Pelin CENGİZ

PROF. DR. AHMET İNSEL
Galatasaray Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Ahmet İnsel, kamuoyunda daha çok siyasi gözlem ve analizleriyle tanınmasına rağmen esasen iktisatçı. Paris Pantheon-Sorbonne Üniversitesi’nde de ders veren İnsel, bu üniversitenin rektör yardımcılığı görevinde bulundu. Fransızca ve Türkçe’de birçok iktisadi ve siyasi kitabı ile makalesi bulunan Ahmet İnsel, İletişim Yayınları yöneticisi ve Birikim dergisi editörlerinden.
Ahmet İnsel ile Türkiye ekonomisinin yapısal zaaflarını konuştuk. İnsel, ülke ekonomisinin en başta gelen yapısal sorunlarını üretimin yapısı, düşük tasarruf/yüksek tüketim sarmalı ve eğitimin niteliksizliği olarak görürken, çalışma yaşındaki nüfus içerisindeki kadınların emek piyasasına dâhil olmamasının ciddi bir kısıt olduğunu dile getiriyor. Kadının çalışması halinde aile kurumuna zarar geleceği fikrine sahip muhafazakârların bu noktada ikilem yaşadığına işaret eden İnsel’e göre, ekonominin önünde en ciddî kırılganlık siyasi istikrarsızlık. Siyasetin toplumsal sorunları çözebilme kapasitesinin zayıf olduğuna işaret eden İnsel, 10 yıllık iktidarı boyunca AKP hükümetlerinin sosyal devlet olma konusunda da yetersiz kaldığını ve bunun AKP’nin düşünce dünyasının sonucu olduğunu dile getiriyor. Sosyal hakların yetersizliğini, sendikasızlaştırma uygulamalarını ve aile politikalarının eksikliklerini eleştiren İnsel, siyasi ve toplumsal sorunları çözememenin, uzun vadede en zayıf halka olarak ortaya çıktığını düşünüyor
2001 krizinin ardından sıkı maliye politikası uygulandı, makroekonomik dengeler sağlandı, kalkınma hamlesi başladı. Uluslarararası ortamı iyi kullanan Türkiye büyüme trendine girerken, dünyadaki kriz ortamından istifade ederek sıcak para çekti. Bu hafta başı itibariyle yatırım yapılabilir ülke haline bile geldi. Bu tablonun gözle görülmeyen zaafları nelerdir?
Zaafları görebilmek için tablonun olumlu cephesini özetlemek lazım. 2001’de ekonomide ve toplumsal yaşamda büyük güven bunalımı vardı. Türkiye açısından 90’lar gri yıllardı. AKP bunu öngördü mü yoksa iktidara geldikten sonra mı fark etti bilemeyiz ama iktidara geldikten sonraki politikalarında ağırlıklı unsur istikrar ve güvenin yeniden tesisiydi. AKP’nin iktisat programı liberal bir piyasa ekonomisi hedefidir. Bunu sosyal demokrat, sosyalist, sol açıdan değerlendirirsek başka bir şey ama kendi içinde tutarlı. Şu hatırlatmayı yapayım: Abdullah Gül, başbakanlığı Tayyip Erdoğan’a devrettiğinde, Erdoğan, Gül Hükümeti’nin programının çok benzer bir versiyonunu benimsedi. Ancak Erdoğan’ın programında Gül’ün programında olmayan bir şey vardı. Bir yıl sonra bunun üzeri çizildi, bir daha da ağıza alınmadı. O da AKP’nin piyasa toplumunu kurmak istediği iddiasıydı. Açıkça programda yer alan bu ifade neoliberal politikanın bel kemiğidir. Piyasa toplumu, klasik piyasanın varolduğu alanların daha ötesinde toplumun tüm alanlarına piyasa mekanizmalarının hâkim olması demek. AKP, muhafazakâr bir parti olduğu için, Türkiye’de liberalizm bir küfür olarak algılandığı için bu piyasa toplumu hedefi de konuşulmaz oldu.
Neden üzeri çizilmiş olabilir?
Büyük ihtimalle toplumda bunun hoş görülmeyeceği için. Açıkça söylenmesinin AKP açısından çok fazla liberal geleceği ve çok eleştirileceği için. Türkiye’deki mütedeyyin kesim açısından piyasa toplumu tabiri çok sıcak bir tabir değil. ABD toplumu kadar piyasanın fetişleştirildiği bir kültürde değiliz.
AKP’nin iktisat politikaları kendi içinde tutarlı ilerledi diyebilir miyiz?
Bu çerçeveden bakınca tutarlı. Hedef toplumda güvenin tesisiydi ama esas amaç piyasa aktörlerinde güvenin tesisiydi. Bu hem yatırım hem de dış kaynaklara daha kolay ulaşmak demek. Güven tesisini inşa ederken şanslarının yaver gittiği birkaç konjonktür de vardı. Birincisi istikrarlı hükümet. Bu da bir düşeş durumuydu unutmamak lazım. Yüzde 34 oyla Meclis’te üçte iki çoğunluk alabilmek kolay değil. MHP ve DYP’nin yüzde 10’un altında kalması sayesinde bir düşeş. AKP, bunun getirdiği imkânları doğru kullandı. Uluslararası konjonktürde de genişleme dönemi vardı. Krize kadar uluslararası piyasa hızla genişliyordu, likidite bolluğu vardı. Bolluk Türkiye’nin yüksek faizle ama istikrarlı ve güvenli bir ekonomi imajını pekiştirerek güçlü dış sermaye çekmesini sağladı. AB ile olan balayı dönemi en yüksek kısa vadeli dış sermaye yatırımlarını getirdi. Sadece finans piyasalarına değil, üretime de sermaye getirdi. Disiplinli bir bütçe politikası muhafazakâr bir hükümet için olmazsa olmazdır. AKP’nin kısa vadeyi kurtarma endişesinin olmaması, uzun soluklu hedeflerini daha rahat gerçekleştirme imkânı getirdi. Bu tablo da, birkaç zayıf halkanın etkisinin görülmemesini sağladı.
Ekonomideki olumlu havanın özetinin ardından gelelim zayıf halkalara...
İlki yapısal bir sorun olarak üretimin kompozisyonu ile ilgili. Türkiye büyük ölçüde ara malı ve teknoloji ithal ederek üreten bir ülke. Üretimdeki ithalat katsayısı çok yüksek ve bu sabit bir katsayı. Büyüme olduğunda ithalat büyüyor ama ihracat büyümüyor. İhracatı dış faktörler belirlerken, ithalatı iç piyasa belirliyor. Ürettiğimiz oranda ithal etmek zorundayız. Katma değeri göreli düşük bir ekonomimiz var. İkincisi, düşük tasarruf yüksek tüketim dinamiği ile ayakta duran bir ekonomi olması. Tasarrufun düşük olmasının yapısal başka bir nedeni de şu: Türkiye’de çalışma yaşındaki nüfusa göre çalışan sayısı düşük. Çalışma yaşındaki nüfusta erkeklerin çalışma oranı Avrupa düzeyinde ama kadınlarda çok düşük. Kadınların çalışmaması ya da bir kısmının ücretsiz aile işçisi olması ama hanehalkına nakdi gelir katkısının olmaması, hanehalkında gelir getiren kişi sayısının sınırlı olması gibi ciddi bir sorun yaratıyor. Eğer tasarruf oranı tüketimi azaltmadan arttırılmak isteniyorsa, yapılacak en önemli iş, kadınları emek piyasasına dâhil edici teşvik önlemlerinin alınması. AKP, hiç önlem almadı diyemeyiz. Fakat diğer yandan muhafazakârlığın Türkiye’de kendini en güçlü ifade ettiği yer ailedir. Ailenin direği kadındır, dolayısıyla muhafazakârlık değerleriyle çatışan bir yapısı var. Tüketimi azaltmadan tasarrufu arttırmak için kadının çalışması lazım ama kadın daha çok çalıştığında muhafazakârlar aile çökecek endişesi taşır. Bu varoluşsal bir ikilem. Üçüncü zaaf eğitimle ilgili. Eğitim sayısal olarak artıyor. Pek çok üniversite açılıyor, okullaşma oranı artıyor, doğru. BM İnsani Kalkınma Endeksi’nde çok gerilerde olmamızın ana nedeni eğitim verileri. Burada göreli bir iyileşme var ama tüm dünya eğitime önem verdiği için başkalarından daha iyi yapıyor değiliz. Eğitim, nitelikli kişi yetiştirmede çok başarısız. Çok elitist, dar bir kesime yönelik nitelikli eğitim, çok geniş bir kitleye yönelik niteliksiz hatta niteliksizleştirici bir eğitim sistemi var. Sistemin nitelik kazandıran vasıfları az hatta dünyanın geldiği noktada neredeyse okula gitmese daha nitelikli olacak. Eğitimdeki nitelik eksikliği ve elitist yapı üretimin verimini de düşürüyor.
Bu zaaflara bakınca, sürdürülebilir bir büyümeye sahip olunamayacağını söylemek yanlış olmaz, değil mi?
Büyümenin uzun soluklu olabilmesi için büyümenin toplumsal tabanının genişlemesi lazım. Türkiye, 2000’lerde tüketim açlığını ve açığını kapatıcı bir iştahla tüketti ama tasarrufun düşük olduğu ortamda bunun bir sınırı var. Bunun daha uzun soluklu ve dengeli olabilmesi için gelir dağılımını düzeltici politikalar gerekli. Uzun soluklu bir büyümenin, gelir dağılımının kötüleştiği bir ortamda sürdürülmesi mümkün değil.
Büyümeyi sağlarken gelir dağılımı ile ilgili bir uçurum mu yarattı hükümet?
Uçurum yarattığını söyleyemeyiz, büyüme ile gelir dağılımında iyileşme olmamakla birlikte büyük kötüleşmeler de yok. Çünkü, hızlı bir büyüme olduğu için alt kesimlere de kısmen serpintileri yansıdı. Şimdi büyüme yavaşladığında bunun sonuçlarını daha net göreceğiz. O zaman güçlü kesim, üretimden daha fazla pay almaya başlayınca, diğerlerinin payı azalacak. Onun da gelir dağılımını kötüleştirme ihtimali var. Gelir dağılımı daha kötüleşen, iç tüketime dayalı bir ekonomide, sadece lüks konut ve otomobil veya pahalı okul ücretleri üzerinden büyük bir ekonomik canlılık sağlamak mümkün olmaz. Şöyle bir fırsat penceresini kaçırıyoruz. Demografik yapımız, bir geçiş dönemi demografisi. Doğum oranı azalıyor, ortalama yaşam süresi doğum oranından daha yavaş uzuyor. Aktif nüfusa bağımlı nüfus artmazken, (15 yaşından küçük ve 65 yaş üstündekiler) 15 yaş altındakilerin oranı azalıyor 65 yaşın üzerindekilerin oranı daha yavaş artıyor. Nüfusun büyük bölümü 15-64 arasında birikiyor. Bu büyüme dinamiği açısından çok ciddi bir fırsat.
Nasıl bir fırsat sağlıyor bu durum?
Hanehalkında gelirin aktif olmayan nüfusa bölünmesi düşük olur. Hem yatırım hem tüketim yapabilir. Ama bunun olabilmesi için çalışma yaşındaki nüfusun çalışması lazım. Biz bunu kaçırıyoruz. Bu fırsattan biz çok sınırlı yararlanıyoruz.
Türkiye’de bu anlamda farkındalık yok mu?
Var ama bunlar davranışsal şeyler, kültürel faktörler de var. Kadınların çalışma oranının düşük olması bir sorun. 90’larda erken emeklilik politikalarının yarattığı fırsat penceresini kaçırma olgusu da var. Olması gerekeni aşan boyutta verilen emeklilik hakları demografik fırsatları kullanmayı engelliyor. Bunu telafi etmek çok kolay değil.
Ekonomik istikrar içinde siyasi istikrarın rolüne gelirsek, karşımıza nasıl bir tablo çıkar?
Türkiye’nin en zayıf halkasının siyasi istikrar olduğunu düşünüyorum. Türkiye ekonomisi uzun vadede tüm istikrarsızlık unsurlarıyla mücadele edebilecek esnekliğe sahip olabilir ama Kürt sorunu başta olmak üzere aslî toplumsal sorunlarını çözememe hali, uzun vadede iktisadi gelişmenin önündeki engel. Sadece bu nedenden toplumun önemli bir bölümü iktisadi büyümenin dışında kalıyor. Dâhil edemediğiniz için yük haline geliyor, finanse etme gereği doğuyor. Kıbrıs’ı çözemediğiniz için uluslararası alanda sürekli ayağınıza dolaşan bir siyasi risk unsuruyla yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Siyasi ve toplumsal sorunları çözememe hali, iktisadi açıdan uzun vadede bir zayıf halka.
Not artışının ekonomiye nasıl bir etkisi olur?
Türkiye’deki kuruluşların uluslararası borçlanmasında risk primi daha azalır. Elde edilecek marj, daha önce elde edilmiş marj kadar büyük ferahlık yaratmaz. Bütçenin finansmanı açısından da bütçenin yükünü azaltır. Bu da eskisi kadar ek rahatlık sağlamaz. Dış yatırım imkânlarını arttırabilir. Bu da büyük ölçüde siyasi istikrara bağlı. Rating kuruluşları, Türkiye’deki çok çatışmalı siyasal ortamın risk unsuru olduğunu belirtiyor. Gelecek dönemde büyümenin 2000’lerdeki gibi olmayacağından eminiz. Türkiye 2010-2011’de hızlı büyüdü ama bu hızlı büyüme 2008-2009’daki daralmanın açığını kapatma büyümesiydi. Bundan sonra yeni büyüme dinamikleriyle yaşayacağız. İktisadi partnerlerimizin piyasalarındaki gelişmelere bağımlıyız, eski tüketim imkânlarına sahip değiliz. Tasarruf oranlarının düşüklüğü itibariyle dış kaynak ihtiyacı var. Likidite bol olduğu için Türkiye’ye geliyor, faizler düşüyor ama bunun bir bedeli var. Bu bedel döviz kuru değerlenmesi. Aslında bu değerlenme, hükümete 10 yıllık bilançosunu olduğundan daha iyi gösterme imkânı veriyor.
Nasıl bir imkân bu?
Döviz kuru üzerinden değil de sabit TL üzerinden GSYH büyümesini hesapladığınızda kişi başına gelir son 10 yılda üç misli artmadı. Bu TL’nin aşırı değerlenmesinin yarattığı bir optik çarpıtma. AKP’ye toplumsal güven aşılamada da büyük fayda sağlıyor. Aynı şey GSYH için de geçerli. Sabit fiyatlarla ölçülenle dolar kuru üzerinden ölçülen GSYH arasında ciddi bir makas var. Dolar üzerinden ifadesi sabit fiyatlarla olan ifadesinden daha büyük görünüyor, bu da güven unsuru yaratıyor. Bunun bedeli de Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü sınırlayan aşırı değerlenmiş TL ile ihracat yapmak oluyor. 2000’lerdeki büyüme dinamiğinin artık sınırlarına geldik. Yeni bir patikaya ihtiyaç var. Daha nitelikli emek, merkezinde inşaat olan bir dinamik yerine bilgi içeriği yüksek sektörlerin olduğu bir üretim yapısı, daha adil bölüşüm ve toplumsal çatışmaların daha yumuşak halledilmesi gerekli. Siyasi istikrardan daha önemli olan toplumsal sorun çözme kapasitesi. Bu kapasite çok sınırlı, hep öteliyoruz. Sonra sorunlar daha büyüyerek karşımıza geliyor.
İktidarı süresince AKP sosyal devlet olabilmeyi başarabildi mi?
Sosyal devlet olmanın bazı parametrelerini yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Mesela, sağlığa ulaşma imkânının genişlemesi. Diğer taraftan eğitim alanında okullaşmanın artması, Vakıf üniversitelerinin oranı yüzde 10 civarında. Yüzde 90 yine kamu. Sosyal devlet açısından sorunlu yanlara gelirsek... Sosyal hak anlayışı AKP’nin daha çok meritokrasinin sosyal hak anlayışına tekabül ediyor. Bir yoksula yardım etmek, yoksulun her şeye rağmen yoksulluktan kurtulmak için elinden geleni yapmış ve buna rağmen başarısız olmuş koşulunda meşru addediliyor. Tam bir muhafazakâr liberal sosyal hak anlayışı. Eğer evrensel hak olarak sosyal hakları verirsek, insanları tembelliğe teşvik ederiz inancı ön plana çıkıyor.
İkincisi, sosyal hakların kamu aracılığıyla sağlanmasından ziyade zenginlerin yoksullara yardım etmesi şeklinde, himmet biçiminde. Bu anlamda sosyal devlet fikri, AKP’de eksik. AKP’nin sosyal devlet olamamasının esas nedeni çalışma yaşamıyla ilgili. AKP, kendisine yakın sendikaların bile şikâyet ettiği bir sendikasızlaşma politikasını teşvik ediyor. Etrafındaki işveren çevresi kendisine yakın sendikayı bile kabul etmekten aciz. Sendikayı işyerinde nifak unsuru olarak algılayan emek/sermaye, işçi/işveren ilişkisinde işçinin toplu örgütlenme ihtiyacını kabul etmeyen, geleneksel liberal emek piyasası anlayışını yücelten bir tarafı var. AB ile müzakerelerde açılamayan fasıllardan biri emek piyasası ile ilgili. Açılamamasının en büyük sebebi de, AKP’nin kamu emekçilerine grev hakkı tanımayı reddetmesi. Grev dendiğinde tüyleri diken diken olan bir devlet, sosyal devlet olamaz. Bir sorunlu alan da aile anlayışı.
AKP, aileyi desteklemeyi aileye bırakıyor. Somut hiçbir şey yapmıyor. Yoksullara yönelik bir politika olmalı. Kömür, gıda dağıtımı yapmak aile politikası değil. Asgari ihtiyaçları sağlamak için uygulanan bir politika. Kimse kömür, gıda yardımı alıyorum diye çocukları ile uzun vadeli gelecek hesabı yapamaz. Gelir Vergisi’nin büyük kısmı alt gelir kesimlerinden toplanıyor, bu nasıl bir aile politikası?
[email protected]
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Celal DENİZIRKÇILIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet AY14 Mayıs güzellemelerinin anlamı 15.05.2019 Tüm Yazıları
-
Salih TunaZincir sesleri 23.04.2019 Tüm Yazıları
-
Beril DEDEOĞLUİflas eden tüccar, eski defterleri karıştırırmış 27.02.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TığlıBu ne iki yüzlülük!... 26.02.2019 Tüm Yazıları
-
Nermin ALPAYİNSAN VE EKONOMİK DEĞERİ 8.02.2019 Tüm Yazıları
-
Ümit FıratBir mahalli seçim hatırası 15.01.2019 Tüm Yazıları
-
Murat AKSOYUnutmayalım yerel seçime gidiyoruz 11.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ekin GÜNBİR… İKİ… İZMİR MARŞIYLA KOŞ! 4.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet SeverTürkiye bu kadar tehdit ve hakaret eden bir Cumhurbaşkanı görmedi 18.12.2018 Tüm Yazıları
-
İbrahim SEDİYANİKirletme 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
Nadi ÖZTÜFEKÇİUlusal mı Ulusalcılık mı? 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
M.Şükrü HANİOĞLUDünya “biz”i parçalamak için mi savaştı? 26.11.2018 Tüm Yazıları
-
Cemil ERTEMEkonominin geleceğini simgeler anlatır! 31.10.2018 Tüm Yazıları
-
Amberin ZAMANCemal Kaşıkçı ve Türkiye’nin itibarı 10.10.2018 Tüm Yazıları








































































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.03.2025
29.12.2024
14.10.2024
27.09.2024
23.08.2024
26.07.2024
21.05.2024
13.02.2023
10.02.2023
15.11.2022