Halil BERKTAY
[26 Mart 2016] İhsan Bilgin’in son yazısına kızayım mı, güleyim mi bilemedim. İki gündür düşünüyorum, neresinden tutayım diye. Değerli bir aydın, mesleğinin doruğuna çıkmış bir öğretim üyesi, nasıl bu kadar quel/le alâka?, düşünce disiplininden bu kadar kopuk bir reaksiyon verebilir? Anlamakta zorlansam da, üşenmeyip uzun uzadıya çözümlemeyi deneyeceğim.
* * *
Hikâyeyi baştan alalım.
Biliyorsunuz, önce bir 1128’ler bildirisi çıktı. İçinde, güneydoğudaki savaşın realitesine dair tek kelime yoktu. Normal olarak, herhangi bir çatışmanın (en az) iki tarafı olur. Burada iki taraf bile mevcut değildi. PKK’nın hiç adı geçmiyordu. Her nasılsa, devlet durup dururken bazı tek taraflı operasyonlara girişmişti ve üstelik doğrudan sivil Kürt halkına saldırıyor, katliam yapıyordu.
Bu doğrultuda, herkesin bildiği olgular yok sayılmaktaydı. Bir kere daha hatırlatalım. Sanki 7 Haziran seçimleri sonrasında KCK önce (mealen) “bundan böyle bu bölgede baraj, yol, karakul vb inşasına izin vermeyeceğiz; güvenlik güçleri müdahaleye kalkarsa biz de onlara müdahale edeceğiz” diye bir deklarasyon yayınlamamış ve bu, kamuoyunda “çatışmasızlığın sonu” diye yorumlanmamıştı. Sanki ardından, Bese Hozat ile diğer KCK-PKK liderlerinin 1-20 Temmuz 2015 arasındaki yazı ve demeçleri yoluyla, “yeni bir devrimci halk savaşı” aşamasına girildiği ilân edilmemişti. Sanki Suruç saldırısı AK Parti hükümetine yıkılmamış ve Ceylanpınar’da iki polisin uyurken öldürülmesi, gene aynı Bese Hozat’lar tarafından “Suruç katliamına misilleme” diye selâmlanmamıştı. Sanki bunları, bir dizi ilçede peşpeşe “özyönetim” ilânları izlememiş ve gene bu ilçelerde hendekler kazılmaya, barikatlar kurulmaya, her yere bombalı tuzaklar yerleştirilmeye başlamamıştı. Sanki o sıralarda, Le Monde veya Wall Street Journal gibi Batı gazetelerinde, bu kentlerdeki YDG-H gruplarıyla yapılan övücü röportajlar da yayınlanmıyor; tek bir kasabada bile her biri 20’şer kişilik 24 veya 36 savaş timi oluşturulduğu, bütün çatı ve sokak başlarının tutulduğu, devletin asla buralara giremiyeceği yüksek sesle ilân edilmiyor; aynı sıralarda Fırat ve Dicle Haber Ajansları da “barikatların ardında doğmakta olan yeni komünal yaşam tarzı”nı bir yeryüzü cenneti gibi göklere çıkarmıyordu.
Sanki unutmuştuk, hem söz hem eylem olarak sıkıysa gelin bakalım diyerek barışı berhava eden bu meydan okumayı. HDP’nin bile en azından ilk aylarda bundan ne kadar rahatsız olduğunu. Kaç kere, PKK’yı da en azından kısmen hatâlı ve kabahatli bulduğunu. Bu verilerin tamamı da, tek tek her unsuru da nâmevcuttu. Sadece devlet vardı ve biricik günahkârdı, yüzde yüz günahkârdı. Anlaşılan, birileriyle çatışıyor filân da değildi. Ölümler oluyorsa, bu çerçevede olmuyordu. Tersine, fol yok yumurta yokken iktidar Kürtlere ve diğer bölge halkına saldırma kararı vermişti. PKK ile savaşmıyor; sivillere bilinçli, kasıtlı bir katliam politikası uyguluyordu.
Elbette, genel ve soyut bir ilke olarak, her bildirinin her şeyi söylemesi, her faktörü zikretmesi gerekmeyebilir. Bu da bir tercih meselesidir sonuçta. Nitekim 1128’ler bildirisini kaleme alan, dolaştıran ve imzalayanlar da yapmışlardı tercihlerini. PKK’yı herhangi bir şekilde sorumlu tutmamaya; buna karşılık sadece devleti ve hem de katliamla suçlamaya karar vermişlerdi. Hattâ ilginçtir; neredeyse devletten herhangi bir talepte bile bulunmuyorlardı. Aslında hemen sadece devleti, soykırım sözcüğünü kullanmayan ama uluslararası soykırım tanımına uyacak şekilde kaleme alınmış bir metin üzerinden, uluslararası kuruluşlara şikâyet ediyorlardı. (Merkel ziyareti öncesinden başlayan bu tavrı, ayrıca yazacağım.)
Sonraki reaksiyonlar içinde, nelere değinmedikleri uzun uzadıya hatırladıldıysa, illâ o diğer olguları zikretmek zorunda oldukları için değil, vardıkları sonucun neden yalan ve yanlış olduğunu göstermek içindi (ve içindir); yeri gelmişken, bunu da belirtmeyi ihmal etmeyelim.
* * *
Geçtim; evet, çok büyük bir tepki oluştu bildiri yayınlandığında. Vicdanlar isyan etti (ve benim de vicdanım isyan etti); insanların aklı durdu (ve benim de aklım durdu); çarpıtmanın bu kadarını kimsenin havsalası almadı (ve benim de havsalam almadı). Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil bazı liderler böyle fikrî ve vicdanî bir tepkinin ötesine geçti. Bildiriyi suç gördüler, suçlu ilân ettiler. Bildiriyi imzalayanlara karşı, (hukukî açıdan) yargıyı, polisi, savcıları; aynı zamanda (disiplin yönetmelikleri ve sonuçta istihdam, yani iş güven[siz]liği açısından) YÖK’ü ve tek tek üniversite yönetimlerini harekete geçmeye çağırdılar. Bu yüzden, sonraki günlerde kalabalık polis ekiplerinin imzacıların evlerini basması, gözaltına alıp götürmesi, ya da bazılarının işlerine son verilmesi gibi çok kötü ve haksız uygulamalar yaşadık.
Hepsine karşı çıktım. Bu konuda kaç yazı yazdığımı şimdi burada tekrarlamayacağım; başlıklarını bir kere daha sıralamayacağım. Televizyon programlarında da konuştum, bir Cumhurbaşkanlığı Sofrası’nda da. Hepsinde ve her birinde, hem 1128’ler bildirisinin içeriğini eleştirdim; hem de hukukî yaptırımlara girişilmesine muhalefet ettim. İmzacıların düşünce ve ifade özgürlüğünü savundum. Her vatandaş gibi öğretim üyelerinin de siyasî görüşlerini serbestçe dile getirmelerinden yana tavır aldım. Bu arada, akademiklere ve akademik hayata ilişkin bazı saplantılarla da cebelleştim. Bilim insanlarının da insan olduğunu; siyasî bakımdan hatâ (yani başkalarının gözünde hatâ) yapabileceklerini; “bilim insanı hatâ yapamaz, hatâ yapma hakkı yoktur” gibi bir gerekçeyle “kabahatlerinin ağırlaştırılamıyacağını” ve özel olarak hedef alınamayacaklarını anlatmaya çalıştım.
Nelerden geçiyoruz (19 Mart) yazımın sondan altıncı paragrafında, 1128’lerin terör ve demokrasi konusundaki tutarsızlıklarına, çifte standarlılıklarına değindim. Meselâ neden (HDP taraftarlarının öldüğü) Ankara Garı bombalamasını (iktidarı ima eden) “Katilleri tanıyoruz, unutmayacağız, affetmeyeceğiz” sloganlarıyla andıklarını, ama sonra, PKK’nın yaptığı aşikâr olan ve nitekim TAK’ın doğrudan üstlendiği Ankara Merasim Sokak (Servisler) ve Ankara Güven Park bombalamaları karşısında sustuklarını sordum. Öte yandan, aynı yazının son beş paragrafını, AYM kararı, Dündar-Gül olayı, 1128’lerden üç öğretim üyesinin tutuklanması, Chris Stephenson’ın sınırdışı edilmesi (veya sınırdışı edilmediği halde edildi denmesi), nihayet bazı HDP milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırılması (olasılığı) açısından AK Parti liderliği ve hükümetini eleştirmeye ayırdım.
Bu bağlamda, 1128’lerin salt düşünce ve ifade özgürlüklerini savunan (ve işin içine siyasî görüşlerine de açık-örtük sahip çıkmayı karıştırmayan) öyle bazı bildiriler vardı ki, önüme gelmiş olsalar ben de imzalardım dedim. Bundan sonra da önüme gelirse, (hep o, özel görüşlerinin içeriğine girmemek kaydıyla) gene de imzalayacağımı vurguladım.
Nitekim bunları yazmamın hemen ardından, gene böyle bir bildiriyle karşılaştım. Baktım, ilk iki paragrafını olumlu buldum. Derken üçüncü paragrafında, kritik bir cümleye takıldım. Bu cümle, düşünce ve ifade özgürlüğünü genel demokrasi ilkeleri açısından savunmakla kalmıyordu. Ötesine geçiyor ve özel bir siyasî yorum getiriyordu. Daha spesifik olarak, barışın (yani Kürt barışının) da ancak ve ancak “herkesin düşüncesini özgürce ifade edeceği” (yani hayli olgun ve ileri) bir demokraside (demokrasiyle) gerçekleşebileceğini öne sürüyordu. Olmadı, imzalamadım (22 Mart) başlıklı yazımda, bunu, ütopik ve maksimalist bir tavır olarak eleştirdim. Kolayca tersine çevrilip “demokrasi yok, öyleyse barış olmaz” ya da “elbette barış olmuyor, çünkü demokrasi yok (PKK ne yapsın)” biçimlerine büründürülebileceğine işaret ettim. AK Parti’yle gerçekleşecek ve dolayısıyla AK Parti’ye yarayacağı düşünülen herhangi bir barışı istemeyen; tersine, PKK’yı böyle bir barışı asla kabullenmeyip savaşı sürdürmeye teşvik edenlerin, epey bir süredir bu argümana başvurduklarına değindim. Neşe Düzel’in Mart-Nisan 2013 röportajlarında açıkça gözlenebilen evveliyatını hatırlattım.
* * *
İhsan Bilgin’in garipsediğim tepkisi, işte bu son yazıma. 24 Mart tarihli cevabı (eğer buna cevap denebilirse), Şiddet ve baskı başlığını taşıyor. Benim belirli bir tür sol aydın kesimine yönelik somut, spesifik siyasî eleştirilerime karşılık teşkil eden tek cümle, hattâ tek sözcük bile yok. (a) Olayın başlangıcında, 1128’ler bildirisine yönelik eleştirilerim mi hatâlıymış, ya da neresi hatâlıymış? (b) Yani meselâ PKK, yukarıda, bu yazının beşinci ve altıncı paragraflarında sıraladığım şeyleri söylememiş ve yapmamış mı? (c) Gene kabaca 1128’ler ve sempatizanları diye tarif edilebilecek bir kesim, sadece PKK’nın güneydoğudaki savaşı karşısında değil, hattâ sivil halka yönelik şu son Ankara-2 ve Ankara-3 katliamları karşısında da susmadı mı ve el’an da susmuyor mu? (d) Sözünü ettiğim son bildiri taslağından, barış ile demokrasinin ilişkisi konusunda dikkatle alıntıladığım o kritik cümleden, eleştirdiğim anlamlar çıkabilir mi, çıkamaz mı? (e) Daha genel olarak, “önce demokrasi, sonra barış” diye özetlenebilecek bir mantık (o bildiri taslağında olsun veya olmasın), doğru mu, yanlış mı?
İhsan Bilgin, bu beş noktanın biri, birkaçı veya tamamı konusunda, kuşkusuz farklı düşünebilir benden. Öyleyse, bunu tane tane, anlaşılır bir şekilde yazması gerekir. Yazarsa, ayrıca tartışırız. Ama hayır, öyle yapmıyor; hiç girmiyor bile bu noktalara. Girecek gibi yapıyor, ama olayı derhal bambaşka bir yere kaydırıyor. Girecek gibi yaptığı nokta, “barış ile demokrasi arasında kopmaz nedensellik bağı olmadığı söylense de, üzerinde konuşacak çok şey kalıyor geride” ifadesi (ben italikledim). Sanıyorsunuz ki, bunun neden yanlış olduğunu anlatmaya başlayacak. Hayır, oradan (nedense özellikle Carl Schmit[t]’i zikrederek) devletin meşru şiddet araçları üzerindeki tekeline geçiyor. Bu fikri biraz büküyor ve devlet terörüne uzandırıyor: Devletin şiddet ve baskıyla bağının ve bunu kendi toplumuna karşı kullanma kapasitesinin, diyor, eşi benzeri yoktur; Faşizm ve Nazizmin, Stalinizmin, bürokratik devlet sosyalizminin, McCarthyciliğin, en müreffeh toplumlara dahi neler çektirebildiğini biliyoruz. Oradan da Slavoj Zizek’e sıçrayıveriyor; iki bağlamda: (a) Zizek Suriye sınırında yakalanan TIR muammasına dikkat çekmiş. (b) Buradan hareketle, “devletin terörü başka hiç bir örgütle kıyaslanamayacak şiddetteki bir tehlikedir” demiş. Buna karşılık “PKK ne de olsa devlet olma hırslı bir nüve”ymiş, “o kadar”(italikler benim). Ki bu da Berktay gibi aydınların meslektaşlarını ithamı için yeterli zemin” değil”miş (iki kelimeyi ben italikledim). Hepsi bu kadar; toplam 17 satırlık cevap veya eleştiri, her neyse, bu cümleyle son buluyor. Şunu da eklemem lâzım: İhsan Bilgin kısa yazısına dört çarpıcı görsel imaj eklemiş. Biri, Carl Schmitt’in Türkçeye çevrilen bir kitabının kapağı. Bir diğeri, Zizek’in İbrahim Kalın’a verdiği cevap hakkında Cumhuriyet’in yaptığı yayından bir kolaj. Diğer ikisi Nazizmle ilgili. Yazının içinde, Hitler’in (başta Ernst Roehm) Kahverengi Gömlekli SA’larını, Hücum Taburlarını da içeren bir kolaj var; yazının başlığına ise, Hitler ve Goebbels’i 19 Temmuz - 30 Kasım 1937 tarihlerinde Münih’te düzenlenen “Dejenere Sanat Sergisi”nin girişinde gösteren bir fotoğraf koydurmuş. Hattâ öyle ki, bu dört görsel unsur 17 yazılı satırdan daha geniş yer kaplıyor.
* * *
Şimdi, nedir bütün bunların anlamı? Herşeyden önce, tekrar altını çiziyorum, bu 17 satır içinde Türkiye neden hiç yok? İhsan Bilgin neden somut olarak Türkiye konuşmuyor; itiraz edecekse, neden Türkiye hakkında söylediklerime itiraz etmiyor; realite öyle değil böyle demiyor? Neden sırf devlet teorisine (ya da, belirli bir yöne bükülmüş bir devlet teorisine) sığınıyor?
İkinci olarak, diyelim ki evet, genel siyaset teorisi itibariyle devletin elindeki şiddet olanakları, bütün diğer rakip veya alternatif odaklardan daha üstündür (ki bu, özel olarak Carl Schmitt’le başlayan bir şey değil). Bu soyut teorik tesbitten, pratikte devletin her zaman terörist olduğu sonucu çıkarılabilir mi? Herhangi bir somut çatışma durumunda, kimin başlattığı ve/ya ne istediği ve/ya ne yaptığına ilişkin somut bir tahlilden bağımsız olarak, apriori bir yaklaşımla, “başka ne olursa olsun en büyük terör odağı her yer ve durumda daima devlettir” denebilir mi? Hattâ diyelim ki öyledir; bu, diğer terör odağı veya odaklarını (bu somut durumda PKK’yı) hiç ama hiç görmemek için neden olabilir mi? İhsan Bilgin aynen şöyle diyor: “PKK ne de olsa devlet olma hırslı bir nüvedir, o kadar” -- yani devlet değildir; devlet olmadığına göre de devlet gibi ve devlet kadar şiddet ve terör uygulayamaz, devlet kadar veya daha kötü olamaz! Mı acaba? Ben tarihsel materyalizm (veya tarihsel realizm) zemininde konuşabiliriz sanıyordum; oysa bu, nasıl bir idealist tümdengelimcilik? İhsan Bilgin gerçekten üzerinde düşünülmüş, bizim de düşünmemiz ve ciddiye almamız gereken bir önerme mi sunmakta? PKK’yı bırakalım; IŞİD’e geçelim. Pekâlâ IŞİD için de “devlet olma hırsı içindeki bir nüve”dir diyebiliriz; bu, IŞİD’i IŞİD’e karşı savaşanlardan daha az kötü kılmaya yeterli mi?
Üçüncü olarak, İhsan Bilgin neden bu kadar çok Faşizm ve Nazizm sokmuş bu yazının içine? Neden, Türkiye somutluğundan konuşmak yerine, genel olarak Faşizm ve Nazizme gönderme yapmakla yetiniyor? Carl Schmitt, malûm, Nazi hukukunun teorik dayanaklarını kuran aşırı sağcı bir Alman hukukçusu (eski Taraf’taki bir yazımda, Nazi hukuku ve Carl Schmitt ile Sovyet hukuku ve Andrey Vişinsky arasında bir paralellik kurduğumu hatırlıyorum, her durumda devleti yüceltmek, devletin çıkarları ve üstünlüğünü savunmak açısından). Ama bu normatif yaklaşım başka; pozitif bir gözlem veya teori olarak “devletin meşru şiddet araçları üzerindeki tekeli” başka. Pozitif tesbitin Carl Schmitt’le pek bir ilişkisi yok; ilk formülasyonları Jean Bodin’le başlıyor, oradan Thomas Hobbes’a geçiyor; 20. yüzyıl başında Max Weber’le netlik kazanıyor. Hal böyleyken, İhsan Bilgin neden konuya Carl Schmitt’le giriyor ve (sanki bu bizi ikna edermiş gibi) bir de kitabının kapağını koyuyor? İhsan Bilgin de normatif olan ile pozitif olanı birbirine karıştırıyor olabilir mi? Sonra o diğer iki Nazizm imgesi ne arıyor orada? Ortamı Nazizm çağrışımlarına boğmak suretiyle ne yapmaya çalışıyor İhsan Bilgin? Bizi duygusal açıdan etki altına almak mı istiyor? Yani devletin “her durumda” en büyük terör odağı olduğuna itiraz edersek, yüce Zizek’e karşı çıkmanın ötesinde, Faşizm ve Nazizmi de görmezden gelmiş mi olacağız? Ya da, bütün o Faşizm ve Nazizm satürasyonu, bugünkü Türkiye, AK Parti ve Erdoğan ile Faşizm ve Nazizm arasında belli belirsiz bir bağlantı kurmayı mı amaçlıyor?
Bu bağlamda ve dördüncü olarak, tam da şu, (mealen) “her durumda en kötü ve en büyük tehlike olan devlettir” iddiası bağlamında, Faşizmin ve Nazizmin yükselişi tarihini gözden geçirmek neden gelmiyor İhsan Bilgin’in aklına? İtalya, 1918-22. Mussolini’ninFasci Italiani di Combattimento’su ve sonra Ulusal Faşist Parti’si, bütün dehşetengizsquadristi’si, Kara Gömleklileriyle birlikte, henüz muhalefette. Beri yanda ise devlet, ordu, parlamento, eski muhafazakârlık, istikrarsız “burjuva” koalisyonları ve (1922’de) Luigi Facta (hükümeti) var. Peki, pratikte, kimdi o koşullarda en büyük, en tehlikeli terör odağı? Klasik devlet mi, muhalefetteki Faşist hareket mi? Almanya, 1918-1933. Hitler’in DAP’ı ve sonra NSDAP’ı, bütün dehşetengiz SA’ları, Kahverengi Gömleklileriyle birlikte, henüz muhalefette. Beri yanda ise gene devlet, ordu, Weimar Cumhuriyeti, Hindenburg gibi eski Prusyalı muhafazakârlar ve istikrarsız “burjuva” koalisyonları var. Tekrar soralım;pratikte, kimdi o koşullarda en büyük, en tehlikeli terör odağı? Klasik devlet mi, muhalefetteki Nazi hareketi mi? Yani şimdi İhsan Bilgin 1921’de İtalya’da veya 1932’de Almanya’da olsaydı, israr edecek miydi şimdi o kadar dogmatik bir tümdengelimcilikle tekrarladığı “en büyük terör odağı devlettir” teorisinde?
Hiç sanmıyorum. Çünkü bu Faşizm ve Nazizm imâları işin salçası aslında. Asıl mesele, “Berktay gibi aydınların meslekdaşlarını ithamı için yeterli zemin” olmadığından giderek 1128’lerin pozisyonunu siyasî olarak doğrulamaya, içerik itibariyle savunmaya yönelik -- çok basit ve çok şeffaf -- bir manevradan ibaret. Bir kere, daha önce de italiklediğim bir “meslekdaşlarını itham” ibaresi sıkışmış araya. Anlamadım; bir, bu “itham” sözcüğü ne anlama geliyor? Ben mi yanılıyorum; daha çok hukukî çağrışımları olan bir terim değil mi bu? Onların düşünce ve ifade özgürlüğünü israr ve inatla savunmuyormuşuz gibi, benim siyasî eleştirilerimi İhsan Bilgin neden bir “itham”a dönüştürüyor? Dahası, “meslekdaşlarım(ız)” dokunulmaz mı? Onlar da insan değil mi, vatandaş değil mi, dolayısıyla homo politicus değil mi sonuçta? Onların da doğrusu ve yanlışı, katıldığımız ve katılmadığımız görüşleri olmaz mı? “Meslekdaşlarım(ız)” diye, (düşünce ve ifade özgürlüğünün ötesinde) her görüş ve tavrını (içerik olarak da) savunacak mıyız bütün akademiklerin? İhsan Bilgin hiç düşünmüş müdür, Türkiye’nin iki yüzü aşkın üniversitesinde toplam kaç bin akademik olduğunu? Çok sesi çıkan solcu-laik-muhalif kesimin ötesinde, başka hangi ideo-politik görüşler yaygındır acaba, diğer (faraza) 70,000 öğretim elemanı arasında? Yarın öbür gün başka bir tartışma çıksa ve mesela ben, mesela Ermeni soykırımın inkâr eden görüşleri eleştirsem (geçmişte de olduğu gibi), Yusuf Halaçoğlu ve benzerlerinin… İhsan Bilgin bana gene “meslekdaşlarını itham” üzerinden lâf dokundurmayı tercih edecek midir?
* * *
Diyebilirsiniz ki, alt tarafı 17 satır ve dört resim karşısında ne gerek vardı, bu kadar nefes tüketmeye? 1128’ler söylüyor zaten; (a) bu bir “barış” bildirisidir; (b) elbette PKK vb zikredilmez, çünkü muhalif aydınlar için muhatap her zaman devlettir, bir şey talep edilecekse (yalnız) devletten talep edilir; zira (c) her zaman asıl ve en büyük (hattâ tek) terör odağı devlettir… İhsan Bilgin de beklemiş, beklemiş; herhalde giderek kızmış “meslekdaşları”nın bu kadar çok “itham” edilmesine; bu yüzden epey mahalle baskısına da uğramış olabilir; benim bir yazımı bahane edip, anlaşılan kendisine de pek ince eleyip sık dokumadan ikna edici gelen “en büyük terör odağı her zaman devlettir” apolojisini tekrarlamış.
Burada önemli olan, aforizmatik bir havada söylediklerinin, oldukça dağınık ve özensiz bir şekilde çiziktirilmiş olmasına karşın, “tipik” karakteri. Bu yüzden, o kadar ayrıntılı biçimde eğildim (ve daha da eğilmeye devam edeceğim).
Yoksa aslına bakarsanız, İhsan Bilgin bana haksızlık etmemiş. Kafasını, kapasitesini düşündüğümde, en büyük haksızlığı kendine yapmış.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları

























































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024