Ümit KIVANÇ
Tayyip Erdoğan kimi zaman hakikati isabetle ifade edebiliyor. Gerçi kendi kelimeleriyle değil; genellikle bildik deyimleri kullanıyor; yine de, toplumumuzun diline hakimiyetteki ortalamasıyla kıyaslarsak, onu başarılı saymamız gerekir.
Meselâ işçilere, “Ayaklar baş mı olsun!” diye posta koymakla, -yani ayrı yazılan “mı”yı saymazsak topu topu üç kelimede- sadece hükümetin ekonomi politikasını tasvirle yetinmemiş, yönetenlerin “üsttekiler”le aynı safta bulunduğunu da hatırlatmış, insanımızın kendinden “aşağı” gördüğü birileri etrafta olmazsa nefes alamadığına atıf yapmış, böylece toplumumuzun geleneksel eşitlik düşmanlığını damıtmış, sınır aşarak, neoliberal felsefenin temel dayanağına atıfta bulunup gelenekseli güncelle sentezlemişti.
Şu anda AKP önderliği iktidarını sürdürmek uğruna hepimizi ateşe atarken de, son birkaç haftadır olan biteni kökünden kavramamızı şu özlü sözle sağladı cumhurbaşkanı – çözüm süreci dönemini kastederek: “İşler çığırından çıkmıştı.”
Böylece yine üç kelimede -üstelik bu defa, ayrı mı bitişik mi yazılacağını onyıllardır belleyemediği için bir milleti hep utandıran, bir görüşe göre de, bu tür bir utanç tanınmadığı, bilinmediği için hep yanlış yazılan “mı”yı araya katmadan- yaprağına dalına takılmayıp hakikatin yine kökünü görebilmemizi sağladı.
Haklı. Bence de çığırından çıktı.
Çünkü bu devletin en köklü, mevcut iktidarın en büyük korkusu gerçek oldu. Türkiye'nin en güçlü ve örgütlü muhalefetini vücuda getiren Kürtlerle, Türk toplumunun -ve değişik azınlıkların- çoğulcu bir toplum hayatı, özgürlük, demokrasi isteyen kesimleri biraraya geldi. Memleketi 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana yöneten Türk sağı, tıpkı sözde düşmanı askeriye gibi, en çok bundan korkar. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kürtleri ve toplumsal muhalefeti her türlü hukuksuzluk, baskı, gerekirse cinayet, katliam gibi “yönetim araçları” ile, meşru-olağan siyasî-toplumsal mekanizmaların dışında tutmak üzere programlanmıştır. (Asker Kandil'i bombalarken polisin Gazi Cemevi'ni yaklaşık iki buçuk gün boyunca gaza, plastik mermiye boğması, bu “program” içerisinde, devletin Türk sağının desteğine güvenebilmesi için Alevilere verilmiş özel kurban rolünün yeni bir simgesi.)
Duvar bir yerinden çatladığında devlet ve Türk sağı paniğe kapılır. Demirel kadar duygusallıktan uzak, soğuk akıl-mantık adamı bir politikacının, Deniz'lerin idamını onaylarken iki elini birden kaldırması tesadüf değildi.
HDP'nin -kendisine karşı yapılan onlarca saldırıya, sabotaja, linç girişimine, cinayetlere, katliamlara rağmen- seçim sürecindeki dirayetli, sabırlı, bu yüzden de çok güçlü barışçı tutumu, muhtemelen devletin en güçlü ve kirli odaklarında ciddî paniğe yolaçtı. Hele bu muhteşem performansın Türk toplumunda da karşılığı olduğunun görülmesi, HDP'nin seksen milletvekiliyle Meclis'e girmesi, bu paniği kapitone duvar panolu, bol bayraklı pek çok toplantı salonuna yaymıştır.
Abdullah Öcalan'ın “demokratik özerklik” perspektifinin “resmîleşmesinden” sonra, Kürt hareketinin bir aşamada silah bırakıp Türkiye'deki global demokrasi mücadelesinin -muhtemelen en etkin- unsuru haline gelmesi aslında kaçınılmaz. Devlet ve sağcıların hayatına daha çok kâbus olarak girebilecek bu ihtimal, eğer ciddi bir sabotajla ortadan kaldırılmazsa, HDP'nin kısacık pratiği de gösterdi ki, yakın bir gelecekte gerçek olabilir.
Diyarbakır bombası sadece HDP'ye seçim kaybettirme amacına yönelik değildi. Hedeflenen, Kürt halkının “seçiminize de Meclis'inize de!” deyip her yerde isyan etmesi, böylece hem HDP'nin seçim yolunun tamamen tıkanması hem de Kürtlerin mücadelesinin, başta Türkler, başkalarının da katılabileceği bir genel demokrasi mücadelesi olmaktan çıkmasıydı. Bunun yerine, Kürt halkının ne kadar olgunlaşmış bir örgütlülüğe sahip olduğu ortaya çıktı. “Çığırından çıkma” hadiselerinden biri...
Özel olarak AKP önderliğinin, bu genel hesaplar dışında kaygıları var. On üç yıldır kendine özgü bir “düzen” kurmuş iktidar partisinin hayatî sorunu, iktidarı normal yollardan terk edemeyecek oluşu. Oysa, bırakın iktidardan tamamen uzaklaşmayı, koalisyon olsa başka partiye devredecekleri her bakanlık kendilerine karşı kurulmuş saatli bomba haline gelecek. Eğer yeniden derme-çatma da olsa bir parlamenter rejime döneceksek, mutlaka bir temizlenme hamlesi gerekecek; bu da, kaçınılmaz olarak, ciddî yargılamaları içerecek. Çünkü ortada büyük suçlar var.
En büyüğü de şu anda işleniyor.
Yaşanan bir darbedir. Genel seçimlere dayalı çok partili, parlamentolu bir rejimde, seçim sonucunu tanımamak, yetkisi olmadığı halde iktidar erki kullanmak, bunu da muhaliflerini polis şiddetiyle bastırarak, kitlesel gözaltılar yaparak garantiye almak, darbe unsurları sayılır.
İlk bakışta pek ilginç görünen, ama Türkiye için tipik olan, darbenin tabanının AKP iktidarının nimetlerinden yararlananlarla sınırlı olmayışı. Savaş dışında besin kaynağı olmayan faşistler bir yana, CHP seçmeninin de hatırı sayılır kısmı darbenin doğal destekçisi konumunda. Çünkü Erdoğan kendisine en geniş desteği sağlayabilecek tek yaraya batırdı hançerini: Kürtler. Karşıda Kürtler olunca, yüzyıllık komplekslerinden, kahrolası reflekslerinden bir türlü kurtulamayan millet-i hakime biraraya geliveriyor. Biz, seçimi, rekabeti, tartışmayı, çoğulculuğu sindirmiş bir toplumda yaşamıyoruz. Biz çok kötü duyguların, ilkel komplekslerin, refleks haline gelmiş cahilâne tepkilerin yön verdiği bir toplumuz.
HDP ile açılan barışçı, kitlesel, çoğulcu, demokratik mücadele yolu, geniş bir özgürlükçü demokrasinin parçası olarak Kürtlerin haklarına kavuşmasını isteyen Türklere de nihayet içinde kendilerini “doğru yerde” hissedecekleri bir alternatif sundu. İşte TC topraklarında olabilecek en tehlikeli bileşim: -Kürtler dahil- bütün toplumsal muhalefetin bir radikal çoğulcu demokrasi perspektifiyle, barışçı kitle eylemleriyle sonuç almaya çalışan bir harekette biraraya gelmesi.
Şu anda AKP ile bütün yerleşik güçler arasında bir anda kuruluveren darbe ittifakının başlıca derdi budur.
(Yaşadıklarımızın Suriye başta, Ortadoğu'da olanlarla ilişkisi elbette ayrıca konuşulmalı.)
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024