Hasan ÖZTÜRK
Her akşam, küçük kulübesini aydınlatmak için, yağ kandili yakardı. Bu akşam, gaz lambasını yakacaktı. Gözü iyi görmediğinden, lambanın fitilini bitişik evde oturan gelinine kestirmiş, kendisi de camını silmeye uğraşıyordu. Lamba şişesinin içine hohlayıp, elindeki bezle sisli camı parlatmak için işaret parmağıyla bezi iç yüzeyinde döndürüyordu. Bu akşam, her zamankinden daha güzel olmasını istiyordu kulübesinin...
Atike Nine, seksenini geçmişti. Başına bağladığı siyah desenli beyaz yemenisinin kenarlarından, pamuk gibi ak saçları görünüyordu. Hiç dişi kalmamıştı ağzında. Tek göz odalı kerpiç kulübesinde yalnız yaşıyordu. Kulübesinin bitişiğinde oturan oğlunun evinde pişen, ona da düşerdi...
Çok çekmişti Kurtuluş Savaşı’nda. Köylerini yakıp yıkan düşmanlar, kocasını da kurşuna dizmişlerdi. İstanbul’da göçmen olarak aç susuz yaşamıştı yıllarca. Köylerine döndüklerinde oğulları bu küçük kulübeyi yapıvermişlerdi ona. Bir tek küçük penceresi bulunan bu evde; iki hasır, hasırların üstünde de yüzleri solmuş, eski şilteler seriliydi. Evin bir köşesinde duran yer yatağı dürülmüş, üstüne yastık ve iki yorgan düzgünce katlanıp konmuştu. Hepsinin üstü, yatak çarşafıyla güzelce kapatılmıştı. Bir sergende dizili birkaç bakır sahan ve bir tencere, bir kaç tahta kaşıktan oluşuyordu mutfak gereçleri. Betondan yapılmış küçük bir suluğun üstünde bir kova ve bir yanı kesilip ağız açılmış, maşrapa yerine kullanılan su kabağı vardı; bir de kenardaki eski tahta sandık. Evinin tüm eşyası bu kadardı...
Durumundan yakınmazdı Nine. Ne var ki, bu son zamanlarda buruklaşmıştı biraz. Köyde, Yazıcı’ların Mustafa, “radyo” diye bir şey almıştı. Eski tadı kalmamıştı köyün. O, bu yörenin en iyi masalcısıydı. Her akşam bu küçük kulübesine doluşan çocuklara
masal anlatır, hiç yalnız kalmazdı. Şimdi ise, radyo dinlemeye gidiyordu herkes. “Radyoda yapılan oyunlar daha güzel” diyordu çocuklar. Hele, Hamiyet Yüceses şarkı söylediğinde büyük küçük herkes, Yazıcı’ların evine doluşuyordu... Kendisi de gitmişti bir akşam Hamiyet’i dinlemeye. “Radyo” dedikleri biraz süslü, büyükçe bir tahta kutudan başka bir şey değildi. Nasıl dinliyordu onu çocuklar, şaşırıp kalmıştı. İnsanın yerini nasıl tutardı ki bu kutu. Yazıcı’ların gelini: “Kaynatam en iyisinden almış, başkalarının radyosunda erkekler şarkı söylerken, bizim radyoda hep kadınlar söylüyor.” demişti. Bunu söylerken de pek havalıydı gelin...
Radyonun bataryası bittiğinden, çocuklar masal dinlemeye geleceklerdi bu akşam. Küçük kulübesini daha çekici yapmak için, her akşamki gibi kandil yakmayıp, gaz lambası yakacaktı. Şişeyi takıp lambayı yaktıktan sonra, ocağa büyük bir zeytin kütüğü attı. Masalı kesip ocakla uğraşmak istemiyordu. Kalkıp, eski sandığını açtı, kuru incir çıkardı çocuklar için. Dışarıda yağan karı düşünüp kaygılandı. Hava soğuk diye anneleri göndermeyebilirlerdi çocukların bazılarını... Cino’ların köpeği havladığında Nine’nin içine bir sevinç doldu. Uzak evlerde oturan çocuklar gelirken oradan geçerlerdi. Köpek, bir şey yapmazdı çocuklara ama havlamadan da duramazdı... Uzaktaki çocuklar geldiğine göre sorun yoktu. Bitişikteki ve bir bahçe ötedeki torunları, nasıl olsa gelirlerdi...
Kimisinin boynu armut sapı gibi, kimsinin yüzü enik yalasa doyacak denli kirli, çoğunun giysileri yamalı, ayaklarında burunları delinmiş el örmesi yün çoraplarıyla; çoğunun gıdasızlıktan yüzlerinin kanı çekilmiş, üçü kız, dördü oğlan tam yedi çocuk sarmıştı Nine’nin çevresini. Şemsi’yi bekliyorlardı. “Ben gelmeden başlamayın sakın” diye haber göndermişti. Emine, Şemsi’yi beklerken geçen zamanı değerlendirmek istemişti:
“Nine, çeneni burnuna değdirsene” dedi.
Bu becerisini, her zaman kendini biraz ağıra satarak yapan Nine, bu kez hemencecik yaptı. Burnu çenesine değdiğinde de, çocuklar sevinç çığlıkları attılar. Bu akşam, çocuklar ne isterlerse yapabilirdi. Bu “radyo” denen şey, masal anlatmasına engel olmuş; hem de uzun kış gecelerinde yapayalnız bırakmıştı onu bu küçük kulübesinde. Masalcı Nine’ydi o. Yarım asırdır durmadan masal anlatıyordu. O, bu yörenin tartışmasız en büyük masalcısı Hacer Nine’den el almıştı. Kendisi kadar masal bilen hiç kimse yoktu köyde. Bu becerisini herkes bilirdi. Masalsız kış gecesi düşünemezdi Nine; öyle görmüş, öyle yaşamıştı...
Şemsi, annesiyle birlikte geldi. Annesi, Nine’nin torunuydu. Oğlunu bu karda kışta yalnız göndermek istememişti. Şemsi gelir gelmez, çenesini burnuna değirmesini istemişti Nine’den. O, ikinci kez gelen isteği de yerine getirirken, Şemsi de ağzında hiç diş kalmamış Nine gibi, çenesini burnuna değirmeye çalışıyordu... İlkin, sandığından çıkardığı kuru incirleri verdi çocuklara. Sonra da birinci masalına başladı:
“Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken... Eski hamamın tası yok, peştamalın ortası yok, bu yalanın ötesi yok... ‘Hu’ demeyenin başı kel olsun.”
Çocuklar hep bir ağızdan: “Huuu” dediler.
Nine: “Ben kirleteyim sen yuuu.” dedi.
Bu kısa tekerleme ve aldatmacadan sonra masalına başladı:
“Zengin bir tüccar varmış. Mısır’a mal almaya gidiyormuş. Bu adamın üç kızı...”
Çocukların içinde en büyükleri olan Emine, Nine’nin sözünü kesti:
“Telli Top... Daha önce anlatmıştın bu masalı.”
Diğer çocuklar da Emine’ye katıldılar ve başka masal anlatmasını istediler. Böyle bir şey ilk kez geliyordu başına. Her zaman aynı masalları defalarca anlatır, çocuklar hiç ses çıkarmadan dinlerlerdi. Önemli olan masalı güzel anlatabilmekti. Bu işi de en iyi kendisi yapardı. Ağzından bal damlardı masal anlatırken. Çocuklar kırılmasın, yine gelsinler diye, en az anlattığı masallardan birine başladı:
“Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, temiz yürekli bir çiftçi, bir de bunun karısı varmış. Bunların hiç çocukları...”
Fehmi, bağırarak kesti Nine’nin sözünü:
“Eşek Kafası, bunu da anlatmıştın daha önce. Başka masal anlat.”
Diğer çocuklar da uydular Fehmi’nin isteğine. Ne yapacağını şaşırmıştı Nine. Düşünmeye başladı. Kızmamaya çalışıyordu çocuklara. Bir yandan niye böyle davrandıklarını düşünüyor, bir yandan da uzun süredir anlatmadığı bir masal çıkarmaya çalışıyordu dağarından. “Bunu bilemezler” diye geçirdi içinden ve başladı anlatmaya:
“Bir varmış bir yokmuş. Padişahın bir oğlu varmış. Bir gün babasına demiş ki: Babacığım, ben şöyle bir dünyayı dolaşmaya çıkacağım. Bana izin ver...”
Bu kez de, zayıflıktan armut sapı gibi boynunun üzerindeki başını Nine’sine doğru uzatan Hasan atıldı:
“Deli Göcök... Bunu da biliyoruz biz.”
“Susun da anlatsın kadın” diye söze girdi Şemsi’nin annesi.
“Olmaz” dedi, Emine. “Hep aynı masal dinlenmez...”
Diğer çocuklar da ona katıldılar.
“Bilinmeyen masalı nerden bulayım, çocuklar?”
“Bilmiyorsan anlatma” dedi, Abdullah.
“Radyoda hep değişik şeyler anlatıyorlar ama” dedi, Şemsi.
Nine, kafasında çakan şimşeğin etkisiyle sarsıldı. Ancak şimdi anlayabilmişti çocukların huysuzluğunu... Duruma bakılırsa, “Radyo icat olmuş, mertlik bozulmuştu.” “Gidin radyo dinleyin öyleyse” dese, çocuklar gidecek, kendisi de bundan sonra masal anlatamayacak, hem de akşamları kapısını çalan kimse olmayacaktı. Ne yapmalıyım bu durumda diye düşündü. “Bir kaç masaldan bölümler alıp yeni bir masal yapabilirim belki” diye geçirdi içinden...
“Bunu da bilin de göreyim bakayım?” dedi ve anlatmaya başladı:
“Bir gün, adamın biri yolunun üstünde, her yanı çevrilmiş çok üzümlü bir bağa rastlamış.”
Şemsi, incecik sesiyle kulübeyi çınlatırcasına bağırdı:
“Böyle masal yok. Kıçından uyduruyo Nine’m.”
Annesi onu kolundan çekerek susturdu. Faruk girdi araya:
“Var. Tilki masalını anlatıyo, ama ortasından.”
“Dinlemezseniz bir daha masal filan yok size. Dinleyin bakalım Nine’nizi.” dedi, Şemsi’nin annesi.
Bir anlık suskunluktan sonra Nine, anlatmaya başladı yeniden:
“Bakmış bağda bir kocakarı var. Koca ana demiş, şurada bir kedi var dövsene?”
Masalın burasında Fehmi atıldı:
“Tilki’den, Kuyruğu Zilli Tilki’ye geçti.”
“Sus bakayım. Döverim.” dedi, Şemsi’nin annesi. Çocuk susunca Nine, masalını sürdürdü:
“Kocakarı Tilki’ye, ‘sen yılanı karşı kuyuya götür, ben de kediyi döveyim’ demiş.”
“Şimdi de, Tilki ile Yılan’a geçti Nine” dedi, Yüksel.
“Bunu da biliyorsunuz demek. Bu anlattığımı da bilebilirseniz bundan sonra size masal anlatmam. Radyo dinlersiniz bol bol. Bilemezseniz, yarın akşam gine gelirsiniz masal dinlemeye. Tamam mı?”
“Tamam” dediler, hepsi birden.
Nine’ye belli etmemeye çalışarak birbirlerine bakıp gülüyorlardı...
Hepsi, Nine’yi bekliyordu. Bir yandan da, anlatılan masalı ilkin bilip Nine’yi kim susturacak diye bekliyorlardı...
Nine, bir an düşünüp kafasında toparladı anlatacaklarını. Bu sırada, belki on, belki de yirmi çakal, köyün yaslandığı dağların yamaçlarında durmadan uluyorlardı. Pencerenin perdesi aralıktı. Gözünü perdenin aralığına dikip, dışarıdaki karanlıklara daldı Nine...
Anlatacağı bu masalın tadını çıkarmak ister gibi bir hali vardı:
“Baştan bir tekerlemeyle girelim, ondan sonra masalımıza başlayalım. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Eşek tellal iken, deve berber iken... Bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulu darıdan çokmuş... Çok demesi günahmış... Var varanın, sür sürenin... Destursuz bağa girenin sopa yemesi çokmuş.”
Çocukların hepsi, kıpır kıpır dudaklarıyla, dua okur gibi Nine’yle birlikte söylüyorlardı tekerlemeyi ve bir yandan da Nine masala başlar başlamaz ilkin kimin susturacağını düşünüp birbirlerini kolluyorlardı. Nine, tekerlemeyi bitirmiş ve sonuna gelmişti:
“Karıncaya vurdum palanı, yedi yerinden çektim kolanı... Evvelki söylediğimiz yalanı şimdi essah edelim, ağalar.”
Nine, bitirmişti uzun tekerlemesini. Çatırdayarak yanan yağlı zeytin kütüğünün koru üzerine birkaç odun attı, Şemsi’nin annesi. Daha sonra da yün örgüsünü alıp, örmeye başladı. Nine, gözünü diktiği perde aralığından karanlık kış gecesine dalıp gitmiş gibiydi. Derin bir soluk alıp, başladı masalına:
“Memleketin birinde, Deli Arif diye anılan bir adam varmış. Bir de
Arif’in Nazlı adında bir kızı varmış. Nazlı, keman kaşlı, ela gözlü ve kendisine bakan erkeklerin yüreğini hoplatacak kadar güzelmiş. Babası kızını kimselere vermeye kıyamazmış... Kızın güzelliği padişahın kulağına kadar gitmiş ve Nazlı’yı huzuruna çağırtmış. Kızı gören padişah, ona âşık olup, babasından istetmiş. Padişah, kırk gün kırk gece düğün yapıp kızla evlenmiş... Gel zaman git zaman derken, ikisi kız ikisi oğlan dört çocukları olmuş. Nazlı, çok mutlu bir yaşam sürerken ülkelerine saldıran devler, her yeri yıkıp yakmaya, önlerine geleni öldürmeye başlamışlar. Bununla da kalmamışlar, Padişahı öldürüp parçalamışlar. Devlerin elinden zor kurtulan Nazlı, dört çocuğunu alıp dağlara kaçmış. Devler, Nazlı’yla çocuklarını her yerde aramaya başlamışlar. Sonunda da bulmuşlar onları.”
-Böyle masal yok, kıçından uyduruyo Nine’m.” dedi Şemsi. Diğer çocuklar, çok etkisinde kaldıkları masalı bilemeyeceklerini anlayıp dinlemeye başladıklarından, Şemsi’yi, susturmak için azarladılar. Nine sürdürdü masalını:
“Devler, Nazlı’yla çocuklarını parçalayıp yemek için fırına atacakları sırada; gökte mavi gözlü, sarı bir kartal belirmiş. Arkasında da bir sürü kartal varmış. Kartallar devlerin üstüne saldırıp sivri gagalarını onlara saplamaya başlamışlar. Büyük bir kavga olmuş aralarında, sonunda devler korkup kaçmışlar Nazlı’ların memleketinden...”
Nine anlattıkça, çocuklar soluklarını tutup, gözlerini kırpmadan dinliyorlardı onu. Şemsi’nin annesi, çocukluğundan beri dinlediği gerçek olaylarla masalın ilişkisini kurmuştu. Kendi yaşamını masallaştırıp anlatan ninesini o da zevkle dinliyordu. Öyle de güzel anlatıyordu ki... Nine, masalın sonuna gelmişti. Gözlerini karanlıktan alıp çocuklara çevirdiğinde çok mutlu olmuştu. “Eski günlerdeki gibi” diye geçirdi içinden. Yaşamını tatlı tatlı anlatıp günümüze geldi ve sürdürdü masalını:
“Nazlı, çok sevdiği torunlarına her akşam masal anlatır, onlar da ninelerini severek dinlerlermiş. Bir gün gelmiş ki her şey değişmeye başlamış. Adamlardan biri, bir makine bulup getirmiş Nazlı Nine’nin köyüne. Bu makine, masal dinleyen çocukları çalıp götürüyormuş. Gün gelmiş, Nazlı Nine’yi dinleyen bir tek çocuk kalmamış. Makinenin sahibine gidip yalvarmış Nine. Ona: “Ne olursunuz, çaldığınız çocukları bir akşamlık olsun verin bana. Onlara son bir masal anlatayım, sonra ölsem de gam yemem.” demiş.
“Vermiş mi makinenin sahibi, çocukları?” diye sordu, Faruk.
“Evet, vermiş.” diye yanıtladı onu Nine.
“Nine ölmüş mü masalı anlattıktan sonra?” diye sordu Hasan.
Kırk yıllık masalcıydı Atike Nine, bugüne dek anlattığı masalların hepsi mutlu sonla bitmişti. Bu son masalın da böyle bitmesi gerektiğini çok iyi biliyordu.
“Hayır yavrum. Son masalı dinleyen çocuklar çok beğenmişler. Nine, onlara sandığından incir çıkarıp vermiş. Çocuklar sevinerek gitmişler evlerine.”
“Sen de bize incir versene Nine.” dedi Şemsi.
“Biraz önce yedin ya oğlum?” diyerek çıkıştı ona annesi.
“Ver, ver” dedi torununa Nine. Sandıkta ne kadar incir varsa ver de yesin çocuklar.”
Şemsi’nin annesi, sandığı açarak incirlerden bir kısmını verdi çocuklara. Nine, hepsini vermesini söyledi ona yeniden. Çocuklar, ağızlarını şapırdatarak yediler tüm incirleri. Daha sonra da kalkıp, yalana yalana gittiler...
Hasan, evlerine gelince, annesi, yalnız kalan Nine’ye o akşam yaptığı aşureden bir kâse doldurup götürdü. Gelini, kapıyı açıp içeriye girdiğinde Nine’yi sırtüstü uzanmış yatarken gördü. Lamba yanık, yatak da serili değildi.
“Anne” diye seslendi.
Ses alamadı. Yanına gittiğinde Nine’nin gözleri kapalıydı. Mutlu bir gülümseme vardı yüzünde. Gelini, koşup kocasını çağırdı. Oğlu, gelip baktı annesine. “Üstünü ört” dedi karısına. Nine’nin başında Yasin okuması için, iki ev ötede oturan Zekiye Nine’yi çağırmak için dışarıya çıktı kendisi.
Kar, lapa lapa yağıyordu. Zeytin ağaçları, Nine’nin masallarını dinliyormuşçasına sessizdiler…
Yazarlar
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları


























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2015
20.12.2014
7.12.2014
16.11.2014
26.10.2014
11.10.2014
27.09.2014
14.09.2014
3.09.2014
16.08.2014