Ayşe HÜR
Arapça kökenli 'şehit' kelimesi 'şahit' kelimesi ile aynı kökten (ş,h,d). Ancak günümüzde bu iki kelime farklı anlamlara geliyor. Örneğin Türk Dil Kurumu, 'şehit'i "kutsal bir ülkü veya inanç uğruna ölen kimse", "din yolunda canını veren kimse" diye açıklıyor.
2004 yılın Ocak’ta Gazze şeridindeki meşhur Erez geçiş noktasında kendisi ile birlikte 4 İsrail askerinin ölümüne, 7 kişinin yaralanmasına yol açan intihar saldırısını gerçekleştiren 22 yaşındaki iki çocuk annesi Reem El-Reyashi “HAMAS’ın ilk kadın şehidi” olarak tarihe geçmişti. Hamas’ın lideri Şeyh Yasin “İlk kez bir kadın kullandık. Bu düşmana karşı direnişte yeni bir gelişmedir. Direnişimiz tırmanacaktır" diyerek övünmüştü. Halbuki, Reem’i ölmeden kısa süre once, bir elinde kalaşnikof, bir elinde iki yaşındaki oğlu ile ya da bir elinde kalaşnikof, diğerinde Kuran ile gülümserken gösteren fotoğraflar hem yürek burkutucu ve düşündürücüydü…
(HAMAS’ın ‘ilk kadın şehidi’ Reem El-Reyashi)
“KAZANACAĞIZ ÇÜNKÜ ÖLÜMÜ SEVİYORUZ”
Aradan 5 yıl geçti. İsrail’in saldırgan yayılmacılığı devam ederken, Lübnan’daki Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah "Kazanacağız çünkü biz ölümü onlar [İsrailliler] ise hayatı seviyorlar" dedi. Aradan bir 5 yıl daha geçti. HAMAS’ın askeri kanadı El-Kassam Tugayları adına yapılan “Şehitler İntifada’yı ateşleyecek” başlıklı açıklamada “Şehitlerin, işgalciler tarafından dökülen tertemiz kanlarıyla gasp edilen vatanlarının haritasını çizecekleri” belirtildi. Bu sözlerin öylesine söylenmediği anlaşılıyor çünkü, HAMAS, Mısır’ın sunduğu ateşkes planına razı olmadı. Muhtemelen ‘yaşamı değil ölümü sevmekle’ övünen Filistinliler ‘şehit’ olmaya devam edecekler.
Arapça kökenli ‘şehit’ kelimesi ‘şahit’ kelimesi ile aynı kökten (ş,h,d). Ancak günümüzde bu iki kelime farklı anlamlara geliyor. Örneğin Türk Dil Kurumu, ‘şehit’i “kutsal bir ülkü veya inanç uğruna ölen kimse”, “din yolunda canını veren kimse” diye açıklıyor. ‘Şahit’ ise “bir olaya, bir duruma tanıklık eden” demek. Aynı şekilde iki kelimenin de çoğulu olan ‘şehadet’ (ya da şahadet), sadece ‘şehitler’ anlamına geliyor. İlginçtir, Hıristiyan terminolojisinde ‘şehit’ anlamına kullanılan Yunanca ‘martyr’ kelimesi de ‘İsa’nın çilesine ve dirilişine şahitlik eden’ demek. Anlaşılan Hıristiyanlıktaki şehit/tanık kavram çifti, aynen İslamiyete (Arapçaya) geçmiş.
KURAN’DA ŞEHİTLİK KAVRAMI
Ancak Kuran’da çeşitli ayetlerde geçen ‘şehit’ kelimesi, ‘din yolunda canını veren’ anlamına değil, ‘şahitlik eden’ anlamına kullanılmış. ‘Şahit’i, ‘şehit’ haline getiren daha sonraki yüzyıllarda edebiyatçılar ve tefsirciler.Tefsirciler, ‘şehit’ ile ‘şahit’i birleştirmek için formüller geliştirmişler. Örneğin Rağıb el-İsfahanî “Şehit; Allah rızası için, O'nun yolunda canını fedâ eden Müslümana verilen isimdir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun Yüce Allah'ın huzurunda yaşıyor bulunması yahut ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru's-Selâm'da [Cennet'te] bulunması veya Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır,” demiş.
ŞEHITLİĞİN BİNBİR YOLU
Böyle bir tarif Kuran’da yok. Bu tarif, hadislerden çıkarılmış olmalı. Hadislerin sıhhatı konusu başlıbaşına bir yazı konusu ama sonuç olarak bugün ‘sahih’ kabul edilen hadislerden anladığımız kadarıyla ‘şehit’ sayılmak hiç de zor değil. Çünkü: 1. Veba (taun) gibi bulaşıcı hastalıklar, humma, zatülcenp gibi ateşli hastalıklardan ölmek, aklını kaybederek ölmek şehitlik sayılabiliyor. 2. Yangın, sel, deprem, yıldırım çarpması, deniz kazası (hatta deniz tutması), suda boğulma, yıkıntı altında kalma şehitlik sayılabiliyor. (Geçtiğimiz Mayıs ayındaki Soma ‘katliamı’ da bu fasıldan ‘sivil şehitlik’ sayılacaktı ama sonra vazgeçildi nedense.) 3. Hamile iken, emzikli iken, doğum sırasında veya bakire iken ölen kadınlar şehit sayılabiliyor. 4. Dinini, malını, vatanını, namusunu koruma sırasında ölenler, Peygamber yolunu takip edip sünnete sarılanlar, Allah rızası için müezzinlik yapanlar, Cuma günü veya gecesi vefat edenler, Kuran okurken veya vasiyet hazırlarken ölenler, hatta düşmana karşı nöbet tutanlar bile şehit sayılabiliyor. 5. ‘İlmi çalışmalar’ yaparken, doğru ve güvenilir ticaret yaparken, temel ihtiyaç maddelerini temin ederken, aile geçimini helâlinden sağlarken ölenler de şehit sayılabiliyor. 6. Gurbette ölen, vahşi hayvanların saldırısı veya haşaratın zehirlemesi sonucu ölen, zalim idareciye karşı hakkı söyleme sonucunda öldürülen, hatta ‘samimiyetle şehitliği arzulayan’ bile şehit sayılabiliyor. Bu şehitliklerin bir kısmı ‘dünya şehidi’, bir kısmı ‘ahiret şehidi’, bir kısmı ‘dünya ve ahiret şehidi’ sayılıyor ki, en makbulü en sonuncusu elbette. Bu grupların nasıl birbirinden ayrıldığına dair geniş bir külliyat var ki, merak edenler kendileri araştırabilir.
ANLAM GENİŞLEMESİ, ETKİ AZALMASI MI?
Şehitliğin anlamının böyle genişletilmesinin, etkisini azalttığını (yani anlam kaybına neden olduğunu) düşünenler de var, bu genişleme sayesinde her dönemin ihtiyaçlarına ve terminolojine uyarlanma ve hayatın her alanına nüfuz edip herkese bir gün şehit olma ümidi aşılayarak dinin etkisini arttırdığını düşünen de. Ben ikinci görüşe yakınım. Örneğin günümüzde, Ortadoğu’lu bir Müslümana sorsanız, ‘şehitlik’ deyince aklına ‘Allah yolunda savaşırken’ ölenler gelir ilk. Elbette bu bağlamda, İsrail’e, ABD’ye veya Batılı bir güce karşı savaşmak, Allah yolunda savaş oluyor. Türkiye’deki genel kabule göre ise ‘PKK’ya karşı savaşta ölmek’ şehitliktir. Bu bağlamda “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” sloganı adeta bir hadis etkisini yaratır duyanın üzerinde…
Peki, şehitliği ister 7. yüzyılda olsun, ister 21. yüzyılda, bir Müslüman için böyle arzulanır kılan vaadler neler? Mıkdam b. Ma’d, Kerib’den rivâyete göre “Şehîdin, Allah katında altı özelliği vardır; şehit olur olmaz günahları affedilir, Cennet’teki gidip kavuşacağı yer kendisine gösterilir. Kabir azabından korunur, kıyametteki en büyük korkudan güven içindedir. Başına vakar tâcı giydirilir o taç üzerindeki tek bir yakut taşı dünyadan ve içindekilerden daha değerli ve kıymetlidir. Cennet’teki iri gözlü yetmiş iki huri ile evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat edebilmesine izin verilir.” Doğrusu teklif cazip!
Halbuki Hıristiyanlık şehitlik konusunda daha mütevazı bir ödül öneriyor. Bu konularda çalışan Margaret Cormack’a göre, “İsa için canını veren şehit (martyr), derhal cennette onun (İsa’nın) yanına katılmakla ödüllendirilir. Üstün fedakarlıklarıyla inançlarını kanıtladıkları için Kıyamet Günü (Judgement Day) geldiğinde de kendilerini yargılayanların yanında bulacaklardır, yargılananların değil.” Görüldüğü gibi taç, huriler, akrabalara şefaat gibi ‘güzellikler’ yok Hıristiyanlıkta.
(“Aziz Erasmus’un Şehadeti”, Dirk Bouts, 1458 civarı)
‘ÖN BAĞLAR’ VE DİN
Şehitlik kavramı tarih içinde, özellikle Batı düşüncesinde bazı değişiklikler geçirdi elbet. Kaynakçada tezinin künyesini verdiğim Şafak Aykaç’ın aktardığına göre, Alman tarihçi Ernst Kantorowicz, Ortaçağ’da ‘vatan için ölmek’ (Pro patria mori) kavramı ile ilgili olarak özetle şunları söylüyor: “Ortaçağ’da da şövalye Lord’u için ölürdü. Ama şövalyenin kendini siyasi olarak ‘kurban’ etmesi ‘kamusal’ değil, kişisel ve bireyseldi.” Yine Aykaç’a göre “[Ç]ağlar boyunca din talihsiz ölümü adlandırmanın, anlamlandırmanın başlıca aracı oldu. Aydınlanma ile birlikte pozitivist düşünce dinsel düşüncenin yerini aldı ama onun cevap verdiği ihtiyaçları ortadan kaldıramadı ve ortada doldurulması gereken bir alan bıraktı. İngiliz Marksist tarihçi Eric Hobsbawm, Milletler ve Milliyetçilik adlı eserinde milliyetçilik ve ulus-devletler öncesinde ‘zaten var olan ve sanki potansiyel olarak da modern devletlere ve milletlere uygun düşecek makro-politik düzeyde etkili olabilecek kollektif aidiyet duyguları’ diye tarif ettiği ‘ön bağlar’a işaret eder. Din bu ön bağlardan belki de en önemlisidir. Faşizm ve Nazizm üzerine önemli çalışmalar yapmış Amerikalı tarihçi George L. Mosse da, The Nationalization of the Masses adlı eserinde, dinin milliyetçi siyaset içindeki önemine dikkat çeker ve halk kitlelerine siyasete katılım yolunu açan milliyetçiliğin popülist eğilimlerin, siyasi mitler ve semboller tarafından sarılmış bir drama haline getirildiğini ve dinsel geleneklerin bu sürecin önemli bir parçası olduğunu söyler.”
(Jean-Jacques Rousseau ve ünlü eseri ‘Toplum Sözleşmesi’)
“YASALARI ÇİĞNEMEK DİNSİZLİKTİR”
Bu dönüşümü ‘ulus-devlet’ teorisyeni J. J. Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’ndeki şu bölüm çok iyi özetler: “Elbette gerektiğinde herkes yurdu uğruna savaşmak zorundadır (…) Yasa sevgisi Tanrı sevgisi ile birleştirir ve yurttaşlara yurda karşı aşırı bir hayranlık aşılayarak Devlet’e hizmet etmenin Devlet’in koruyucusu Tanrı’ya hizmet etmek olduğunu öğretir. Bu bir çeşit teokrasidir. Onda Kral’dan başka fetvacı, yöneticiler dışında da rahip yoktur. Bu kadar. yurdu uğruna can vermek şehit olmaktır, yasaları çiğnemek dinsizlik; bir suçlunun üstüne herkesin lanetini çekmek, onu tanrıların öfkesine kurban etmek demektir.”
‘Sosyolojinin Babası’ Emile Durkheim’in ‘özgeci intihar’ dediği şey de, şehitlik kavramıyla birebir örtüşür. Durkheim’a göre toplum bireyi toplumun ve gelecek kuşakların bekası için ölmeye zorlayabilir, çünkü birey toplumun yanında çok küçük bir parçadır. Varlığının çok küçük bir bölümü kendisine aittir, geriye kalan büyük parçayı bir toplumsal sözleşme ile topluma bırakmıştır. Durkheim bu bağlamda orduyu “özgeci intiharın kronik olarak bulunduğu özel bir ortam” olarak tanımlar (ki, Türk ordusu bu açıdan gayet özel bir örnektir).
PEYGAMBER OCAĞI
ll. Mahmut'un 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı lağvedip yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye'yi kurarken ortaya çıkan ve İttihatçılarca sahiplenilen ‘Peygamber Ocağı’ söylemi 1914 yılında Osmanlı subayı Nuri (Conker) Bey’in kaleme aldığı Zabit ve Kumandan adlı kitapta şu şekle dönüşmüştü: “Fedakarlıkla eş anlamlı olan askerlik mesleği kutsal dinimizin, Osmanlı bağımsızlık ve saltanatının koruyucusu olarak yücelik ve şeref sahibi olduğu için; askerlik yoluna giren biz askerleri, milletimizin tüm bireyleri içinde özel ve herkesçe bilinen bir kisveyle, sırmalı şeritlerle farklılaştırmış ve bezemişlerdir. (…) bir subay, sanatı adına, hayatına ve varlığına hiç önem vermeyecektir. (…) Hayat ve rahatın hiç düşünülmemesi gerektiğinde, körü körüne [ileri] atılacaktır. Namusun gereği budur. Görev bunu istiyor. Din ve millet bunu emrediyor. Vatan ve millete olan borcumuzu ancak böyle ödeyebiliriz.”
(‘Peygamber Ocağı’ Birinci Dünya Savaşı’nda)
Bu ifadelerle J.J. Rousseau’nun yukarıda aktardığım paragrafı arasındaki benzerlik çok dikkat çekici. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir subayının milliyetçi söylemle dini söylemi bir batında anmasında bir gariplik yok. Ama ‘Batı tipi modern laik Cumhuriyet’in ilk yıllarında (1925) dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın talebi üzerine askere alınan erleri eğitim amacıyla dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi (Akseki) tarafından kaleme alınan Askere Din Kitabı’ndaki bazı ifadeler pek de normal değil. Örneğin Kitabın “Askerlik Duygusu” adlı ilk bölümünde, Teğmen ile Hasan Çavuş arasındaki şu konuşma gibi:
“Teğmen: Harbe giderken baban sana ne gibi öğütler verdi? Hasan Çavuş: Babamın verdiği öğütler şunlardır: ‘Oğlum ben seni bugün için yetiştirdim. Sen benim değil, bu vatanınsın; bugün vatan seni çağırıyor. Anandan emdiğin süt temiz ve karışıksızdır; onda haramdan bir damla bile yoktur, soyunda sopunda karışıklık da yoktur. Yiğitlikte, fedak?rlıkta, kahramanlıkta kusur etme. Düşmandan korkup da atanı, babanı utandırma, ağlatma, kahretme, ‘Bu evlat soyumuzdan değildir!...’ diye inkar ettirme. Hısım ve akrabalarının yüreğini dağlama, nice yıllık ocağımızı söndürme. Silahının şöhretli sesi ta buradan duyulsun, gazilerden iyi haberler alınsın! Bak; bizim dinimiz ne diyor: ‘En büyük rütbe şehitlik, sonra gaziliktir; bu rütbeleri alırsan işte o vakit köydeki viran evimizde nur yağar ve bu ev eşe dosta kutsal bir ziyaret yeri olur. Eğer kötü yüzle eve dönersen ruhum eve koymaz, köy de kabul etmez, hakkımı haram ederim. Sana kırılır, ilenirim. (…) Oğul! Allah, Kuran’da şöyle buyuruyor: ‘Sakın siz Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz, onlar diridir, lakin siz farkında değilsiniz!” Allah sözü haktır, doğrudur, bunda hiç şüphe etme oğlum!’ Teğmen: Allah sizden, ananızdan ve atanızda razı olsun! İşte Türküm, Müslümanım diyen her ana ve baba böyle olacaktır. Siz de evlatlarınıza bu öğütleri vermeyi unutmayınız. Şunu iyi biliniz ki: Askerlikte en büyük kuvvet, her erin kulağını subayının emrine, kalbini de Allah’ın inayetine ve yardımına çevirmesidir. Böyle mert, sabırlı, itaatli ve kalbini Allah’ına bağlamış olan bir ordunun kendisinden kat kat fazla olan düşmana galip geleceğini kitabımız Kuran’ı Kerim haber vermiştir. Esasen böyle kuvvetli ve silahına sarılı bir ordusu olan milletin herkes dostudur. Silahından ayrılan korkakların ise her tarafı düşman kesilir. Peygamber Efendimizin şu mübarek sözünü de unutma: ‘Cennet, kılıçların gölgeleri altındadır’…”
DİRİLERİ YAŞATAN KORE ŞEHİTLERİ
Aradan 34 yıl geçer. İslamcı Anadoluculardan Nurettin Topçu, 1959 yılında ‘Kore Şehitleri’ için kaleme aldığı kitapta Antik dönem, Hristiyanlık ve İslamiyetteki şehitlik kavramlarını harman ederek söyleme adeta edebi bir tad katar, bu satırları okuyanın bir an önce şehit olası gelir: “Şehit, yaşayanların iradesinin kaynağıdır (…) Hakkı elinden tutup yükselten, yerde yatan şehitlerdir. Her devirde insanlığımıza hayat getiren mukaddes şehitlerdir: Sokrat’ın şehadeti, insanlığın akıl ve vicdan dünyasına yeni dünyalar getirdi. Sanki bir şehidin kanı, bütün ruhları gafletten uyandırıcı gıda oldu. Kudüs’te çarmıhta şehit olan Hazret-i İsa, gerçek ruhu ve gerçek hürriyeti bütün insanlığımıza duyurmuştur. Şehitten çıkan gizli ses, ilahi sestir: O bütün küremizi uyandırıyor, harekete geçiriyor. (…) Şehitler bizim gerçek sahiplerimiz, bizim velilerimiz, bizim mürşitlerimizdir. Dirileri yaşatan onlardır…”
(Bir Kore şehidinin dul ve yetimi, Cumhuriyet Gazetesi Arşivi)
23 CENT’LİK ASKERLER
Yeri gelmişken, Topçu’nun güzelleme yazdığı ‘Kore Şehitleri’ni analım. 1950 yılında, SSCB ile ABD arasında ikiye bölünmüş olan Kore’nin kuzey parçasına çullanan ABD’nin bu kutsal vazife (!) için bütün müttefiklerini göreve çağırması üzerine, NATO'ya ve Batı dünyasına dahil olmaya pek hevesli olan Türkiye’nin hiç ilgisi olmayan bir savaşa asker gönderme fedakârlığı Batılı ülkelerin gözlerini yaşartmıştı. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü kararın gerekçesini gururla şöyle açıklamıştı: “Kore’de savaşan bir Türk askeri 136 dolara, bir ABD askeri ise 5.500 dolara malolmakta.” Yani askerlerimiz hem kaliteli hem ucuz idi! Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Foster Dulles da Türk askerini, "çok masrafsız, günlük masrafı 23 cent'i aşmıyor" diye övmüştü. Yine de bu laflar Kore’deki ABD komutanlarından W.L. Roberts'ın Türk askerlerini “mükemmel bekçi köpekleri” olarak tanımlamasının yanında masum kalıyordu.
17 Ekim 1950 günü Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında 5.090 kişilik bir tugayla dahil olduğumuz Kore Savaşı’nda üç yıl boyunca yaklaşık 25 bin askerimiz 13 muharebeye katıldılar, bunlardan dördü ‘tarihe geçti’. 27-28 Kasım 1950 gecesi ‘Allah Allah!’ avazeleriyle yapılan Kunuri Savaşı ise askeri çevrelerde ‘destansı bir savaş’ olarak adlandırıldı. Kore seferinden geriye, 885 ‘şehit’ ve kayıp, 2.150 yaralı, bedensel ve ruhsal açıdan sakatlanmış bir yığın insan ile Türkiye’nin NATO üyeliği miras kaldı. Bir de Nazım Hikmet’in, Foster Dulles’ın ‘23 cent’ine cevaben yazdığı “Amerika'ya ciro ederler onu/seni de büyük hürriyetinle beraber/hava üssü olmak hürriyetiyle hürsün!/yapışır yakana kopası elleri Valstrit'in/günün birinde, diyelim ki,/ Kore’ye gönderilebilirsin, bir çukura doldurulabilirsin,/meçhul asker olmak hürriyetiyle hürsün!” dizeleri...
Parantezi kapatıp devam edelim. 12 Eylül darbesinin hemen ardından, 1981 yılında TSK’da kullanılan Askerin Din Bilgisi adlı kitaptaki şu satırlar, dini söylemin giderek kurulaşsa ve mekanikleşse de, nasıl devamlılık gösterdiğine dair ipucu sunuyor bize: “Halkımızın en büyük inanç müessesesi olan İslam dini ve dinin gereklerine göre geliştirilmiş vatan ve millet anlayışı ve sevgisi, çok daha mutlu ve güçlü bir Türkiye’nin gelişmesinde büyük etken olacaktır. (…) Biz Türkler asker olarak doğduk ve asker olarak öleceğiz. Tarih bu gerçeği ispat etmiştir. (…) Türk askeri hiçbir çıkar gözetmeksizin yalnız vatan ve ulusunun esenliği uğrunda kendini feda etmekten çekinmeyen bir kahramandır. Bunun için dinimiz de bunlara layık olduğu en yüksek rütbeleri vermiştir. Bir asker için en büyük rütbe şehitlik, ikinci büyük rütbe ise gaziliktir.”
Yine küçük bir parantez açalım ve ‘Peygamber Ocağı TSK’nın ‘mutlu ve güçlü Türkiye’ kurmak için verdiğini iddia ettiği kanlı savaşın bilançosunu hatırlayalım: 1984-2010 yılları arasında PKK ile Türkiye’nin güvenlik güçleri arasında süren kanlı savaşta resmî rakamlara göre 42.044 kişinin öldüğü açıklanmıştı. Bunların 6.653’üne ‘şehit’, 5.687’sine ‘terör kurbanı’, 29.704’üne ise ‘ölü ele geçirilen’ dendi. Bu korkunç savaşta hayatını kaybedenler sadece kuru rakamlara tahvil edilirken, yaralanan, fiziksel ya da ruhsal olarak sakatlanan ‘gaziler’ ise devletin kendilerini nasıl bir kenara attığını anlatıp duruyorlar çeşitli mecralarda, elbette sesleri sağır kulaklara çarpıyor…
(Resmi söyleme göre 25 ‘şehit’ annesiyle 25 ‘imha edilen’ annesi ‘Artık Analar Ağlamasın’ diyor. Şanlıurfa, 2013)
Yazıyı Şafak Aykaç’ın şu analiziyle bağlayalım: “Milliyetçi ideoloji, genel iradeyi halkın kendine tapındığı seküler bir din haline getirmiştir. Milli anıtlar ve müzelerin birer tapınak, milli bayramların birer ibadet seromonisi, ölü askerlerin milli aziz olduğu bir din. Bu yeni kutsallık durumunda halk kitlelerine biçilen görev aktif birer vatansever olmaktır ve bu kesinlikle pasif bir konum değildir. (…) Geniş halk kitleleri, şehitliğin somutlaştığı mekanlara (şehitlik, mezarlık) bir araya gelerek anma ve cenaze törenlerine katılarak kendi üretim süreçlerini işletmese, şehitliğin bugünkü kadar kültleşmesi mümkün olmazdı. Çünkü milli hafızanın inşa sürecinde devletin oluşturduğu mekanlar kadar, o mekanları kullanarak milli hafızanın taşıyıcısı olacak yurtaşlara da ihtiyaç var. (…) Kişiye göre şehitliğin dini veya milli yönüne verilen ağırlık değişebilir. Asıl önemli olan şehidin fedakarlığı ile geride kalanlar (sağlar) arasındaki ilişkidir. Şehitle şahit arasındaki mistik ilişki, burada somut fiillere dönüşür. Birileri şehidin öyküsünü anlatmakta, birileri öyküyü dinlemekte, ve herkes şehidin mirasını sahiplenmekle yükümlü tutulmaktadır. Bu ilişkiler ağı olmadan şehitlik olgusu da var olamaz. Eğer şehidin uğruna canını feda ettiği kutsal değerleri sahiplenecek, paylaşacak ve yeniden üretecek bir kitle olmasaydı, [ölümün] adı sadece talihsiz bir kaza, trajik bir ölüm olurdu…”
Post modern felsefenin gurularından Zygmunt Bauman’ın da vurguladığı gibi “Değerler genellikle insanlar öldüğünde artar. Vampirler gibi değerler de yaşam özsularını yenilemek için kana gereksinim duyar. Ölülerin sayısı ne kadar çoksa, sunaklarında yaşamların yakıldığı değerler o kadar kusursuz ve ilahi bir hale gelir. Sonunda üstün değere dönüşen şey, koruduğunu ileri sürdüğü yaşamdan çok, ölümdür. Ölümün kendisi, bir davanın kahramanı için davanın kendisi haline gelmiştir.”
Evet, şimdi şu sözler üzerine tekrar düşünelim: “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!”, “Şehitler İntifada’yı ateşleyecek!”, “Kazanacağız, çünkü biz ölümü, onlar ise hayatı seviyorlar!”
Özet Kaynakça: Fatih Büyükyıldız, “Hadislerde Şehitlik Kavramı”, Atatürk Üniversitesi’nde kabul edilmiş Yüksek Lisans Tezi, 2010; Şafak Aykaç, “Şehitlik ve Türkiye’de Militarizmin Yeniden Üretimi:1990-1999”, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde kabul edilmiş Yüksek Lisans Tezi, 2011; Zygmunt Bauman, Ölümsüzlük, Ölümlülük ve Diğer Hayat Stratejileri, Çeviren: Nurgül Demirdöven, Ayrıntı Yayınları, 2000.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Celal DENİZIRKÇILIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet AY14 Mayıs güzellemelerinin anlamı 15.05.2019 Tüm Yazıları
-
Salih TunaZincir sesleri 23.04.2019 Tüm Yazıları
-
Beril DEDEOĞLUİflas eden tüccar, eski defterleri karıştırırmış 27.02.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TığlıBu ne iki yüzlülük!... 26.02.2019 Tüm Yazıları
-
Nermin ALPAYİNSAN VE EKONOMİK DEĞERİ 8.02.2019 Tüm Yazıları
-
Ümit FıratBir mahalli seçim hatırası 15.01.2019 Tüm Yazıları
-
Murat AKSOYUnutmayalım yerel seçime gidiyoruz 11.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ekin GÜNBİR… İKİ… İZMİR MARŞIYLA KOŞ! 4.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet SeverTürkiye bu kadar tehdit ve hakaret eden bir Cumhurbaşkanı görmedi 18.12.2018 Tüm Yazıları
-
İbrahim SEDİYANİKirletme 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
Nadi ÖZTÜFEKÇİUlusal mı Ulusalcılık mı? 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
M.Şükrü HANİOĞLUDünya “biz”i parçalamak için mi savaştı? 26.11.2018 Tüm Yazıları
-
Cemil ERTEMEkonominin geleceğini simgeler anlatır! 31.10.2018 Tüm Yazıları
-
Amberin ZAMANCemal Kaşıkçı ve Türkiye’nin itibarı 10.10.2018 Tüm Yazıları
-
Mete YararCastle International 28.09.2018 Tüm Yazıları
-
Mehmet CANFilistin ulusal sorunu-II 25.09.2018 Tüm Yazıları
-
Leyla İPEKCİAile içi eğitimin maneviyatı (1) 18.09.2018 Tüm Yazıları
-
Ümit KurtTarihçi Kieser: Modern Türkiye'nin eş kurucusu Talat Paşa 17.09.2018 Tüm Yazıları
-
Güngör UrasABD’DE BORÇ KRİZİ 10.08.2018 Tüm Yazıları
-
Serpil Çevikcan24 Haziran sonrasındaki şema 30.05.2018 Tüm Yazıları
-
Hüseyin ÇAKIRVaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın… 27.05.2018 Tüm Yazıları
-
Kürşat BUMİNLGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz? 7.02.2018 Tüm Yazıları
-
Aslı AydıntaşbaşYaklaşan facia 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Yusuf Ziya DÖGERTürkiye Seçimlerinin Kilidi Kürdler 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Özgür MumcuTutuklu yargı 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Arife KÖSEHawaii’den sonra nükleer savaş tehdidini yeniden düşünmek 1.02.2018 Tüm Yazıları
-
Güldalı COŞKUNSeçim kritiği desem de…. 1.02.2018 Tüm Yazıları
-
Ergün Diler23 gizli toplantı. 8.01.2018 Tüm Yazıları
-
Ceren KENARMusul sonrası DEAŞ 14.07.2017 Tüm Yazıları
-
Okay GÖNENSİNSertleşme mi normalleşme mi? 11.07.2017 Tüm Yazıları
-
İhsan ELİAÇIKDini çoğulculuk gereği kadından imam olabilir 23.06.2017 Tüm Yazıları
-
Adil GÜRHay Allah yine çenemi tutamadım! 16.04.2017 Tüm Yazıları
-
Hüseyin SARIBAŞHAYIR, YETER ARTIK! 18.02.2017 Tüm Yazıları
-
İlhan ÇETİNFiliz 22 gündür hayata tutunmaya çalışıyor... 7.02.2017 Tüm Yazıları
-
Mustafa ARMAGANÇankaya’nın karakutusu Latife Hanım mı? 7.02.2017 Tüm Yazıları
-
Süleyman YAŞARVatandaşın dövizini devlete dört katı faizle satıyorlar 26.07.2016 Tüm Yazıları
-
A.Turan ALKAN40 $, hem de ‘döge döge’ 15.07.2016 Tüm Yazıları
-
İhsan YILMAZÜmmetin ortak dili: İngilizce 13.07.2016 Tüm Yazıları
-
Bülent KORUCUÖzel haber bayramı 11.07.2016 Tüm Yazıları
-
Gökhan ÖZGÜNBen HDP’ye oy veriyorum… 28.06.2016 Tüm Yazıları
-
Orhan MİROĞLUYazmaya kısa bir mola veriyorum 17.04.2016 Tüm Yazıları
-
Cemil KOÇAKVe Türkiye ‘hayır’ diyor! 16.04.2016 Tüm Yazıları
-
Sema İZOLCennette de hendek var mı anne? 15.02.2016 Tüm Yazıları
-
Birgül HAKANAli Demirsoy 9.02.2016 Tüm Yazıları
-
Lale KEMALMİT-Mossad kırılganlığı, Rusya ile IŞİD gerilimi 9.02.2016 Tüm Yazıları
-
Sanem ALTANAcılar usta, bizler çırağız.. 6.02.2016 Tüm Yazıları






































































































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016