Murat Sevinç
1994 yılı sonu ya da 1995’in başıydı. Londra’da, ‘Özgür Gündem’ gazetesi için dayanışma toplantısı yapılacakmış. Kim söyledi, nerede okudum, kiminle birlikte gittim, tek başına mıydım, hiç hatırlamıyorum. Büyük bir salon, hınca hınç dolu. Birileri kürsüye çıkıp konuşma yapıyor, kısa bir konser de vardı hatırladığım kadarıyla. Konuşmalar Türkçe, arada bir Kürtçe bir iki cümle duyuyorum sanki. Çevremde oturan insanların bir kısmı Kürtçe konuşuyor birbirleriyle. Epey sert sözler sarf ediliyor kürsüde. Muhtemelen sert değil, bana öyle geliyor.
Sağda solda kameralar görüyorum. Şimdi beni de çekerlerse, bir yerlerde çıkar mı ki, yayınlanırsa, istihbarat var mıdır… Endişeleniyorum ama yerimden de kalkmıyorum. İnatla ve ilk kez, bu içerikte konuşmalar dinliyorum. İlgi çekici, can sıkıcı, moral bozucu, öğretici… Endişem hiç geçmiyor. Başımı belaya mı sokuyorum ki. Fakat Siyasal’ı bitirmişsin, ayıp hakikaten, eninde sonunda bir toplantı. Gazete bombalanmış, sana ne oluyor!
Yirmi dört yaşında, ilk kez Kürtçe konuşan insanlarla ve böyle ‘tehlikeli’ bir ortamda saatler geçirmiştim. Uzaydan mı geldi bu herif, diye soruyorsunuz muhtemelen. Uzaya kadar gitmek şart değil, hemen kenarınızdaki mahallede büyüyüp de olup bitenden, iki sokak ötenizde yaşayanların dertlerinden haberdar olmamak, belki de duyup buna mukabil hiç dinlememek, mümkün. İyi de SBF’de okumuşusun, hiç mi anlatan olmadı be adam!
Yıllar içinde, neden böyle vahim biri olduğumu düşünürken, 1988-1993 arasında tam beş yıl boyunca herhangi bir derste (bölüm derslerinden söz ediyorum), Kürtler ile ilgili bir kez olsun tek satır geçtiğini hatırlamadığımı fark ettim. İlk zamanlar henüz 1402’likler dönmemişti. Döndüklerinde bir değişiklik olmuş muydu, çok değil. Bölüm hocam olmayan Baskın (Oran) Hoca’nın, derslerinde Kürt sorunundan söz ettiğini işitiyorduk.
Rahmetli Mehmet Ali Birand gelmişti bir gün ve Konferans Salonu’ndaki konuşmasının bir yerinde Kürtlerden söz ettiğinde alkışlandığını hatırlıyorum. Demek ki okulda böyle bir duyarlılık vardı, ancak bu duygu ve bilgi, derslere yansımamıştı. ‘İnsan hakları hukuku’ öğrenmiştik oysa!
Tabii çokça ‘Kürt arkadaşımız’ vardı (!) sınıfta, ancak Kürtçe konuştuklarına da tanık olmadım. O tarihte muhtemelen herkesin içinde Kürtçe konuşmuyorlardı. Eylemci ve örgütlü öğrencilerden olmamak, muhtemelen belirleyici oldu benim için. Onların 1980’lerin sonunda Siyasal’da Kürt sorunu vb. tartışıp tartışmadığını bilmiyorum doğrusu.
Dönem, koşullar, apolitiklik, sersemlik şu bu… Sonuçta Siyasal’da okumuş biri, o yaşa dek böylesine can alıcı bir konuya ilgisiz ve bilgisiz kalabildi. Sünni-Türk kesimden olup ilk-orta eğitimi 1980’lerde gören, ailesi merkez-sağ eğilimli çoğu insanın benzer durumda olduğunu tahmin ediyorum. Evde konuşulmuyor, okulda konuşulmuyor, mahallede konuşulmuyor, evinize giren gazetelerde (Tercüman ve Milliyet) yazmıyor ya da yalan yazıyor, SBF’ye giriyorsunuz ve orada konuşulup konuşulmadığı da belirsiz. Bir de şu var, kazara konuşulduğundaysa zaten pek hoş sözcükler işitmiyorsunuz. Önce eşkiyalık, sonra terörizm vs.
Bu durumda, insanın kafasını karıştıracak birileriyle, bir şeylerle karşılaşması gerekiyor sanırım. Londra’daki toplantı, benim ‘karşılaşmam’ oldu. O günden sonra, Türkiye’de çile çeken ve kimlikleri reddedilen insanların yaşadığını, bu konuyla ilgilenmenin ise benim gibi biri için hep endişe kaynağı olduğunu, olacağını anladım. O ‘benim gibi biri’ tanımına, cesaretsizliği eklemeliyim. Konunun içeriğinden kaynaklanan ‘endişeye’ teyellenmiş, ‘özgül’ nitelik. Yalan söyleyecek halim yok.
Yıllardır, bir tarihte farkına vardığım bazı sorunların/acıların, neden o tarihte farkına varabildiğim üzerine düşünüyorum. Belki birazı benim hatam, ancak yalnızca bireysel tercih ya da hatalarla açıklamak mümkün değil. Birkaç yıl önce, son derece prestijli bir vakıf üniversitesinin hukuk fakültesinde çalışan meslektaşım, derste Cumartesi Anneleri’nden söz edince, hiçbir öğrencinin bilmediğini fark ettiğini söylemişti. Benden beterleri var, demek ki! Herkese aptal ya da yalancı dense, sorun çözülür mü? Ahalinin birbiriyle iletişim kurmaktan helak olduğu bu devirde, nasıl olur? Oluyor işte. Türkiye’yi sosyal medyada takip edilen ‘arkadaşlardan’ ibaret görme yanılgısına düşmek budur, belki de.
Yine de, geç de olsa fark etmek kötü bir şey olmasa gerek. Mesele, bir kez gördükten sonra artık görmezden gelmemekte. Endişe, cesaret, kişilik, tercih vs. nevi sözcükler, o andan itibaren devreye giriyor.
Yıllar içinde akademinin, toplumun geneliyle çok belirgin ortak nokta ve alışkanlıkları olduğunu deneyimliyor insan. Evde konuşulmayanı, sokakta yokmuş gibi yapılanı, okulda işitilmeyeni ya da yalan haber ve bilgiye konu olanı, Türkiye üniversitesinde açıkça ve özgürce konuşup tartışmak kolay iş değil. Belki mümkün, ancak zahmetli.
Üniversite ve akademi, kısa süre içinde insana hangi konuları çalışmanın pek uygun olmayacağını hissettirir. Bilimsel özgürlüğün ölçüsü her kurumda farklı olmakla birlikte, en özgür olanında dahi sınırları çizilmiş bir dünyada olduğunuzu bilirsiniz. Adı açıkça konmamış, ancak içten içe anladığınız, haddinizi aştığınızda size hatırlatılacak sınırlar. Çok uzun yıllar, hatta akademin hayli ‘sol’ olduğu dönemlerde Türkiye’de belli konuların sosyal bilimlerin ‘ilgi alanına’ girmemiş olması, tesadüf değil kuşkusuz.
Okuduğunuz yazının konusu, akademi vs. eleştirisi değil. Peşrevi uzatmamın nedeni, bir sorunu fark ettiğiniz andan itibaren de, o sorunu bir çalışma/ilgi konusu haline getirmenin bazı güçlüklerini anlatmaya çalışmak. Türkiye’de gayrimüslimler, özellikle Ermeni meselesi ve Kürt sorunu hakkında ‘ana akım’ (resmî) görüş dışında bir şeyler söylemek, yazıp çizmek, hemen her zaman zorluydu.
Birileri o zorluğu farklı ölçülerde göze almış, alıyor tabii. Yine de şöyle bir düşünsek, sözünü ettiğim başlıklara ilişkin üniversitelerden çıkmış kaç çalışma hatırlıyorsunuz? ‘Çok affedersiniz Ermeni’ ya da ‘sözde Kürt sorunu’ tezlerinden söz etmediğimi tahmin edersiniz. Yıllar önce, tarihçi bir hocamızın 1935 Tunceli Kanunu ile ilgili yazdığı ve resmî arşiv belgelerinden kotarılmış, kendi tabiriyle son derece ‘sıradan’ bir yüksek lisans tezi için ‘iki’ jüri üyesi bulmakta nasıl zorlandığını anlattığını hatırlıyorum. Hayli ‘solcu’ kurumunda.
Ama yine de bu konuyu çalışıp yazmış işte. Öyle mangal yürek gerekmiyor demek ki. Birileri, bir şey yapmayı istediği, asgari cesaret gösterebildiği için ‘ilerliyor’ hayat. Gördüğüne, ‘gördüm’ demek yeterli aslına bakılırsa. Buna mukabil, bir kez o sıradan cesareti gösterenin yaşamı da öncesi gibi olmuyor memlekette. Ne kadar basit her şey ve ne denli zahmetli.
Türkiye’de sittin sene insan hakları hukuku alanında çalışıp bir kez bile Kürt konusuna girmemek mümkün mü, elbette mümkün. “Şekerim teorik boyutunu çalışıyorum.” Kurumlar, başvuru mekanizmaları vs. Ne güzel, elbette çalışılmalı, kuşkusuz Rawls’lar Dworkin’ler de okunup bilinmeli, anlatılmalı. Akademisyen aktivist olmadığı gibi olmak zorunda da değil üstelik. Ancak örneğin cenazesi bir hafta boyunca asfaltta kalmış bir Kürt kadını, cenazesi buzdolabında bekletilmek zorunda bırakılmış Kürt çocuk, cenazesi mezarından çıkarılmış bir Kürt anne, ‘insan hakları hukuku’ alanının konusu değil midir? Bana öyle gibi görünüyor!
“Canım siz de aklınızı Kürtlerle, Ermenilerle bozmuşsunuz, başka sorun yok mu?” Doğru, ancak aklı fikri Kürt ve Ermeni sorunlarıyla bozmakla, ısrarla görmemek, ısrarla görmemek, ısrarla görmemek ve ısrarla görmemek arasında koskoca bir alan var. Memlekette, insan hakları ihlallerini Uygur Türkleri vesilesiyle keşfetmiş hukuk profesörleri mevcut, örneğin. Türkiye’de yaşıyorlar. Evet evet, hani şu bizim de yaşadığımız ülkede.
Tabii bir şeyi hatırlatmayı ihmal etmemeli: İnsan hakları alan bilgisi, yalnızca insan hakları savunuculuğu için kullanılmıyor. Nihayetinde devletlerin avukatları da aynı bilgiden yararlanarak hareket ediyor. Ya da akademide olup devletlerin gönüllü avukatlığını yapanlar. Örneğin, ABD’de de, devletin Guantanamo’da yaptıklarının işkence sayılmayacağını kanıtlamak için kırk takla atan soytarılar bulmak mümkün. Her yerde, her zaman oldu. Okuduğunuz yazıda eleştiri cümlelerine konu olanlar, bu zevat değil kuşkusuz.
İnsan hakları alanı çalışmaları da, diğer disiplinler gibi farklı açılardan eleştirilir. Türkiye’de de türlü nitelikleri nedeniyle hem sağ (doğal olarak!) hem de solun bir kesimince sürekli iğnelenir. Çalışanın meşrebine göre, ciddi ölçüde ‘gelir’ kaynağına da dönüşebilir, ayrıca. Ancak tüm bu gerçekler, hak mücadelesinin ‘insanı devletlere karşı korumayı’ hedefleyen temel içeriğini görmeyi engellememeli.
İnsan hakları savunucularının muhatabı, doğal olarak devletlerdir. (‘Yatay etki’ konusu bu yazı bağlamında gereksiz.) Dünyanın her yerinde ve konunun ‘asıl’ doğası gereği, savunucunun karşısında devlet olur. Takdir edersiniz ki, o devletin Norveç oluşuyla, Türkiye ya da Azerbaycan oluşu arasında görmezden gelinemeyecek fark var. İskandinav ülkesinde insan hakları savunuculuğu yapmakla, Türkiye’de çaba harcamak arasındaki fark. O fark, bazen bir ‘yaşamın sona erdirilmesi’ anlamına gelir…
Herhangi bir bilim dalı, çalışanı için ‘huzur bahçesi’ olabileceği gibi, ömür törpüsüne de dönüşebilir. İstisnaları bu nedenle biliriz, duyarız. Bülent Şık örneğin, ya da Onur Hamzaoğlu. Diğerlerinin yapmadığını yapıp göze almadığını aldılar. Bedel ödediler. Bedel demişken, İsmail Beşikçi’yi anmadan olur mu? On yedi yıl, cezaevinde. Tahir Elçi. Çok isim var anılabilecek, haksızlık olmasın. Ya da, o kadar da çok isim yok aslında.
Herkes ne üzerine çalışması gerektiğini, o görünmez çizginin nerede başlayıp bittiğini bilir üniversitede ve hayatta. Ben de biliyordum. Birileri o sınırı zorlar, hatta çıkıp duvarı yıkar. Rahatını bozar, keyfini kaçırır, canını sıkar. Diyelim, biri sürekli ne kadar çok vergi ödediğini anlatır, diğeri burnunu cezaevinden çıkaramaz, avukatların.
Siyasal’da çalışmaya başladığımda, orada bulduğum özgürlükçü ortamı, biz öğrenciyken asistanlığa başlamış insanların bir kısmına borçlu olduğumu fark etmiştim. 12 Eylül’ün enkazını onlar kaldırıyordu. Onlar sayesinde okulda Kürt ve Ermeni sorunları gibi netameli konular tartışılabildi, derslerde pek endişe duyulmadan anlatılabildi.
Hep ‘endişeli’ oldum akademide ve hayatta. Cesur biri değilim. Zihnimde bir sürü sınır çizdim kendime, sonra o sınırları aşmak için çaba harcadım. Biraz oldu, biraz olmadı. Neyse ki, hiç olmazsa, bir kez gördüğüme ‘görmedim’ demedim bugüne dek. Hiç olmazsa. Ancak yıktığım bir duvar da yok şu yaşıma dek. Bu nedenle, çizgiyi aşacak cesarete sahip olanları hep büyük sevgiyle, takdir duygusuyla, özenerek izledim. Hayalimde, önlerinde iliklediğim bir düğme oldu.
Eren Keskin, Şebnem Korur Fincancı, Ömer Faruk Gergerlioğlu…
Üçü de türlü ‘suçlardan’ mahkum edildi geçen hafta. Hiç öyle hukuka aykırı vs. konularına girecek değilim şimdi, artık neyin ne olduğunu bilmeyen kalmadı bu toprakta. Hele ki Gergerlioğlu’na yapılan, bırakın yasayı şunu bunu, Anayasa’nın 83. maddesini çöpe atıyor. Nitekim hâkimlerden biri de bunu güzelce anlatmış. Geçelim.
Üç isimle de, iki cümle olsun tanışmışlığım var. Oturup siyaset konuşsak, anlaşamadığımız konular olacağına kuşku yok. Üç ismin de, ne söyleyip yaptığını izlerim yıllardır. Beni affetsinler, kararlılıkları ‘deli işidir’ bu memlekette. Cesaret edemeyeceğim sözleri sarf eden, onca davayı, hakareti, hedef gösterilmeyi, çileyi göze alanlar.
İkisi hekim, biri avukat. Epeyce konforlu ve para pul içinde bir ömür mümkün bu mesleklerde. Başka bir yol seçiyor ve benim gibisinin aşmaya cesaret edemediği sınırın ötesine geçip mücadele ediyorlar. Bir ömür boyu, hepsininkini toplasan bir ciğer etmeyeceklerin, izansız cümlelerine maruz kalarak.
İnsan hakları savunucusu olmak kolay iş değil, sabır lazım. Hepimiz insanız ve nefret ettiklerimiz var. Hak savunucusu olmak ise, “Aman efendim o insan mı ki insan hakkı olsun” zırvasının reddini gerektiriyor. Evet insan ve hakları var, diyebilmeyi. Üç isim de, söz konusu sabrın sembolü bu memlekette.
İnsan, cesaret edemeyeceğini yapıp kuramayacağı cümleleri kurana, bir ömür hiçbir beklentisi olmadan ve sahip olabileceği konforu reddederek başkalarının hakkı için mücadeleyi göze alana, saygı duymalı. Değerini bilmeli. Her ne oluyor ve değişiyorsa şu hayatta, arada bir iyiye gidiyorsa bazı şeyler, o cesaret sahipleri sayesinde.
Eren Hanım, Şebnem Hoca, Ömer Faruk Bey… Hak savunuculuğuna değer veren bir insan ve yurttaş olarak, sizlere borcumu bilerek yaşıyorum. Hiç olmazsa.
Ömer Faruk Bey, KHK’li bir yurttaş sıfatıyla, size ayrıca çok teşekkür ederim.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Celal DENİZIRKÇILIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet AY14 Mayıs güzellemelerinin anlamı 15.05.2019 Tüm Yazıları
-
Salih TunaZincir sesleri 23.04.2019 Tüm Yazıları




























































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025