Berrin Sönmez
Karanlık doksanlarda 28 Şubat’a giden yolun taşlarını döşeyenlerden birisi yine sahnede. O yıllarda Rize Belediye Başkanlığı da yapmış olan eski milletvekili Şevki Yılmaz’dan söz ediyorum. Bu defa bir üniversite konferans salonunda boy göstermiş. Akademide seviyesiz konuşma üslubu 101 dersi vermiş adeta. Salondaki nice din adamı ve akademisyen dersi uslu uslu dinleyerek “pezevenk”li “kavat”lı hitabetten feyz almış olmalı. İstanbul Sözleşmesi karşıtlığının, öteden beri tahmin ettiğim karanlık ve derin yanı, bu şahsın sözlerinden daha net biçimde aşikar edilemezdi. “Kadınların hukukunu Avrupa’da arayanlar ahmaktır.” Sözleriyle başlayarak İstanbul Sözleşmesi’ni kast ettiği çirkin konuşmasından alıntı yapmaya bile değmez. Gasıpların konuştuğunu bilelim yeter. İslam’da haklarımızı gasp edenler evrensel değerlerle elde ettiğimiz hakların, vahiyle sabit haklarımız olduğu gerçeğini yine gizleyerek bu kez de İstanbul Sözleşmesi’yle sabitlenen şiddetten korunma hakkımızı gasp etmek istiyorlar. Kadına yönelik şiddetle mücadeleyi cinsellik çağrışımlı yaklaşımla engellemeye kalkışan fallussantrik dinbaz yorumları herkes biliyor zaten tekrara gerek yok.
Kadınları araç kılarak “başörtüsüne” özgürlük isterlerdi zaten kadınlara değil. Nitekim üniversiteli öğrencileri ön saflara sürdükleri o eylemlerde, meslekten atılmış, başörtülü çalışan kadınlar için ağızlarını açmazlardı. O günkü üniversite öğrencilerinin bugün çalışmasına da, şiddetten korunarak güçlenmesine de karşı çıkarken utanmalarını beklemek ham hayal olur. Bizler kadınların, başörtülü olarak da eğitim, çalışma ve siyasi, idari temsiliyet haklarını kazanmak için mücadele ederken kendi kendimize bazı sözler vermiştik. Bazısı çeşitli basın açıklamaları ve demeçlerle, röportajlarla kamuoyuna da ilen edilen o sözleri yerine getirmenin tam sırasıdır. Aradan geçen yıllarda siyasi pozisyonların ve önceliklerin değişmesine, kişisel düşüncelerimizde farklılıklar yaşanmasına rağmen hatırlayanlar çıkacaktır o sözleri. Başı açık olma hakkını savunacağımıza dair kendi kendimize söz verirdik mesela. Kadın eşitlik mücadelesinden taviz vermeyeceğimize de. Medeni Kanun’la kazanılmış kadın haklarının savunucusu olacağımıza da. Kazanımların korunmasında kadına yönelik şiddetle mücadelenin önemini de ihmal etmezdik.
Derin suların karanlığı üstümüze gelirken “özgürlük için el ele zincirlerini” hatırlamanın tam zamanı. Yirmi bir yıl önce ekim ayında başlayan ele ele zinciri eylemlerinin benzerleri veya başka yeni yöntemlerle tüm kadınların el ele verme zamanı geldi. Yoksulluk nafakasından tedbir nafakasına, kadınların velayet hakkından mal rejimine ve miras hakkından istismarcı affı sayılacak olan erken evlilik faillerini cezasız bırakma teşebbüsüne kadar bütün kazanımlarımız tehdit altında. Ve İstanbul Sözleşmesi’yle 6284 sayılı şiddet yasası günümüzde kadınların güçlenmesini sağlamak için şiddetin önlenmesini hedefleyen ulusal ve uluslararası mekanizmalar olarak yukarıda sayılan tehdit altındaki tüm haklarımızın bekçisi konumunda. Bu mekanizmaların etkin uygulanmasını sağlamak için kendimize verdiğimiz sözleri hatırlayıp gün bugün diyerek el ele vermenin zamanı.
Kadın özgürlüğünü yok eden o derin devlet şiddetinin, 28 Şubat’ın sembol fotoğrafı. Yüzlerce öğrenci özgürlük için ele ele zinciri eylemlerinde gözaltına alınmış, otuz kişi doksan yıla varan hapis cezası talebiyle DGM’de yargılanmıştı. Kadının sesini kısmayı, sözünü yok etmeyi amaçlayan aynı karanlık güç bugün İstanbul Sözleşmesi’ni yok etmek istiyor.
Bu sözlerime delil istenirse Emine Bulut cinayetine ilişkin haberleri izlemek bile yeterli olacaktır. İstanbul Sözleşmesi etkin uygulanmadığı için Emine Bulut’un katiline sadece müebbet cezası verildi. Savcının iddianamesine ve mütalaasına girmedi. Oysa sözleşmede cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren hallerin sıralandığı 46’ncı maddenin d fıkrası, tam da katil eski koca Fedai Varan’ın suçu işleme biçimini tarif ediyor. “Suçun bir çocuğa karşı veya çocuğun huzurunda işlenmesi halinde” cezanın ağırlaştırılması gerektiğini öngören madde mahkeme kararında da yok sayıldı. Oysa cinayetin işlenmesinden Emine’nin defnedilmeinden beş gün sonra sosyal medyaya yansıyan görüntülerle hepimiz tanık olmuştuk müşterek çocuklarının gözü önünde ve çocuğu görme bahanesiyle buluştuklarında o cinayetin işlendiğine. Ancak cinayetten önce kolluk görevlileri Emine’yi korumadı biliyoruz. Ve kamuoyunda infial oluştuktan sonra yargı harekete geçti bunu da biliyoruz. Savcının iddianamesinde İstanbul Sözleşmesi dayanak olarak gösterilmedi bu da ortada. Savcıların ve hakimlerin, anayasa gereği iç hukuk müktesebatı hükmündeki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni uygulamaktan çekindiği bilinen bir gerçek. Çekincelerinin sebebi Şevki Yılmaz’ın da içinde yer aldığı şiddet seviciler korosunun siyasi iradeyi, kamu görevlilerini ve yargı mensuplarını etkileyecek şekilde üzerlerinde baskı kurması. Yıllardır yürütülen baskıyla sözleşme ve yasanın etkin uygulanmasını önledikleri gibi günümüzde artan şiddetin sebebi olarak sözleşme ve yasayı göstermeyi de ihmal etmiyorlar. Bu baskıyı biz kadınlar elbirliğiyle ortadan kaldırmayı kendimize borçluyuz. Özellikle başörtülü kadınlarla özgürlük mücadelesi yürüten biz dindar kadınlar hem kendimize hem bütün kadınlara karşı sorumluyuz. Zira din saikiyle gerçekleştiriliyor saldırılar. Bizler geleneksel din yorumlarıyla kadınların toplumsal hayata katılımını engelleyen anlayışlara karşı kendimiz için mücadele verdiğimiz gibi şimdi bütün bireylerin şiddetten korunması için aynı şekilde hareket etmekle mükellefiz kanımca.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları


















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025