Ümit KIVANÇ
Suudi Arabistan’dan gelip, Cemal Kaşıkçı’yı hunharca öldürdükten sonra giden ekiple ilgili bilgileri daha sonraya bırakıyorum.
Doğrudan soruyla girelim:
- Suudiler “eylemi üstlendi” mi?
Derin ve kirli devlet işlerinin terminolojisi, jargonu ve teamüllerine bakacak olursak, evet. “Kameralar kayıtta değildi”, zaten bu demek; bir. Bir adamın girdiği binadan çıkmamış olduğu kolaylıkla belirlenebilecekken “çıktı” demenin anlamı bu; iki. Tesbit edilebileceği, teşhir edilebileceği belliyken, iki uçakla tetikçi-temizlikçi timi getirip götürmenin anlamı bu; üç. Suudi yetkililerin inkâr demeçlerinde de, yapmadığı ve asla yapmayacağı eyleme haksızca bulaştırılan birilerinin öfkesinden -beklenebileceği üzre- eser yok. Bu da kendi başına gösterge; dört.
The Atlantic’te Shadi Hamid şöyle yazdı: “Suudilerin Kaşıkçı’yı öldürdükleri iddiasına cevap vermede böylesine gönülsüz ve umursamaz davranmaları, ne kadar da dikkat çekici ve açıklayıcı.”
Hakikaten öyle. Unutmayalım, ilk günlerden sözediyoruz. Bu konuda bize daha fazla ışık tutabilecek bir yetkili de var. Bildiniz, yine Yasin Aktay. Kendisi 8 Ekim günü şunları yazdı: “S. Arabistan medyasında Kaşıkçı’nın en iyi ihtimalle kaçırılması, daha kötü ihtimalle öldürülmesini (…) bir muhaberat operasyonu başarısı olarak lanse etme yönünde bir hazırlık olduğu anlaşılıyor. Orada da yanlışlarla doğruların birbirine karıştığı laçka bir durum vardı tabi[î]. Interpol ile işbirliği içinde bir suçlunun paketlendiği haberi girildi Kaşıkçı’nın kaybolduğu saatlerde. Bir defa Kaşıkçı’nın Interpol’de aranma kaydı yoktu, ikincisi, bu olayda istihbarat veya operasyonel başarı sayılabilecek hiçbir yan yoktu. Konsolosluk görevlilerine güvenerek kendi ülkesinin toprağına giren korumasız bir insana o anda her şey yapılabilir ama yapılan hiçbir şeye istihbarat başarısı demek mümkün değil. Kaşıkçı bir yerlerde saklanırken bulunup, sessiz sedasız paketlenip bir yere nakledilmemiş. Tam tersine her tarafından dökülen, her şeyi yüzlerine gözlerine bulaştıran bir ekibin saçma sapan acemice bir işiyle karşı karşıyayız.”
Ankara’da birilerinin olan bitene ne gözle baktığına dair fikir veriyor bu sözler. Suudilerin beceriksizliklerine, kapasitesizliklerine laf ediliyor; ne ilginç!..
Suudilerse, suçu sahiden beceriksizce inkâra çabaladılar. Deutsche Welle bu inkâr çabalarını derlemiş, Duvar da aktarmıştı: El Arabiya televizyonunun internet sitesi, Türk ve Katar medyasını “Kaşıkçı olayıyla ilgili rivayetler yaymak ve Suudi Krallığı hakkında iftira kampanyası yürütmek”le suçladı. Riyadh Daily sitesinde bir Suudi yazar, “Türkiye ile Katar’ın Suudi Arabistan Krallığı’nın adına leke sürmek için koordineli bir kampanya yürüttüklerini” iddia etti. Suudi internet sitesi Sabq, Riyad’a karşı “kafa karıştırmak amacıyla yoğun kampanya başlatıldığı”nı ileri sürdü. Arab News gazetesi genel yayın yönetmeni Faisal J. Abbas’a göre, El Cezire ve Katar kökenli başka medya organlarının bu olayı teyit edilmemiş bilgilerle vermesi, Kaşıkçı’nın kaybolması hadisesinin “Suudi Arabistan’ı zor durumda bırakmak için kullanıldığı”na kanıttı. Arab News’dan Abdülrahman el-Raşid, “bölgede değişimin öncüsü bir lokomotif işlevine sahip” olan “Suudi Arabistan’ın en kapsamlı ve güçlü reform sürecini başlatan ülke olarak diğer bölge ülkelerinden muhalefet gördüğünü” ileri sürdü. El-Raşid’e göre ortada “Türk-Katar propagandası” ve “yeni Suudi projesine karşı verilen meydan muharebesi” vardı.
El Arabiya’nın İngilizce kanalına göre, Kaşıkçı’nın Suudi konsolosluğunda kaybedildiğine dair haberleri “yasadışı Müslüman Kardeşler ile Katar’la bağlantılı medya kuruluşları” yayıyordu. Aynı kanal, Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz’in Twitter’da “Suudi Arabistan’ı eleştirenleri” takip ettiğine dikkat çekiyordu! Suudi günlük gazetesi Okaz’da Muhammed el-Saad, Katar’ın Washington Post’ta yüzde elli hissesi olduğunu uyduruyor, Kaşıkçı’yı “Katar’ın çıkarlarına hizmet ediyor” diye karalıyordu. Aynı gazetenin başka yazarı, Ahmed Aceb el-Cehrani, Cemal Kaşıkçı’nın “Suudi hükümetini devirmeye çalışan bir terörist sempatizanı” olduğunu iddia ediyordu. Gazetenin İngilizce eki Saudi Gazette’de yazan Cemil el-Tiyabi, Kaşıkçı’nın kaybolmasından ötürü Suudi Arabistan’ın değil Katar’ın suçlanması gerektiğini -bilmem neye dayanarak- iddia ediyor, Hatice Cengiz’in “yabancı casuslar” için çalıştığını, Kaşıkçı ile ilgili haberlerin “dış düşmanlar”ca örgütlendiğini haykırıyordu. Yani… pek bildik durumlar.
Muhtemelen eylemin “azmettiricisi” olan şahsiyetin olayın ardından gösterdiği ilk tepki de evlere şenlikti. Prens Muhammed bin Selman (MbS), Kaşıkçı için, “Benim anlayabildiğim,” demişti, “içeri girmiş ve birkaç dakika ya da bir saat sonra çıkmış. Emin değilim.”
Ancak MbS, bunu izleyen günlerde diplomatlar ve başka yabancı konuklarıyla randevularını iptal etti. Sızan bilgilere göre aşırı öfkeli ve sarsılmış görünüyor, daha çok yatında kalıyordu. (Serene yatını, 2015’te Güney Fransa’da tatildeyken, bir Rus votka kralından 550 milyon dolara almıştı. Hazır alışverişe çıkmışken Paris’in batısında, içinde sineması olan bir şato da almıştı.)
Suudi Dışişleri Bakanı Adil el-Zübeyir’in de Kaşıkçı ortadan kaybolduktan sonra günlerce sesi soluğu çıkmadı.
- Ankara, nasıl tavır takındı?
Cemal Kaşıkçı’nın Suudi başkonsolosluğunda kaybedilmiş olabileceği duyulduğunda önce resmî tepki gösterilmedi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 3 Ekim’de, polisin olayı “dünden beri takip ettiğini”, Kaşıkçı’nın halen konsoloslukta olduğunu söyledi: “Konuyu yakından takip etmeye devam edeceğiz. (…) İlgili birimlerimiz muhataplarıyla temas, istişare halindeler. Ümit ediyorum bu iş suhuletle çözülür.”
Bilahare resmîden çok temsilî tepkiler görüldü. Fakat suhulet ihtimali ortadan kalktıktan sonra bile, yetkililer, topraklarında hem hunharca hem arsızca cinayet işlenmiş bir devletin haklı öfkesiyle masaya yumruğu vuran yöneticiden çok, ortağından kazık yemiş dükkâncı gibi davrandılar. Yarın öbür gün aynı herifle yine iş tutacağından tepkiyi ona göre ayarlayan tüccar gibi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik, yediği halt yüzünden paçayı kaptırmış muhatabına, bu yaklaşımı gizlemeden, “biraz da eğlenelim” havasında yaklaşacaktı: “Türkiye kendisine tepeden bakan, hatta PYD’ye ve YPG’ye yardım eden, Birleşik Arap Emirlikleri ile ülkemize karşı bazı fitnelerin içine girdiği sanılan Veliaht Prens Selman’ın yaptıklarına karşı bu olayı kullanıp dünyayı Suudilerin başına yıkmak yerine yine Kraliyet ailesine dostluğunu gösterip olayı fazla deşelemeden, aksine iyi niyetle adımlar atarak Kral Selman’a yardımcı oluyor…” Esas olarak, adım adım bilgi sızdırarak köşeye sıkıştırma diye tarif edebileceğimiz tutum, bu olayda Türkiye’nin âdetâ “politikası” oldu.
Şimdi Kaşıkçı’yı koruyamamış olmaktan ötürü “mahçubiyet”inin nasıl “tarif edilmez boyutlarda”olduğunu hikâye eden AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, yani Kaşıkçı’nın, nişanlısına, bir terslik olursa arayabileceğini söylediği, nitekim onun da tersliği sezer sezmez aradığı “eski dost” Aktay, 10 Ekim günü, “(…) ihtiyatın sürdürülmesi gereken bir nokta da, Türkiye ve S. Arabistan ilişkileridir,” diye yazdı. “S. Arabistan’a verip veriştirmenin bir anlamı ve faydası yok. Türkiye ve S. Arabistan birbirine mecbur iki halk iki ülkedir. Kaderleri birbirine bağlıdır. Kaşıkçı’nın başına gelenleri sorgulayıp Suud makamlarından bunun açıklamasını beklemek asla S. Arabistan’a düşmanlık anlamına gelmez. (…) Velev ki, bu olay basına yansıyan vehamette gerçekleşmiş olsa bile topyekun S. Arabistan’ı töhmet altında bırakan açıklamalardan kaçınıyoruz.”
Aktay bundan sadece iki gün önce şunları demekteydi: “Sadece iki gün içinde ortaya çıkan yeni gerçek, bu saldırıyı bütün özgür dünyanın, onurlu dünyanın üstüne almış olduğudur. (…) S. Arabistan’ın bugünkü yönetiminin kendi muhaliflerini susturma tarzı ciddi bir küresel sorun haline gelmiş durumda. Konu artık bir ülkenin iç sorunu olmaktan çıkmıştır.”
Aynı 8 Ekim günü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sözleri de sertti: “Bu olayın ülkemizde, özellikle de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda cereyan etmiş olması bizler için çok çok önemli. (…) Başkonsolosluk yetkilileri ‘[Kaşıkçı] buradan çıktı’ demekle kendini kurtaramaz. Eğer çıktıysa bunu ispat etmelisin.”
Ancak işte, görüldüğü üzre, iki gün sonra danışmanı Türkiye ile Suudi Arabistan’ı “birbirine mecbur”ilan edebildi.
Anladığımız, bol soslu jargon eşliğinde öfkeleri, tepkileri yatıştırmak, böylece puan toplayıp bunları başka yerde koz yapmak filan amaçlanıyordu. Sputnik haber sitesi, Moskova’yı temsilen, Ankara’nın tutumunu şöyle süzdü: Aktay’ın “Suudi Arabistan’a verip veriştirmenin bir anlamı yok” lafını başlığa çıkardılar; bunu “Aktay’dan Kaşıkçı yorumu” diye niteleyerek.
Fakat, iktidar mensuplarının dilinde de dolanan deyimle, ortada öyle bir mızrak vardı ki, bunu herhangi bir çuvala sığdırmak kimse için kolay olmayacaktı.
Tuhaf olan, Ankara’nın bu işten hem haysiyetini hem kendince çıkarlarını koruyarak çıkma uğraşı içindeyken başını ilave derde sokacak mızraklar bulup ortaya çıkarmasıydı.
- Cinayetin görüntü ve ses kaydı mı var?
Kaşıkçı’ın kaybedilmesiyle ilgili gelişmeleri takip eden dünya kamuoyu, 11 Ekim günü bir haberlesarsıldı: Türk yetkililer, ABD’li muhataplarına, ellerinde Kaşıkçı’nın “sorgulanması, işkence görmesi ve öldürülmesine” ilişkin görüntü ve ses kayıtları bulunduğunu bildirmişlerdi.
Kaşıkçı ortadan kaybolduğundan beri, mekanizmasını bir türlü anlayamadığımız bir istihbarat akışı cereyan ediyordu. İsimlerinin açıklanmasını istemeyen, fakat sağlam ve güvenilir oldukları anlaşılan, çünkü ne aktarırlarsa ABD’li üst düzey yetkililerce değerlendirilen, bir kısmı medyaya da iletilen ve sağlam-titiz teyit süreçlerinden geçen birtakım “Türk yetkili”ler, ABD’li muhataplarına birşeyler iletip duruyorlardı. Bunların sonucu olarak, hem buradaki hem ABD basınındaki çeşitli haberlerde, “Kaşıkçı’nın odadan odaya sürüklenmesi”, “öldürülmesi” ve “cesedinin kemik testeresiyle parçalanması”na ait görüntülerin varolduğu yollu ifadeler yeralıyordu. Bunlar zaman içinde “ses kayıtları”na dönüşecekti.
12 Ekim’de CNN televizyonu da, “şok edici” ses ve görüntülerin varolduğunu açıkladı: “Kaynağımıza Batılı bir istihbarat ajansı tarafından aktarılan kanıtlar, konsolosluğun içinde darp ve mücadele olduğunu gösteriyor. Kaynak, Kaşıkçı’nın öldüğü ana dair kanıtlar da olduğunu söyledi. Kaynak, sözkonusu yabancı istihbarat ajansının Türk yetkililerle görüşmelerinde elde ettiği delilleri ‘şok edici ve iğrenç’ olarak tanımladığını da aktardı” (vurgu benim -ük).
Bu durumda Kaşıkçı’nın akıbeti aydınlatılabilecekti.
Aydınlatılabildi mi?
Evet. Ve ortaya öyle sarsıcı ayrıntılar çıktı ki, biryerlerden belirir gibi olan, bu kayıtların nasıl elde edildiği sorusu kenara itiliverdi.
“Kaydı var” iddiası, ilk günden itibaren ortalıkta dolaşan başka tezleri, iddiaları çöpe atmaya yaradı. Reuters, meselâ, “İngiliz istihbaratı kaynaklı olduğu söylenen” bir “zehirleme” iddiasını aktarmıştı.Muhtemelen muhalif Suudi kaynaklara dayanarak. Bu iddiaya göre Kaşıkçı’ya konsolosluğa girişinde -muhtemelen bayıltıcı- “ilaç” verilmiş, ancak doz ayarlanamadığından Kaşıkçı hayatını kaybetmişti. Bu iddia, 15 Ekim gecesi ortaya çıkan, “yanlışlıkla öldürüldü” hikâyesiyle bağdaşabilirdi.
Bu “kayıtlar” meselesi, Kaşıkçı cinayeti bir polisiye ve adlî olay olarak manşetlerden indiğinde de ortada kalacak gibi duruyor.
—- DEVAM EDECEK —-
Yazarlar
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024