Osman CAN
50 yıllık darbe düzeni normal karşılanıyor. Darbeler ve idamlar yöntem olarak yanlış görülüyor. Ancak dayandığı ideoloji, kutsallarıyla el üstünde tutuluyor. Meclis ve demokratik temsilciler ‘temel siyasal kararlar’ almak istediğinde ‘uyanık bekçiler’ müdahale edebilsin. Medya, üniversite, yargı destek versin.
Birkaç gün önce 27 Mayıs günü “Darbelere karşı 70 milyon adım” koalisyonunun düzenlediği etkinlik çerçevesinde bine yakın insan Yassıada’ya çıkarma yaptı. 51 yıl önce darbecilerin çıkarma yaptığı gibi. Ancak bu kez çıkarmanın amacı darbeyi meşrulaştırmak amacıyla üretilen açık veya örtülü tüm gerekçeleriyle 51 yıllık karanlığı sona erdirme iradesini ortaya koymaktı.
27 Mayıs Türkiye’de karanlık bir dönemin başlangıç tarihi... Görünürde kendilerine Milli Birlik Komitesi adını takan 38 Subay çetesi memleketi “kurtarma” gerekçesiyle darbe yaptı. Gerçekte CHP, yargı, bürokrasi, medya ve özellikle üniversitenin, Demokrat Partinin hatalarından da yararlanarak “idealist” subaylar eliyle icraya koydukları karanlık bir başarı öyküsüdür bu.
‘Direniş hakkı’ makyajı
İstanbul’dan apar topar gelen ve buna Ankara’dan katılan, adları zihinlerindeki karanlık kadar büyük üniversite profesörlerinin katkısıyla, bu gerekçe, “Anayasayı ihlal ederek meşruiyetini kaybetmiş bir siyasi iktidara karşı Türk Milleti’nin direniş hakkı” biçiminde makyajlandı.
Ancak anayasayı ihlal suçu da “hukuken” problemliydi. Zira darbenin bizatihi kendisi en ağır anayasa ihlaliydi. Bununla birlikte Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun Anayasayı ihlal ve birçok düzeysiz ve ahlaksızca suçlamalar üzerine idam edilmesinin ardından, 27 Mayıs darbesinin herhangi bir kanıta ihtiyaç duyulmayacak açıklıkta Anayasayı ihlal suçu oluşturduğunu hatırlatma cesaretini göstermek kolay değildi. Zira böyle bir hatırlatmayı ima yoluyla yapan, hatta yapılanlara çok basit bir “haksızlık” etiketi yapıştırma çabası dahi
cezalandırılıyordu.... Bu bağlamda, darbecilerin partilere dayattığı “Çankaya Protokolü”nün icrası niteliğindeki 38 sayılı kanun bunun yasal zeminini oluşturuyordu. 27 Mayıs Darbesinin en önemli silahı olan Anayasa Mahkemesi bu kanunu 1963 yılında “27 Mayıs Devriminin meşruluğunu ve haklılığını inkâra yol açan... Her hareket, Anayasa’ya aykırıdır” diyerek Anayasaya uygun buldu. Aynı kanunun Menderes ve diğer bakanların Yüce Divan adı verilen cüppeli terör çetesi tarafından idam edilmesini ima yoluyla eleştirmeyi de yasakladığını not edelim.
Tüm bu karanlık girişimler ve cinayetlerin hukuken meşrulaştırılmasını sağlayanların tek parti diktatörlüğünün ürettiği Anayasa hukukçuları olduğunu, bunların bir yandan darbeye giden yolu üniversitelerden başlayarak döşemiş olmaları, darbeden sonra da hazırlanan taslaklarda parlamentoyu bütünüyle devre dışı bırakan önerilerle ortaya çıkmaları şaşırtıcı olmamalı.
Ancak şaşırtıcı olan, bu profesörlerin darbeyi meşrulaştıran kavram ve teorilerin bugün dahi hukuk dünyasında makbul görülmesi, daha da ötesi, 27 Mayıs darbesinden şikayet eden hukukçularca da tekrarlanmasıdır.
Darbenin ‘özgür’ anayasası
27 Mayıs öncesinde medyanın darbeyi kışkırtan tutumu üzerinde çokça yazıldı. Bu dönemin aktörlerinin halen merkez medyanın makbul aktörleri arasında ve siyasette yer alıyor
olması, 27 Mayıs darbesiyle üretilen sistemin kültürel, entelektüel ve siyasal yaşamamızı nasıl zehirlediğini, referanslarımızı, “normal”lerimizi, “doğru”larımızı nasıl
belirlediğini gösteriyor. 50 yıllık darbe düzeni ve hukuksal alt yapısı normal karşılanıyor. Darbeler ve idamlar en fazla yöntem olarak yanlış görülüyor, ancak dayandığı ideoloji, kutsallar ve tüm siyasal referansları itibariyle el üstünde tutuluyor. Siyasetin kötülüğü, buna karşın “siyaset dışı” kurumların siyaseti belirleme iddiasının “iyiliği” temel bir değer olarak kabul ediliyor. Siyaset ile kastedilenin demokratik işleyiş olduğu, “siyaset dışı”lığın ise, 1925-1950 arası tek parti diktatörlüğünün belirlediği ve biçimlendirdiği rejimin taşıyıcı kurumlarına işaret ettiği çok açık.
27 Mayıs Darbesi 1930’ların zihniyetinin kendini yenileyerek siyasete ağırlığını koymasıyla ve Demokrat Parti’nin pek çok hatalarıyla başarı şansını yakaladı, aydın, üniversite ve tabii ki CHP destekli olarak gerçekleştirildi. Sonuç olarak halk iradesini, demokratik sonuçları reddeden, toplumsal çoğunluğu tehdit olarak gören bu darbenin tercihlerine göre yeni bir anayasa inşa edildi.
İlk olarak, Anayasa temel hak maddeleriyle temel maddeleri dolduruldu; “bakın ne kadar özgürlükçü bir Anayasamız var” deme imkânı doğdu. Darbenin hürriyet için yapıldığı bu şekilde kanıtlanmış oldu, aynen İttihatçı despotizmin kuruluşunda olduğu gibi...
Anayasanın ikinci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasına demokrasi, insan hakları ve sosyal hukuk devleti kavramları konuldu. “Sosyal devlet” kavramı nedeniyle Türkiye’de sol geleneğin darbeci, Kemalist ve vesayetçi gelenekle doğal ittifak kuruldu.
Görüntüde bunlar sağlandıktan sonra, yapısal olarak sistem öyle bir şekilde işleyecekti ki, darbe koalisyonunun iktidarı sürsün. Yani sistemin temel esasları, ideolojisi, eğitimden askeriyeye kadar toplumu tanzim etme gücüne sahip tüm araçları, darbecilerin
tercihlerine göre çalışsın. Ama diğer yandan bir meclis olsun ve bu meclis, darbecilerin önemsemediği konularda “hükümetçilik” veya “parlamentercilik” işiyle meşgul olsun. Parlamento “aş” ve “iş” meselesiyle uğraşsın ama başka bir şeye bulaşmasın. Darbecilerin siyasetteki uzantıları da yapısal konularla yani sistemi demokratikleştirmeyle ilgilenmeye çalışan siyasi aktörlere, “halkın aş ve iş gibi çok önemli sorunları varken, bu konulara neden zaman harcıyorsun?” biçiminde eleştirebilsin. Yani “halk”tan görünüp darbeci sisteme dokundurmamak şeklinde bir işlev üstlenebilsin.
Meclis ve demokratik temsilciler “temel siyasal kararlar” almak istediğinde ise “uyanık bekçiler” müdahale edebilsin. Medya, üniversite, yargı destek versin.
Böyle de yapıldı. Ve bu sistem Anayasa Mahkemesi ve HSYK (belki) hariç olmak üzere dimdik ayakta.
51 yıllık karanlıktan aydınlığa
TÜRKİYE’Yİ 27 Mayıs darbesiyle başlayan 51 yıllık karanlıktan, referanslarından ve kabullerinden, onun ürettiği siyasal ve kurumsal haritadan kurtarmayı hedeflemeden, yeni Anayasa yapabilme imkanı yoktur.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2021
9.01.2021
20.07.2020
12.07.2020
23.06.2020
20.06.2020
20.06.2020
24.04.2019
18.01.2017
1.02.2015