Kemal BURKAY
Suriye sınırında olaylar daha da ısındı. Son günlerde PYD ile ÖSO (Özgür Suriye Ordusu), daha çok da El Kaide çizgisindeki El Nusra arasında, sınır bölgesinin kontrolü üzerinde, Resulayn’da (Serê Kaniyê) ve Tel Halef civarında yoğun çatışmalar yaşandı ve bu çatışmalar hâlâ sürmekte.
Türk medyasının bir bölümü bunu PKK’nin sınır ötesinde, “Kuzey Suriye”de devlet kurması biçiminde yansıtıyor ve bu mealde bir kez daha “tehlike çanları” çalıyor. Bu medyada konunun uzmanı geçinen yığınla insan var ve birbiriyle çelişen yorumlar da az değil.
Kürtlerin bir kesimi, özellikle de PKK ve yandaş çevresi de öteden beri, PYD eliyle bu bölgeyi özgürleştirdiklerini ileri sürüyor.
Söz konusu medyada ve siyaset arenasında Kürt düşmanlığıyla malul bazı ırkçı kişi ve örgütler de bu tür abartılmış haberleri kullanarak Türkiye’nin sınır ötesine bir hareket düzenlemesini istiyor, savaş çığırtkanlığı yapıyorlar.
Gerçekte durum nedir?
Türk medyasının bir bölümüne, ağırlıklı olan kesimine bakarsanız, PYD Batı Kürdistan’daki (Rojava) başlıca örgüt, ve buranın kontrolünü tümüyle elinde tutuyor. Hatta bazı yorumculara göre, bölgedeki öteki Kürt örgütleri PYD’den ayrışmış… Bu iddialar gerçeği yansıtmıyor.
Suriye’deki Kürt hareketi oldukça eskidir, buradaki bazı partiler 50-60 yıllık bir siyasi ömre sahipler. Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-S) 1950’li yıllarda Kürt politikacı ve yazar Osman Sebri’nin başkanlığında kuruldu. Kuruculardan Hemidê Heci Dewrêş o zaman bir üniversite öğrencisi idi ve şimdi 80’e ulaşan yaşıyla hâlâ politikada oldukça aktif, Suriye Kürtleri İlerici Demokrat Partisi’nin (Pêşverû) Başkanı.
PDK-Suriye yıllar içinde bölündü ve ortaya başka partiler çıktı. Bu partiler kitleler içinde oldukça yaygın örgütlüler ve demokratik bir seçimde bölge halkını PYD’den çok daha fazla temsil edebilecek güçteler.
Suriye Kürt hareketinin son 60-70 yıl içinde, Suriye koşullarına göre önemli bir siyasi mücadelesi ve deneyimi var.
PYD ise İmralı sürecinde ve Öcalan’ın direktifleri doğrultusunda, yani son 10-12 yıllık dönemde oluştu. Başlangıçta etkisiz bir örgüttü. Lideri Salih Müslim, Suriye’de barınamadığı için Moskova’da mültecilik koşullarında yaşamaktaydı. Ancak Son üç yıl içinde baş gösteren ve “Arap Baharı” diye nitelenen halk hareketinin Suriye’ye yansımasının ve bu ülkede de Baas rejiminin dara düşmesinin ardından, sürgündeki PYD lideri ülkeye davet edildi, kendisine bazı olanaklar sunuldu ve Kürt bölgesinin kontrolü ona bırakıldı.
Diğer bir deyişle, PYD bu kontrolü Suriye hükümetinin bilgisi ve onayı ile yapmakta. Rejim PYD’ye böyle bir rol verirken, kendi güçleri ve idari yönetimi bölgeden tümüyle çekilmiş değil. Böylece Suriye Kürtlerinin rejime karşı ayağa kalkması ve bölgede istenmeyen bir gelişmenin önlenmesi düşünülmekte.
Bu durumda PYD’nin Kürt bölgesini özgürleştirdiği iddiası doğru değil. Bu, hükümetin bilgisi dahilinde ve onun çizdiği sınırlar içinde bir etkinliktir.
Bu uzlaşmanın ardından, aslen Suriyeli olan 1500 dolayında bir PKK gerilla gurubu Kandil’den Suriye Kürt bölgesine geçti ve bu silahlı gücün katkısıyla PYD’nin etkinliği arttı. PYD daha baştan itibaren, Kürt kesiminde rejime karşı herhangi bir kalkışmanın, hatta gösterinin olmaması için görev yaptı; bu türden girişimlere karşı şiddet uyguladı, Mişel Temo olayında olduğu gibi siyasi cinayetler de işledi.
Diğer Kürt örgütleri kendi aralarında ENKS (Suriye Kürtleri Ulusal Cephesi) adında bir birlik oluşturmuşlardı. Bu birlik rejimle silahlı bir çatışmaya girmedi, ama rejime destek de vermedi. Böylece hem mümkün olduğunca Kürdistan bölgesini silahlı çatışmanın dışında tutmaya çalıştı, hem de kendi ulusal taleplerini dile getirdi. Bu talepler bölgedeki Kürt halkına federal ya da otonom nitelikte bir statü tanınmasını içeriyordu.
Güney Kürdistan Federe Bölgesi’nin Başkanı Mesut Barzani’nin çabasıyla ENKS ve PYD bir yıl kadar önce biraraya gelerek “Desteya Bılınd” adında bir üst birlik oluşturdular. Bundan amaç hem Kürtler arasında çatışmaları önlemek, hem de onların birliğini sağlamaktı. Ne var ki PYD ve arka planda onu destekleyip denetleyen PKK bu birliğin kurallarına uygun davranmadı. PYD bu anlaşmayı hep çiğnedi. Güney Kürdistan’a sığınmış ve orada eğitim de almış olan diğer partilerin kadrolarının geri dönüşünü engelledi. Zaman zaman baskılarını ileri götürdü, diğer partilerin kadrolarına yönelik gözaltılara ve cezalandırma eylemlerine başvurdu. Kitleler bu durumu zaman zaman protesto ettiler. Ama PYD bu barışçı protestoları da şiddetle bastırdı. Son olarak Amude kentinde kitleye ateş açtı ve ölümlere, yaralanmalara yol açtı. PDK-S’nin merkezini basıp dağıttı. Buna ilişkin bilgiler son günlerde kamuoyuna yansıdı.
Demek ki PYD’nin yurtsever güçlerin birliğine ilişkin bir politikası yok. Kürdistan’ın bu bölgesini özgürleştirmek isteyen, öncelikle böylesi bir birlik politikası güder. Oysa PYD’nin yaptığı, bölgede tahakküm kurmaya çalışırken, yurtsever Kürt hareketini de engellemektir. Bu ise rejimin tam da istediği şeydir.
PYD’nin ülkedeki Arap muhalefeti olan Özgür Suriye Ordusu ile ilişkileri başından beri iyi değildi. Son dönemde ise bu muhalefetin bir parçası, en radikal kesimi olan El Kaideci Nusra ile sınır bölgesindeki bazı kasabaların kontrolü için savaşa tutuştu. Bunda şaşacak bir şey yok. Bu aynı zamanda Suriye merkezi hükümetinin de istediği şey. Esat rejimi diğer bölgelerde muhalefetle ordusu vasıtasıyla doğrudan hesaplaşırken, Kürt bölgesinde bu muhalefetin engellenmesini PYD’ye bırakmış durumda.
Peki Türkiye’nin, Suriye politikası son olaylara nasıl yansıyor ve onları nasıl etkiliyor?
Malum, Türk hükümeti Suriye’deki halk hareketinin başından itibaren, Esat’ı çekilmeye ve yumuşak bir geçişe ikna edemeyince ona karşı tavır aldı ve muhalefeti açıkça destekledi. Bu da Suriye hükümeti ile ilişkilerin kopmasına yol açtı.
Türkiye’nin desteklediği muhalefet oldukça karmaşık bir yapıya sahip, ama İslami eğilimleri ağır basıyor. Bu muhalefetin saflarında “Iğvan-i Müslümin” denen Müslüman Kardeşler’in yanı sıra, son dönemde giderek güçlenen daha radikal, El Kaide yanlısı gruplar da var. Bu durum ABD’nin ve AB ülkelerinin muhalefete karşı mesafeli durmalarının, bu yüzden söz konusu iç çatışmanın uzamasının başlıca nedeni.
Türkiye, sınırlarında ÖSO’ya lojistik imkanlar, barınma ve geçiş olanakları sağlarken (ki buna El Nusra’cılar da dahil) sınır ötesinde Kürtlerin otonom veya federal türden bir statü elde etmelerini istemiyor, böyle bir gelişmeden kaygı duyuyor. Türkiye başlangıçta, Kürt örgütlerinin birliği olan ENKS’nin ÖSO’da yer almasını sağlamaya çalıştı. Daha sonra da Öcalan yoluyla yön verdiği son “çözüm süreci”nden yararlanarak PYD’yi, Esat rejimiyle bağlarını koparıp muhalefetle anlaşmaya teşvik etti. Ama hem ÖSO’nun Kürt sorununa ilişkin katı tutumu, hem de PYD’nin rejimle bağlantıları buna meydan vermedi. Bu nedenle Resulayn’daki son çatışmada Türk hükümeti El Nusra’dan yana tavır aldı.
Öte yandan, Türk medyasındaki hükümete yakın bazı kalemler, PKK’nin güney sınırında Kürt devleti kurmakta olduğu yaygarasını koparanlara karşı, korkuya ve telaşa gerek olmadığını, her şeyin “sürec”e uygun biçimde yürüdüğünü, gelişmelerin kontrol altında olduğunu söylüyor, yani PYD’nin de denetim altında olduğunu ima ediyorlar. Bu tür yorumlar pek akla uygun olmasa bile, kafa karıştırıcı… Yoksa PYD, Öcalan’ın son tez ve önerilerine uygun olarak bu arada taraf değiştirip Türkiye’ye mi yanaştı? Ama böyle bir şey olsa ÖSO ile çatışmazdı. Görüldüğü üzere durum oldukça karmaşık ve Suriye’deki Kürt örgütlerinin politikası işte böylesine karmaşık bir ortamda şekillenmekte.
Ama bir şey oldukça açık: Türkiye Kürtlerin herhangi bir statü elde etmelerinden yana değil. Arap muhalefeti ÖSO da öyle, Suriye’nin geleceğinde Kürtlere özerklik gibi bir vaadi yok ve bunu düşünmüyor. Bu rejim yıkılıp yerine muhalefet geçse bile Suriye demokratikleşmiş olmayacak; yeni yönetim büyük ihtimalle Alevi kesiminden öç almak isteyecek ve kanlı çatışmalar sürecek. Bunun gibi, Hıristiyanlara, seküler kesime, Kürtlere yönelik baskılar artarak devam edecek. Esat rejimine gelince, onun PYD’ye sağladığı destek taktik bir tutum, yani bu zor dönemi aşmaya yönelik. Eğer bunu başarabilirse, artık bu ittifaka gerek kalmayacak, yine büyük ihtimalle PYD’ye ve Salih Müslim’e yol görünecek…
Peki durum Kürtler açısından tümüyle umutsuz mu? Kanımca değil. Ama bu Kürt kesiminin doğru bir politika izlemesine, özellikle de PYD ve PKK’nin izlediği yanlış tutumu terk etmesine bağlı.
PYD Rejimle bağlarının, aynen Öcalan’ın Suriye’de olduğu dönemdeki gibi güvenilir olmadığını bilmeli. Bu bağlardan yararlanıp diğer Kürt partileri üzerinde baskı mekanizması kuracağına, onlarla ittifaka yönelmeli, başarının ancak böylesi bir ulusal ve demokratik birliğe bağlı olduğunu bilmeli. İlkeli biçimde işleyecek ve güven verecek böylesi bir birlik, her durumda Kürt halkının bu parçada amaçlarına ulaşması için en uygun ortamı sağlar.
Bu olmadıkça hem PYD hem de Rojava Kürtleri bir bütün olarak kaybedeceklerdir.
Ama PKK-PYD kesimi bunu yapar mı? Bu uzak görüşlülüğü gösterir mi, böylesi yurtsever bir tutumu takınır mı? Bildik tanıdık PKK bakımından mucize gibi bir şey yani…
Dolayısıyla, medyanın ve PKK cenahının yalan yanlış enformasyonuna bakıp PYD şurayı ele geçirdi, burayı “özgürleştirdi” diye heyecana gelen Kürt çevreleri bu karmaşık durumu görüp, gerçekçi olmalı ve PKK-PYD kesimine yeni yanlışlarında bol krediler açmamalılar.
Kimse unutmasın ki bu kesimin boş övünmeleri ilk kez değil; onlar geçmiş yıllarda Kürdistan’ın Kuzey parçasını da birçok kez “özgürleştirmiş”, “Botan-Badinan hükümetleri” kurmuş, Güney’de “Zap Cumhuriyeti” oluşturup bol bol övünmüşlerdi. Sonuç ise malum…
Türkiye’nin tutumuna gelince…
Türkiye medyasında ve aydın çevrelerde, Suriye Kürt bölgesinde olup bitenlerle ilgili olarak duyulan tüm kaygılara, tüm abartılmış haberlere ve kışkırtmalara karşılık soğukkanlı sesler de duyuluyor. Bazıları Kürtlerin bu bölgede elde edecekleri bir statü nedeniyle telaşa kapılmak için neden olmadığını söylüyorlar. Gerçekten de böyledir. Türk tarafı Batı Kürdistan’da Kürt halkının hak ve özgürlüklerine kavuşmasından ürkmemeli. Bunun Türkiye’ye ve Türk halkına bir zararı yoktur. Bu zaten olması gerekendir.
Türk hükümetinin bundan duyduğu kaygı ve Esat rejimine duyduğu öfke nedeniyle El Nusra gibi terörizmi temel politika yapmış radikal gruplara destek vermesi, yine, çığırtkan şer gruplarının çağrılarına uyup bölgeye silahlı müdahalede bulunması, izlenecek en yanlış politika olur ve hem Türkiye’nin hem bölgedeki diğer halkların başına yeni işler açar. Suriye’ye yönelik izlenecek en doğru politika bu ülkede yeni bir anayasa ve serbest seçimlerle demokratik bir rejimin oluşması için çaba göstermektir. Söz konusu anayasa bu ülkedeki farklı etnik grupların (Sünni ve Alevi Araplar, Kürtler, Hıristiyanlar, Dürziler) hak ve özgürlüklerini güvence altına almalıdır. Bu ise federal ve demokratik bir Suriye demektir.
Türkiye bölgede barışın bir an önce tesisini istiyorsa buna uygun, yani Suriye’deki tüm tarafların hak ve özgürlüklerini gözeten bir politika izlemelidir.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları








































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.02.2022
28.08.2021
16.05.2020
12.05.2020
8.05.2020
4.05.2020
29.01.2020
18.10.2019
10.10.2019
24.03.2020