Halil BERKTAY
[7-8 Haziran 2020] Nâzım’ın MİM’inde, Dördüncü Kitabın sonundaki 35 sayfalık İkinci Dünya Savaşı bölümü, Nazi ordularının 1941 yılı boyunca Sovyet topraklarında ilerleyişi, büyük Moskova muharebesinde ilk defa durduruluşu, Volokolamsk Şosesi direnişi (ki bunu ayrıca yazacağım), Almanlara esir düşen partizan Zoe/Tanya’nın asılması, bir de Fransız direnişçisi Gabriel Peri’nin kurşuna dizilmesiyle, 14 Aralık 1941’de noktalanır.
Beşinci Kitabın I. bölümü, (kısmen Nâzım’ın kendisi, kısmen Hikmet Kıvılcımlı olarak düşünebileceğimiz) komünist mahkûm Halil ile İstanbul’da yoksulluk içinde yaşayan karısı Ayşe’nin mektuplaşmasını içerir. “Bu 42 yılının bahar gününde…” diye başlayan II. Bölümünde, bir, Yunan adalarındaki açlıktan kaçarak gelen kayıklar ve iki, “Ermeniler kesilirken / kana battı göbeğine kadar” dizeleriyle tanıdığımız Çolak İsmail’in zulmü büyük yer tutar. Civara bir de Alman uçağı düşmüştür o arada. Gümrük Muhafaza memuru Kâmil Efendi, Ankara’dan “Alaman tayyare zabitanına itibar gösteriniz” diye emir geldiğini anlatır. Civarın büyük zengini Koyunzade’nin kulüpte verdiği ziyafete Vali Bey, Alay Kumandanı ve Polis Müdürü de katılır. Henüz Stalingrad olmamış, savaşın kaderi değişmemiştir. Nâzım ve döneminin trolleri yazımın giriş bölümünde anlattığım, tarafsızlık ama görece Mihver devletlerine yakın tarafsızlık politikasının, henüz kimse farkında olmasa da artık son demleridir.
MİM’in Beşinci Kitabının IV. Bölümünün başında, ilk 520 sayfa önce Haydarpaşa Garı’nda Anadolu’ya sevkedilirken karşılaştığımız komünist mahkûm Fuat tahliye olur, bir yıl yattığı kasaba hapishanesinden. Hemen trene atlayıp İstanbul’a döner. Biraz Orhan Veli gibi, Galata Köprüsü’ne çıkıp etrafı seyreder. Fakat Nâzım gene uzatmaz bu bir lâhzalık, yedi satırlık “şairane”liği. O sırada bir cankurtaran geçer canavar düdüğünü çala çala. Şehrin en yoksul, en işsiz, en perişan semtlerinden birinde, tek odada yaşayan beş kişilik bir ailenin topluca intihar ettiğini öğreniriz. MİM’in son cümleleri, kurnaz (veya kendini kurnaz sanan) sıhhiye memuru Hasan Kılıç’ın cankurtaranın dönüş yolculuğunda kurduğu sahte ilâç vurgunculuğu hayallerine hasredilmiştir.
Hafif bir doymamışlık, bitmemişlik hissi uyanır insanın içinde. Bu kadar mıydı? Böyle mi sona erecekti? Kuvayı Milliye’de, Ali Onbaşı, Nurettin Eşfak, sarkık bıyıklı süvari ve Kayserili bir neferle birlikte biz de “öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya” seyrederiz, İzmir rıhtımından Akdeniz’i. MİM’in geneli ise hiç böyle epik, birleştirici, çıkış vâdeden, geleceğin perdesini aralayan bir sonuca bağlanmaz. Tersine, hayatın akışı içindeki binbir anlatı ipliğinden birinin ortasında kesiliverir. Ama belki de daha iyidir böylesi. Nâzım devam etmeyi düşünmüş müydü acaba? Bilmiyorum ama pek de sanmıyorum doğrusu. Zaten (Adam Yayınları’nda) 537 sayfanın sonunda işba halindeyizdir ve daha ne insan manzaraları getirecektir ki önümüze, o yılların Rumeli’si ve Anadolu’sundan? Dünyanın ve Türkiye’nin 1942 başlarındaki belirsizliği içinde — belirsizliğin griliği, gerilimi, korku ve sefaleti içinde — gümbürtülü bir Beethoven crescendo’suyla değil Mozart-vâri bir alçalışla, bir decrescendo veya diminuendo’yla, âdetâ cümle ortasında, yarı yolda kalıvermesi herhalde eserin ruhuna çok daha uygundur ve (yazarın takati de düşünüldüğünde) her bakımdan çok daha gerçekçidir.
* * *
Öte yandan, insan elinden çıkma bütün yapıtlar biter de zaman başsız ve sonsuz akmaya devam eder. Türkiye alabildiğine karanlık altı yıl yaşar 1939-45 arasında. Dışarıya kapalı, hemen her şeyin vesikaya bağlandığı, dar, boğucu, baskıcı, patriyarkal bir âlemdir. Dış politika ise tam bir mayın tarlasıdır. Hükümet Millî Mücadelenin başından beri Sovyetlerle iyi ilişkiler içindedir. 1923’ten itibaren Batılılaşma hamlesi İngiltere ve Fransa’yla da yakınlaşmayı beraberinde getirir. Mondros mütarekesine göre Hatay Osmanlı toprağıdır. Sonrasında Suriye’yi işgal eden Fransa, 1921 Ankara anlaşmasıyla Hatay’ı iade etmez; özel bir statü tanımakla yetinir. Ancak 1936’da bir bütün olarak Suriye’ye bağımsızlık tanıması bu durumu da değiştirir. Hatay’ın ilhakı sürecinde Türkiye ile önce İngiltere, sonra Fransa arasında, Akdeniz’de olası bir savaşa karşı işbirliği deklarasyonları gerçekleşir.
Derken Ağustos 1939 sonlarındaki Molotov-Ribbentrop Saldırmazlık Paktı her şeyi altüst eder. Türkiye solunun kalıntıları hâlâ farkında olmayabilir ama, Nazizm konusunda Batı’da yaygınlaşan türden yatıştırmacı hayallere Stalin de pekâlâ kapılmıştır 1930’ların ikinci yarısında. İngiltere ve Fransa yönetici elitlerinin bir bölümü Hitler’i doğuya saldırtmayı; Sovyet parti ve devlet yönetimi ise aynı canavarı batıya saldırtıp Doğu Avrupa üzerinde bir Alman-Sovyet condominium’u, ortak yönetimi tasavvur etmektedir. Chamberlain ve Daladier bu sakat kafa yüzünden 30 Ağustos 1938’de Münih Antlaşması’nı imzalayıp Çekoslovakya’yı satıverdikleri gibi, bir yıl sonra, 23 Ağustos 1939 tarihli Molotov-Ribbentrop Paktı’yla da bu sefer Stalin Polonya’yı satıverip Wehrmacht’ın 1 Eylül 1939 saldırısına halı döşemekten çekinmeyecektir.
İlginç olan şu ki, Stalin’in hegemonya projesi yalnız Polonya’nın değil, bir bakıma Türkiye’nin de Faşizm ve Nazizm karşısında kendi kaderine terkedilmesi demektir. Zira şimdi İngiltere ile Fransa bir yanda, Almanya ile Sovyetler Birliği diğer yandadır, Ankara’dan bakıldığında. Mihver baskısı giderek artar. 1 Mart 1941’de Hitler İnönü’ye, “Bulgaristan’da ilerleyen Alman birliklerinin, Türk sınırından, orada bulunmalarının maksadı hakkında yanlış bir yorumda bulunulmasına meydan vermeyecek kadar uzak kalmalarını emrettim. Şu kayıtla ki, Türk hükümeti, bizi, bu tutumumuzda bir değişiklik yapmağa mecbur edecek tedbirlere tevessül etmeyi lüzumlu görmesin” gibi tehditkâr cümleleri de içeren bir mektup gönderir. Buradaki imâlardan biri, “Büyük Bulgaristan” irredantizminin Trakya üzerindeki 1878 ve 1912-13’ten kalma taleplerinin gerekirse Nazilerce desteklenebileceğidir. Bir ay geçmez; Alman orduları aynı anda başlatılan çifte operasyonla 6-18 Nisan arasında Yugoslavya’yı, 6-30 Nisan arasına Yunanistan’ı işgal eder. Türkiye’de panik rüzgârları eser. Terkedebilen İstanbul’u terketmeye başlar (benim dedem, Cumhuriyet bürokratı Halil Namık Berktay ve ailesi de bu arada önce Ankara’ya, sonra İzmir’e göçer). 18 Haziran 1941 tarihli Türk-Alman saldırmazlık antlaşması bu koşullarda, Şükrü Saraçoğlu tarafından imzalanır (yukarıda soldaki resimde, soldan dördüncü Saraçoğlu’nu ve onun yanında, Hariciye’nin en Almancısı diye bilinen Numan Menemencioğlu’nu görüyorsunuz). Dört gün sonra, yani 22 Haziran 1941’de Barbarossa Harekâtı başlar. Hitler orduları Sovyetler Birliği’ne girer. Yani şimdi de bir bakıma TC, SSCB’yi satışa getirmiştir denebilir.
Devamında Türkiye, uzun süre Almanya’ya yakın durur. Büyükelçiliği Atatürk ve İnönü tarafından iki kere veto edilen Franz von Papen, Ribbentrop’un üçüncü denemesinde (dayatmasında mı demeli?) nihayet kabul edilir ve 1939-44 arasında meşum bir varlık olarak Ankara’ya yerleşir. Harry Potter’daki Voldemort tayfasından fırlamış gibidir. Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Killigil üzerinden, Türkiye’deki Turancı çevrelere para akıtmaya başlar.[1] Türkiye, Ekim 1941’de varılan “Clodius Anlaşması” çerçevesinde Almanya’ya 1941-1942’de 45,000 ton, 1943’te 90,000 ton ve 1944’te gene 90,000 ton krom ihraç etmeyi taahhüt eder. Almanya sırf bu kromun taşınmasına 117 lokomotif ve 1,250 yük vagonu ayırır.[2]
Bu garip ve karmaşık ilişkiler ağı içinde, gerek emekli ve gerekse aktif görevdeki bazı generaller (bugünkü deyimiyle) “ikinci kulvar diplomasisi”nde büsbütün korkutucu bir rol oynar. Örneğin Nuri Killigil (emekli) ve Ali Fuad Erden (muvazzaf) paşaların 1941-42 yıllarında Franz von Papen’le Türkiye’nin Almanya’nın yanında savaşa girmesi konusunda yaptığı bir dizi görüşme resmen hükümetin bilgisi dışındadır ama gerçekte öyle olup olmadığı belli değildir. Bu bağlamda bir diğer ilginç şahsiyet de 1932’de orgenerallikten emekli olan Erkilet Paşa’dır (tam adıyla Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet). 1941’de, Alman ordularının Sovyet topraklarındaki ilk muzaffer ilerleyişi sırasında, Mareşal von Bock’un dâvetlisi olarak (aktif görevdeki) Ali Fuad Erden’le birlikte Doğu Cephesi’ni ve Kırım’ı ziyaret eder. Aşağıdaki resimde, zımba gibi üç genç Nazi subayının eşliğindeki iki heybetli şişkodan, üniformalı Ali Fuad Erden soldan ikinci, sivil giyimli Emir Erkilet soldan dördüncüdür. Bununla da kalmaz; Hitler’in Rastenburg yakınlarındaki Doğu Cephesi özel karargâhı “Kurt İni”ne,

Wolfschanze’ye dâvet edilir ve savaşın gidişatı hakkında bizzat Führer tarafından bilgilendirilirler. Fakat daha da ilginç olan, Stalingrad’dan, yani savaşın dönüm noktasından sonra dahi, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden bir gözlemci kafilesinin 1943’ün yaz aylarında yaptığı gezidir. Bu da Adolf Hitler’in Cumhurbaşkanı İnönü’ye gönderdiği özel bir dâvet temelinde cereyan eder. İnönü o sırada Birinci Ordu Müfettiş olan Orgeneral Cemil Cahit Toydemir’i bu heyetin başkanlığına getirir. Almanya’nın önde gelen askerî istihbaratçılarından, SS tümgenerali Walter Schellenberg (bkz aşağıda sağdaki fotoğraf) refakatindeki heyet, 26 Haziran – 7 Temmuz 1943 tarihleri arasında (a) Manş Denizi kıyılarında henüz inşa halindeki Atlantik Duvarı’nı ve denizaltı sığınaklarını görür; (b) Berlin’deki yeni SS uçaksavar sitelerini inceler; (c) nihayet sıra Doğu Cephesi’ne gelir. Belgorod’da Wehrmacht’ın Merkez Orduları Grubu’na misafir olur; 6. ve 7. Panzer (tank ve motorize piyade) tümenlerinin Kursk saldırısı öncesindeki Harkov manevralarına katılırlar. Aşağıda soldaki fotoğrafta, 503. Ağır Panzer Taburu’nun son model Tiger I tanklarını izleyen Türk subaylarını görüyorsunuz. 1941’de olduğu gibi bunlar da sonrasında Wolfschanze’yi ziyaret eder, 5 Temmuz’da Kursk muharebesi başlamışken 7 Temmuz 1943’te Hitler tarafından kabul edilir ve Türkiye’ye dönerler.
Ne öğrenip İnönü’ye rapor ettiklerini bilemeyiz ama bundan sonra işler onları dâvet edenlerin istediği gibi gitmez. Kursk’ta Alman zırhlı birlikleri Sovyetlerin “önceden özel olarak hazırlanmış savaş meydanı” taktiğinin kurbanı olur. Kıskacın kuzey kanadı hemen hiç ilerleyemez. Güney kanadı ise 12 Temmuz 1943’te Prokhorovka’da Pavel Rotmistrov

komutasındaki Beşinci Muhafız Tank Ordusu tarafından durdurulur. Hemen ardından, Müttefiklerin Sicilya çıkarması haberi Hitler’i bütün harekâtı iptal etmeye mecbur eder.Bundan sonra Wehrmacht bir daha Doğu Cephesi’nde herhangi bir taarruza girişemeyecek; insiyatif tamamen Sovyetlere geçecek; özel olarak Alman Merkez Orduları Grubu ertesi yıl Sovyetlerin 23 Haziran – 19 Ağustos 1944 arasındaki Bagration Harekâtı tarafından hemen tümüyle yok edilecek, bu gruba mensup 34 tümenden 28’i 450,000 ölü verecek ve âdetâ yeryüzünden silinecektir.
* * *
Bu gelişmeler Türkiye’nin iç siyasetine kuvvetle yansımakta gecikmez. Daha önce de belirttiğim gibi, Türk milliyetçiliğinin ana mecrası İttihatçılık ve sonra Kemalizmdir. Turancılık veya Pan-Türkizm ise onun aşırı sağ uzantısıdır. İkisi arasında hem akrabalık hem rekabet ve düşmanlık; hem patronaj ve himaye hem siyasî hegemonyayı koruma ve araçsallaştırma ilişkileri söz konusudur. İngiliz-Fransız taraftarlığında ısrarlı olan Atatürk’ün 1938’de ölmesinden sonra, İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde ve özellikle 1939-43 arasında Türk faşizminin bu Turancı varyantı giderek daha fazla himaye görür. Bu tip Nazi yanlısı sokak hareketleri ve paramiliter güçler, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgaline uğrayan bütün ülkelerde Hitler kuklaları ve işbirlikçilerine dönüşmüştür.
1942-43 kışına kadar, belki Türkiye’de de onları böyle bir gelecek beklemektedir. Ne ki, Mihver devletlerinin inişe geçtiği belirginleştikçe, hükümet bir yandan kendi Türkçülüğünü sergilerken diğer yandan söz konusu özerk faşist hareketi sınırlama ve zaptürapt altına almaya başlar. Turancı akım önce umursamaz bu tehlike sinyallerini. Burada benzersiz kişiliğiyle Nihal Atsız’ın rolünü de hesaba katmak gerekir. Mussolini ve Hitler’den günümüzün ulusalcı küçük ortağına kadar, bütün faşist (özellikle de komünistlikten faşistliğe transfer olmuş) liderleri hatırlatan kendine özgü bir megalomanisi, mutlak iradeciliği, saldırganlığı ve kavgacılığı vardır. Geri çekilmeyi bilmez. Dergisi Orhun’un 1 Mart ve 1 Nisan 1944 tarihli sayılarında, Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na hitaben iki açık mektup yayınyıp, yüksek mevkilerdeki “komünist”lerden şikâyet eder. Bunun üzerine Sabahattin Ali hakaret dâvâsı açar. 26 Nisan 1944 tarihinde Ankara’da yapılacak ilk duruşma, salonu aşırı milliyetçi gençlerin doldurması üzerine 3 Mayıs’a ertelenir. Öncesinde Nihal Atsız kahraman ve muzaffer bir komutan edasıyla varır Ankara’ya. Büyük bir Turancılık mitingi düzenlenir. Ulus Meydanı’nda toplanır ve Başbakan Saraçoğlu’yla görüşme talebinde bulunurlar. Atsız muhtemelen kendini Mussolini’nin 27-29 Ekim 1922’deki Roma Yürüyüşü’nün başında gibi hissetmekte, ya da Münih Birahane Darbesi sonrasındaki duruşmalarda Hitler’in yaptığı gibi olası mahkeme salonunda bütün Türk milletinin kalbini fethedeceğini tahayyül etmektedir.
Ama ister 1922’de İtalya’nın, ister 1933’te Almanya’nın Eski Muhafazakârları gibi davranmaz Tek Parti devleti. Çünkü Faşizm ve Nazizm bitmiştir uluslararası planda. İnönü Mussolini’yi başbakan yapan İtalya kralı III. Victor Emmanuele ya da Hitler’i şansölyeliğe getiren Hindenburg rolünü oynamayı herhalde aklının köşesinden bile geçirmez. Tersine, polis böyle bir saldırıyı hiç beklemeyen göstericilerin üzerine yürür, coplar, şiddetle ezip dağıtır; 165 kişi gözaltına alınır. Ünlü Irkçılık – Turancılık Dâvâsı açılır. Fakat rejim bir kere höt dedikten, kimin üst kimin ast olduğunu hatırlatıp siyasî hegemonyasını empoze ettikten sonra, bu sefer ana akım milliyetçiliği ile marjinal milliyetçilik arasındaki akrabalık ve himaye ilişkileri tekrar öne çıkar. Dâvâ 1945’e sarkar. Mart 1945’de bir dizi mahkûmiyet kararıyla sonuçlanır. İş temyize gider. Bugünkü adıyla Yargıtay bütün cezaları hafifletir. Ekim’de artık herkes tahliye edilmiştir.
* * *
Tahliye edilmiştir ama gün dönmüş, devran değişmiş; yerli sokak faşizminin şablonundaki fırsat hiç gelmeden gitmiştir. Ağustos 1944’te Sovyet orduları Bulgaristan’a girer ve Alman orduları kuzeye çekilir. Bu da Mihver devletleri ile Türkiye arasında en ufak bir temasın, sınırdaşlığın kalmaması demektir. Rahatlayan Ankara hükümeti, Almanya ile diplomatik ilişkilerine ânında son verir. 4-11 Şubat 1945’te Yalta Konferansı toplanır; Roosevelt, Churchill ve Stalin savaş sonrası dünyaya şekil vermeye başlar. Herkes kampını seçmek, nerede durduğunu ilân etmek zorundadır. Türkiye’nin karşılığı iki hafta geçmeden belirlenir. TBMM’nin 23 Şubat 1945 oturumuna 455 milletvekilinden 54’ü katılmaz. 401 vekilin oybirliğiyle, Almanya ve Japonya’ya savaş ilân edilir.
Benim iktidarları ve trollerini konu alan bu küçük dizimin son bölümünde, işte o gün Mecliste söylenen ve ertesi gün basında yazılanlara ilişkin bazı sevimli gözlemler yer alıyor. Görüşmeler sırasında Dışişleri Bakanı Hasan Saka, Britanya Büyükelçisinin “telkin”inin hükümet tarafından dikkat ve titizlikle incelendiğini; kabul edilmesinin gerek İttifakın, gerekse devletin daima ön planda tuttukları “alî menfaat”lerinin yararına olacağı sonucuna varıldığını ifade eder. 18 Haziran 1941’de Türk-Alman Dostluk Paktı’nı Dışişleri Bakanı sıfatıyla Türkiye adına imzalayan, en tepede sağda resmini gördüğünüz Şükrü Saraçoğlu, dört yıl sonra bu sefer Başbakan sıfatıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin daha ilk tehlike ânından itibaren özüyle, sözüyle ve silâhlı gücüyle “demokratik milletler”in yanında yer aldığını ve daima bu politikayı izlediğini söyler; Almanya’ya savaş ilânını bu ifadelerle gerekçelendirir. Türkiye zaten çoktandır Müttefiklerin safındadır ve şimdi yapılan, bu konumu resmileştirmenin son adımını atmaktan ibarettir. CHP milletvekillerinden Mümtaz Ökmen, Türkiye’nin daima Sovyetlerle dostluğu temel aldığını vurgular. “Büyük dostumuz” dediği Sovyetler Birliği’nin bütün diğer komşularının ya düşman Mihver saflarına katılmış ya da Mihver ordularına geçiş hakkı vermis olmasına karşılık bir tek Türkiye’nin böyle yapmadığının altını çizer. Öktem’e göre, Boğazların ve Kafkas sınırının dost ellerde olması, Sovyetlerin Stalingrad’da o kadar kahramanca direnmesini kolaylaştırıcı bir rol oynamıştır. Hattâ Türkiye’nin varlığı Kuzey Afrika’daki El Alameyn muharebesinin (23 Ekim – 11 Kasım 1942) sonucunu dahi olumlu yönde etkilemiştir.
24 Şubat 1945 tarihli gazeteler ayrı bir âlemdir. Akşam’da Necmettin Sadak, Almanya’ya savaş ilânı teklifinin diğer tarafsız ülkelere yapılmamış olmasının bir tür ayrıcalık anlamına geldiğiyle böbürlenmeyi seçer. Yıllardır Alman taraftarlığıyla temayüz eden Cumhuriyet’in yönetimini dört ay sonra ölecek olan babası Yunus Nadi’den devralma sürecindeki Nadir Nadi, Türklerin “samimiyetle hürriyetperver milletlerin yanında olduğunu” kaydeder. Aynı gazetedeki sütununda Erkilet Paşa, hani şu Doğu Cephesi’nde Nazi subaylarıyla çekilmiş resmini daha önce gördüğünüz Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet, “Sovyet Rusya’nın Askerî Gücü”ne hayranlığını terennüm eder.
Şimdi sıkı durum, veya daha da sıkı durun. Gene Cumhuriyet’te imzasız olarak yayınlanan “İcmal” başlıklı bir köşede, Türk milletinin ırkî üstünlük iddiasıyla kendi lebensraum’unu (yaşam alanını) başka milletler aleyhine genişletmeye kalkıp onların haklarını çiğneyen, topraklarını işgal eden ve dünyayı zindana çeviren Almanya ile hiçbir alışverişinin olamayacağı anlatılır. Aynı şey, Doğu Asya’da bir Ortak Refah Bölgesi kurmak adı altında başka milletlerin hürriyet ve istiklâl özlemlerini çiğneyip onları köleleştiren Japonya için de geçerlidir. Türkler ise demokratik bir millettir ve her zaman demokrasi cephesinden yana olagelmiştir.
* * *
Gülmeyin. Hepi topu 75 yıl önce yazılıp söylenmiş şeylerden söz ediyoruz. Hafıza-yı beşer bu kadar mı nisyan ile malûldür? Öyleyse, acaba gelecekte bizi ne gibi viraj ve geri dönüşler beklemektedir?
[1] Bu da çok ilginç ve hâlâ esrarını koruyan bir episoddur, Türkiye’nin yakın tarihinde. Nuri Killigil (Nuri Paşa) diğer önde gelen İttihatçılarla birlikte 1918’de Türkiye’den Almanya’ya kaçıp sığınmış ve ancak 20 yıl sonra, 1938’de dönmüş; arkasından derhal Büyükelçi Franz von Papen’e yapışmış ve zaten Turancı harekete kendi cebinden vermeye başladıklarını Nazi desteğiyle arttırabilmişti. Killigil Nazilerin Türk etnik kökenli savaş esirlerinden bir ordu kurup bunu Türkiye’nin emrine vermesini ısrarla savunuyor; böyle bir adımı hükümetin, ordunun ve Türkiye halkının büyük çoğunluğunun destekleyeceğini iddia ediyordu. Kendi açısından çok aşırı iyimserdi ama gene de Nazilerin ilgisini çekti ve Alman Dışişleri Bakanlığı’ndaki Türkiye masasının şefi Ernst Woermann’ın Nuri Paşa’nın görüşleri hakkında hazırladığı ayrıntılı rapor, gene Dışişleri Bakanlığı’nda bir de Turancılık masasının kurulmasına; ayrıca bir “Doğu Türkistan” SS alayının teşkil edilmesine yol açtı. Bu arada Nuri Killigil bir hafif silâh ve madenî eşya fabrikası kurmuş; kısa zamanda işleri büyüterek havan ve havan mermisi üretimine de geçmişti. Ne ki, Almanya’nın savaşı kaybettiğinin kesinleştiği 1944 sonlarından itibaren iktidarın Türkiye’deki Alman taraftarlarına karşı giderek daha sert önlemlere başvurması, Nuri Killigil’in karanlık yükselişine de ket vurdu. Savaşın sona ermesinden dört yıl sonra, 2 Mart 1949’da Sütlüce’deki fabrikada kimyahanede çıkan yangın yayıldı, cephaneliğe sıçradı ve üç büyük patlama meydana geldi. Toplam 27 kişi öldü. Nuri Paşa da cesedi bulunamamasına karşın bu 27 ölü arasında sayıldı ve boş bir tabutla toprağa verildi. TBMM’nin 23 Mart 1949’da bu konuya hasrettiği gizli oturumun tutanakları hiç kamuoyuna açıklanmadı.
[2] Buna karşı ABD ve Britanya da devreye girip, çok ihtiyaçları olmadığı halde sırf Almanya’ya ulaşmasın diye Türkiye’den “önleyici krom ithalâtı” yapmak yoluna gider. Buna Türk tütünü ve kuru yemişleri de eklenir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Celal DENİZIRKÇILIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet AY14 Mayıs güzellemelerinin anlamı 15.05.2019 Tüm Yazıları
-
Salih TunaZincir sesleri 23.04.2019 Tüm Yazıları
-
Beril DEDEOĞLUİflas eden tüccar, eski defterleri karıştırırmış 27.02.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TığlıBu ne iki yüzlülük!... 26.02.2019 Tüm Yazıları
-
Nermin ALPAYİNSAN VE EKONOMİK DEĞERİ 8.02.2019 Tüm Yazıları
-
Ümit FıratBir mahalli seçim hatırası 15.01.2019 Tüm Yazıları
-
Murat AKSOYUnutmayalım yerel seçime gidiyoruz 11.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ekin GÜNBİR… İKİ… İZMİR MARŞIYLA KOŞ! 4.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet SeverTürkiye bu kadar tehdit ve hakaret eden bir Cumhurbaşkanı görmedi 18.12.2018 Tüm Yazıları
-
İbrahim SEDİYANİKirletme 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
Nadi ÖZTÜFEKÇİUlusal mı Ulusalcılık mı? 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
M.Şükrü HANİOĞLUDünya “biz”i parçalamak için mi savaştı? 26.11.2018 Tüm Yazıları
-
Cemil ERTEMEkonominin geleceğini simgeler anlatır! 31.10.2018 Tüm Yazıları
-
Amberin ZAMANCemal Kaşıkçı ve Türkiye’nin itibarı 10.10.2018 Tüm Yazıları
-
Mete YararCastle International 28.09.2018 Tüm Yazıları
-
Mehmet CANFilistin ulusal sorunu-II 25.09.2018 Tüm Yazıları
-
Leyla İPEKCİAile içi eğitimin maneviyatı (1) 18.09.2018 Tüm Yazıları
-
Ümit KurtTarihçi Kieser: Modern Türkiye'nin eş kurucusu Talat Paşa 17.09.2018 Tüm Yazıları
-
Güngör UrasABD’DE BORÇ KRİZİ 10.08.2018 Tüm Yazıları
-
Serpil Çevikcan24 Haziran sonrasındaki şema 30.05.2018 Tüm Yazıları
-
Hüseyin ÇAKIRVaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın… 27.05.2018 Tüm Yazıları
-
Kürşat BUMİNLGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz? 7.02.2018 Tüm Yazıları
-
Aslı AydıntaşbaşYaklaşan facia 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Yusuf Ziya DÖGERTürkiye Seçimlerinin Kilidi Kürdler 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Özgür MumcuTutuklu yargı 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Arife KÖSEHawaii’den sonra nükleer savaş tehdidini yeniden düşünmek 1.02.2018 Tüm Yazıları
-
Güldalı COŞKUNSeçim kritiği desem de…. 1.02.2018 Tüm Yazıları



















































































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024