Ferhat KENTEL
Modern insan karmaşık bir insan. Onu tek bir tanıma sokarak açıklamak mümkün değil. Modern insan bir tür “kavşak”; içinden kapitalizm, sanayi toplumu, “medenileşme”, “kamusallaşma”, ulus, milliyetçilik, rasyonalite vb. geçen bir “kurgu”... Ama aynı zamanda bu modernlik kurgusunun hiçbir zaman tam olarak da kuşatamadığı, unutması beklenen “eski”yi bünyesinde az veya çok taşıyan, unutamadığı zaman ya direnen ya da bundan utanan ve bu yüzden gerilimlerle dolu, sürekli bir inşa hali...
Modernist kurgunun –olabildiği kadar– ele geçirdiği insan, dünyaya kibirli bakan bir insan. Bütün dünyanın doğal zenginliklerini, kaynaklarını kendi emrine amade gibi görüyor. Onu kuşatan çevrenin kendini yeniden üretmesi, yaşamaya devam etmesi hiç derdi değil. O çevreyi sömürebildiği kadar sömürmek, onun için “sömürmek” kelimesiyle anlaşılan bir durum değil; bu onun “hak”kı... ilerlemenin ve aklın yolu... ve bu ona göre “normal”...
Modernleşen insanın sömürdüğü çevre sadece doğal zenginlikler değil. Modern insan aynı zamanda kendi türünü de, kendisi kadar “modernleşmemiş” olan insanları da sömürmeyi kendi hakkı olarak görüyor; onların üzerinde tasarruf hakkı olduğunu varsayıyor.
Modern insan sadece “akıl” ile hareket ettiğini varsayan ve sahip olduğu aklı “Tanrı” yerine koyan bir kibir abidesi. Bu akla yeteri kadar sahip olmadığını düşündüğü canlılara, türlere ve diğer insanlara yukarıdan bakan; üstünlüğünü ispat etmek için, her türlü “iktidar teknolojisini” kullanmaktan çekinmiyor.
Bunun için de elinde bol miktarda teknoloji var. Her şeyden önce sermayesi var; ekonomik gücü var.
Mesela ırkçılık, kahramanlık gibi, doğrudan değerlere gönderme yaparak kendi üstünlüğünü “gösterecek” ideolojileri ve anlatıları var. Alman Nazizm’i gibi mesela...
Ve elinde “bilim” var; sözde bilim, rakamlar, “ilerlemenin kaçınılmazlığı”, “doğa kanunu” gibi gerekçeleri var. Bir yandan “evrensel” olduğunu iddia ederken, diğer yandan “ulusal kimlik” dayatan, bu kurgusal ve de varsayımsal kimliği dinselleştirerek ezberleten bir eğitim sistemi var.
Çıplak gücü ve bu gücün sembolleri var; silahları, orduları, üniformaları, rütbeleri, takım elbiseleri, kravatları, siyah lüks otomobilleri var.
Hukuku var... Anayasası, kanunları var. Güçlülerin, kazananların damgasını taşıyan, kurgulanmış olan dünyanın “normal” ve “uyulması gereken” olduğunu anlatıyor.
Ve işte bütün bunların bileşiminden tekrar beslenen inanılmaz bir kibri var ve bu kibirle, bütün bunları konsantre bir vaziyette barındıran devleti var.
Ve bizim devletimiz, modernliğin şablonlarını, “sonuçlarını” ithal etti, “bizim modernizmimizi” kurdu; yaptığı işi çaktırmadan, ince teknolojilerle değil, göstere göstere yaptı. Bir türlü “eski”den kurtulamamış olan her şeyden utanan, “eski”yi ve “farklı” olanı hatırlatan her şeye karşı kibir ve öfkeyle saldıran bir ruh hali yarattı.
Kürtleri, Ermenileri, Müslümanları en yetkili ağızlardan her türlü aşağılamış kurucu bir felsefeyle kuruldu bu modernizm. Cumhuriyet tarihi, kendilerini üstün yaratıklar, başkalarını böcek gibi gören başbakanlarla, Adalet, İçişleri bakanları ve daha bilumum etkili ve yetkili şahsiyetle dolu.
Bizim modernizmimiz kendinden çok utanan, aşağılık kompleksiyle yüklü ve bu yüzden kibir konusunda tavan yapan bir modernizm. Bu yüzden ovaları betonlarla, şehirleri beton kulelerle donatmak, akarsuların boğazını kelepçeyle sıkarak öldürmek, insanları dümdüz etmek konusunda hiçbir izan tanımayan; itiraz edenleri “şu ya da bu ilkemize, ilerlemeye, vatana-millete aykırı” diyerek, derdest edip, her türlü muameleyi meşru gören bir modernizm...
Anayasanın “konuşulur gibi” yapıldığı bir dönemde aklıma geldi bütün bunlar... Bir toplumun “adını koymanın” belgesi olan Anayasa’yı belki bu gözle bir daha okumak ve yeni anayasayı düşünürken belki şu kibirden biraz sıyrılıp, yerine “başkalarının”, başka canlıların da “biz en akıllı” ve “en yücelerle” eşit olduklarını, onların da belki düşündükleri arasında “akla” yatkın bir şeyler olduğunu düşünerek biraz “tevazu” pratiği yapabiliriz belki...
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020