Yasemin ÇONGAR

* Yasemin Çongar’ın bu yazısı YA DA köşesinde değil, EX LIBRIS / DÜNYA BUNLARI OKUYOR adlı köşede yayımlanmıştır.
***
Evden ayrılmak bir nevî cihaddır aslında. Bir cihet arayışıdır; kaybolmayı göze almak, yönünü tek başına bulmaya cüret etmektir. Evden ayrılmadan kendine varamazsın, evden ayrılmadan büyüyemezsin. Nerden öğrendik tam bilmiyorum ama böyle öğrendik biz. Hemingway’in her hikâyenin sonunda kasabayı terk eden delikanlılarını sevmeme ihtimalimiz olmadı hiç. Seyyarlığı, seyyahlığı, sürgünü, ait olmamayı ve çok uzun kalmamayı seçenleri nedense kendimizden bildik. “Biz”derken bir kavimden, bir kuşaktan söz etmiyorum elbet. Biz, belki de sizsiniz: “Kim bu biz” sorusu zihninde belirmeden okuyanlarınız şimdi; kasabadan ayrılan delikanlıyı her düşündüğünde “nihayet” diyenleriniz; hangi yaşta, hangi meşrepten olursanız olsun, evinizi görünüşte hiç sebepsiz, ama aslında başka türlüsü mümkün olmadığı için terk ettiğinizi kimselere anlatmazken, bunu içten içe bilenleriniz.
Çok sevdiğim bir cümlesinde, “Seyahatte ilk keşfettiğin şey” der Elizabeth Hardwick, “artık varolmadığındır.” Kapıyı çekip çıktığında zira, sadece evi ve evdekileri değil, kendini de bırakırsın geride. Eşiği geçtikten sonra, artık her adımınla seni tanıyanlardan uzaklaşırsın. Senden, isminden, eskilerin ve ümitlerinle seni “sen” yapan her şeyden bîhaber bir dünyaya doğru ilerlersin. Bazısı için kendi sokağının sonunda başlar isimsizlik; yüzleri birer tüketim mâmulü gibi zahirî âlemlerde gezinip duran talihsizlerinse denizler aşması, ücralara varması gerekebilir. Ama sonunda bir an gelir ve senin için “bakir” bir diyarda, herkes için “sır” bir adam, “sır” bir kadın olarak yürürsün bir süre. Evinden uzak yerlerde, onlar seni bilmezler, sen onları bilmezsin. “Biz”den bir meslektaşın deyişiyle, sen evden uzaklaştıkça “isminin kudreti de, cezası da geride kalır.” Bilinmeyenin bağrına açılan her seferin, her gözüpek göçün özeti de bu değil mi aslında?
Her göç, insanın kendinden dışarı bir adım atmasıyla başlamıyor mu? Ve her göç, ebediyen eksik bir kopuş olarak kalmıyor mu? Her göç, nihayetinde bir yerinden bölmüyor mu insanı? Bir ayağı arafta yaşamak değil mi göçmenlik?
Hiç dönmeyecek bile olsak, dönüşün bizim için hep bir ihtimal olarak kalması bu yüzden sanırım. Kendimizi bulmak için, kökümüzü bulmak için er geç yeniden yollara düşmemiz gerekebileceğini biliyoruz. Yokluğumuzda hiç bir şeyin aynı kalmadığını, ayrıldığımız evin bizi öylece durup beklemediğini, değiştiğini, dağıldığını, belki de öyle bir evin zaten hiç olmadığını, aslında vaktiyle dört duvardan ziyade, bir duyguyu terk ettiğimizi de seziyoruz oysa… Zamanın o duyguyu nasıl usul usul öğüttüğünü görüyoruz. Hayalle hakikat arasındaki medceziri hiç dinmeyen saatler, evimizin hayalini getirip her seferinde biraz daha incelmiş bir kum yığını halinde ayaklarımızın dibine bırakıyor sanki ve sonra, yine hakikate doğru geri çekilirken hep daha fazlasını kendi karanlık karnına alıp götürüyor. Götürsün. Dönmenin imkânsızlığını sezmek, dönüş ihtimaline sahip çıkmaktan vazgeçirmiyor bizi. Gitmek, şifasından sual olunmayan bir muska gibi, sihri asla sınanmayacak bir anahtar gibi boynumuza asılı, orada göğsümüzde duruyor hep.
Ayrılsak da birlikte de olsak, hatırla!
Nesli tükenmekte olan bir gazeteci türünün temsilcisiydi o; çok güzel hikâye anlatırdı. Vakitsiz düştü toprağa, buna rağmen ardında çok hikâye bıraktı; onlardan birini okuyorum şimdi. Evini aramak için evinden ayrılan bir adamın hikâyesi. Sen giderken “aile isminin kudreti de cezası da geride kalır. Vardığın bu yeni yerdeki hiçkimse, senden öncekilerin binbir güçlükle inşa ettikleri itibarının farkında bile değildir” diyor hep genç kalacak bu gazeteci; sonra kayıp bir geçmişi taş üstüne taş koyarak yeniden kurmaya girişmesinin gerçek hikâyesini anlatıyor.
House of Stone : A Memoir of Home, Family, and a Lost Middle East (Taş Ev: Bir Ev, Aile ve Kayıp bir Ortadoğu Hâtıratı), Anthony Shadid’in yayımlandığını göremediği son kitabının adı. Shadid’i hatırlıyor olmalısınız. İki ay önce, Beşşar Esed karşıtı isyancılarla konuşup, gazetesi New York Times’a yazmak için, Türkiye sınırındaki dikenli tellerin arasından geçerek gizlice Suriye’ye girmişti. İdlib ve civarında bir hafta kaldı, yeterince gözlem yapıp haber topladıktan sonra dönmek üzere Türkiye sınırına doğru yürürken, şiddetli bir astım krizi geçirdi, yolun ortasında durdu, eğildi, iki büklüm oldu, elleriyle büyük bir kayayı kavrayıp üzerine kapandı, o halde biraz çırpındı, sonra sakinledi, nefesi zayıfladı, giderek azaldı ve kısa bir süre sonra tamamen durdu. Son anlarının tanığı olan yakın arkadaşı Times fotomuhabiri Tyler Hicks’in yarım saat boyunca sunnî teneffüs yaptırması işe yaramadı. Oklahoma City doğumlu Shadid, doğduğu şehirden on bin kilometre uzakta ama ailesinin tam bir asır önce terkettiği toprakların yanıbaşında, son on yıldır hikâyelerini dünyaya anlatmak için boydan boya dolaşıp durduğu bir diyarın orta yerinde öldü. Kırk üç yaşındaydı.
Irak Savaşı’na ilişkin haberciliği nedeniyle 2004 ve 2010’da iki kez Pulitzer Ödülü kazanan, 2002’de Ramallah’da bir İsrailli askerin omzundan vurduğu, 2011’de Mübarek’in devrilişini Kahire’de izlerken Mısır polisiyle çatışan, birkaç ay sonra Libya’da Kaddafi yanlısı milislerin elinden Türkiye’nin arabuluculuğu sayesinde kurtulan Shadid’in, “kendine dönmek için Ortadoğu muhabirliğine mola verdiği” bir senenin ürünü House of Stone. 2006’da Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşın bitiminden, 2008’de iç savaşın hayaletini yeniden Beyrut sokaklarına salan çatışmalara kadar geçen sürede, İsrail askerlerinin önce ele geçirip sonra bıraktıkları Marcayun Kasabası’nda kalıyor Shadid; amacı, 2006’daki savaş sırasında kendine verdiği sözü tutmak. Sınıra dokuz kilometre uzaklıktaki bu Lübnan yerleşiminde, büyük büyükbabasının Birinci Dünya Savaşı sırasında terk ettiği bir ev var; yıllardır boş duran binayı, ilk kez İsrail roketleriyle yıkıldıktan sonra gören Shadid, “Birlikte de olsak, ayrı da bütün aileme hitap eden cümlelerin bir timsali olarak sana sahip çıkacağım” diye fısıldıyor evin harap duvarlarına, “Geçmişi hatırla. Marcayun’u hatırla. Kim olduğunu hatırla! ” Sözünü tutuyor, bütün bir seneyi üst üste koyduğu taşlarla evi, yan yana dizdiği kelimelerle de evin temsil ettiği geçmişi hatırlamaya adıyor; isminin kudretini de cezasını da yeniden hissetmek için ve hissettikçe, o güne dek sebebi belirsiz bir sızı gibi ruhunda taşıdığı eksikliği keşfedip, kabullenmek için.
Sepya bir anlatımı kesen kırmızı cümleler
“Arapça” diye yazıyor Shadid sonradan öğrendiği anadiline duyduğu hayranlığı gizlemeksizin,“binlerce yıl boyunca, pek az şeyi tarifsiz bırakıp, hiçbir nüansa gölge düşürmeyecek şekilde yavaş yavaş evrildi. Beyt, kelimenin tam anlamıyla ‘ev’ demektir ama akla düşürdüklerinin yankısı odaların, duvarların ötesine taşarak, aileye ve yuvaya dair özlemlerin hepsini birden çağırır. Ortadoğu’da beyt kutsaldır. İmparatorluklar çöker. Ülkeler yıkılır. Sınırlar yerinden oynar ya da yeniden birleşir. Eski sadakatlar erir gider ya da hiçbir ikazda bulunmaksızın değişiverir. Bina ya da bildik bir yer olarak ev ise, nihayetinde, gücünü yitirmeyen tek kimliktir.”
Shadidlerin Marcayun’daki aile evi, geçmişin kayıp, geleceğin ise hep muğlak olduğu bir diyarda “tek sabit” olan beyt kavramını temsil ediyor gerçekten de. İsber Samara, geçen asrın başında, biraz da kendi Bedevî geçmişine, ailesinin göçebe alışkanlıklarına duyduğu tepkiyle, bir yerde durmak, yerleşmek, kök salmak için inşa etmiş bu evi. Sonra artık duvarları arasında yaşayacak kimse kalmadığında da “gerekirse boş dursun ama bizim olsun” demiş; Amerika’ya yerleşen çocukları, torunları günün birinde dönmek isterlerse onları bekleyecek, beyt bilecekleri bir yer olsun...
“Bir tepenin üzerinden bakan haliyle, Levanten şeyler anlatıyor burası; İsber Samara’nın heves ettiği hayat biçimini anlatıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden öncesini, artık kaybolmuş bir çağı, herkesin paylaştığı ortak bir memleketin topraklarından her tür insanın geçip gittiği günleri getiriyor akla. Evin bulunduğu Hayy al-Saray, kireç taşıyla, sivri kemerleriyle ve kırmızı kiremitli çatılarıyla o zamanlar bölgenin en iyi mahallelerindenmiş. Burada kullanılan yer karoları, uluslararası bağlantıları ve kozmopolitan bir şıklık arayışını yansıtan bir şekilde, 1800’lerde Marsilya’dan getirilmiş. Tıpkı gümüşlerin her gün parlatıldığı ve kahvenin daha ziyade ikindide ikram edildiği Hayy’da ikâmet eden Osmanlı beyefendilerinin başlarına giydiği fesler gibi, bu karolar da Levant’ın stilini temsil ediyordu. Oturdukları divanlar kadar eski ve tozlu görünen ihtiyar pederşahların nemlenen gözlerini sildikleri mendillere isimlerinin ilk harfleri işlenmişti. Değer verilen aile isimleri babadan oğula geçerdi. İsber makbul bir isim değildi.”
Gerisi, İsber Samara’nın “kendi kendini yeniden icat etmenin yeri ve zamanı olmayan bir yer ve zamanda kendi kendini yeniden icat etmesinin” hikâyesi. İsber ve karısı Behice, ancak“mükemmel olmayan ama iyiniyetli insanların” yapabileceği gibi her köşesi hem kendilerine hem de dönüşmek istedikleri çifte benzeyen bir ev inşa ediyorlar. Bir asır sonra, bir yandan bu ilk inşaatı “hatırlarken” bir yandan da, kendisinin evi yeniden canlandırma gayretini gayet ayrıntılı tariflerle yazan Shadid ise, kızı Laila ile oğlu Malik’e her şeyden çok bir “dönüş ihtimali” bırakmak istediğini biliyordu sanırım.
House of Stone’un sepya tonlu bir anlatımı var; nesnesi hep biraz sır kalan hasretini bir hazine gibi koruyarak, müphemden ürkmeden, muğlağı severek yazıyor Shadid, ama siz kendinizi metnin bu loşluğuna tam kaptırmışken, ustura ağzı gibi kısa, kesik, kırmızı cümlelerle kendi nostaljisini deşip geçmeyi de biliyor; “Ne kadar pitoresk de olsa, Marcayun ölüyor” deyiveriyor birden ve onun aynı zamanda keskin ve iktisatlı tasvirleriyle meşhur bir savaş muhabiri olduğunu hatırlıyorsunuz.
Marcayunlular önceleri “metruk bir evi ayakta tutmaya çalıştığı” için aklından zoru varmış gibi bakıyorlar Shadid’e; çok geçmeden onunla arkadaş olduklarında ise, koyu sohbetlere dalıyor ama kasabalarının mukadder ölümünden söz etmek istemiyorlar hiç, günü değil geçmişi konuşmayı seviyorlar, eski bayramlarda her evde kurulan, kuş sütünün bile eksik olmadığı kırk kişilik sofraları anlatıyorlar. Shadid’in yeni ahbaplarından biri, Hikmet, “Marcayun’daki evimizin Amerika’dan daha eski olduğunu söylemiş miydim” diyor, “tam dört yüz yılllık. Sana belki aptalca gelecek ama bu bana gurur veriyor.”
Shadid’in kendi ailesinin Lübnan’dan Amerika’ya uzanan serüvenini anlattığı bölümlerde benzer bir gururun izlerini bulmak mümkün. Bugünün hikâyesini ise, Marcayun’daki evin inşaat macerası belirliyor. Shadid’in yapmak zorunda kaldığı akıl almaz pazarlıkları, “artık bu kadarı da olmaz”dedirten terslikleri, tehirleri, yanlış anlamaları gülümseyerek okurken, Lübnanlı ustaların bizim buralardakilerin “emmioğlu” olduğundan hiç şüpheniz kalmıyor; tevekkülün ve mizahın bu toprakların ortak meyvesi olduğunu daha iyi kavrıyorsunuz.
En sonunda, inşaat bitip, İsber’le Behice’nin evi ya da Beyt-al Samara, derin bir uykudan uyanmışçasına mahmur ama taze bir çehreye kavuştuğunda, “daha iyisi mümkündü” diye düşünüyor Shadid. “Biraz daha çok param olsa, pencerelere daha güzel kollar takabilirdim. Biraz daha fazla zamanım olsa eski kapılardan ve kemerlerden bazılarını kurtarabilirdim. Ama yine de, terkedilmiş ve savaşta yıkılmış bir evi, hayatımda zarafete en çok yaklaştığım şeye dönüştürebildim sanırım.”
Eksik bir zarafet bu; Shadid’in kısıtlı zamanı ve parası kadar, bir zamanların Levant’ının kadim kuralsızlığını da yansıtıyor. Marcayunlu inşaat ustası Ebu Cin’in, “Ne zaman biter” sorusuna, hep aynı cevabı vermesi ilk başta saçma geliyor Shadid’e. İşin niteliği ne olursa olsun, “Yarın biter” diyor Ebu Cin. Yarının ne demek olduğunu, bir senelik inşaatın sonunda anlıyor Shadid: “Yarın, gelecek demekti ve burada geleceğin ne getireceği her zaman müphemdi, müphem kalacaktı.”
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKAna muhalefet lideri Akşener mi olacak? 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARSavaş notları 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları

















































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.12.2013
24.09.2013
27.07.2013
29.05.2013
1.04.2013
8.12.2012
1.12.2012
17.11.2012
10.11.2012
3.11.2012