Ekrem DUMANLI
Hiçbir seçim ölüm-kalım savaşı değildir. Sandığı varoluş sebebi sayarak her türlü kirli işe bulaşanlar hem dünyalarını berbat ediyor hem ahiretlerini.
Peki, nedir seçim?
Siyasetçilerin “Sizin verdiğiniz vergilerle oluşacak bütçeyi en iyi ben yönetirim. Size en iyi hizmeti ben getiririm” iddiasından başka bir şey değildir. Halk bütün taliplilerin programlarına göz atmak, “en iyi” bulduğu partiye ya da adaya oy vermek zorundadır.
Ne var ki bizde seçimler bazı siyasetçilere ve onların büyüsüne kapılmış partizanlara göre bir hayat-memat meselesidir. Öyle olunca yalan, iftira, kara propaganda gibi en aşağılık işlere bile tenezzül edenler çıkıyor. Oysa hiçbir seçim insandan, insan onurundan, toplumsal barıştan daha değerli değildir. Sırf seçim kazanacağım diye “iç düşman” türetmek, halkın bir bölümünü “hain” ilan etmek suretiyle partizanlarının saflarını sıklaştırmak büyük bir vebaldir. Bu günahı irtikâp edenleri tarih asla affetmez… Etmemiştir de!
İnsanların kalbini kırdıktan sonra seçim kazanmışsın ne çıkar! Toplumu birbirine düşürdükten, vatandaşları kamplaştırdıktan sonra seçim zaferi kazanmışsın; ne anlamı var ki! Sırf koltuğunu koruyabilmek, ortaya çıkan pisliklerini kapatabilmek için masum insanlara suç uydurarak sandıktan başarı elde etmişsin; ne işine yarar ki!
Gözü dönmüş bir siyaset teknisyenliği var bu ülkede. Yüzyıllık bir fikir çilesini kendi şahsî ihtirasına feda edenlerin acımasızca yürüttüğü bir siyasi strateji var karşımızda. Ve hak-hukuk tanımayan bu tahripkâr metoda karşı duyulan marazî bir hayranlık ile karşı karşıyayız. “Vur-kır parçala, bu maçı kazan” sloganı “Yalan söyle, nefret saç; bu seçimi kazan” felsefesine dönüşmüş. Yeter ki kazan! Öyle mi? Ya siyasetin asıl sorumluluk alanı olan konuların askıya alınması! Ya kin ve nefret üzerinden insanların gırtlağına kadar çamura saplanması! Ya insaf ve vicdanların bir kenara itilerek toplumun her kesimine zulmedilmesi!
Acınası bir hal! Bile bile yalan söyleyen adamlar, hak-hukuk tanımadan insanlara zulmedenler, hayatında karınca ezmemiş insanların emeğini alçakça “terör örgütü” deyip yaftalayanlar, sırf seçim kazanalım diye hayalî düşman üretip fanatik kitlelerini nefretle dolduranlar! Bu haliniz ne insanîdir ne İslamî. İnanın değmez! Her bir insan eşref-i mahlûk olarak ilan edilmiş, her bir ferdin kalbi Kabetullah hakikatine denk tutulmuş. Yalanla, dolanla, iftirayla seçim kazanmanın ne size faydası olur, ne de bu memlekete. Kibir paçalarınızdan damlıyor, hükmetme şehveti sizi esir almış, hak ve hakikati çoktan silmişsiniz defterinizden. Lütfen elinizi vicdanınıza koyun: bunca günaha girdikten, bunca mazlumun âhını aldıktan, bunca kalbi kırdıktan sonra değil bir kere, bin defa da seçim kazansan hiçbir işine yaramayacak; çünkü sen artık kazansan bile kaybedensin; tıpkı bütün zalimler gibi…
Yargı, medya ve Türkiye’yi bekleyen tehlike
Ankara savcısı Serdar Coşkun Türksat’a bir yazı göndererek bazı televizyonların kullandığı uyduların kapatılmasını talep etmiş. Tam bir skandal! Savcı Bey’in böyle bir yetkisi yok. Kesinleşmiş ve onanmış mahkeme kararları olmaksızın insanlar hakkında terör örgütü tabirini kullanma hakkı da yok. Tam bir anayasal suç işlemiş Sayın Savcı. Anayasa’nın pek çok amir maddesi basın özgürlüğünü garanti altına alıyor. Kaldı ki bürokrasiye doğrudan böyle bir emir verilemez…
Ne var ki son günlerde savcılar, hakimler, emniyet yetkilileri, kamu görevlileri kanunların kendilerine verdiği yetkiyi aşarak suç işliyor. Bu suçun goygoycuları arasında yandaş namıyla şöhretşiar olmuş bazı kifayetsiz şakşakçılar da var. Onlar çoktandır ‘yukarıdan’ aldıkları talimat gereği Zaman’ı, Samanyolu’nu, İpek Grubu’nu, Doğan Grubu’nu hedef gösteriyor. Hatta o kadar suça batmışlar ki muhalif bütün medyaya “terörist” yakıştırması yapmaktan çekinmeyerek bazı gazete ve televizyonlara müsadere (el koyma) işlemi yapılacağını sık sık ve açıktan dile getiriyor, temennide ve teşvikte bulunuyor. Tam haramzade bunlar. Hukuk bilmiyor, hak gözetmiyor, terbiye ve ahlaktan nasipsiz bir pozisyondan vazgeçmiyorlar. Orman kanunlarıyla ülke yönetilsin istiyorlar…
Bunlar inançlı olduklarını iddia ediyorlar. Bu nadan zümre bilmiyor mu ki İslam’a göre müminin malı mümine haramdır. Müsadere haramdır, cahiliye âdetidir. Diyelim ki artık İslamî ölçüleri dikkate almıyor; buna rağmen “İslamcı” havasıyla vatandaştan oy ütmeye devam ediyorsunuz; o zaman hiç değilse, mer’i hukuka bakın. İlk mektep mezunu bile anayasaya bakınca medyaya uygulanacak müsaderenin imkansız olduğunu görür. Arkadan dolaşarak kanunları suistimal ederseniz suçunuz da daha da büyük olur…
Yine de körleşmiş aklınız böyle bir çılgınlığı savcı ve hakimlere telkin ediyorsa bilin ki medyaya yapacağınız her baskı Türkiye’yi bitirir, çökertir. Beklediğiniz sonucu da alamazsınız zaten. Özgür medya asla susmaz. Bu arada ekonomi çöker; çünkü kimsenin mal güvenliği kalmamıştır artık. Burnunun ucunu göremeyen kifayetsiz tetikçiler bu mevzuu Ali Babacan gibi bir iki ehil kişiye sorsa gerçeğin acı çehresini karşısında bulacak. Türk ekonomisi haramilere yakışacak bir yargı mantığına dayanamaz. Temel hakların güvencesi bitmiş olur. Nitekim Avrupa Birliği’nden gelen çok net tavır, medyaya yapılacak baskının sadece siyasi değil, ekonomik ve hukukî sonuçlarının olacağını ortaya koydu.
Birkaç gün önce New York Times’ta yayımlanan ve basın özgürlüğüne yönelik baskıyı sert bir dille eleştiren yazıyı hükümet erkânının dikkate alması şart! Zaman’a, Samanyolu’na, Doğan Grubu’na ve daha pek çok medya grubuna ve gazeteye yapılan aşırı baskı sadece yurtiçinden değil yurtdışından da izleniyor. Bu ülkeyi batırmak istiyorsanız özgür medyaya çullanmaya devam edin. Ancak bilin ki yeni medya araçlarının sağladığı imkanlar size bir şartele dokunma rahatlığı sağlamayacak, tam aksine binlerce, on binlerce mecranın başınıza bela olmasına neden olacaktır. Bu arada Türkiye hukuk sisteminin olmadığı bir ülke olarak tanınırsa buna sebep olan yeni İttihat ve Terakkiciler yakıp yıktıkları Türkiye’nin altında kalacaklardır…
Yakışmıyor
Malumunuz; seçim dönemlerinde her partiye gazetemizde yer vermek için çırpınıp dururuz. O yüzden “liderler turu” yapar, “meydanın nabzı” başlığı altında her partinin sesini duyurmaya çalışırız. Bu sefer de öyle yaptık ve bütün siyasi parti liderlerinden röportaj talebinde bulunduk. Saadet Partisi’nin çatısı altında ittifak yapan Mustafa Kamalak ve Mustafa Destici ile başladık söyleşilere. Ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştük ve o mülakatı da neşrettik. Birkaç gün önce de MHP lideri Devlet Bahçeli ile yapıldı röportaj. Bu verimli mülakatı da sizlerle paylaştık. Aslında bütün gazeteler, bütün liderlere sayfalarını açmak zorunda değil mi? Okurun da bir hakkı var nitekim…
Liderler turumuz devam ederken Başbakan sıfatı taşıyan Ahmet Davutoğlu, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile buluşmamızı meydanlarda diline doladı. Ayrıca, şahitleri ve fotoğraflarıyla apaçık yalanlanan Diyarbakır Belediye Başkanı ziyaretimizin ‘gizli’ olduğunu da tekrar gündem yaparak yalan haberden bir daha medet umdu. Üstelik ağzını da bozarak “Biz bu vatanı teröristlere bırakır mıyız? Biz bu vatanı bu paralel çeteye bırakır mıyız?” gibi düşük kalibreli, ucuz siyaset ağzıyla hakaretamiz laflar sarf etti. Ahmet Hoca’ya bir haller oldu ki sormayın. Stratejik derinlik falan kalmadı Beyefendi’de. Bir özenti ile çıktığı meydanlarda yalan yanlış bilgilerle karalama yapıp vebal alıyor, günah işliyor, ayıp ediyor. Yakışmıyor bu üslup bir akademisyene. Kendisini tanımasam karşımızdakinin Zübük adlı malum eserden fırlamış bir taşra siyasetçisi sanırım. Öyle bir ucubeye dönüşmemeli Ahmet Hoca. Birilerinin sıkça yaptığı gibi yalan ve iftira ile nefret tohumları saçmanın insanî ve İslamî olmadığını Davutoğlu bilmiyorsa, kim bilecek bu çıtası düşük tavrın toplumda ne kadar korkunç bir yer açacağını…
Her neyse… Ahmet Hoca’ya (ve danışmanlarına) bir hatırlatmam daha var: Seçim öncesi bütün liderlere söyleşi teklifi yaparken Davutoğlu’na da resmen ve yazılı bir şekilde müracaat etmiştik; cevap vermedi. Kendi takdiridir…
Biz işimizi, gazeteciliği yapıyoruz. Bütün siyasi partilere söz hakkı veriyor, liderlere röportaj teklifi yapıyoruz. Sayın Davutoğlu masasındaki teklifimizi değerlendirmeyebilir; ancak olumlu cevap verenlerle röportaj yapmamıza neden içerler ki!
Biz mesleğimizi ifa ediyoruz; siz de işinizi yapın. Haydi mülakat verip bir cevap veremiyorsun; bari yanlış bilgilerle kamuoyunu yanıltmayın…

Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015