Murat Sevinç
(Muhterem okur, bunlar konusu ve amacı gereği biraz uzun yazılar. Sabır diliyorum!)
Dünyayı titreten kudrete sahip kibirli liderlerin kapı koluna dokunmaya korkar hale geldikleri, çok ama çok ilginç bir deneyim yaşıyoruz. Çıplak gözle görülemeyen bir virüs; üzeri baskıyla, yalanla, şiddetle örtülmeye çalışılan ne kadar araz varsa görünür olmasını sağladı. Dünyada ve Türkiye’de. Bir yanda tahayyülü zor acılar yaşanır ve insanlar kaybettikleri sevdiklerine vedalaşma şansına dahi sahip olamazken, diğer yandan sistemin kendisini kurtarma çabası canhıraş devam ediyor ve edecek.
Böyle bir ortamda eli kalem tutanlar, şu anda ne olduğu, sonrasında ne olacağı, olabileceği üzerine bir şeyler söylemeyi deniyor. On dakika sonra başımıza ne geleceğinden, birkaç hafta sonra hayatta kalıp kalamayacağımızdan emin olamadığımız koşullarda, geleceğe dair varsayımların anlamı üzerine tartışılabilir kuşkusuz.
Buna mukabil, çok insanın geleceğe dair bazı tahminlerde bulunuyor olmasının çok temel bir gerekçesi var: Bugünden memnuniyetsizlik! Salgın, berbat olanı ortaya çıkardı, hepsi bu. Öncesindeki adaletsizliği, öncesindeki gelir uçurumlarını, öncesinde söylenen yalanları, öncesinde giderek görünür hale gelen irili ufaklı faşizm denemelerini.
Olup biteni kavramaya çalışan hemen herkeste ortak bir kanı var artık: Dünya düzeni değişmeli. Bu şekilde sürdürmek mümkün değil. Bir yandan iklim krizi, diğer yandan dehşet verici gelir uçurumu ve kapitalizmin vardığı son aşama.
Kuşkusuz, ‘yarın her şey değişecek’ ya da ‘yok ya bir şey değişmez,’ benzeri yargılar için insanın kendisini yormasına ihtiyaç yok. “İki aya her şey normale döner, kaldığı yerden devam ederiz” nevi sözler ise, bir yanıyla haklı; diğer yandan her şeyin olduğu gibi devam etmesi yönünde bir dilek beyanı.
Evet, bu günler geçtiğinde, eğer hâlâ hayattaysak, herhalde dışarı çıkıp bir yerlerde lokantaya ya da tatile gitmek isteyeceğiz. Bir gömlek almak için AVM’ye koşacağız. Bizler. Evde kalabilenler. Diğerleri değil! Bu doğru. Ve zaten ‘hiçbir şeyin aynı kalamayacağını’ iddia edenler, bu gerçeğin farkında olmayacak kadar saf değil.
‘Aynı olmayacak’ iddiası, olmaması gerektiği inancıyla ileri sürülüyor. Ezcümle, her şey ‘normale’ dönmemeli, zira yaşanılan büyük krizin temel nedeni, o ‘normal.’ Yoksa hiç kimsenin, salgın sonrası dünyanın bir günde alt üst olacağını iddia ettiği yok; sistemin olduğu gibi sürmesinde çıkarı olan sahtekârların dile getirdiklerinin aksine.
Hal böyleyken, bu vahim günlerde elden geldiğince ‘şimdiye’ ve ‘sonraya’ ilişkin bir şeyler söylemeye çalışmak, konuya dair farklı üslupta yazanların düşüncelerini bir kez daha dolaşıma sokmak, biraz hayal kurulmasını rica etmek kötü olmayabilir.
Bu nedenle ilk yazımda, “Başka bir dünya elbette mümkün” diyerek başlamış ve konuyu, okuyabildiğim yazarların düşüncelerine atıflarla sürdüreceğimi söylemiştim. Bugün alıntı yapacağım isimler, Aksu Bora, Ümit Kıvanç, Evren Balta.
İlk yazıda, Bilişim Devrimi ile birlikte kapitalizmin vardığı aşamayla ilgili satırlarımı şöyle bağlamıştım:
“ …Bilişim Devrimi de iki yüz yıl önceki Sanayi Devrimi gibi son derece sarsıcı, ama ondan daha hızlı sonuç verdi. Sanayi Devrimi’ne giden süreç ve devrimin kendisi nasıl tüm siyasal-toplumsal yapıyı darmadağın ettiyse, şimdi bilişim devrimi de aynını süratle yapıyor… Bilişim Devrimi, kapitalizmi kapitalizm yapan temel saiki: emek sömürüsü ve sonucunda elde edilen ‘kâr’ın edinilme yolunun mantığını ortadan kaldırıyor. Çok basit bir nedeni var: Üretim güçlerinin verimliliği olağanüstü bir biçimde artıyor. Yani? Kapitalizmin temeli olan ‘artı değeri’ yaratmak için emekçinin aynı biçimde ve yoğunlukta sömürülmesine gerek kalmıyor artık.
Teknolojideki büyük gelişme, sömürü olmadan verim artırılmasına ve üretim güçlerinin gelişimine izin veriyor. Sonuç? Bir süre sonra, bazı meslekler tümüyle ortadan kalkacak ve 10 kişinin yaptığı işi bir kişi yapabilecek. Ezcümle, kapitalizmin dayanağı yok artık. Bu bir dönemsel kriz değil, bir sistemin var olabilme gerekçesinin ortadan kalkması. Hal böyleyken yeni ‘sorunlar’ kendiliğinden ortaya çıkıyor: Kalan ‘dokuz’ kişi ne yapacak peki?”
Bu soru orta vadede tüm rejimlerin ve genel olarak sistemin kaderini belirleyecek muhtemelen. Kalan dokuz kişi ne yapacak?
Çalışmayacak mı? Çalışmadan nasıl yaşayacak? Yurttaşlık maaşıyla mı? Neden olmasın, dünyada verimlilik sorunu yok ki, dağılım sorunu var. Vesaire… Sorulara dair başka akademisyen ve yazarların düşüncelerine değineceğim diğer yazılarda. Belki Russel’ın ‘Aylaklığa Övgü’süne ve Lafargue’nin ‘Tembellik Hakkı’na da. Köle muamelesi görmenin panzehiri tembellik hakkını savunmak olabilir mi? Ya da herkesin çalışmasına ihtiyaç duyulmayan bir siyasal düzende, ‘tembellik’ denilen, olağan davranış kabul edilmeyecek mi?
Aksu Bora, Birikim Haftalık’ta “İnsan Ruhunun Sığamayacağı Kadar Küçük” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısına “İşçi Sınıfı Cennete Gider” filmine göndermeyle başlamış, o meşhur tirattaki “çalışmak insanlıktan çıkarıyor” çığlığıyla. Aksu Bora’dan bazı satırları paylaşmak istiyorum:
“Çalışmanın sadece ‘hayatını kazanmak’ değil, toplumsal aidiyet, kimlik, anlam, güvence… demek de olduğu günlere varmadan önce, böyle bir geleceği reddedenler olmuştu; Paul Lafargue’den de önce. Ve tabii ondan sonra da… Geçtiğimiz iki yüz yıllık işçi hareketinin hiç değişmeyen hedefi çalışma saatlerinin kısaltılmasıydı, çünkü hayat, çalışmadan arta kalan zamandaydı ancak… Corona sonrasına dair bütün öngörüler, insanların önemli bir kısmının hayatını kazanamaz hale geleceğini söylüyor. Ekonomik daralma ve işsizlik. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde sık sık dile getirildiği gibi, sömürülmek bile bir ayrıcalık halini alacak yani. Kapitalizmin ne işgücü ordusuna ne de yedek işgücü ordusuna ihtiyacı kalacak. Dolayısıyla, çalışmanın reddi, iş saatlerinin kısaltılması talebi, çok eskilerde kalmış, bulanık bir anıya dönüşecek. Dönüştü bile. Home ofis denen çalışma düzeninin nasıl bir “ev kadınlığı” haline geldiğini, mesai kavramının çalışan aleyhine ortadan kalktığını hızla gördük. Uzun çalışma saatlerinden yakınan işçiler bir anda kendilerini işsiz (ya da ücretsiz izinde) buluyorlar… Bir yandan da uzun zamandır farkındayız, insan nüfusu, hayatını kazanmak için böyle didinip durmak zorunda değil. Başta tarım sektöründekiler olmak üzere, üretim teknolojilerindeki gelişme, bizi daha az çalışarak yaşayabilecek hale getirdi. Hektarlarca alana mısır ekmek, plastik benzeri tavuklar yetiştirmek, toprağı ekilemez hale getirecek zehirlerle zorlamak, dünyanın bir ucunda üretilenleri öbür ucuna taşımak türünden işlere kalkışmadığımızda, herkesi doyurabiliriz. Dünyanın bir ucunda sefil koşullarda üretilen tekstil ürünlerinden dağlar yaratmaktan vazgeçtiğimizde, herkesi giydirebiliriz…”
Aksu Bora’nın yazısında birbirini takip eden iki düşünce var: İlki işsizliğin giderek artacağı ve bir süre sonra sömürülmenin dahi bir nimet olacağı, ki bu gerçekçi tahmin kapitalizmin şimdiki haliyle süreceği varsayımına dayanıyor. Diğeri, üretim teknolojilerindeki gelişmenin, daha az emekle üretimin verimliliğini artıracağı. İkinci yorum, yukarıda altını çizmeye çalıştığım gerçeğe denk düşüyor: Sistemin nesnel gerekçesi ortadan kalktı. Öyle ya, az insanla çok verimlilik alınabiliyorsa emeğin sömürüsü de anlamını yitiriyor.
Peki, hâlihazırda kapitalizm sürdüğüne göre bu koşullarda önerisi nedir Bora’nın? Şu: “Adil, anlamlı, eşit bir dünyanın hayal kadar uzak olduğunu düşünsek bile (niye düşünelim?) hemen şimdi yapılabilecek bir şeyi yeniden gündeme getirdi geçenlerde ‘1+1 Forum’: Temel gelir. İşlerin biraz daha dengeli dağılacağı, ‘hayatını kazanma’nın biricik yolunun ücretli çalışmaya katılmak olmayabileceği bir düzenleme. Belirsiz bir gelecekte değil, şimdi yapılabilecek bir şey.”
Temel yurttaşlık geliri bana kalırsa da çok yerinde bir öneri tabii ve başka ülkelerde gündeme geldi, geliyor. Bu konuya, ‘örneklerle’ sonraki yazıda değineceğim.
Ümit Kıvanç, 9 Nisan’da P24’te “Topluca köklü değişim mecburiyeti” başlıklı bir makale yayınladı. İnsanlığı felaketten korumaya yönelik küresel bir organizasyona gereksinim duyulduğuna ilişkin görüşten (ve bunu öneren bir Umair Haque’nin yazısından) hareket eden Kıvanç, organizasyonun kimler tarafından nasıl bir hiddetle engellenme ihtimali olduğundan da söz ediyor. Kuşkusuz şimdiki formuyla kapitalizm, sona ermemek için elinden geleni ardına koymayacak ve elinde epeyce güç var!
Ümit Kıvanç’ın yazısından bazı satırlar:
“Bu düşünce yoluna adım atan, tekil sorunlarla yüz yüze olmadığını, yeryüzündeki insan varoluşunu ekonomisiyle, savaşlarıyla, kültürüyle, alışkanlıklarıyla, velhâsıl bütünüyle ele alıp silkelemeden kayda değer sonuca ulaşılamayacağını daha ilk etapta kavrıyor. Bütüne dair, temele dair, esas meselenin ne olduğunu kimsenin gözlerden gizleme şansı artık yok: Salgınlar gibi, onlardan daha beter ve daha karşı konamaz olacağı belli iklim felaketi de ancak küresel dayanışmayla alt edilebilir. Hattâ dayanışma kavramı bile yetersiz, yüz yüze kalınan tehlikenin boyutları karşısında; düpedüz, topluca katılım ve organizasyon gerekiyor. Küresel örgütlenme. İnsanlığın şu haline bakınca ütopya olarak telaffuz edilmesi bile kulağa tuhaf geliyor…”
Ardından, küresel bir organizasyon için neler gerekiyor sorusunu yöneltip yanıtını arıyor Kıvanç:
“Dünyaya bir tür sosyalizm ya da en azından, sosyalistçe ilkeleri, kurumları olan, ilkelerini, şeklini şemailini henüz bilmediğimiz bir toplum düzeni gerekiyor; eğer insanca yaşamak gibi bir niyetimiz varsa. Çünkü insanların, başkalarının onları mecbur bıraktığı hayatları sürerek canlı kalabiliyor, ufak bir azınlığın keyfini sürdüğü eğlenceli hayattan artakalanlarla, itiraz etmediği sürece önüne atılan kırıntılarla besleniyor olması, insanca yaşamak değil… Bugünün umursamaz, küstah, saldırgan kapitalizminin, bırakın böylesine kendinden emin, pervâsızca sürdürülebilmesini, doğrudan ayrıcalıklı olmayan kesimlerden de destek bulabilmesi insanlık açısından patolojik bir durumdur. Öyle ki, çok basit gerçeklerin bile hatırlatılabilmesi, zorlu, zahmetli ikna faaliyetlerine bağlı. Kendilerini kötü bir hayata mahkûm eden eşitsizliği insanların bu kadar doğal sanması ve sayması zaten patolojik vaziyettir, 20. yüzyılda buna ‘menşei belirsiz’ kurumsal, örgütlü rıza da eklenmiş durumda.”
Ümit Kıvanç, bu durumu sağlayan ‘toplumsal rızanın’ nasıl üretildiğini ve özellikle güncel acımasız kapitalizmin bunu nasıl başardığını sorguluyor:
“O üretmiyor. Alternatif kendini imha ettiği için insanlar akıntıya kapılmış gidiyorlar. İnsanlığa sosyalistçe toplum hayatının vaat ettiklerini anlatmaları beklenen günümüz sosyalistlerinin en vahim handikapı, var olmuş -reel!- sosyalizm deneylerinin insanlığın hafızasında tuttuğu nâhoş yeri yok saymaları. Buna da hem bizzat o deneyler hakkında muazzam bir cehalet hem de sosyalizmin mümkün yegâne varoluş tarzının onlar gibi olabileceği yollu ufuksuzluk yol açıyor. Başka hayatî sebepler de var. Sosyalizmi devlet iktidarını ele geçirerek tepeden aşağı kurulabilecek bir disiplin mekanizması sanmak, yeryüzünden -ve ne yazık ki son ferde kadar her sosyalistin kafasından- silinemedi henüz. Kapitalist göz boyama, anti-komünist propaganda, sosyalizmin hem bireye hem topluma yönelik olarak içerdiği parlak ve zengin gelecek vaadini bütünüyle örtemez, çarpıtamazlar. O vaat bunun için fazla parlaktır.”
Ve ilk önerisi: “…bugün dünyaya tam da vaktiyle Marksizmin yapabildiği gibi, bir kökten, toplu çözüm önerisi gerekiyor. İşe belki sosyalizm değil ‘sosyalistçe’den başlamalı. Meselâ sosyalistçe yaşansa, sağlıkçıların yeterli ekipman bulamaması diye bir mesele olamaz. Sosyalistçe ilkeler toplum hayatında daha etkili olsa, virüsü Marmaris’e, Bodrum’a taşımak için seferber olmuş orta sınıf daha bir kendini bilir, başkalarının hayatını hiçe sayan davranışları böylesine rahat benimseyemez, yapamaz. Sosyalistçe zihniyetin örgütleyeceği sağlık hizmeti, en yoksul bireyi dahi gözetir, güvenceye alır.”
Eşitlikçi bir toplum için, yürekten katıldığım ‘sosyalistçe eşitlik’ talebi ve bunun değerini insanlara anlatabilmek. Küçümsemeden. Ne anlatma çabasını, ne de karşıdaki insanı. Herkesin, eninde sonunda insan gibi yaşamak isteyeceği, istediği gerçeğini bir an olsun unutmadan.
Son olarak, Evren Balta’nın, İrfan Aktan ile söyleşisindeki bazı cümleleri paylaşacağım.
Balta’ya göre corona virüsü bize, dünyaya bir ayna tuttu. Salgının tüm gerilim hatlarını ortaya çıkardığının, hiçbir şeyin eskisi gibi sürme ihtimali olmadığının; ancak bunun kendiliğinden gerçekleşmeyeceğinin altını çiziyor söyleşi boyunca. ‘Ulus devletlere’ ait mekanizmaların kullanıldığı ve yönetimin değil, halkın ‘sokağa çıkma yasağı’ ilan edilmesini talep ettiği, son derece ilginç bir deneyim.
Son zamanlarda popüler olan ve özellikle Çin örneğinden yola çıkılarak yapılan ‘dünya çapında otoritelerleşme’ tahminlerine mesafeli yaklaşıyor ki, bence her mesafeli yaklaşım gibi, daha tutarlı!
“Örneğin bir başka otoriter rejim olan İran, krizle mücadele etmekte kesinlikle en başarısız ülkelerden biri oldu. Tedbirlerin zamanlamasında geç kaldı, yaygınlığı konusunda başarısız bir sınav verdi. Önce kriz yokmuş gibi davrandı, sonra krizi küçümsedi, ardından da kriz için dış güçleri suçladı. Ama sonuç olarak otoriter olmasına, elinde çok güçlü ve merkezi olarak kontrol edilen bir devlet aygıtı bulunmasına rağmen krizi kontrol edemedi.”
Balta’ya göre asıl önemli olan, rejim tipinden çok, devletlerin kapasitesi ve tabii, ‘risk’ ile kurdukları ilişki. Devletlerin eskisinden farklı olarak ‘riskleri’ özellikle hafife aldıklarını ve bu durumun ‘belirsizliği’ güçlendirdiğini, belirsizliğin bir strateji olarak benimsendiğini hatırlatıyor. Hatta iktidarların (o belirsizleştirmenin katkısıyla) yarattığı ‘terörist’ imgesiyle ‘virüs’ imgesi arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor. Örneğin, ikisinin de kökü dışarıda!
Evren Balta, hâlihazırdaki sıkı devlet tedbirlerinin ‘kalıcılığı’ konusunda iyimser değil. Daha doğrusu ‘şüpheci’, diyelim. Geleceğe ilişkin ise, küreselleşmenin arık bilinen haliyle sona erdiği görüşünde:
“Ama küreselleşme artık hiçbir zaman aynı olmayacak. Bence insan odaklı olmayan, tamamen piyasanın ve malları hareketine dayalı, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan küreselleşme dönemi bitti. Zaten bitmeliydi. Batı’da yükselen popülist tepki de bu tarz bir küreselleşmeye yönelik yönünü şaşırmış bir itirazdı. Bu tarz küreselleşmeye yönelik itiraz ulusal, milliyetçi bir hattan da, dayanışmacı, dâhil edici bir küreselleşme hattından da devam edebilir. Ama hangisinden devam ederse etsin sınırsız bir piyasacılığa dayanan küreselleşme fikrinin geri gelmesi artık zor.”
Bu yazıda üç yazardan alıntılar yaptım. Benzer yerlere vardıkları kanısındayım. Bu çapta felaketler her zaman bir ‘yeninin’ ortaya çıkmasını sağlayabilir. 14.yüzyıldaki veba salgınının dünyasından çok daha hızlı bir çağda yaşıyoruz ve türlü musibetler kapımızda.
Bir şeyler değişiyor, değişecek. Şu ya da bu yönde. Türkiye’de ve dünyada. Belki çok acı veren yıllar geçireceğiz. Belki halklar, üzerine düşeni yerine getirip bu rezalete son verecek ve yaşamını kurtaracak. Görünen, artık böyle bir saçmalığın devam edemediği.
Eğer herkesin çalışmasını gerektirmeyen bir seviyeye geliyorsa üretim araçlarının gelişmişlik düzeyi, belki de ‘tembellik hakkı’ daha çok konuşulmalı. Her şey yeniden ele alınmalı, düşünülmeli. Ama her şey. Herkes kendi alanının, işinin gücünün geleceğine ilişkin hayaller kurmalı. Berbat bir ülke ve dünyada yaşamak da, daha iyisini hak etmek de, insanların elinde nihayetinde. Başka bir dünyanın mümkün olmadığına inandırılmış insanların.
Konuya dair ortak düşünme ve yazılardan haberdar etme çabasına, aralıklarla devam edeceğim…
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları















































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025