Ümit KIVANÇ
Pınar Öğünç, “Cumhuriyet Duruşmasından Çizilmemiş Mahkeme Resimleri” serisinin “Floresan adaleti, cezaevi kapıları, Turhan Abi’nin kitapları” başlıklı üçüncü bölümünde, “Günler içinde hukukçu, gazeteci çok kişiyle bu ara karara ve davanın gidişatı üzerine sohbet ettik adliye koridorlarında,” diye yazdı. “Ne olabilirdi? Duyduklarımın çoğu, içinden çok az hukuk geçen ‘tahmin’ cümleleriydi. İç siyaset kimi nereye götürüyor, dış siyaset, uluslararası camia neyi ne kadar zorlayabilir, bilmem kimin paşa gönlü ne çeker, filankesin gıcığı kimedir… Böyle dava mı konuşulur? Hukuk bilmediklerinden boş boş cümleler kurdular haliyle. Ya da işte biz hepimiz hukuksuzlukta mahsur kalmıştık.” (Dizinin ilk bölümü şurada, ikincisi de şurada.)
Cumhuriyet davası pek çok yönden tarihe geçecek. Bunların başında şüphesiz Ahmet’in (Şık), resmî statü bakımından “savunma” demek gereken “İtham ediyorum!” konuşması gelecek. Ahmet, duruşmada savcının, “İddianamedeki suçlamalara değinmediniz” sözlerini, “İddianamenin üzerinde pek durmadım. Bence siz de pek kaale almayın,” diye cevapladı.
İşte, “hukuksuzlukta mahsur kalma” tam da böyle bir hal. Çünkü Ahmet burada sadece tavır koymadı; nesnel ölçülerle tartışılabilecek bir gerçeği dile getirdi. Cumhuriyet davasını tarihî kılacak olan ikinci -belki de esas- özellik bu: Aslında varolmayan bir dava bu. Dava, hukukî bir kavramdır. Oysa karşımızdaki hadisenin hukukla alâkası yok.
Peki ne?
Maddeleştirmeye çalışarak cevaplayalım:
1. Bir ülkenin iktidar sahipleri,
2. şu veya bu nedenle (aşağıda açıklanacak) hoşlanmadıkları birilerini,
3. ülke tarih içerisinde -ne yazık ki!- belirli bir gelişim aşamasına erişmiş bulunduğundan,
a.) bir meydanda başlarını kestirtemedikleri,
b.) bir binaya doldurup yaktıramadıkları
c.) bir minibüse doldurup, uzak bir Kürt köyünden çıkmış dağları dolanan ıssız yolda topluca ortadan kaldıramadıkları
d.) veya devletin denizaşırı diyardaki toprağına kalebent olarak gönderemedikleri için,
4. bir davanın şüphelileri damgası vurarak topluyor, hapse atıyor
5. ve
a.) hapiste daha uzun süre tutabilmek
b.) aynı zamanda başkalarına gözdağı vermek,
c.) böylelikle ülkenin manevî ortamını bütünüyle hakimiyetleri altına almak için,
6. bir dava düzeneği içerisinde yargılıyorlar.
Devam etmeden, 2. maddede yeralan, iktidar sahiplerinin “hoşlanmama sebepleri”ne açıklık getireyim. Bu, yukarıdaki 5. maddenin c fıkrasında değinilen genel şartın açımlanması olacaktır. İşbu fıkraya göre, tek elde toplanması için ülkenin iyi kötü mevcut bütün kurumlarının lağv veya iğdiş edildiği otorite -iktidar-, etraftaki her türlü çatlak sesten rahatsız olmakta, bu huzursuzluk, elindeki kuvvetin arttıkça artmasına rağmen çatlak seslerin yok olmayışıyla, bütün iç organları saran ve sarsan, katlanılmaz bir illete, aynı esnada bir paranoya haline dönüşmektedir. İşbu sebepten ötürü, çıkan çatlak sesin kuvveti, tesir kabiliyeti, kıymeti harbiyesi, Cumhuriyet’in tirajı filan mühim değildir, önemli olan herhangi bir çatlak ses çıkabiliyor olmasının getirdiği huzursuzluk ve mutlakiyet kaybıdır. Cumhuriyet davası, mevcut mutlakiyet kaybına karşı tedip-bastırma, müstakbel mutlakiyet kayıplarına karşı da tedbir, bir nevi “önleyici savaş” (Bush doktrini!) hamlesi olarak tasarlandı ve yürütülüyor.
Bir dönem hemen tek takıntısı “Fethullahçılar” olan, bu teşkilat hakkında en çok yazıp çizmiş bulunan ve gelin görün ki, şimdi bu örgüte yardımla suçlanarak yargılanan Hikmet Çetinkaya’nın avukatı Burak Oder, “Yapılmak istenen,” dedi, “bir zan yaratmak kaygısıdır. Bunlar suç isnadı değil. Sanık yaratmak amacı taşıyor, ‘sanmak’ fiilinden geliyor. Suçlu sanılsınlar… 0850 ile başlayan bir tele pazarlama numarası nedeniyle aranmış, bu var iddianamede. Konuşma da 10 saniye sürmüş. Buradan bir zan yaratılıyor.”
“Zan yaratma” etkeni, azımsanmayacak, küçümsenmeyecek bir mücadele aracıdır, iktidarların elinde. Hele Türkiye’de. (Büyükada’da baskınla gözaltına alınan ve eziyet çektirilen arkadaşlarımızın ajan-casus olduğuna inanan veya ihtimal veren yakınlarımız var!)
İddianamenin hukuken yokluğu üzerine
Avukat Alp Selek, “Olağanüstü tüm durumlarda vekillik görevimi yerine getirdim,” diye hatırlattı ve şöyle dedi: “Ama ilk kez böyle iddianame gördüm. Böyle yoktan suç yaratan iddianame hayatta görmedim. Böyle sualler sorulmasını hâlâ anlamıyorum. Bu tür sualler bu davanın bir amacının olduğunu gösterir. Savcılığın olmayan delillerle suçlama yapması kabul edilebilir bir şey değil.”
Avukat Fehim Demir’e bakılırsa, savcılık sadece olmayan delillerle suçlama yapmakla yetinmemiş, özensizliğin yanısıra, açıkça artniyetli de davranmış: “Ahmet Şık’ın çok eski yazıları koyulmuş, darbeden haberi varmış süsü verilmek istenmiş. (…) Kuvvetli şüphe dediğiniz şey zayıf bir şüphe bile içermiyor, hukuk normlarında. Sanıklar yalvarıyorlar, ‘bana suçumu verin’ diye, biz de yalvarıyoruz: ‘gerekçeyi verin’.”
Bu yazıyı tarihe kayıt düşme maksadıyla kaleme alıyorum, değerli okurlar. Bu yüzden, muhtemelen kimilerinizin şu ana kadar öğrenmiş olduğu bazı olguları tekrarlıyor olacağım. Duruşmada ortaya dökülen bazı gerçekler, iddianamenin “uydurulmuş hakikat”inin parçaları ve avukatların çeşitli sözleri, konu edeceğimiz skandal nümûneleri arasında yeralacak.
KADRİ GÜRSEL-BYLOCK • Kadri hakkında, kendisinin herhangi bir şekilde suçlanmasına, herhangi bir davada yargılanmasına, hele tutuklanmasına yolaçabilecek herhangi bir delil, şüphe vs. yok. Suçlandığı şey, ByLock kullananla telefon görüşmesi yapmak. Bu, dünyanın hiçbir hukukunda hiçbir şekilde suçlama, yargılama, hele tutuklama gerekçesi yapılabilir bir şey değil. Birisi telefonuna ByLockyükleyip hepimizi arayabilir, sonra da ihbar edebilir, bitti. Avukat Alp Selek’in sözleriyle, “[Herkesin] her telefon geldiğinde savcılığa başvurarak ‘bana şu telefonlar geldi, ByLok’çu olup olmadığını bilmiyorum, yarın başıma ne geleceğini bilmiyorum’ demesi lazım. Böyle bir suçlama olamaz.”
Basit fakat yürek hoplatıcı olması gereken bir gerçeği avukat (CHP genel başkan yardımcısı) Sezgin Tanrıkulu dile getirdi: “Bu gerekçeyle bütün bakanlar, AKP, vs tutuklanabilir.”
Biliyoruz ki, ByLock kullanan onlarca yüzlerce kişiyle onlarca yüzlerce telefon görüşmesi yaptıkları için, eğer bu tutuklamayı gerektirir suçsa hukuken tutuklanmaları gerekmesine rağmen tutuklanamazlar, zira Fethullah Gülen örgütünün marifetlerinden Tayyip Erdoğan ve AKP dışında herkes sorumlu, yalnız onlar değil! Avukat Ergin Cinmen şöyle dedi: “Merak ediyorum, Bekir Bozdağ ve Tayyip Erdoğan’ı FETÖ’nün reisi olan Gülen bugüne kadar kaç kez aramıştır.”
Bu çelişki, sadece Kadri’nin suçlanamazlığını değil, iktidar tarafından zora dayanarak işletilen çifte standartın bizzat hukuk sistemini iptal ettiğini ortaya koyuyor.
VAKIF SENEDİ - YAYIN POLİTİKASI • Cumhuriyet mensupları, biliyorsunuz, “gazetenin yayın politikasını değiştirmek” gibi bir garabetle itham ediliyorlar. Tanrıkulu’nun iddianameden aktardığı ifadeyle, “Cumhuriyet Vakfı Anayasası olarak tabir edilen Vakıf senedi üzerindeki illiyetleri”, tutukluluğun devamına gerekçe yapıldı. Dolayısıyla, Cumhuriyet’in yayın politikasını belirlediği varsayılan “Vakıf Senedi’nden ayrılma çerçevesinde yardım suçunun hareket noktası oluştuğu”na hükmediyor savcı. Sıradan insan dilinde şu anlama geliyor: “Bu şüpheliler Vakıf Senedi’ne bağlıyken bir noktada bundan koparak terör örgütlerine yardım olacak şekilde yayın politikasını değiştirmişler”.
Yayın politikası değişikliği gibi bir iddianın kanıtlanması başlıbaşına inceleme, dolayısıyla uzmanlık işi. Bunun yapılmadığını belirtmeye gerek yok. Yapılsa da bir gazetecilik okulunda, meslekî enstitüde, olay incelemesi olarak, ders olarak, ne bileyim tecrübe olarak yapılır. Böyle bir suç yok ki dünya hukuk literatürünün hiçbir yerinde!
Burada maksadın ne olduğunu hepimiz biliyoruz ve bu da bizi “hukuksuzlukta mahsur” bırakan şeyler arasında: Cumhuriyet’e “Niye meselâ Sözcü gibi değilsiniz?” diye hesap soruluyor. Kim soruyor? Kim sorabilir böyle hesabı? Okurlar. Kendini gazetenin çizgisi kabul ettiği tutuma yakın hisseden herkes. Alacakları cevaba göre tatmin olurlar veya gazeteden yüz çevirirler. Başka kim sorar? Bütün basını, yazan, çizen, konuşan herkesi ve kamuoyuna fikir-izlenim-yorum-duygu sunan her birimi kendi etrafında seferber etmek isteyen Teşkilat-ı Mahsusa devleti. Konunun hukukla, mahkemeyle alâkası yok.
Cumhuriyet Vakfı, muhtemelen “buradan para-pul mevzularında da açıklar buluruz” iştahıyla, soruşturma savcısının epey ilgisini çekmiş belli ki; Vakıf’la ilgili uyduruk suçlamalar oradan dolanıyor, buradan dolanıyor, sürekli ortaya geliyor.
Musa Kart’ın avukatı Uğur Yetimoğlu şöyle örnekledi: “Gazete sahibi şirkete vakfın ödünç para vermesi suç sayılmış. Vakıf senedinde amaçlar kısmında ‘Cumhuriyet gazetesini yaşatmak’ vardır. Bu açıdan, bu ödünç parada nasıl bir sorun olabilir? Vakıf yönetiminde olmak da seçilmek de suç değildir.”
BASİT GERÇEK: ŞÜPHELİ O SIRADA ORADA DEĞİL • Hukuken kurulamayacakken kurulmuş olan Cumhuriyet davasının, genel olarak hukuk kavramı ve hakikatle çelişirliğinin yanısıra taşıdığı bir özellik de iddianamenin kendi kendisiyle çelişen, üstünkörü unsurları.
Avukat Fehim Demir, “Okunmaya ve incelemeye alınmayacak kadar çok sayıda belgenin içinde işe yarar hiçbir şey yoktur,” [ ] diyor. “Attığı tweet’ler, yazdığı yazılar, sorduğu sorular tarihsel bir sıralamaya bile koyulmadan iddianamede yer almış.”
Kadri’nin avukatı İbrahim Koyuncu, müvekkilinin vakıf yönetiminde herhangi bir görevi olmadığını, iddianamede kendisine yönelik somut suçlama olmadığını anlattı ki, bu zaten avukat anlatmasa da kolayca tesbit edilebilir bir durum. Koyuncu, iddianamede 2013 sonrasına ilişkin usûlsüzlüklerden sözedildiğine, ancak bu tarihte Kadri’nin Cumhuriyet’te değil Milliyet’te çalıştığına da işaret etti.
Bu da hiçbir şeyi değiştirmedi. Avukat nihayet, “Biz buraya Norveç’ten gelmedik,” dedi. “Bugün buradan adalet fışkırsın demiyoruz, bunun olmayacağını biliyoruz, ama hiç değilse bir kırıntı bekliyoruz.”
BASİT GERÇEK: NEDEN ŞİMDİ? • Cumhuriyet davasındaki en süflî konulardan biri, boyuna haberler ve başlıklarıyla uğraşmış iddianame yüzünden davanın açıkça gazetecilik mesleğinin, faaliyetinin yargılandığı bir garabete dönüşmesi oldu. “Şu başlığı niye attınız, şu haberi niye verdiniz?”in örneklerini burada sayıp dökmeyeyim. Bunları sorgulamaya polis veya savcının ne kadar hakkı-yetkisi olduğu yasalarda belli, fakat şu anda herhangi bir yasanın geçerli olup olmadığını hiçbirimiz bilmiyoruz. “Hukuksuzlukta mahsur”uz.
Dolayısıyla duruşma sırasında suçlanan meslektaşlarımız ve avukatlarının sık sık dile getirdiği basın yasası gereklerinin bütünüyle geçersiz muamelesi görmesi, davanın sahici bir dava olmadığına ilişkin apayrı kanıt. Mevcut yasaları kısmen var kısmen yok sayan bir dava kurulamaz ki!
Avukat Can Atalay, “2015 yılı haberleri için neden iki sene bekleniyor?” diye sordu. “Başsavcılık görevini ihmal mi etmiş yoksa açık ve yakın bir tehlike yok mu?”
Avukat Tora Pekin, “Savcılar gazeteciliği bilmediği gibi Basın Kanunu’nu da bilmiyor,” diye açıkladı mahkeme heyetine. “Eğer bilselerdi, hakkında dava açma süresi geçmiş ve düşme kararı verilmiş haber için yeniden soruşturma açmazlardı.” Pekin’in dikkati çektiği dört aylık sürenin, yasada yeralmasına rağmen Cumhuriyet iddianamesini kaleme alanlar için hükmü olmamıştı. Yasayı takmayan iddianame, yasayı takmayan iddianameyi kabul eden mahkeme, bu açıkça gösterilmesine rağmen oralı olmayan mahkeme heyeti de davanın özellikleri arasındadır.
TOPLUCA YÜRÜTÜLEN PROPAGANDA FAALİYETİ OLARAK “DAVA” • Son yıllarda, süren davalar hakkında önceden verilen haberlere alıştık. Birtakım iktidar tetikçileri, kimin alınacağını, kimin bırakılacağını duyuruveriyorlar. Savcıların metinlerinde yeralan ifadeler mahkemelerden önce gazetelerde, televizyonlarda karşımıza çıkıveriyor. Bunlar elbette, çoğu muhalifleri yıldırma, süpürme, devre dışı bırakma amacı güden sözkonusu davaların, aynı zamanda, iktidar odağınca örgütlenen farklı kuvvetler tarafından koordinasyon içerisinde hep birlikte yürütülen propaganda seferberlikleri olduğunu ortaya koyuyor.
Ahmet Şık’ın avukatı Can Atalay şöyle anlattı: “Savcı bize sorgu bittikten sonra, ‘Şöyle bir haber var, cevap vermek ister misiniz?’ dedi. Ahmet Şık, ‘Siz mi soruyorsunuz, Nazif Karaman mı?’ dedi. Ahmet Şık gözaltına alındığı gün Sabah’ta Nazif Karaman'ın haberinde ‘Ahmet Şık’a şu soru sorulacak’ diye yazıyor ve savcı o soruyu soruyor.”
Avukat Tora Pekin duruşmada, “Soruşturma belgeleri sistematik olarak Adliye’den sızdırılıyor,” dedi, durumu şöyle tasvir etti: “O dosya savcıların namusudur, sorumluluğundadır. Biri bunu verirse o savcıların dünyayı ayağa kaldırmaları gerekirdi, ses çıkmadı. İddianameyi savcının kendisi sızdırmışsa ses çıkartmaz. Görünüşe göre bir suç var ve buna isyan etmeyen koskoca bir Adliye var.”
Pekin, “Kamuoyunun tutuklamalara inandırılması için bire bin katıp haber yapılması” mekanizmasını anlatıyordu şüphesiz.
TUTMA-BIRAKMA ÖLÇÜTLERİ • Yazıya Pınar’ın izlenimlerinden bir pasajla girdim, çünkü aslında tam orada sözettiği şeyi yazmayı planlamıştım. İçeride, Adliye’de bir davanın ara kararı bekleniyor, biz, dışarıdaki insanlar, tecrübeli gazeteciler, tecrübeli sanıklar, ister istemez ‘ne olur’ tahminleri yapıyorduk… ve kimse hukuktan, yasadan, hangi maddeye göre mahkemenin nasıl karar verebileceğinden filan bahsetmiyor; kimimiz, “Ahmet’i bırakmazlar, çok bozulmuşlardır,” diyor, kimimiz, “Erdoğan’ın Kadri’ye muhtemel kişisel gıcığından” dem vuruyor, kimimiz, “Cumhuriyet’ten, Vakıf’la makıfla örgüt çıkarma iddiasını sürdürmek için Akın Atalay’ı tutarlar” diye akıl yürütüyordu; hep beraber, “bunca yaygaradan sonra hepsini bırakamazlar” diyor, baş sallıyorduk.
Belki de hukukî bir “şey” olma pozundaki Cumhuriyet davasını şimdilik böylece özetlemek yeterli sayılabilirdi. Saymayalım, zira tarihe kayıt düşüyoruz.
Kadri Gürsel’in 45 yıllık arkadaşı Ruşen Çakır, Medyascope’ta, “Kadri’nin tutukluluğunun sürmesi maalesef beklediğimiz bir şey,” diye dile getirdi düşüncesini, “çünkü dünya çapında tanınıyor.”
Belki bu bahsi yukarıdaki “propaganda seferberliği” faslıyla birlikte ele alabilirdik. Çünkü Cumhuriyetdavasında suçlananın, tutuklananın, bırakılanın uğradığı muamelenin hukukla, hakikatle en ufak alâkası olmadığını dolaylı yoldan gösteriyor. İktidarın yalnız ülkeye gelen ve hoşa gitmeyen yabancılara değil kendi vatandaşlarına da uyguladığı “rehine politikası”nın en çarpıcı örneklerinden, Cumhuriyet tutuklamaları. Burada da “dünyaca” en çok bilinen isimler, Kadri Gürsel ile Ahmet Şık. Kadri, uluslararası gazetecilik camiasında yalnız saygınlığı, ilişkileri değil, görevleri, sıfatları olan bir isim. Ahmet de, en azından İmamın Ordusu macerasından beri uluslararası gazetecilik âleminde bilinen, saygı gören bir meslektaşımız. Rehinenin ağırlığı olmalı!
Avukat Bahri Bayram Belen, “…onlar da biliyor, biz de biliyoruz ki,” dedi mahkeme heyetini kastederek, “bu davada bu iddianamenin bütün dayanaksızlıklarına karşın, hepsinin tahliye kararını verebilmek öyle kolay bir şey değildi.”
Niye? Sorunun cevabı bizi yine hukuksuzluk hücresine hapsedecek. Akın Atalay, yurtdışından hakkındaki yakalama kararını bilmesine rağmen dönmüştü. “Kaçma şüphesiyle” tutuklu yargılanıyor! Bu yetmiyormuş gibi, tahliye edilenler arasında değil. Niye? Bu sorunun cevabının hukukî ölçütlerle verilemeyişi, yoğunlaştırılmış özet işte.
ZULME KATKI ARAYIŞLARI • Avukat Köksal Bayraktar, “Müvekkilim,” diye anlattı, “evinde kahvesini içip gazetesini okurken bir haber geliyor. ‘Cumhuriyet’e baskın’ diye, müvekkilim koşup gidiyor. O esnada müvekkilimin evine gelip basıyorlar ve evin her köşesi aranıp tüm özel eşyalar çuvallara doldurulup götürülüyor. Bunlar söylenmedi, ama mahkeme heyetine sunmak zorundayım. Müvekkilim aylardır tutuklu, ben ona kitaplar götürdüm, almadılar. Bilgisayar yok, kitap yok, bir gazeteci için en büyük cezalandırmadır, ama anlamlandırmak zor.”
Zor, yine de anlamlandırabiliyoruz. Burada apaçık, zulmü olabildiğince artırma kaygısı, çabası var. Son dönemin hemen bütün davalarında, soruşturmalarında devlet görevlilerinde görülen bu ihtirasın sebebinin, meselâ 12 Eylül’deki gibi, kısa süre öncesinin can korkusundan kaynaklanan bir intikam hırsı olamayacağı çok açık. Cumhuriyet mensupları hangi hakime, savcıya, polise, gardiyana fiilî tehdit yaratmış? Bu “failini bir türlü tatmin edemeyen zulüm dozu” meselesi, Türk-İslâmcı ideolojinin bünyesi ve tesirleri bâbında ayrıca ele alınmayı gerektiriyor. Burada sadece “Cumhuriyetdavası”nın ilave bir özelliği olarak zikredip geçiyorum.
Zulmü gözler önünde, gizlemeye gerek duymaksızın artırma politikasının -evet, bu bir politika- bir de basit, kaba hedefi var, haliyle: gözdağı. İkna faaliyetindeki başarı dereceleri ve “kapsama alanları” sonuna dayanmış, daha fazla yükselmesi-genişlemesi ihtimali bulunmayan iktidarlar için giderek daha değerli hale gelen araç.
* * *
Sonuç olarak: Hiç değilse sevdiğim saydığım bir kısım insanın, ömürlerinden dokuz ay gasp edildikten sonra, hapisten -umuyorum ki sadece “şimdilik” değil- kurtulmuş olmasından duyduğum sevinç, muktedir haksızlığın ömürlerinden çalmaya devam edeceği meslektaşlarım için duyduğum üzüntü ve endişeye bulanıyor. Eminim yalnız değilim. Bu karışık duygular içindeki insanlar olarak, tarihe kayıt düşmenin yanısıra, adaletsizliği içimize sindirip köşemize çekilme şansımız olmadığını da her an hatırlamak ve hatırlatmak düşüyor bizlere.
Günün birinde bu ülkede asgarî hukuk düzeni kurulur, asgarî adalet kavramı hüküm sürerse, Cumhuriyet davasını tertip ve bu komploya iştirak edenler yargılanacaktır. Böyle bir yargılama olmazsa, bileceğiz ki, hak, hukuk, adalet de henüz tesis edilmemiştir.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Celal DENİZIRKÇILIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet AY14 Mayıs güzellemelerinin anlamı 15.05.2019 Tüm Yazıları
-
Salih TunaZincir sesleri 23.04.2019 Tüm Yazıları
-
Beril DEDEOĞLUİflas eden tüccar, eski defterleri karıştırırmış 27.02.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TığlıBu ne iki yüzlülük!... 26.02.2019 Tüm Yazıları
-
Nermin ALPAYİNSAN VE EKONOMİK DEĞERİ 8.02.2019 Tüm Yazıları
-
Ümit FıratBir mahalli seçim hatırası 15.01.2019 Tüm Yazıları
-
Murat AKSOYUnutmayalım yerel seçime gidiyoruz 11.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ekin GÜNBİR… İKİ… İZMİR MARŞIYLA KOŞ! 4.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet SeverTürkiye bu kadar tehdit ve hakaret eden bir Cumhurbaşkanı görmedi 18.12.2018 Tüm Yazıları
-
İbrahim SEDİYANİKirletme 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
Nadi ÖZTÜFEKÇİUlusal mı Ulusalcılık mı? 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
M.Şükrü HANİOĞLUDünya “biz”i parçalamak için mi savaştı? 26.11.2018 Tüm Yazıları
-
Cemil ERTEMEkonominin geleceğini simgeler anlatır! 31.10.2018 Tüm Yazıları
-
Amberin ZAMANCemal Kaşıkçı ve Türkiye’nin itibarı 10.10.2018 Tüm Yazıları
-
Mete YararCastle International 28.09.2018 Tüm Yazıları
-
Mehmet CANFilistin ulusal sorunu-II 25.09.2018 Tüm Yazıları
-
Leyla İPEKCİAile içi eğitimin maneviyatı (1) 18.09.2018 Tüm Yazıları
-
Ümit KurtTarihçi Kieser: Modern Türkiye'nin eş kurucusu Talat Paşa 17.09.2018 Tüm Yazıları
-
Güngör UrasABD’DE BORÇ KRİZİ 10.08.2018 Tüm Yazıları
-
Serpil Çevikcan24 Haziran sonrasındaki şema 30.05.2018 Tüm Yazıları
-
Hüseyin ÇAKIRVaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın… 27.05.2018 Tüm Yazıları
-
Kürşat BUMİNLGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz? 7.02.2018 Tüm Yazıları
-
Aslı AydıntaşbaşYaklaşan facia 6.02.2018 Tüm Yazıları















































































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024