilgili çok fazla bilgi vermediği için İnönü’nün Oak Ridge yılları hakkında fazla bir şey bilmiyoruz.
Aynı yıllarda Barış için Atom bursiyerlerden biri olarak ABD’ye gidenlerden biri de ünlü fizikçi Feza Gürsey’di. İnönü’nün yakın arkadaşı olan Gürsey’e, Oppenheimer’ın 1962’de yazdığı mektup geçen haftalarda yayınlanmıştı:
“T.D.’den, (Nobelli Çinli fizikçi Tsung-Dao. Y.O) önümüzdeki yıl bir yılı burada karşılayabileceğinizi öğrendim. Umarım öyledir. Sizden haber aldığımda meslektaşlarıma danışacağım ve olumlu düşüncelerimizi kağıda dökeceğiz. Kısa süre sonra tekrar gelmeniz bana doğru görünüyor. İkinize de samimi, iyi dileklerimle.”

Mektup ODTÜ’de Gürsey’in eline geçtiğinde, Fizik Bölümü’ndeki hoca arkadaşlarından biri de Erdal İnönü’ydü.
ABD dönüşü, ODTÜ’nün mütevelli heyetinin de başında olan MTA başkanı Sadrettin Alpan’ın da teşvikiyle İnönü, ODTÜ’de çalışmaya başlamıştı.
1966’da Tübitak çalışanı Türk’ün Amerikan elçiliğine yetiştirdiği ihbarı ikna edici yapan arka plan böyleydi.
Erdal İnönü, 1966’da nükleer bombalar konusunda Amerikalıların bile endişe edebileceği kadar donanıma sahip bir fizikçiydi.
Buna uranyum yatakları bulmaya özel önem veren MTA Başkanı Sadrettin Alpan ve ihtiraslı bir milliyetçi asker olan Refik Tulga da eklenince şüphelenmek için nedenler artıyor.
Ama Türkiye kendi nükleer bombalarını yapmadı.
Erdal İnönü de bu birikimine rağmen sosyal demokrat, barışçıl bir siyasetçi ve düşünce insanı olmayı tercih etti.
Türkiye’nin soğuk savaş yılları ve 70 yıldır birlikte yaşadığı nükleer bombaları ise hala üzerinde pek konuşulmayan sırlar olarak kaldı.
Ama neyse ki ABD Türkiye’den şeffaf bir demokrasi. Bu sayede bilgi edinme hakkını kullanarak ABD’nin nükleer programıyla ilgili çalışmalar yapan bir kurumun başında bulunan Hans M. Kristensen, her yıl Türkiye’deki nükleer bomba sayısını açıklıyor. Tahmini son rakam 20-30 arasında.
Ama son 20 yıldır Türkiye, taktik nükleer bombalar taşıyan uçaklara izin vermiyor. Yani İncirlik son 20 yıldır bir nükleer bomba deposu.
Yani Belarus’taki İskenderlerin kırmızı düğmesine basıldığında cevap İncirlik’ten gelmeyecek.

Ama Türkiye’de devletin resmi belgelerini 50 yıl sonra açıklama gibi bir gelenek olmadığı için pek çok başka konu gibi soğuk savaş yılları da sır olmaya devam ediyor.
Milli şef İnönü’nün ailesinin devletten daha şeffaf olduğu açık.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları



















































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026