Berin UYAR
Yıl 1981. Tam da bu zamanlar. İstanbul Gayrettepe’de 1. Şube’deyiz. Kardeşimle birlikte 30 Ağustos’ta gözaltına alındık. Burada 91 gün kaldık. Ayrı hücrelerde tutuluyoruz. Kadınların kaldığı 2 hücre var zaten. Diğerlerinde erkekler tutuluyor. Zerrin benden 8 yaş küçük olduğu ve doğduğunda bana teslim edildiğinden olsa gerek inanılmaz bir üzüntü ve merak duyuyor, uçan sineğin kanadından haber almaya çalışıyorum. Benim kaldığım hücre tuvaletlere yakın ve nöbetçi polisin oturduğu odanın önünden geçen, ayrıca falakadan dönenlerin ıslak zeminde yürütüldüğü ve akşamüstleri kan içinde kalan koridoru da yarım yamalak görüyor. Bu koridor her gece bir “gözaltı” tarafından paspaslanıyor. Paspas işi o kadar büyük bir avantaj ki, anlatamam. Tüm hücrelerle konuşabilirsin, biraz nefes alır, uyuşmuş kaslarını hareket ettirirsin. Biz kızlara bu iş hiç verilmiyor. Ben ve bir iki kız arkadaş daha hücreden sadece işkenceden dönen ve ya tabanları ya da bedenlerinde herhangi bir yerleri patlamış olanlara pansuman yapmak için çıkarılıyoruz. Ben kana bakamam hiç ve hala da. Ama orada bu işi nasıl yaptım bilmiyorum. Gözyaşlarımın arasından buğulu buğulu seçebildiğim, yarılmış deriden fırlamış kanlı et parçaları hala gözümün önünde ve cerahatli kan kokusu hala burnumdadır.
Eğer hücre kapımızın üzerindeki küçük mazgalı biraz insafı olan bir nöbetçi açık bırakmışsa, gelen geçeni görüp selamlaşmamız mümkün. Tabii ki, benim bu mazgala yetişmem için hücredeki ahşap banka çıkmam gerekiyor. Polis, yatak diyor buna. Üzerinde şilte olmayan tahta bir sıra. Altı boş. Yiyeceklerimiz, boş süt kaplarımız (nöbetçi tuvalete çıkarmazsa diye saklanıyor) ve giysi torbalarımız duruyor orada. Pire ve sarı hamam böceklerinin cirit attığı, tozlu pis bir zemin.
Hücrede 8 kişi kalıyoruz. Hücrenin eni kapı genişliğinde. Boyu ise ben yattığımda ancak sığabileceğim kadar yani taş çatlasa 1,55 belki 1,60 falan. Bankta sıkışırsak beş kişi yanyana oturabiliyoruz. Diğerleri ayakta duruyor. Sonra yer değiştiriliyor. Uzun bacaklı birisinin bacakları duvara dayanır. Hani uçaklardaki koltukların önü kadar dar hücre. Uyumak mümkün değil. Oturarak, ya da ayakta uyuyabilirsen uyu... Ben hücreye atıldığım ilk gün, gözlerim karanlığa alışıp, hücredekilerle tanıştıktan sonra bu bankın altına hırkamı serip uyudum. Beynimin yeni bir duruma adapte olması sürecini ben uyuyarak geçiririm. Tam 24 saat, deliksiz. Çok pire vardı ama beni ısırmıyorlar nedense. Kalktığımda sanki yıllardır burada yaşıyormuşum gibi bir his vardı içimde.
Eğer nöbetçi mazgalı kapatırsa, boğulacak gibi oluyoruz ve ancak kapının altından nefes alabiliyor, ışık görebiliyoruz. Tüm koridor, kan, ter, sidik kokuyor. Eğer gece nöbetçisi bir insansa, hücre kapılarını sırayla açıyor, nefes alabiliyor ve kaçamak da olsa karşı ve yan hücrelerde kalanlarla bakışabiliyor hatta konuşabiliyoruz. (O dönemde, Maden İş Sendikası’ndan çok arkadaş vardı diğer hücrelerde, okuyorlarsa hatırlayacaklar) Ne yazık ki Zerrin’in kaldığı hücre en dipte. Onu sadece, bazen tuvalete giderken görebiliyorum. Tanıyanlar bilir o yıllarda zaten çöp gibi zayıftı. Mazgaldan gördüğüm kadarıyla çok bitkin ve solgun. Ona sesleniyorum geçerken, hatta bazen mazgaldan şarkı da söylüyorum. Beni duysun, morali bozulmasın diye. Gelip kapatıyor mazgalı nöbetçi. Diğer arkadaşlara haksızlık olmasın diye onlar, “hadi Berin” derlerse sesleniyorum oradan. Bazen yiyecek alışverişi de yapabiliyoruz.
Ailemizin dışardan temiz çamaşır getirmesine izin var. Ama hemen kirleniyoruz. Ayrıca herkesin ailesi de malzeme getiremiyor. Herşeyi ortak kullanıyoruz. Bazı acil ihtiyaçlarımızı tuvalete götürüldüğümüzde soğuk suda elle yıkıyor ve arka koridordaki pis iplere asıyoruz. Oradan gelen çamaşırların hepsi bitli oluyor. Eğer giysileri hücreye, bitleri ayıklamadan alırsak, hem bize hem de diğer giysilere bulaşıyor bit. Gece nöbetçileri biraz daha toleranslı. Kapı açık kaldığında benim görevim, tüm giysileri kapının önünde gözden geçirmek ve bit kırmak. Bit çok pis kokuyor. Önce midem bulanıyordu ama koğuşun en yaşlısı olarak (31 yaşındaydım o zaman) bunu kendime iş edindim nedense.
Sabah kız erkek karışık, gözlerimiz pis kanlı bez parçalarıyla bağlı, birbirimize tutunarak yukarıya sorguya çıkarılıyoruz. Akşama kadar gözlerimiz bağlı, yerde oturarak, gelen geçenin tekmesini ve hakaretini yiyerek bekletiliyor, akşam mesai bitiminde hücremize getiriliyoruz. Bazen günlerce hücreden çıkarılmıyoruz. Hücremizden sabah alınmış ve işkenceden getirilmiş kızların teselli ve tedavisi bize kalıyor. Bazen de tedavi edilen sen oluyorsun elbette.
Bu kadar lafı neden anlatıyorsun diyeceksiniz, biliyorum.
Bugün kaybettiğimiz Tarık Akan için.
Bir gece mazgalımız hiddetle kapatıldı. O kadar hiddetle çarpıldı ki, mazgal kapağı tekrar açıldı ve biz mazgalın önünden geçirilen gözleri bağlı çoook uzun boylu birini gördük. Şimdiye kadar oturduğumuz yerden hiçbir baş görememiştik doğrusu. Bir arkadaş Tarık Akan bu dedi. Hiç ihtimal vermedik doğrusu. Hatta kızcağızla dalga bile geçtik. “Yan hücrede de Marlon Brando var, arkada da Frank Sinatra” diye. (Arkadan çok güzel bir erkek sesi geliyordu bazen. Adını Frank Sinatra koymuştuk.) Sabaha karşı nöbetçiyi çağırdık. Üç arkadaşın ve benim tuvalete gitmemiz gerekiyordu. Tuvalete yalnız gitmiyorduk hiç. Yanyana bir kaç tuvalet vardı ama kapıları yoktu. Bize daha fazla eziyet etmek istediklerinde, kapının önünde sırtı sana dönük bekliyordu nöbetçi. Sen, bu lanetli her an geri dönebilir endişesiyle yapıyordun işini. Nöbetçi geldi. Pis bir sırıtmayla “hiişşt!” diyerek kapıyı açtı. Tuvalete götürdü bizi. Kapıda, pis sigaralı nefesini duyabileceğimiz kadar yaklaştırıp suratını, “bir bilmecem var, kim geldi, biliyor musunuz?” diye sordu. Biz, nerden bilelim deyince, Zevzek zevzek ağzından baklayı çıkardı. Akşam Tarık Akan’ın getirildiğini söyledi. Onu mutlu etmemek için üzülmüş gibi bile yapmadık. Ama hücremize döndüğümüzde...
Böylece Tarık Akan da bizim rutinimize katılmış oldu. Ne kadar kaldı hatırlamıyorum ama o süre içinde ona çok kötü davranan, hakaret eden lanetliler olduğu gibi, nöbetlerinde onu dışarı çıkaran ve hatta paspas işini veren nöbetçiler; hiç işi olmadığı halde gece yarısı aşağıya gelip onu görmek isteyen memurlar da oldu. “Bakalım bu “O” çocuğu nasıl bir meretmiş diye geldi bazıları. Daha da çok ama meraklı ve hayran kadın sesleri, parfüm kokusu... Bence onu aşağılayanlar bile hayrandı Tarık Akan’a. Onu da gündüzleri sorguya çıkarıyor, bekletiyor geri getiriyorlardı. Onunla aynı ekipte yer aldığımızı, üst katlardaki telaşlı koşuşturmalardan ve kadın polislerin fısıltıyla “koşun Tarık Akan geçiyor” diyen seslerinden anlıyorduk.
Bir gece, mazgalımız açıkken paspasa çıkardı nöbetçi Tarık Akan’ı. Bizim hücreden geçerken, “diğer kadın hücresine selam götür, kardeşim orada” dedim alçak sesle. Kafasını çevirmeden yan gözle baktı bana, geçti gitti. Bir on dakika kadar sonra, bu kez ters tarafa geçerken, gülerek, “Zerrin selam söyledi” diye seslendi. O kadar mutlu oldum ki, kardeşimden bir kaç gündür haber alamamıştım. Sanki Zerrin serbest bırakılmış gibi sevindim. Bunu hiç unutmam.
Sonra, yıllar sonra Tarık Akan’la bu kez özgür bir ortamda karşılaştık. Öğrencilerimle yaptığım gezilerden birinde, 2003 veya 2004 olmalı, İstanbul’da Nazım Hikmet Vakfı’nı ziyaret ettik. Vakfın yöneticilerinden arkadaşım Kıymet Coşkun’a, öğrencilerin konuşup sorularını sorabilecekleri bir sinema oyuncusu, yazar veya tiyatrocu olsa orada diye rica ettim. Kıymet kırmadı beni araştırdı. O tarih için sadece Tarık Akan, seve seve gelirim demiş. Öğrenciler deliye döndüler mutluluktan, ben de elbette. Tarık Akan erken gelmiş, bekliyordu Vakıf’ta bizi.
Öğrencilerimden birinin sonra yaptığı bir yorum hala aklımda, “Hocam bu kadar kocaman ve güzel bir insan nasıl bu kadar alçak gönüllü olabilir?” demişti. Sorularına yanıt verdi çocukların, onların anlattıklarını ilgiyle dinledi, karşı sorular sordu. Bizi, öğrencilerimi ciddiye aldı. Orada ben de ona bu 12 Eylül anısını sordum. Hemen hatırladı. Ben “kardeşimden haber getirmiştiniz” dedim, o renkli gözlerini kocaman açıp, “Zerrin” dedi. Çok şaşırmıştım. Sonra Almanya’ya dönünce kardeşime de anlattım bu buluşmayı. Nasıl heyecanlanmış, “hemen bir mektup yazayım” demişti. Yazdı mı bilmem.
Ama ben bugün yine hüzünlüyüm.
Tarık Akan bizim güzel yüzümüzdü. Gençlerimiz onun filmleriyle büyüdü. Benden bir yaş büyükmüş. Birlikte büyüyüp, aynı yollardan geçtik sayılır. 1 Mayıslarda, sendikal harekette... Hafızamızın bir tahtası daha söküldü gitti işte. Güzel insanlar gidiyor. Eksiliyoruz. Fotoğraflarda, filmlerde, satır aralarında, renkli tuvallerde, siyah beyaz resimlerde, şarkılarda eksiliyoruz. Yerlerini doldurmak zor. Dolmaz da zaten. Onlar bir ılık rüzgardı tenimizi okşayan, değip geçtiler işte.
Güzel uyu Tarık Akan, seni unutmayacağız.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.03.2022
6.09.2020
10.01.2017
4.01.2016
2.01.2016
18.09.2016
7.02.2016
14.02.2016
15.01.2016
25.12.2015