Sinan ÇİFTYÜREK
Yaşanmışların ışığında ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı (UKKTH) savunusunun pratik yansımaları, mücadele tarzı ve örgütlenme biçimi üzerinde duracağım. Özellikle son yıllarda bölgemizde Güney Kürdistan, Rojava ve Avrupa’da Katalan deneyimi öğretici derslerle dolu.
I – Son 25 yılın pratiği ışığında UKKTH ve komünistler!
UKKTH ilk olarak kim tarafından ve nerede gündeme getirildi? Bu önemli zira genel kanı ABD başkanı Wilson tarafından önerildiğidir ancak bu doğru değil çünkü UKKTH ilk kez 1896’da İkinci Enternasyonal’de Kautsky tarafından savunulmuştu. Sonrasında Lenin liderliğindeki Bolşevikler UKKTH ilkesini parti programına aldılar, devamında Dünya komünist hareketi ve ulusal kurtuluş hareketlerince savunulan ilke haline gelerek genelleşti.
Bolşeviklerin UKKTH savunusu; ezen ulus komünist hareketi, ezilen ulusun ayrılıp bağımsız devletini kurmaktan yana politik propaganda geliştirirken, ezilen ulus komünist hareketi ise ezen ulus işçi emekçileriyle birlikten yana tutum almasını içeriyordu. Lenin döneminde SSCB’de ayrılıp bağımsız devletini kurmak ya da eşit cumhuriyetler olarak SSCB’de yer almak, bu iki görüş eşit ağırlıklı savunulup hayata geçirildi. Finlandiya gibi ayrılanlar oldu ama çoğu eski sömürge/ilhaklar SSCB’nin federal/özerk sosyalist cumhuriyetler olarak kaldılar.
Ezen ve ezilen ulus komünist hareketin birbirini tamamlayan ikili görev üstlenmeleri hangi ülkeler için geçerli? Bu savunu çok uluslu (çok coğrafyalı) devletler için olup deniz aşırı sömürgelere uygulanması söz konusu değildi. Örneğin dünün deniz aşırı sömürgeleri Cezayir, Angola, Hindistan, Mozambik… vb. ülkeler için bu formül uygulanmazdı zira ayrı coğrafyalardı ve zaten emperyalist sömürgeci Britanya veya Fransa’nın deniz aşırı sömürgeleri denetleyip sömürmek dışında örneğin kendi ülkelerinin bir parçası yapmak ne niyetleri ne de koşulları vardı. Dolayısıyla Britanya ya da Fransa komünist hareketiyle Hindistan veya Cezayir komünist hareketinin birleşik devrim ve örgütlenme gibi meseleleri de olamazdı. Bu formül, çok uluslu sömürgeci/ilhakçı Rusya, İspanya, Türkiye, İran, Irak, Suriye gibi devletler için geçerliydi. Bu meseleyi ikinci baskısı 2004 yılında yapılan “Ulusal Soruna Somut ve Tarihsel Yaklaşım” (USSTY) adlı kitabımda ayrıntılı irdelemiştim. Şimdi yaşanan pratiğin ışığında kısaca üzerinde duracağım.
Söz konusu çok uluslu devletlerde, ezen ulus komünist hareketi ile ezilen ulus komünist hareketinin ayrılma veya birlikte kalma savunusunun pratik yansımaları genelde sorunlu oldu. Ezen ulus komünist partileri teori de UKKTH’yi savunmakla birlikte iş pratiğe, politik alana geldiğinde birliği savunmuşlardır. Pratikte gördük, ezen ulus komünistleri bağımsızlığa karşı çıkarak birliği savunurken ezilen ulus komünistleri ise ayrılmayı savundular. Denilebilir ki Lenin sonrasında SBKP dahil dünya komünist hareketinde ezen ulus komünistleri; pratikte Rosa Luxemburg’un “sosyalizmin ancak büyük kapitalist pazar temelinde kurulabileceği, küçük devletlerin emperyalizme bağlı olacağı” tezi savunularak bağımsızlığa karşı durdular. Bunun en son örnekleri Katalonya ve Güney Kürdistan’dır. Bıçak gelip kemiğe dayandığında yani Katalonya ve Güney Kürdistan peş peşe bağımsızlık referandumuna gittiğinde, dünya ve bölge komünist partileri koro halinde “ayrılığa karşıyız, ayrılmak, küçük devletlere bölünmek emperyalizmin işini kolaylaştırır” deyip Irak ve İspanya’nın birliğine sımsıkı sarıldılar!
Türkiye Komünist Partisi de (TKP) Mustafa Suphi zamanından kendini feshedene kadar UKKTH’yi Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez birliği çerçevesinde ele almış, bağımsızlığı “bölücülük” olarak görmüş. TKP’nin ardılları da Kurtuluş, Söz ve Eylem vb. kimi grupları istisna olarak ayrı tutarsak hepsi Kürdistan meselesinde aynı pratik duruşu sürdürüyor. Özetle çok uluslu devletler de ezen ile ezilen ulus komünist hareketinin duruşu daima teorik savununun aksine olmuştur. Yani ezen ulus komünist hareketi birliğe sarılırken, ezilen komünist hareket ise bağımsızlığı savunmuş. Bence burada teorik kurgulamada da sorun var!
II – Kürdistan ile Türkiye (Irak, Suriye, İran) komünist hareketi baş çelişki, devlet, ittifaklar… gibi temel meselelerde farklılaşıyor.
Ortadoğu-Kürdistan’da ki gelişmeler; Türkiye, İran, Irak, Suriye’de ezen ulus komünist hareketi ile ezilen ulus komünist hareketini farklı pratik politik sorunlarla yüzleştiriyor. Bu açıdan dört Kürdistan parçasında yaşananlar öğretici derslerle dolu. Denilebilir ki süreç, teoriyi yeniden üretime zorlayan, teoriye alan açan pratik politik gelişmelerle yüklü. Mesele şudur; Kürdistan-Türkiye (Kürdistan-Irak, Kürdistan-İran, Kürdistan-Suriye) komünist hareketinin, mücadele ve örgütlenmede görev ile öncelikleri giderek farklılaşıyor.
Örneğin Rojava ile Güney Kürdistan’da, ulusal kurtuluş güçleriyle Irak ve Suriye komünist devrimci hareketinin baş çelişki, devlet, ittifaklar gibi konulara yaklaşımları farklılaşmanın ötesinde yer yer karşıtlaşıyor. Kürdistan’da baş çelişki, Kürt halkı ile sömürgeci (ilhakçı) Irak, Suriye devletleri arasındayken; Irak ve Suriye’de ise baş çelişki, emperyalist işgalle Irak ve Suriye rejimleri arasındadır. Öyle ki Güney Kürdistan’da (Kürdistan Komünist Partisi dahil) ulusal güçler başta ABD, emperyalist güçlerle müttefik haldeyken, Irak Komünist Partisi (IKP) anti emperyalist ittifak içinde. IKP, 12 Mayıs seçim galibi Muqteda El Sadr’ın Sairun İttifakı’nda yer alıyor ki bu antiemperyalist bir ittifak. Rojava’da ise TEV-DEM ve ENKS ABD-Fransız-İngiliz emperyalizmiyle ittifak halindeyken (ki Türkiye sosyalist hareketinden de kimi partiler de PYD ile birlikte bu ittifakın içinde), Suriye Komünist Partisi kendi BAAS rejimi ile birlikte Rusya’nın başını çektiği Doğu emperyal blokla ittifak halinde.
Yine Arap ve Türkiye sol milliyetçileri dün Saddam Hüseyin/BAAS rejimini emperyalizme karşı savaşan kahraman görüp savunurken, Kürdistan halkı ve siyaseti ise halkımıza sayısız katliamlar ile Halepçe soykırımını yaşatan bir katil-soykırımcı rejim görüp lanetliyor!
Diğer bir ayrışma noktası; ezen ulus örneğin Türkiye komünist hareketinin devrim hedefi, varolan devletini yıkarak yerine sosyalist devleti inşa etmek görevi varken; ezilen ulus (yani Kürdistan) komünist hareketi açısında ise bu görev, ilhakçı/sömürgeci devleti kendi ülkesinden çıkartmakla sınırlı. Birinde var olan devletini yıkıp yerine giderek sönümleşecek olan yenisini kurmak, diğerinde (Kürdistan’da) ise olmayan devleti kurmak görevleri var.
Kısacası Kürdistan’da, ulusal kurtuluş mücadelesinin başat mesele olması beraberinde; baş çelişki, sınıfların mevzilenmesi, devlete yaklaşım, mücadele taktikleri, örgütlenme ve devrim süreçleri bakımından, Kürdistan komünist hareketi ile Türkiye (ya da Irak, İran, Suriye) komünist hareketini farklılıklaştırıyor.
Geriye önemli ortak payda olarak emek-sermaye çelişkisi kalıyor. Emek ile sermaye arasında ki çelişkisinin temel olması hem Kürdistan komünist hareketi hem de Irak, İran, Suriye, Türkiye komünist hareketi için geçerli. Ancak emek sermaye çelişkisinden kaynaklanan ya da ondan beslenerek gelişen güncel siyasal sorunlarda da durum yine farklılıklar içeriyor.
Burada esas varmak istediğim yer şudur; komünistlerin, sömürge ya da ilhak edilmiş ülke ile sömürgeci/ilhakçı ülkeye aynı genel-geçer ideolojik-teorik özellikle aynı politik-örgütsel gömleği giydirmeleri yanlış. Aynı ideolojik-teorik özellikle aynı pratik politik tespit-tahlil ve pratik hem Türkiye (Irak, İran ve Suriye için de geçerli) hem de Kürdistan için yapılamaz.
III – Birleşik devrim mi yoksa bağımsız devrim süreçleri mi?
Türkiye ile Kuzey Kürdistan (ve diğer parçalar) için birleşik devrim mi yoksa bağımsız devrim mi? Bununla bağlantılı birleşik örgütlenme mi yoksa bağımsız (ayrı) örgütlenme mi? Yani biz komünistler neye, hangi stratejiye göre pozisyon alacağız? Bu soruların yanıtları üzerinde 1990’lı yıllarda çokça durduk, durdum, kitaplar yazdım burada tekrar ayrıntısına dönmeden son 25 yılın pratik gelişmeleri ışığında kimi noktalar üzerinde duracağız. Meseleye teorinin kılavuzluğunda ve hayatın içerisinden bakarsak şunları görürüz:
Bir; sömürgeci/ilhakçı devlet ile sömürgeleştirilmiş/ilhaka uğratılmış ülkenin örneğin Türkiye ile Kuzey Kürdistan’ın sosyolojisi yani ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel dokusu ışığında ele alabiliriz. Türkiye ile İran işgalindeki Kürdistan parçaları açısından ele alındığında, söz konusu ortak sosyolojik dokunun geçmişi 1600’lı yıllara kadar dayanır. Ki bu uzun süreçte halklar/uluslar arası ortak ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel doku oluştu. Bundandır ki tek hamle de kopuş/bağımsızlık gerçekleşmiyor. Bugün yarı bağımsız devlet durumunda olan Güney Kürdistan bile haydi deyince bağımsızlığı bir hamle de gerçekleştiremiyorsa başka faktörlerle birlikte bu ortak sosyolojik geçmişin sonuçlarının da payı var.
Söz konusu sosyolojik irdelemeyi yani Kürdistan’ın önce ikiye sonra dörde parçalanmışlığı ve yarattığı sorun ve sonuçlarını ayrıntılı USSTY adlı kitabımda ele almıştım. Şunu eklemeliyim; her sosyolojik irdeleme de yaşandığı gibi benim yaptığım sosyolojik irdelememde de determinist (nesnelci) yan ağır basar.
İki; parçalanmışlığa rağmen Kürdistan’ın dört parçasıyla bir ülke ve millet olduğunun sosyolojisi açısından ele alabiliriz. Politik gelişmeler, yaşanan işgal ve parçalanmışlığa rağmen dört parçadaki halkımızın ortak tutum sergileyebildiğini gösterdi. Kobanê’nin önce işgali sonra özgürleştirilmesi, 25 Eylül bağımsızlık referandumu, 16 Ekim Kerkük işgali ve Efrin işgalinde halkımızın sergilediği parça-partiler üstü Kürdistani tutum burada önemli veri.
Kobanê’nin önce IŞİD tarafından işgal edilmesinde sonra özgürleştirilmesinde, halkımız partiler ve parçalar üstü tutumla önce birlikte üzülmüş sonra birlikte sevinmiş. Aynı parçalar, partiler üstü ortak tutum, 25 Eylül Güney Kürdistan bağımsızlık referandumunda yaşandı. Halkımız dört parça da bağımsızlık referandumunu destekledi. Kerkük ve Efrin işgallerinde ise yasları, üzüntüleri dört parça da ortak oldu.
Kürdistan halkları, tıpkı Kobanê, tıpkı 25 Eylül bağımsızlık referandumunda nasıl ki parti ve parçalar üstü tutumla dört parça ve diasporada ayağa kalktıysa, aynı ortak yurtsever kimlikle Kerkük ve Efrin işgaline de karşı durdular. Yani Şîn û Şahîya gelê me bihevra bu! Ki bu ortak kalkışma tutumu yok edilemeyen aynı ulus bilincinin sosyolojik dokusunun ürünüdür.
Üç; Son yirmi beş yıllık gelişmeler, Güney Kürdistan ve Rojava’da devrim süreçlerinin bağımsız geliştiği, Irak ve Suriye sosyalist devrimi olmadan da Kürdistan parçalarında bağımsız ulusal demokratik devrimlerin yaşanabileceğini yetirince gösteriyor. Ki mesele salt ulusal evre olunca Katalan deneyimi de yakın örnek. Gelişmeler, Güney Kürdistan ulusal bağımsızlığının, Irak birleşik sosyalist devrimini beklemediği; Rojava’nın da Suriye sosyalist devrimini beklemediği, hakeza Kuzey ve Doğu Kürdistan’da da Türkiye veya İran sosyalist devrimini beklenmeden ulusal demokratik devrim veya çözümün gelişeceğini gösteriyor. Başka ifadeyle Irak, Suriye ve Türkiye, İran’da sosyalist devrim olmadan da Kürdistan’da ulusal demokratik devrim ve çözümün mümkün olduğunu; Irak veya Suriye devleti (yani sömürgeci/ilhakçı devlet) yıkılmadan da bağımsız Kürdistan kurulabileceğini gösteriyor.
IV – Bunların ışığında Kuzey’de somut yönelimimiz ne olmalı?
Başta ÖSP’nin 21. Yüzyılda Özgürlük ve Sosyalizm Manifestosu’ndan uzun alıntı aktarayım:
“Kürdistan ve Ortadoğu’da sınırlar halkların iradesine rağmen belirlendi” ara başlığı altında;
“Kürdistan komünist hareketi, Kürt halkının ve genelde Ortadoğu halklarının iradesi dışında belirlenmiş coğrafik-siyasi haritayı tanımaz. Kürdistan’ın ve Kürt halkının birliğini tarihsel bir hak olarak görür. Kürdistan’ın parçaları arasında ulusal demokratik ve komünist hareketin politik dayanışmasının geliştirilmesini savunur” devamında ise “Kürt sorunu bir ülke ve ulus sorunudur” ara başlığı altında ise;
“Kürdistan komünist hareketi, Kürt sorununu bir ülkenin kurtuluşu, ulusun özgürlüğü sorunu olarak görür ve çözümünün Kürdistan coğrafyasında bürüneceği biçimden bağımsız olarak özü itibariyle kendi ulusal devletini kurma hakkı olduğunun altını çizer. Bu temel tespitten hareketle, Kürt/Kürdistan sorununun Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı ve “tek devlet, tek millet, tek dil” dayatmasının sınırları içerisinde çözülemeyeceğini belirtir.
Kürdistan komünist hareketi, Kürdistan’ın Kuzey parçasının ekonomik, sosyal, siyasal özgün durumundan hareketle, Türkiye’de devletin üniter, militarist, şoven yapısını aşmaya yönelik yaygın bir rejim muhalefetinin varlığı durumunda, halkların ortak siyasal devrimini hedefler. Rejimi aşan ortak siyasal devrimin, halkların eşit iki cumhuriyetli sosyalist federasyonlaşmasıyla taçlanmasını savunur. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının bürüneceği biçim olarak ‘bağımsızlık’ mı, ‘federasyon’ mu sorununun çözümü için tamamen özgür bir ortamda Kürt halkının onayına başvurmayı, bu doğrultuda Kuzey Kürdistan’da referanduma gitmeyi temel ilke olarak savunur. Ancak Kürdistan komünist hareketi esas olarak kendini Kuzey Kürdistan ulusal ve toplumsal devriminin geliştirilmesinden sorumlu sayar; Türkiye’de genel bir devrimci durumun yokluğu ortamında Kuzey Kürdistan’daki ulusal ve toplumsal muhalefetin Kürdistan’la sınırlı özgün bir iktidarlaşmayla sonuçlanması sürecine öncülük etmeye çalışır. Bağımsız gelişecek sürecin emek eksenli bir nitelik kazanması için bütün gücünü ortaya koyar.
Kürdistan komünistleri rejimin ve kapitalist sistemin sınırları içerisinde ulusal sorunun burjuva demokratik çözümünü, temel stratejik hedefine bağlı olarak savunur. Bu savunusunu ‘demokratik federasyon ve azınlık hakları’nı içeren siyasal bir tezle güncelleştirir” deniyor.
ÖSP Manifestosu, stratejik olarak koşullara göre iki seçeneği Kürdistan komünistlerinin önüne koyuyor. İlkinde, “Türkiye’de devletin üniter, militarist, şoven yapısını aşmaya yönelik yaygın bir rejim muhalefetinin varlığı ortamında halkların ortak siyasal devrimini hedefler” diyerek eşit sosyalist federasyonu belirler. Ancak hemen devamında diğer seçenek olarak da; “Türkiye’de genel bir devrimci durumun yokluğu ortamında Kuzey Kürdistan’daki ulusal ve toplumsal muhalefetin Kürdistan’la sınırlı özgün bir iktidarlaşmayla sonuçlanması sürecine öncülük etmeye çalışır” diyerek bağımsız Kürdistan hedefini öne çıkartır. Yani;
*Küresel olarak Ho Ho Ho Chi Minh bir iki üç daha fazla Vietnam (sosyalizm) rüzgârı 21. Yüzyıl’da halihazırda yokken;
*Kürdistan’ın, Asya üzerinde 20 yıldır süren savaşın merkezinde olması ve Kuzey Kürdistan’ı diğer Kürdistan parçalardan tümüyle bağımsız ele almak artık mümkün değilken;
*Önemlisi Güney ile Rojava’da yarı bağımsız yapılanmanın zengin deneyimi önümüzdeyken; *Irak-Suriye-İran-Türkiye’de siyasal dinamizm, ağırlıkla Kürdistan meselesi üzerinden gelişiyorken; sokakta, okulda, işyerinde siyasal saflaşma ve tartışma bu dört ülke de esas Kürdistan meselesi üzerinden yaşanıyorken;
*Türkiye komünist hareketinin belirleyici gövdesi Kürdistan meselesinde tıpkı rejimin siyasal partileri gibi Misak i Milli sınırlarını savunuyorken;
*Türk rejiminin, Kürdistan meselesinde asimilasyon-entegrasyonla zaman kazanarak eritme politikası dışında çözüme dair hiçbir ciddi işaret vermezken…
Türkiye devrimci hareketiyle birleşik sosyalist devrimi hedeflemenin zemini yok. Dolayısıyla Kürdistan komünistleri; Türkiye halklarıyla birleşik sosyalist devrim stratejisini tali, bağımsız devrim stratejisini esas hedef olarak belirlemeli. Türkiye devrimci sosyalist dinamikleriyle ise önümüzdeki süreçte birleşik devrim yerine geniş demokrasi cephesinin yaratılması hedeflenmeli. Ve her iki durumda da parti olarak örgütlenme ayrı olmalı.
V – Meşru-yasal mücadele ile yasa dışı mücadele üzerine
Bu alanda da hayatı teoriye uydurmak yerine teoriyi hayata göre yenilemeye açık olmalıyız. Genel olarak sömürge ve ilhaklardaki ulusal kurutuluş hareketleri ile kapitalist ülkelerdeki komünist partilerin yasa dışılıklarında da ciddi farklılıklar vardı, olacak da. Özellikle de deniz aşırı sömürgelerde ki halkların ulusal kurutuluş mücadeleleri ile Alman, Fransız, Arjantin vb. komünist partilerinin yasa dışılıkları farklı idi yarın da olacak. Klasik sömürgelerde tabir uygunsa halk bir bütün olarak sömürgeci devlete karşı zaten yasa dışı konumdadır.
Hatta Asya, Afrika, Latin Amerika’daki deniz aşırı sömürgelerde ki halkların ulusal kurutuluş mücadeleleri ile Kuzey İrlanda, Korsika, Bask, Katalonya, Kürdistan gibi yani çok uluslu devletlerdeki sömürge veya ilhakların ulusal kurtuluş hareketlerinin de özgün farklılıkları hep var oldu. Bütün bunlarla birlikte, 19. ve 20. Yüzyıl yasa dışılığı ile 21. yy yasa dışılığı da genel olarak farklı olacak.
Özelimize geline; biz yasadışı mücadeleyi reddetmedik, reddettiğimiz 20. yy tarzıdır çünkü cep telefonu başta olmak üzere yeni teknolojik icatlar ve geriye çekilen 20. yy devrimci dalgasıyla paralel 20. yy yasadışılığı da aşıldı. Şunu da ekleyelim; burjuvazinin küresel çapta 19. ve 20. yy sosyalist deneylerinden çıkardığı derslerle, burjuva demokrasisi oyununu oynaması gerçeği de var. Bu nedenle 21. yüzyıla gelindiğinde istisnalar hariç dünya komünist partilerinde yasadışı parti kalmamış ve başta Latin Amerika’da olmak üzere birçok silahlı kurtuluş hareketi de silahı bırakıp sivil siyasete yöneldi.
Burjuvazi ne zaman demokrasi oyununa son veren düdüğü çalarsa daha doğrusu, işçi emekçi kitleler ne zaman burjuvaziyi, demokrasi oyununa son vermeye zorlarsa işte o zaman komünist hareket ve genelde o günün dinamikleri de ihtiyaç duyarsa yeni bir yasadışılığı geliştirebilirler. Kürtlerin yasadışılıkları ise ağırlıkla hep Kürdistan dağları olmuştur ki bu yanıyla Türkiye veya diğer sömürgeci ülke komünist, devrimci hareketinin yasadışılığından hep farklılıklar içermiştir.
Şu da var, Türkiye’de günümüz yasadışı partilerinin ana gövdesi açıkta olup çok dar çekirdeği gizliyse, bu durum mevcut yasal partilerden pek de farklı değildir. Çünkü nasıl ki yasadışı partilerin gövdesi açıkta küçük çekirdek gizliyse, yasal partilerin de yasa dışı yönleri vardır, olabilir. Meseleye çekirdek meselesi olarak bakılıyorsa devlet partisi CHP’nin hatta iktidar partisi AKP’nin bile kendince gizli yönleri vardır.
Burada asıl mesele arka planımız ya da cephe gerisinin sağlama alınmasıysa; içeri de kitlelerin büyük örtüsüyle mi çekirdek güvenceye alınacak yoksa Suriye ya da Avrupa mı arka plan olarak seçilecek? Veya her ikisi mi? Avrupa’ya gidenin geri gelmediği gerçeği ve Suriye’nin artık barınma alanı olmayacağı açıkken geriye Rojava ve Güney Kürdistan kalır! Ve zaten şimdiden bu iki alan değerlendiriliyor arka plan olarak. Kürt siyaseti ağırlıkla Hewlêr merkezli Güney Kürdistan’ı esas alırken; Türkiyeli devrimci yapılar ise Rojava’da bulunuyorlar. Hewlêr, Qamışlo Türkiye ve İran’dan gelen/gelecek olan “bölücüleri topraklarınızdan çıkartın” basıncı karşısında yükümüzü taşır mı? Tartışılmalı.
VI – Mücadele tarzına gelince,
Bir; mücadele tarzı, savunduğun hedeflerden bağımsız ele alınamaz. İki, hiçbir mücadele tarzı mutlaklaştırılamaz. Üç; klasik sömürgelerdeki ulusal kurutuluş mücadeleleri ile kapitalist-emperyalist ülke komünist partilerinin mücadele tarzları ile araçları farklı olacaktır.
Dört; biçiminden bağımsız olarak zor olmadan ne kapitalist düzen yıkılır ne de sömürge ve ilhakların halkları özgürleşir. Beş; ulusal kurtuluş mücadelesinin aracı olarak silahlı yapılanmaya gidecek olanların yüzleşeceği en temel sorun; halkın/ülkenin ordusu mu yoksa X veya Y partisinin ordusu mu? Bu konuda Kürtlerin önünde iki somut deney vardır; Güney Kürdistan’da PDK ve YNK Peşmergesi. Rojava Kürdistan’ın da ise TEV-DEM ile ENKS Gerilla ya da Peşmerge ordularının ayrı oluşlarının yarattığı ağır sorunları en son Kerkük ve Efrin üzerinden yakıcı olarak yaşadık, yaşıyoruz. Bu iki deneyden hareketle partilerin değil ülkenin/halkın tek Ordusu savunusu yaşamın acı deneylerinin önümüze koyduğu çözümdür.
Sonuç yerine; Türkiye sosyalist hareketini KKP lehine seksiyonları aşmaya çağırıyoruz!
*Türkiye komünist hareketini, Güney Kürdistan ve Rojava deneyiminden sonra Kürt seksiyon (özerk) örgütlenmeleri, Kürdistan Komünist Partisi (KKP) perspektifiyle aşmaya çağırıyoruz. Seksiyon örgütlenmesini aşmaya çağırırken; bağımsızlığı hedef alan İran kurgulu Irak rejiminin 16 Ekim saldırısının yarattığı geçici duruma takılmadan, 25 Eylül bağımsızlık referandumunda Kürdistan halklarının %93 ile ortaya koydukları irade esas alınmalı. Çünkü Kürdistan halkları söz konusu irade ile bağımsızlık tapusunu cebine koymuş ve uygun zaman-koşulda çıkarıp kullanacaklar. Kullanacaklarını 12 Mayıs Irak seçimlerindeki tutumlarıyla da ortaya koydular! 12 Mayıs Irak genel seçimlerinde açık tutumla bağımsızlığı savunan KDP’yi ödüllendirerek yani Kürdistan’da açık arayla birinci parti yaparken, bağımsızlığa karşı çıkan ya da kararsız olanları ise adeta cezalandırdılar.
*Eğer 25 Eylül bağımsızlık referandumunun ardından 16 Ekim Kerkük merkezli yıkım olmasaydı bugün Türkiye sosyalist hareketinden, Kürdistan seksiyonu olan birden fazla yapıyla KKP’yi nasıl kuracağımızı tartışıyor olacaktık. Dolayısıyla 16 Ekim’in yol açtığı geçici durumu değil 25 Eylül bağımsızlık iradesini esas alarak adım atmaya çağırıyoruz
*Türkiye komünist hareketinden, Kürdistan Seksiyon (özerk) örgütü kuran parti ve hareketleri cesaretle üçüncü kopuşu (ayrışmayı) gerçekleştirmeye çağırıyoruz. Birinci kopuşu Hikmet Kıvılcımlı daha 1930’li yıllarda KKP’nin kurulmasını savunmuş ancak başarılı olamamıştı. Ancak 1970’lerde gerçekleşecek olan ilk kopuşta; PSK, KİP, Rizgari, KUK, Kava, PKK gibi Marksist-Leninist, Maoist iddialı parti ve örgütler Türkiye sosyalist hareketinden ayrışarak kurulmuştu. İkinci kopuşu ise sonraki yıllarda Kurtuluş ve TKEP’ten ayrılan Tekoşin ve KKP özerk örgütleri tarafından gerçekleştirilmişti. Üçüncü kopuşa veya ayrışmaya Türkiye komünist/sosyalist partilerden birden fazla yapının gebe olduğuna inanıyorum. ÖSP olarak çağrımız; gelin açık meşru Kürdistan Komünist Partisini birlikte kuralım! Partide herkes ideolojik-teorik olarak kendisi olsun ve parti de çoğunluk iradesiyle politika yapılsın! 30.05.2018
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Celal DENİZIRKÇILIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet AY14 Mayıs güzellemelerinin anlamı 15.05.2019 Tüm Yazıları
-
Salih TunaZincir sesleri 23.04.2019 Tüm Yazıları
-
Beril DEDEOĞLUİflas eden tüccar, eski defterleri karıştırırmış 27.02.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TığlıBu ne iki yüzlülük!... 26.02.2019 Tüm Yazıları
-
Nermin ALPAYİNSAN VE EKONOMİK DEĞERİ 8.02.2019 Tüm Yazıları
-
Ümit FıratBir mahalli seçim hatırası 15.01.2019 Tüm Yazıları
-
Murat AKSOYUnutmayalım yerel seçime gidiyoruz 11.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ekin GÜNBİR… İKİ… İZMİR MARŞIYLA KOŞ! 4.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet SeverTürkiye bu kadar tehdit ve hakaret eden bir Cumhurbaşkanı görmedi 18.12.2018 Tüm Yazıları
-
İbrahim SEDİYANİKirletme 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
Nadi ÖZTÜFEKÇİUlusal mı Ulusalcılık mı? 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
M.Şükrü HANİOĞLUDünya “biz”i parçalamak için mi savaştı? 26.11.2018 Tüm Yazıları
-
Cemil ERTEMEkonominin geleceğini simgeler anlatır! 31.10.2018 Tüm Yazıları
-
Amberin ZAMANCemal Kaşıkçı ve Türkiye’nin itibarı 10.10.2018 Tüm Yazıları
-
Mete YararCastle International 28.09.2018 Tüm Yazıları
-
Mehmet CANFilistin ulusal sorunu-II 25.09.2018 Tüm Yazıları
-
Leyla İPEKCİAile içi eğitimin maneviyatı (1) 18.09.2018 Tüm Yazıları
-
Ümit KurtTarihçi Kieser: Modern Türkiye'nin eş kurucusu Talat Paşa 17.09.2018 Tüm Yazıları
-
Güngör UrasABD’DE BORÇ KRİZİ 10.08.2018 Tüm Yazıları
-
Serpil Çevikcan24 Haziran sonrasındaki şema 30.05.2018 Tüm Yazıları
-
Hüseyin ÇAKIRVaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın… 27.05.2018 Tüm Yazıları
-
Kürşat BUMİNLGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz? 7.02.2018 Tüm Yazıları
-
Aslı AydıntaşbaşYaklaşan facia 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Yusuf Ziya DÖGERTürkiye Seçimlerinin Kilidi Kürdler 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Özgür MumcuTutuklu yargı 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Arife KÖSEHawaii’den sonra nükleer savaş tehdidini yeniden düşünmek 1.02.2018 Tüm Yazıları
-
Güldalı COŞKUNSeçim kritiği desem de…. 1.02.2018 Tüm Yazıları
-
Ergün Diler23 gizli toplantı. 8.01.2018 Tüm Yazıları
-
Ceren KENARMusul sonrası DEAŞ 14.07.2017 Tüm Yazıları
-
Okay GÖNENSİNSertleşme mi normalleşme mi? 11.07.2017 Tüm Yazıları
-
İhsan ELİAÇIKDini çoğulculuk gereği kadından imam olabilir 23.06.2017 Tüm Yazıları
-
Adil GÜRHay Allah yine çenemi tutamadım! 16.04.2017 Tüm Yazıları
-
Hüseyin SARIBAŞHAYIR, YETER ARTIK! 18.02.2017 Tüm Yazıları
-
İlhan ÇETİNFiliz 22 gündür hayata tutunmaya çalışıyor... 7.02.2017 Tüm Yazıları
-
Mustafa ARMAGANÇankaya’nın karakutusu Latife Hanım mı? 7.02.2017 Tüm Yazıları
-
Süleyman YAŞARVatandaşın dövizini devlete dört katı faizle satıyorlar 26.07.2016 Tüm Yazıları
-
A.Turan ALKAN40 $, hem de ‘döge döge’ 15.07.2016 Tüm Yazıları
-
İhsan YILMAZÜmmetin ortak dili: İngilizce 13.07.2016 Tüm Yazıları
-
Bülent KORUCUÖzel haber bayramı 11.07.2016 Tüm Yazıları
-
Gökhan ÖZGÜNBen HDP’ye oy veriyorum… 28.06.2016 Tüm Yazıları
-
Orhan MİROĞLUYazmaya kısa bir mola veriyorum 17.04.2016 Tüm Yazıları
-
Cemil KOÇAKVe Türkiye ‘hayır’ diyor! 16.04.2016 Tüm Yazıları
-
Sema İZOLCennette de hendek var mı anne? 15.02.2016 Tüm Yazıları
-
Birgül HAKANAli Demirsoy 9.02.2016 Tüm Yazıları
-
Lale KEMALMİT-Mossad kırılganlığı, Rusya ile IŞİD gerilimi 9.02.2016 Tüm Yazıları
-
Sanem ALTANAcılar usta, bizler çırağız.. 6.02.2016 Tüm Yazıları
-
Hadi ULUENGİNOtoriterlik yükselirken 4.02.2016 Tüm Yazıları
-
Demiray ORAL‘Serbest kötülük ortamı’nı icat ettik / Hep birlikte - Tev bi hev re* 2.02.2016 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARANSUYasadışı dinleme suç değilmiş! 1.02.2016 Tüm Yazıları
-
Enver SEZGİNEkrem Sezgin 1.02.2016 Tüm Yazıları
-
Gülay GÖKTÜRKAYM’den AİHM’e cevap 12.01.2016 Tüm Yazıları
-
Yasemin YILDIRIMSayın Kılıçdaroğlu elinizi yükseltin ve “Demirtaş 15 Temmuz gecesi neredeydi?” diye sorun 5.01.2016 Tüm Yazıları
-
Ayhan BİLGENYalanın gücü tükenir, onur kavgası tükenmez 30.12.2015 Tüm Yazıları
-
Zeliha AKPINARNefretiniz elektriğe dönüştürülebilseydi bütün dünyayı aydınlatırdı 29.12.2015 Tüm Yazıları
-
Umur COŞKUNSöz Geçmez, Top Mermisi İşlemez 28.12.2015 Tüm Yazıları
-
Abdülkadir Küçükbayrak“Analar ağlamasın”dan “Analarını ağlatacağız”a nasıl gelindi! 28.12.2015 Tüm Yazıları
-
Ekrem DUMANLIGeç kaldın ey Müslüman 17.11.2015 Tüm Yazıları
-
Semra POLATFransa'nın mülteci ayarlı bombaları 14.11.2015 Tüm Yazıları
-
Ferdan ERGUTHDP içi bir PKK eleştirisi mümkün müdür? 12.11.2015 Tüm Yazıları



















































































































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.06.2019
7.02.2019
18.03.2019
4.02.2019
28.01.2019
9.02.2019
7.01.2018
26.10.2018
28.09.2018