Yıldıray OĞUR
İlk sezonu 2010’da, üçüncü ve son sezonu 2013’de yayınlanmış olan Danimarka politik dizisi Borgen nasıl oldu da 7 yıl sonra Türkiye’deki Netflix’in en çok izleyenleri arasına girdi?
Dizide büyük entrikalar, nefes kesen aksiyon sahneleri ya da çözülmesi gereken bir gizem yok.
Belki de popüler olmasının sebebi tam olarak budur.
Büyük siyasi entrikalardan, düşmanlıktan, devasa sorunlardan sıkılanlara, küçük ve müreffeh bir ülkede partiler, siyasetçiler, medya arasındaki demokrasi oyunlarını izlemek rahatlatıcı gelmiştir.
Borgen’de parlamenter demokrasiye, eşit siyasetçiler arasındaki çekişmelere, polemiklere özlemimizi gidermiş olabiliriz.
Türkiye’nin 70’leri, 80’leri ve 90’larından darbeleri, siyasal şiddeti, askeri vesayeti çıkarırsak geriye TBMM’de geçen bir Borgen dizisi kalabilir.
Bir zamanlar Türkiye’nin de birbirine yakın güçleri olan, karizmaları birbirini ezmeyen, eşit statüde yarışan ve bu eşitliği içine sindirmiş siyasi liderleri vardı.
O yerli Borgen dizisinin özellikle 90’lar Türkiye’sindeki ana karakterlerinden biriydi Mesut Yılmaz.
Mesut Yılmaz iki medeniyetin arasında kalmış bir insandı, bütün siyasi hayatını da bu belirledi.
Bir taraftan Rizeli milliyetçi-muhafazakar bir aileden geliyordu. Babası, 70’ler 80’lerde İstanbul’daki dini yayıncılığın merkezi olan Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısı’nın sahibiydi.
Amcası, 1939 Erzincan depreminden sonra yaptıklarıyla ünlenmiş eski bir savcı olan, 1950-60 arası DP’den Rize milletvekilliği ve bakanlık yapmış, Yassıada’da yargılanıp müebbet hapis cezası almış, 4.5 yıl Kayseri cezaevinde kalmış İzzet Akçal’dı.
Amcasından dolayı Türkiye’de sağın en temel travması olan Yassıada’yı bizzat yaşamıştı. 13 yaşındayken Yassıada’da yargılanan amcasına şöyle ateşli ve öfkeli bir mektup yazacak kadar:
“Türk milleti doğrudan şaşmaz amcacığım
Bizlere susmak düşmez amcacığım
Göğsünde iman var, ufkunda yıldız
Duacıdır sana şu kadın, şu kız
Bu kutsal davada değilsin yalnız
Seninledir millet Oğuz amcacığım
Ferah tut kalbini Yavuz amcacığım
Hazreti peygamber pirimiz bizim
Allah diye başlar şiirimiz
Varsın zindan olsun yerimiz bizim”
Ama bir taraftan ortaokulu Avusturya Lisesi’nde, liseyi İstanbul Erkek Lisesi’nde okumuş Alman ekolüyle yetişmiş, varlıklı, şehirli, seküler bir hayatın içinden geliyordu.
Bu iki dünya arasındaki gelgitler Mesut Yılmaz’ın siyasi çizgisinde de kırılmaların esas nedeni oldu.
1991’de ANAP Kongresi’nde genel başkanlığı muhafazakar kanadın karşısında liberal kanadın adayı olarak kazanmıştı.
Ama esas olarak o tarihlerde liberallikten kasıt sekülerlikti.
Onun başında olduğu ANAP, 91 seçimlerine Mitterand’ın siyasi reklamcısı Jacques Seguela’ya hazırlatılan bugün için bile fazla Avrupai bulunabilecek bir kliple ve Sezen Aksu’nun şehirli, modern Hadi Bakalım şarkısıyla girmişti.
Ama Türkiye genç, ciddi, iyi eğitimli, Alman siyasetçisi gibi duran, popülizm yapmayan Mesut Yılmaz’ı ve onun Avrupai seçim kampanyasını değil, eskilerden, tanıdık Süleyman Demirel’i seçmişti.
Bu yıllarda Yılmaz’ın iki büyük şansızlığı ve bir yanlış kararı siyasi kaderini de belirledi.
Şansızlıklarının en büyüğü, merkez sağda karşısındaki rakibinin Tansu Çiller olmasıydı. Şansızlığının sebebi Çiller’in karizmatik ve iyi bir siyasetçi olması değildi. Tam tersine siyaset bilmeyen, derinliği olmayan ve aşırı pragmatik bir liderle aynı ringi paylaşmak zorunda kalmak Mesut Yılmaz’ın da imajına zarar verdi.
Çiller’in Yılmaz’ın vefat haberini bile Başkanlık sistemi övgüsü yapmak için bir fırsat olarak kullanması, bu şansızlıktan ne kastedildiğini anlatmak için tek başına yeterli.
İkinci büyük şansızlığı siyasi kariyerinin Türkiye’de İslamcılığın ve Refah Partisi’nin yükselişine denk gelmesi oldu. Buna karşı çıkacak fikri donanımı zayıftı, sağ seçmeni elinde tutacak kadar bir muhafazakar kimliğe ve müktesebata da sahip değildi.
Laik tarafı, ordunun irticayla mücadele adı altında siyasete müdahalesine net bir biçimde karşı çıkmasına da engel olmuştu.
Bu iki şansızlığı en ateşli laiklik taraftarı ve Refah Partisi karşıtı olan Çiller’in bir anda fikir değiştirip Refah Partisi ile koalisyon kurmasıyla hayatının yanlışına onu sürükledi. Biraz devletçilik, biraz da siyasi ihtirasla 28 Şubat post modern darbesiyle devrilen Erbakan’ın yerine kurulan asker gölgesindeki hükümetin Başbakanı olmayı kabul etti.
Bugün muhafazakarların önemli bir kısmı Mesut Yılmaz’ı 28 Şubat’ın ardından bu ara dönem hükümetinin Başbakanı olarak hatırlıyor.
Özellikle de o dönemde imam hatip okullarına yapılan baskılar ve bu baskıları protesto eden insanlara söylediği “yarasa” sözüyle.
Ama çok az insan bugün 28 Şubat’tan sadece bir yıl sonra Mesut Yılmaz’ın Başbakan olarak askerlerle irticayla mücadele yüzünden nasıl karşı karşıya geldiğini ve 21 Mart 1998’de TSK’nın Yılmaz’a karşı yayınladığı muhtırayı hatırlıyor.
28 Şubat’tan sadece bir yıl sonra askerler artık Mesut Yılmaz Başbakanlığındaki hükümetin irticayla mücadele performansından da memnun değildi.
27 Mart 1998 günü yapılacak MGK toplantısında irticayla yeterince mücadele edilmediğini düşünen ordunun Başbakan Mesut Yılmaz’ı uyaracağı, yeni bir 28 Şubat yaşanacağının konuşuluyordu.
MGK, YÖK ve rektörlere irtica brifingleri vermişti. Ara rejim tartışmaları başlamıştı.
Yılmaz ile ordu arasındaki krizin merkezinde ise irticayla mücadeleden daha çok 28 Şubat’ın ihtiraslı generali Çevik Bir’in Genelkurmay Başkanlığı hesapları vardı.
Genelkurmay Başkanı Karadayı emekli olursa yerine Org. Kıvrıkoğlu gelecek, Org. Çevik Bir de emekliye ayrılacaktı. Ama eğer Karadayı'nın görev süresi bir yıl uzatılırsa Bir’in önü Genelkurmay Başkanlığı’na kadar açılacaktı. Mesut Yılmaz, Çevik Bir’in önünün açılmasını istemiyordu.
Nihayet Yılmaz askerlerle yaşadığı krizin esas sebebini bir Tiflis seyahatinde gazetecilere anlattı.
Aslında anlattı denemez. Mehmet Ali Birand’ın bulduğu bir yöntemle sessiz film olarak anlattı.
O geziye katılan isimlerden gazeteci Yalçın Doğan yeni çıkan kitabı “Sussam Susulmaz Yazmasam Olmaz” da bu görüşmeyi şöyle anlatıyor:
“Askeri apolet işareti yapıyor, eliyle dört işaretini ekliyor, son yine eliyle yukarılara doğru işaretiyle tamamlıyordu. Her işarette bize soruyorduk . Onun deyimiyle sessiz film oynuyorduk. Askeri apolet ve dört yıldız işareti yapınca biz “Orgeneral Çevik Bir mi” diyoruz, başıyla onaylıyordu. “Yukarılara mı gitmek istiyor” diye sorunca “Evet” anlamında başını sallıyordu.”
Bugün arada yaşanan tecrübeler yüzünden askeri vesayet meselesini küçümseyenlerin anlaması kolay değil ama Başbakanların orduyla ilgili şikayetlerini yüksek sesle dillendiremediği zamanlardı.
Hatta bu görüşmede anlatılanları, kaynağın Yılmaz olduğunu söylemeden yazan Birand, Doğan ve Muharrem Sarıkaya için ertesi gün Genelkurmay bir açıklama yaparak, gazetecileri komuta kademesine "nifak sokmakla" suçlamış, "Basın görevini onuruyla yapamadıkları için askeri tesislere girmelerine, demeç verilmesine yasak getirilmiştir" demişti.
Ama Mesut Yılmaz geri adım atmadı ve 17 Mart günü ANAP grup toplantısında siyasi hayatının en sert konuşmasını yaptı.
Bu, cumhuriyet tarihinde askere karşı o ana kadar bir Başbakan’ın yaptığı en sert konuşma da olabilir.
Konuşmasında “27 Mart, 28 Şubat olmaz, asker kendi işine baksın, dayatma yapılacaksa ben yaparım” demiş, “İrticayla mücadelenin askerin değil, hükümetin görevi olduğunu” hatırlatmış, başörtüsü yasağına karşı çıkmış, “irticayla mücadele edilirken dindar vatandaşlar rahatsız edilmemeli” mesajı vermişti.
Eresi gün konuşma “Yılmaz: Ordu kışlaya dönsün” başlıklarıyla verildi. Bugün maalesef bir kısmı hala itibar gören bazı Kemalist-askerci yazarlar Yılmaz’ı orduyla böyle konuştuğu için yerden yere vurdu.
Ve bu konuşmanın ardından 21 Mart günü TSK ertesi günkü gazetelerde “muhtıra gibi” başlıklarıyla verilen çok sert bir açıklama yaptı:
“TSK Anayasa ve yasaların kendisine verdiği görevlerin bundan önce olduğu gibi bundan sonra da eksiksiz olarak yerine getirmeye devam edecektir. Bu hususta kesin kararlıdır. Bunu yaparken de hiçbir kimsenin bu görevini hatırlatmasına ihtiyacı yoktur. T.S.K. yüce milletimizin güvenine mazhar olan bütün Cumhuriyet hükümetlerine bağlıdır, saygı duyar ve başarılarını mutlulukla izler. Ancak makamı, konumu ve görevi ne olursa olsun hiç kimse kişisel menfaatleri ve siyasi ihtirasları uğruna T.S.K.'nin yasal görevi olan ülke güvenliğine yönelik bölücü ve irticai gelişmelere karşı mücadele azminden vazgeçirecek, zayıflatacak tereddüde düşürecek veya kararlığını gölgeleyecek hiçbir tavır, tutum, beyan ve telkinlerde bulunamaz. T.S.K. ayrıca bu tarz tartışmaların devamının ülkenin demokratik yapısına ve milli menfaatlerine son derece zararlı olduğu düşüncesini taşımaktadır. Bazı talihsiz beyanlarda olduğu gibi, T.S.K. bir tehdit değil, aksine ülkemiz için bir güvencedir. Türk Silahlı Kuvvetleri dün olduğu gibi bugün de yüce milletin kendisine duyduğu güven ve itibara gölge düşürecek hiçbir davranış içinde olmamıştır. T.S.K. gelecekte de her türlü siyasi mülahazanın dışında olarak bu tutum ve davranışını sürdürecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”
2001 yılında Mesut Yılmaz bir kere daha bu siyaset düşkünü, vesayetçi TSK’yı karşısına aldı.
Bu kez krizi çıkaran ordunun AB reformlarına sürekli taş koymasıydı.
ANASOL-M hükümetinin ortağı olarak AB reformlarını uygulanması, ekonomik reformların hayata geçirilmesi konusunda en kararlı tavrı gösteren kişi Yılmaz’dı.
İdam cezasının kalkması, TRT’de Kürtçe yayın yapılması ve özeleştirmeler konusunda askerlerle tartışmalar yaşamıştı.
2001’de ANAP Kongresi’nde askeri vesayeti net sözlerle eleştiren çok tartışılan bir konuşma yaptı:
“Avrupa Birliği uyum çalışmalarındaki engelleyici rolü konusunda herkesin az çok bilgi sahibi olduğu, ancak üç maymunları oynadığı bir tabu var. Ulusal güvenlik gerekleri... Ya da daha doğru bir isimlendirmeyle ulusal güvenlik sendromu... Bugün bu tabunun üzerindeki perdeyi çekip almanın zamanı gelmiştir. Ulusal güvenlik, bir devletin bekasını sağlamayı amaçlayan son derece gerekli bir kavramdır. Bu kavramın bugünkü kullanım tarzı, tam aksi yönde cereyan etmektedir. Ulusal güvenlik kavramı, devletimizin geleceğini sağlamlaştırıcı her adımın engelleyicisi konumuna getirilmiştir. Devletin bekasını sağlayacak bir kavramı, devletin can damarlarını keser hale getirmeyi dünya üzerinde yalnız Türkiye becerebilirdi. Nitekim de öyle olmuştur. Türkiye'de değişimin anahtarı, ulusal güvenlik kavramında saklıdır. Ulusal güvenlik gerekçesiyle devletimizin bekasını sağlamlaştıracak, milletimizi rahat ve huzura erdirecek adımlar atılması adeta imkansızlaştırılmaktadır. Türkiye, eğer bir adım ileriye gitmek istiyorsa bu sendromdan kurtulmalıdır.’’
Bu konuşma üzerine yine Genelkurmay’dan ertesi gün gazetelerin “muhtıra gibi” başlıklarıyla verdiği bir açıklama yaptı.
Yılmaz’ı onursuzlukla suçlayan, yargılamayla tehdit eden berbat bir açıklamaydı bu:
“Son tartışma konusunun, sorumlu bir makamda olunmasına rağmen, meşru zeminlerde tartışmak yerine, dünyaya şikayet etme şeklinde gündeme getirilmesinin onurlu bir yaklaşım olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
***
Eğer atılması düşünülen ileri adımlar; Şeriatı düşünen sapık düşünce ve eylem sahiplerinin faaliyetlerini kolaylaştıracaksa, Ülkeyi bölmeyi çalışan gruplara yasal dayanak sağlayacaksa, Ülkenin yaşamsal güvenlik mülahazalarından tavizler verecekse, bunlar gerçek anlamda ileri değil, geriye doğru atılmış adımlar olacaktır. Başarız Tarihi örnek alarak verilen matbaanın gelmesini istemeyen zihniyetin bu konuşmada ulusal güvenlik kavramını reddeden zihniyet olduğu değerlendirilmektedir. Üzerinde düşünülmesi gereken önemli konu, kişi ve kurumların sorunlar karşısında, üzerlerine düşen görevleri eksiksiz yapmak yerine, başkalarına saldırarak sorumluluktan ve başarısızlıktan kaçma gayretleridir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde; Ekonomi iflas noktasına gelmişse, Ekonomiyi bu hale getirenler hakkında en ufak bir işlem yapılmıyorsa, Milli ve ahlaki değerler aşındırılmışsa,
Soygun düzeni adeta normal bir davranış haline gelmişse AB'ye girmeyi hedefleyen bir ülkede ortaçağı hedefleyen zihniyetler devlet kadrolarında bile yer alabiliyor ve buralara özenle yerleştiriliyorsa, Ülke içinde siyasi istrar, kişisel ihtiraslar nedeniyle bir türlü sağlanamıyorsa, Ülkenin bir parçasında ekonomik ve sosyal tedbirlerin alınamaması neticesi ayrılıkçı terörün, etnik/milliyetçi ve ayrılıkçı harekete dönüşmesi önlenemiyorsa, küreselleşme anlayışı ekonomik teslimiyetçilik olarak benimseniyorsa, tüm bu olumsuzlukların nedenini ‘ulusal güvenlik kavramı' ile örtmek ve bu kavramın sonucu olarak görmek hem makul hem de insaflı değildir, aynı zamanda tehlikelidir. Yapılan bu talihsiz konuşmada; ‘Her ileri adımın, ulusal güvenlik gerekçesiyle kesildiği' ifade edilmiş, ancak tek bir örnek de verilmemiştir. Bu sorumluluğu paylaşan bir kişinin kurumları hedef alan bu tür konuşması, mesnetten yoksun ve düşündürücüdür.”
Mesut Yılmaz’ın askeri böylesine kızdıran konuşmayı yaptığı ANAP Kongresi’ni ailesi ANAP teşkilatlarında görevli bir üniversite öğrencisi olarak yerinde izlemiştim.
Ama o gün kongre salonundaki ANAP’lıları bu konuşma pek de heyecanlandırmamıştı. Konuşma cılız alkışlarla karşılanmıştı. Çünkü böylesine çetin siyasi mücadele verebilecek bir sosyolojik tabanı kalmamıştı artık ANAP’ın. O sosyolojik taban bu mücadeleyi AK Parti’de vermeyi tercih etti.
2002 seçimlerine AB vurgularıyla giren ANAP yüzde 5’lerde kalmıştı. Maltepe’deki son seçim mitinginde Yılmaz, yine iddialı bir demokrasi konuşması yapmıştı ama meydanın neredeyse tamamını dolduran 2002 seçimlerinde ANAP’ı destekleyen ve ANAP’tan aday olan liderleri Denizolgun’u görmeye gelmiş Süleymancılar için bu hiç bir şey ifade etmemişti.
Mesut Yılmaz ise yeniden 2007’de Rize’den bağımsız aday olduğunda AK Parti’nin parti olarak aldığı oyun yarısını tek başına almayı başarmıştı. (40 bin oy)
Rize gibi muhafazakar bir şehirde, sırtında 28 Şubat kamburu olan bir siyasetçinin, Tayyip Erdoğan gibi Rizeli karizmatik bir Başbakan’ın karşısında ve 27 Nisan’ın gölgesinde gidilen bir seçimde bu kadar yüksek oyu nasıl aldığını en iyi dün Rizeli tarihçi ve gazeteci Fatih Sultan Kar’ın çektiği fotoğraf anlatıyor.

Türkiye’de seçmenlerin tercihlerini ideolojilerine ve kimliklerine göre yaptığını düşünmek, her şeyi siyasi rasyonaliteyle açıklamaya çalışmak entelektüel bir defo. Tek motivasyonları dindarlık, laiklik ya da milliyetçilik olmayan milyonlarca insanın siyasi tercihlerini liderlerle kurdukları irrasyonel olabilecek duygudaşlıklar da belirliyor.
Mesut Yılmaz, en azından kendi memleketinde bu duygudaşlığı kurmayı başarmıştı. Örneğin benim hacı anneannemin ömrünün sonuna kadar oyunu ve kalbini kazanmıştı.
Rize ile İstanbul arasında, Beyazıt’taki Beyaz Saray ile Avusturya Lisesi arasında, muhafazakarlıkla, laiklik arasında kalmış Türkiye’ye erken gelmiş, yalnız, ihtirası ve pırıltısı az, meşruiyetçi, macera sevmeyen bir liberaldi.
28 Şubat’ta kurulan hükümetin Başbakanı olmayı kabul ederek siyasi hayatını riske atmıştı ama Türkiye’nin 28 Şubat havasından çıkmasında, yeniden AB reformlarıyla demokratikleşme yoluna girmesinde, idamın kaldırılması, devlet kanalında Kürtçe yayın gibi Türkiye için radikal adımların atılmasında, 2001 krizinin aşılmasını sağlayan Derviş programının uygulanmasında az bilinen kritik bir rol oynamış, ön açıcı olmuştu.
“AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” sözü bile tabu kırıcıydı.
2001 yılındaki ANAP Kongresi’nde yaptığı konuşmanın şu bölümü ise hala güncelliğini koruyor:
“Biz devlet ve millet olarak hızla yolların ayrıldığı noktaya doğru gidiyoruz. Geleceğe giden Türkiye’nin önünde iki yol var. Ya birisinden gideceğiz, ya diğerinden. Biri, merhum Özal’ın bizlere miras bıraktığı Türkiye’ye yeniden çağ atlatan yol. Diğeri, statükonun bataklığında her geçen gün ülkemizi bir alt kümeye düşürecek yol. Biri, ülkemizdeki insanlarımızın tamamı ayrım yapmadan kucaklayacak yol. Diğeri her geçen gün daha fazla sayıda insanımızı düşman ilan edecek yol. Biri, Türkiye’yi çağdaş dünyaya, AB’ye ulaştıracak yol. Diğeri, Türkiye’yi Orta Doğu’daki yeni bir Baas Cumhuriyeti olmaya götürecek yol. Yollardan biri aydınlık, diğeri karanlık. Biri sağlam, diğeri kaygan. Girdiğimiz yola göre, ya çağı yakalayacağız ve geleceğe doğru sağlam bir şekilde ayakta kalacağız. Ya da çağı ıskalayıp, belirsiz bir geleceğe mahkum olacağız. Yolların birinde çağdaş dünyayla birlikte yürüyeceğiz. Diğerinde, Miloseviçlerle, Saddamlarla... Şu gerçeği iyi kavrayalım, Önümüzdeki yol çatallaştı. Bu yolların hangisine girilirse girilsin dönüşü yok. Karar verme zamanı.”
Konuşma 2000’lerin başındaki statükoya karşı değişimci, sivil demokrat liberal iyimserliğini yansıtıyordu. 2000’lerin ilk 10 yılı bu iyimserliğin sürdüğü bir dönem oldu.
1991’deki seçim şarkısının nakaratında çok uzaktaki bir hedef olarak tekrarlanan “2000’li yıllara”nın ikinci 10 yılının sonunu devirirken Türkiye herhangi bir yola girmemiş, tam olarak yolunu kaybetmiş bir ülke artık.
1991’de büyük ümitlerle “2000’li yıllara” derken vaad edilenlerin çok uzağında olduğumuz ise açık.
73 yaşında vefat eden eski Başbakan Mesut Yılmaz’a Allah’tan rahmet, Berna Hanım’a başsağlığı dilerim....
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Celal DENİZIRKÇILIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet AY14 Mayıs güzellemelerinin anlamı 15.05.2019 Tüm Yazıları
-
Salih TunaZincir sesleri 23.04.2019 Tüm Yazıları
-
Beril DEDEOĞLUİflas eden tüccar, eski defterleri karıştırırmış 27.02.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TığlıBu ne iki yüzlülük!... 26.02.2019 Tüm Yazıları
-
Nermin ALPAYİNSAN VE EKONOMİK DEĞERİ 8.02.2019 Tüm Yazıları
-
Ümit FıratBir mahalli seçim hatırası 15.01.2019 Tüm Yazıları
-
Murat AKSOYUnutmayalım yerel seçime gidiyoruz 11.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ekin GÜNBİR… İKİ… İZMİR MARŞIYLA KOŞ! 4.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet SeverTürkiye bu kadar tehdit ve hakaret eden bir Cumhurbaşkanı görmedi 18.12.2018 Tüm Yazıları
-
İbrahim SEDİYANİKirletme 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
Nadi ÖZTÜFEKÇİUlusal mı Ulusalcılık mı? 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
M.Şükrü HANİOĞLUDünya “biz”i parçalamak için mi savaştı? 26.11.2018 Tüm Yazıları
-
Cemil ERTEMEkonominin geleceğini simgeler anlatır! 31.10.2018 Tüm Yazıları
-
Amberin ZAMANCemal Kaşıkçı ve Türkiye’nin itibarı 10.10.2018 Tüm Yazıları
-
Mete YararCastle International 28.09.2018 Tüm Yazıları
-
Mehmet CANFilistin ulusal sorunu-II 25.09.2018 Tüm Yazıları
-
Leyla İPEKCİAile içi eğitimin maneviyatı (1) 18.09.2018 Tüm Yazıları
-
Ümit KurtTarihçi Kieser: Modern Türkiye'nin eş kurucusu Talat Paşa 17.09.2018 Tüm Yazıları












































































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026