Nadi ÖZTÜFEKÇİ
Şiddete karşı durmak gerek. Katıksız ve 'ama'sız.
Kimden gelirse gelsin, tüm içtenliğimizle şiddete karşı durmak gerek.
Kışkırtana da, kışkırtılana da... Kim şiddete başvurursa sonuna kadar karşı çıkacaksın.
Açıkça, işin teviline kaçmadan... Öyle sitem ederek, selam ve rica göndererek olmaz bu iş.
Barış yüklü ve ağır bir sözcüktür. Sorumluluk ve samimiyet ister.
Her sözcüğü siyasi rant için, “laf olsun” diye kullanabilirsin ama barış laf olsun diye söylenmez.
Barışın "b"sini ağzına aldığında bütün bunları baştan göze almak, düşünmek gerek. Barış sözcüğünün tamamladıysan eğer, düşünmek de yetmez. Sorumluluklarını yerine getireceksin.
Olup bitenin tek bir adı var; şiddet.!!
Bunun adı “vatan bölünmesin mücadelesi” değil, şiddet…
Bunun adı “özgürlük ve demokrasi mücadelesi” değil, şiddet…
Mücadelenin haklı tarafı vardır ama şiddetin haklı tarafı olmaz.
Eğer barış sözcüğü dökülmüşse dudaklarından, her taraftan gelen şiddete karşı çıkmak artık senin görevindir. Şiddete karşı çıkmak barışı seslendirmekten öte bir şeydir.
Şiddetin tüm taraflarına karşı açıkça mücadeleyi gerektirir. Bu mücadelenin başlangıç noktası şiddetin tüm taraflarının yanlışlarını açıkça dile getirmek, yaratmak istedikleri algıya direnmektir.
Bu mücadele sadece görev değil aynı zamanda haktır. Çünkü hepimiz bu şiddetin mağduruyuz.
Ben kendime düşen görevi yerine getirip, barışı savunma hakkımı kullanmak istiyorum.
Yaratılan şiddete kendi çapımda sesimi yükseltmek istiyorum.
Şiddetin taraflarından biri, aslında her alanda mücadele edilmesi gereken ülkemizin gedikli belası; AKP ve Erdoğan…
Sen, Erdoğan, sen AKP..!? Bugünkü durumun baş aktörü değil misin(iz)?
Küresel derin güçlerin orduyu “askeri vesayeti yıkıyoruz” naralarıyla 'AkSaray’ınızın kapı kulu haline getirmesinin bedeli neydi? Ve sen bu bedeli bilmiyor muydun? Üstelik bu bedeli herkesten daha iyi ödeyebileceğin için seçilmemiş miydin?
Çoktan ön görülmüş çok daha büyük bir planın bir parçası olan bu sürecin, sadece zemin ve tedarik çalışmasının bir gereği ve sonucu olduğun halde Çözüm Sürecinin mimarı olarak piyasa edildin.
Yani küresel bir planın sıradan bir ekipmanı olduğun halde hak etmediğin(iz) demokratlık prim alıp, siyasi kredi kullandınız.
Oslo görüşmelerini -yemin billah inkar ve tevilden sonra- küresel destek ve yönlendirme eşliğinde "analar ağlamasın" üzerinden siyasi ranta devşiren sen değil miydin?
Siyasi rakiplerini “kandan beslenen zihniyet” diye suçlarken, “milliyetçiliği ayaklar altına alırken” ne kadar da fiyakalıydın?
Bunca zaman çözüm süreci, Kürt, Alevi açılımlarının siyasi rantı değil mi sana bugün ‘Külliye’nde saltanat sürdüren?
Peki, şimdi ne değişti? Nedir bu “yedi düvele karşı milli mücadele” verir halleriniz?
Yoksa aniden barış güvercini kostümünüz sıktı mı? Hani fazla semirmiş olabilir misiniz uzatmalı, saadet dolu, muhalefetsiz iktidar yıllarınızda?
Ya da artık barış güvercini olmak eskisi kadar siyasi rant sağlamıyor olabilir mi?
Sıkıcı olduğunuzu falan mı hissettiniz kendinizi. Yeni bir kostüm, şöyle kendini daha iyi ifade eden bir kreasyon daha mı iyi olurdu? Güvercin kostümü yerine şahin kostümü örneğin..?
Bunca gürültü, bunca kan, bunca ölüm birkaç puanlık oy artışı için mi?
Belki de kendini kullanılmış hissediyorsunuzdur..? Son kullanım tarihin(iz) yaklaşıyor olabilir mi? Yani seni iktidara taşıyan güçlerin sana yükledikleri misyonun son ve en önemli aşamasını yerine getirdikten sonra fişini çekebileceğini sezmiş olabilir misiniz? Faturayı da senin(sizin) üzerine kestirtebilirler hani…
Bu da seni(sizi) deli gibi korkutup kızdırıyor olmasın? O yüzden bu son görevi yerine getirirken ayak diretiyor olabilir misiniz?
Özellikle de seni Erdoğan…
Hani senin “kof külhan” hallerin vardı. O “one minute”, “dünya beşten büyüktür” gibi babalanmaların falan… Oysa senin küresel patronların Türkiye’de siyaseten elinin güçlenmesi, verdikleri görevi daha iyi yerine getirebilmen için hoş görüyorlardı bu tuluat gösterilerini.
Yoksa sen bütün bunları gerçek mi sanıyordun? Kendini rolüne fazla kaptırmışsın anlaşılan?
Doğru, sen de haklısın… Sen büyük bir afi ve kof külhanlıkla “Dünya beşten büyüktür” diye naralanırken kimse sana hatırlatmadı; “Türkiye de birden büyük” diye…
Keşke sen de bitse her şey… Keşke bütün bu sorunların tek kaynağı sen olsaydın.
Ama değilsin ve bunu sen çok iyi biliyorsun.
Nazım’ın Peyami Safa için yazdıkları ne kadar güzel anlatıyor senin durumunu;
“….
Sen bu kavgada
bir nokta bile değil,
bir küçük, eğri virgül,
bir zavallı vesilesin!..”
Evet, keşke Erdoğan’la başlayıp bitseydi kabus. Keşke bu şiddetin tek tarafı o olsaydı.
O zaman benim de görevim buraya kadar yazdıklarımla biterdi.
Ancak ne yazık ki değil. Şiddetin tek tarafı yok.
Hatta keşke bu şiddetin tüm tarafları bize görünenlerle sınırlı kalsaydı…
Bu şiddet; görünen ve görünmeyenleriyle çok taraflı bir şiddet… Ne yazık ki dolaylı ve dolaysız, bile isteye ya da zorunlu olarak tüm tarafların artık ‘de facto’ bir işbirliğine dönüşen, hata ve suçlarının kesişme alanından kaynaklanmakta…
Ülkemizin son 45 yılını biçimlendiren, demokrasi, özgürlük mücadelesini, ekonomik hak ve eşitlik mücadelesini rafa kaldıran, sınıf kavgasını unutturan bu kör şiddete karşı mücadelenin en büyük zorluğu da bu özelliği…
Karşılıklı sürdürülen, karşılıklı nemalanılan çok taraflı hata ve suçlarla sürekli beslenen, adeta kanıksamamızı, birlikte yaşamaya razı olmamızı istedikleri bir şiddetten, ülkemize özgü bir olgudan söz ediyoruz.
Bu olgu giderek “meşru” bir araca dönüşmekte… Sanki sıradan, basit bir “kendini ifade etme”, masum bir “derdini haykırma” aracı olarak kanıksanmamız isteniyor.
Öylesine kanıksatma operasyonu ki oluşturulmak istenen –önemli ölçüde oluşturan- algıya göre bu şiddetin en masumları şiddetin tarafları.
Ana akım görsel ve sosyal medyada sadece bu şiddetin tarafları ve destekçileri söz fırsatı buluyor; büyük bir pişkinlikle, hiç bitmeyen “kabahat kimde”, “ilk kim başlattı” kavgasıyla bizleri şaşkınlaştırıp, suçu(şiddeti) haklı ve meşru kılıyorlar.
Tıpkı köyün iki güçlü ailesinin arasında uzun süren, suçun kimde olduğunun, ilk kimin başlattığının belirsizleştiği kan davaları gibi köye kabus yaşatılıyor. Bu arada iki ailenin de ileri gelenlerinin öteden beri köyle ilgili kirli hesapları olan uzaklardaki çok güçlü bir aile ile ilişkilerini sürdürüyor olması bu kan davasını daha kirli ve iğrenç yapıyor.
İşin en acı yanı ise;
Köyün ileri gelenlerinin, sözü dinlenenlerinin meseleye samimiyetsiz, mahalle teamülleri ve hatır kaygıları güderek, ahbap çavuş ilişkileri üzerinden bakmaları;
İşi basit sitem ve ricalarla geçiştirip kendilerini ve çevresini kandırmaya kalkmaları;
Şiddetin taraflarıyla mücadeleyi asla göze alamamaları…
Konuyu köy örneklemesinden çıkarıp gerçek hayata ve Türkiye ölçeklerine taşıyıp somutlayalım.
Yaşanılan bu iğrenç ve haksız şiddeti yaratan tüm taraflara karşı açıkça mücadele edilmezse bu şiddet gerilemez.
Daha açıkça ifade edersek;
Şiddeti siyasi hesapları adına araçsallaştıran AKP – Erdoğan Hükümetine de;
Şiddeti kendini ifade etmek, güç ve prestij kazanmak adına araçsallaştıran PKK ve uzantılarına karşı mücadele etmeyi göze almayan hiçbir girişim sonuç alıcı değildir.
Sonuç alıcı olmadığı gibi samimi de değildir.
Bu mücadelenin meşru zeminde, demokratik mücadele yöntemleriyle, olabildiğince kitlesel ve geniş tabanlı, kararlı bir şekilde yapılması gerekiyor.
Kesinlikle “kim başlattı” tartışmalarına girmeden, şiddete haklılık zemini yaratılmasına izin vermeden, katıksız ve hilafsız bir mücadele gerçek çözüme doğru adım atmamızı sağlar.
Burada bir şey açıkça ortaya çıkıyor. Solun güçlü, kararlı ve samimi, birleşik, ama en önemlisi bağımsız bir duruş ve tavır göstermesi gerekiyor.
Evet, bağımsız bir duruş… Devletin bölünmezliği ve kutsallığı ya da seçimle gelmiş meşru hükümet kavramları ardına sığınan AKP ve Erdoğan’a endeksli olmadığı gibi; Kürt Hareketi ve HDP’ye de endeksli olmayan, asla karşısında değil ama kuyruğuna da yapışmayan bağımsız bir duruş.
Ancak böylesi duruş ve tavır şiddetin tüm taraflarıyla dediğimiz anlamda bir mücadeleyi göze alır.
Ancak böylesi bağımsız bir sol, gündemi bu kör şiddetin taraflarının sürüklemek istediği mecradan çıkarabilir.
Ancak böylesi bir bağımsız bir Barış Cephesi şiddete karşı inandırıcı bir söylem geliştirebilir.
Örneğin Suruç’ta öldürülen 32 kişinin protesto gösterilerinde “PKK intikam” sloganlarının atılmasına sitemden öte bir tavır gösterebilir.
Ancak böyle bir ‘Barış Cephesi’nde Demirtaş’ın Barış Mitinginde “ Başka da bize savaş dayatan yok. Toplum barış istiyor, PKK barış yapmaya hazır olduğunu ilan ediyor” söylemini çılgınca alkışlayarak, önceki günkü 6 ölümün haklılık zemini yaratılmaz.
Giderek silikleşen, Kürt Hareketinin gölgesi altında hatları belirsizleşen bir Türkiye solu var ortalıkta. Kürt Hareketi ile AKP gericiliği arasındaki şiddet ve kanla soslanmış müzakere, çekişme, kavga ve işbirliği karışımı garip ilişkiye ayak bağı olmamaya özen gösteren, işlevsiz bir refakatçi konumunda.
Çok doğal olarak Kürt Hareketinin ulusal refleksleri, küresel Sermayenin bölgemiz ve ülkemiz hakkındaki hesap ve çıkarları ile birçok noktada kesişmekte.
Bağımsız bir Türkiye solu bu kesişme noktalarında, Kürt Hareketini Küresel Sermayenin dümen suyuna girmesine direnç göstermelidir.
Çünkü Türkiye solunun antiemperyalist görevi sadece Türkiye’nin bölgeye yönelik emperyalist planların maşası olmasına karşı mücadele ile sınırlı değildir.
Emperyalizm ve Küresel Sermayenin Türkiye’ye yönelik planlarına karşı da direnmek gibi bir görevi vardır.
Evet, zorlu bir süreç Türkiye solunu beklemektedir.
Ancak Türkiye solunun tek yaptığı Kürt Hareketinin kendisi için özel inşa ettiği huzur evininin (HDP) sıcak-soğuk klimalı odalarında emekliliğini yaşamak…
Kürt Hareketi Ulusal bir hareket olmanın doğal refleksleriyle ‘solcusu’, liberali, İslamcısı, aşiretleri, toprak ağaları, sermayedarları ile Küresel Sermayenin desteği eşliğinde hedefine doğru giderken, Türkiye solu bunu “başarının sırrı burada” minvalinde kabaca taklit ediyor.
Bir zamanlar sosyal medyada çala klavye kavga ettiği, karşısındakine veya kendine yapıştırdığı liberal, kapiatlist, piyasacı, Bolşevik, Leninci, Stalinci, revizyonist, Marksist, Komünist, ulusalcı gibi rütbe ve yaftalarla didiştikleriyle şimdi özel oluşturulan sosyal medya mahallelerinde şirinlik yarışmaları yapmaktalar.
Hep birlikte; “PKK’nın Erdoğan yüzünden mecburen(!) öldürdükleri” üzerinden üzüntü gösterisi yapıp güya barış için mücadele, güya muhalefet görevlerini yerine getirmekteler.
Oysa o ölümlerin olduğu alanlara gerillayı da askeri de gönderenlere aynı netlik ve kararlılıkla karşı durmayan, samimiyetsiz ve çekingen bir Barış söyleminin yetersizliği açıkça görülmekte.
Aynı açıklık bu şiddet batağının kimin işine yaradığı konusunda da var.
Ama Türkiye solu samimiyetsiz bir barış söylemi dışında bu kör şiddetin oluşmasında bu kadar açıkça belirginleşmiş Küresel Kapitalizmin istek ve ihtiyaçları etmenini açığa çıkarmak dahil birçok görev ve kavgasını ertelemiş durumda.
Böylece asıl barışı mahalle teamüllerinde tereddüt yaratmamak adına, hatıra binaen Küresel Kapitalizmle, emperyalizmle yapıyorlar.
Türkiye solu kendi doğal tabanından, işçi sınıfından, yoksul köylülerden ve en önemlisi Anadolu insanından giderek ayrı düştüğünün, giderek marjinalleştiğinin farkında bile değil.
Son olarak yazının ilk paragrafını tekrarlayarak bitirmek istiyorum.
Barışı savunmak gerek. Katıksız ve 'ama'sız..
Şiddete karşı durmak gerek. Katıksız ve 'ama'sız..
Kimden gelirse gelsin, tüm içtenliğimizle şiddete karşı durmak gerek.
Kışkırtana da, kışkırtılana da... Kim şiddete başvurursa sonuna kadar karşı çıkacaksın.
Açıkça, işin teviline kaçmadan... Öyle sitem ederek, selam ve rica göndererek olmaz bu iş.
Barış yüklü ve ağır bir sözcüktür. Sorumluluk ve samimiyet ister.
Her sözcüğü siyasi rant için, “laf olsun” diye kullanabilirsin ama barış laf olsun diye söylenmez.
Barışın "b"sini ağzına aldığında bütün bunları baştan göze almak, düşünmek gerek. Barış sözcüğünün tamamladıysan eğer, düşünmek de yetmez.
Sorumluluklarını yerine getireceksin.
11 Haziran 2015
Yazarlar
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları





































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
27.05.2018
18.04.2018
7.02.2018
9.02.2017
15.02.2017
27.01.2017
22.01.2017
4.02.2016
11.03.2016
20.11.2015