Berrin Sönmez
Tarrant’a cevap üretmek ona Hıristiyan terörist demekten kaçınmanın yanında çok daha büyük yanlış. Fakat bizim ırkçılar da buldukları her fırsatı kullandıkları için Ayasofya’yı yine gündeme taşıdılar cevap niyetine.
Merhum Hrant Dink’e veda ederken eşi Rakel’in söyledikleri, kulaklara küpe olacak cinstendi. Oldu da. Teröristler eliyle can verenlerin arkasından hep tekrar tekrar bu konuşmayı hatırlarım. 2007 yılı Ocak ayının 23’ünden bu yana her cinayet için ama özellikle de terörist eylemlerle hayatını kaybedenlerin arkasından Rakel Dink’i tekrar tekrar dinlemek gerektiğine inanıyorum:
“Bugün sessizlik ile büyük bir ses yükselteceğiz. Bugün derinliklerin ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır. Yaşı kaç olursa olsun 17 veya 27’inci katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduğunu biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.”
Hrant’ın ardından Ogün Samast adlı bebeği katile dönüştüren karanlığı tamamen aydınlatamasak da yapılacak tek şey yine bu. Yeni Zelanda’nın “en karanlık günü” için de yapılması gereken şey aynı. Duayla, vakarla, sessizlik içinde büyük bir ses yükselterek hayatını kaybeden elli insanı rahmetle anarak, yirmisi yoğun bakımda olan otuz dört yaralıya Allâh’tan şifa dileyerek o karanlığı da sorgulamak.
Sorgulamak için önce adını koymak gerek. Eveleyip gevelemeden, komplekse kapılmadan ve şüphesiz savaş çığlıkları atmadan eylemin terör olduğunda anlaşalım. Saldırgan, sapık, kafası karışık katil gibi sıfatlarla eylemi isimlendirmekten kaçınmak eril şiddeti isimlendirmekten kaçınmayı çağrıştırıyor, sapık, öfkeli koca vb. etiketleriyle benzeşiyor. Yerli yerince isimlendirmenin şiddeti önlemeye yönelik tedbirler alınması için gerekli olduğunu biliyoruz. O nedenle terör eylemi isimlendirmesi de önemli. Sonra da o terörün sıfatını bulalım. Temel motivasyonu beyaz ırkçılığı ve nihai hedefi Hıristiyan kültür coğrafyasını Müslümanlardan temizlemek olan Tarrant için Hıristiyan terörist isimlendirmesi son derece normal. Ve bu isimlendirme Hıristiyanlık dinine hakaret anlamı taşımaz. Kompleksi bir yana bırakalım.
Tarih din savaşlarıyla dolu. Günümüz dinler adına yapılan terörizmin çağı, maalesef. Dinler adına yapılan savaşların geçmişte kalmasını sağlayan gelişmeleri hatırlayalım. Laiklik ve temel haklar anlayışlarının gelişmesiyle insanlık din savaşlarına veda etmişti. Hükümdarların, Allâh’ın yeryüzündeki gölgesi olamayacağı idrak edilince son bulmuştu, din savaşları. İktidarın yercilleşmesi sayesinde yani. Din adına yapılan savaşların gerçekte güç çatışması ve iktidarı pekiştirmek ya da yayılmak amacı güttüğü bilinmesine rağmen ancak sekülerleşme önlemişti din savaşlarını.
Günümüzdeki bireysel ya da örgütlü terörizm olgusuyla mücadele için de benzer yöntemler izlenmeli. Adını koymaktan kaçınmadan ancak bu isimlendirmenin o dini hedef almadığını bilerek. Hıristiyan terörist Tarrant’a, manifestosunda yer alan iddialarına cevap üretme gafletine düşmekten kesinlikle kaçınılmalı. Teröristin iddiaları, ne kadar Hıristiyanlık motivasyonu taşırsa taşısın onun, Hıristiyanlığın yeryüzündeki temsilcisi olmadığını bilelim yeter. Bağdadi’yi tüm Müslümanların temsilcisi sayan olmadığı gibi… İktidarı, hayli zaman önce yeryüzüne indirmiş olan Batılı algı İslami terörizm kavramını kullandığı zaman, teröristleri bütün Müslümanların temsilcisi saymıyordu. Ancak Müslüman algı iktidarı henüz yeryüzüne indiremediği, sekülerleşemediği için bu kavramı Müslümanlara hakaret olarak algılıyordu. Şimdi de aynı yercilleşmeye direnen Müslüman algı, Hıristiyan terörü veya Hıristiyan terörist tanımından, bütün Hıristiyanlara hakaret etmiş olmamak için kaçınıyor. Irkçı olmayan dindarların inançlara ve insan haklarına saygılı ama ülkemizdeki ırkçılıktan yana da kaygılı olduğunu gösteren bir çekince bu aynı zamanda. Irkçılık karşıtı duruş için faşizmin yeni biçimlerini isimlendirmekten kaçınmak kanaatimce doğru değil.
O bebekleri katile dönüştüren karanlığı, o terörün arka planını oluşturan zihniyeti anlamak ve bertaraf etmek için isimlendirmekten kaçınmak yerine o isimlendirmenin anlamını hatırdan çıkarmamak gerekir. Hıristiyan terörist sıfatı, Hıristiyanlığı hedef tahtasına koymak değil. İslami terörist kavramına rövanş icat etmek hiç değil.. Hukuk diliyle konuşarak her eylemi adlı adınca anmakta beis yok tersine fayda var. Sadece Adem ile Havva’nın yeryüzüne indirilmesiyle yercilleşmenin başladığını görmemiz gerekiyor. İnsanın yeryüzünde Allâh’ın halifesi olarak yaratıldığı ifade edilen ayeti, beşeri hukuk düzeninin gerekçesi sayarak sekülerizme dayanak yapmalıyız, biz Müslümanlar… Bu anlayışa ulaştığımız takdirde, üzerine konuştuğumuz terör bağlamında söylersem, teröristin sıfatını söylemekten hicap etmeyiz. Çünkü biliriz o birey olarak ya da bağlı olduğu örgütsel ilişkiler ağı özelinde anılmaktadır, dini inancın genelini ifade etmek için değil.
Tarrant’a cevap üretmek ise ona Hıristiyan terörist demekten kaçınmanın yanında çok daha büyük yanlış demiştim az önce. Fakat bizim ırkçılar da buldukları her fırsatı kullandıkları için Ayasofya’yı yine gündeme taşıdılar cevap niyetine. Dünyanın bir ucunda bir Hıristiyan terörist camide, cuma namazında Müslümanları öldürme gerekçelerinden birisi olarak Ayasofya’yı gösterdiği için ülkemizde de aynı gerekçeyle ırkçılıkta yarışa girişildi. Zaten hazırolda bekleyip her fırsatta Ayasofya’nın ibadete açılmasını gündeme taşırlardı. Tarrant resmen ekmeklerine yağ sürdü. Ayasofya siyasi tarihimizin dinbaz ırkçıları için her daim sembol. Gerçi Ayasofya hep sembolik öneme sahipti. Yapım kararının alınması dahil olmak üzere yapım aşaması, tamamlanışı ve kiliseden camiye, camiden müzeye çevrilmesiyle her zaman tarihin her döneminde değişen sembolik anlamlar yüklenmiş bir abide.
Büyük Roma’nın ikiye ayrılmasına, alınan inşa kararıyla sembol olmuştu. Doğu Roma İmparatorluğu’nun Bizanslaşmasındaki sembol değeri de inkar edilemez. Doğu medeniyetlerinde olduğu gibi iktidarın emrine giren Hıristiyan kilisesinin sembolüydü o vakit Ayasofya. Krallara taç giydiren, devletler üstü Batı kilisesine mukabil siyasi otoriteye itaat eden, o gücü imparatorun gölgesinde temsil eden Doğu kilisesinin sembolü olmuştu. Sonra Osmanlı fethinin sembolü oldu. İstanbul’un Türk ve Müslüman Osmanlı Devleti’nin hakimiyet sahasına girişini tüm dünyaya camiye çevrilerek minareleriyle ilan etme misyonu yüklendi Ayasofya’ya. Cumhuriyetle birlikteyse Ayasofya, laik devletin sembolü kılınarak müzeye dönüştürüldü. Tarihi, iktidar değişimlerinin tanıklığı ve kendisine yüklenen yeni anlamlarla yüklü, bu sembolik yapının. Bu nedenle camiye dönüşmesini isteyenlerin bulunması da kilise olmasını isteyenlerin çıkması da şaşırtıcı değil.
Şaşırtıcı ya da üzücü olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “biz ne zaman neyin nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz” diyerek, ibadete açılma taleplerini, politik kurnazlıkla susturması. Erdoğan’ın aklında olan nedir, neyin zamanını neye göre kollamaktadır benim için kestirmek güç. Fakat evet Ayasofya için benim de gönlümden geçenler var. Sembolik önemi hiç eksilmeyen bu muhteşem mimari eserin insanlık kültür mirası olduğu bilinciyle tüm insanlara armağan niteliğinde müzeye dönüştürülmesi, oldukça kıymetli. Diğer taraftan Ayasofya’nın kilise olarak inşa edilip Hıristiyan ibadethanesi olarak kullanıldığı o uzun tarih kesitinde yaşayanların maddi, manevi mirası olduğu gerçeğini de da gözetmek gerekir. Aynı şekilde yaklaşık beş yüz yıl cami olarak kullanılıp Müslümanların gönül bağı kurduğu da unutulmamalı. Her daim iktidar sembolü sayılmış Ayasofya için benim gönlümden geçen bu üç özelliğin bir arada yaşanabilir kılınması.
Ayasofya’nın bir bölümü Cumhuriyetin kazanımlarını unutmamak ve bu esere bütün insanların mirasçı olduğu gerçeğini gözardı etmemek için müze olarak kalsa… Bir bölümü Hıristiyan kilisesi olarak, aslına uygun biçimiyle ibadete açılsa… Bir bölümü de cami olarak Müslümanların ibadetine açılsa. Mimari olarak farklı bölümleri var ve bu üç kullanım için gerekli fiziki özelliklere sahip bildiğim kadarıyla. Daima iktidar sembolü olan Ayasofya, gönlümün muradı gerçekleşirse Türkiye’de inanç özgürlüğünün, özgürlükler ülkesi Türkiye’nin sembolü olur. Gerçekleşmeyecek bir hayal gibi. Belki de yeterince hayal edersek gerçekleşir.
Not: Hrant Dink için merhum duasıyla başlamam, geleneksel dini söyleme aykırı, biliyorum. Ancak Allâh’ın sonsuz merhametine sınır çizmeye biz aciz kulların haddi olmadığına inanıyorum.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025