Oya BAYDAR
Bu köşede özel, çok özel bir yazıya hakkım var mı, bilmiyorum. Ama arkadaşım Demet’in (Börtücene) yaşamı ve ölümü hiç de o kadar bana özel, kişisel değil. Ülkenin son yetmiş yılının nümayişsiz, sessiz tanığı; aydın, bilinçli, duyarlı bir Türkiye kadınının hikâyesi bu aynı zamanda.
***
Bir süredir bekliyorduk, kemirici kanser hızla ilerliyordu. Yine de belki, belki bir mucize olur diyerek kandırıyorduk kendimizi. Mucize gerçekleşmedi, Demet bizleri bırakıp gitti. Bizler: Oğlu; sevgili Mehmet Ali, ablası; İrem, yakınları ve dostları…
Dostu, arkadaşı, seveni çoktu. Çünkü o gerçekten özel bir insandı. Hani bazı insanlar vardır, hayatınızın parçası olurlar. Onları uzun süre görmeseniz bile hep içinizdedirler. Basit bir şey: Bir çiçek, bir köpek, bir kitap, evinizin bir yerindeki bir resim, bir biblo, rakının tadı, fesleğenin kokusu, çayın demi, kahve-çikolata-konyak, uzak ülkelerin anısı, bir şehrin sokakları, bir şiir, bir müzik, hatta bir rüya onları hatırlatır. Böyle insanlarda, böyle arkadaşlarda, dostlarda ne vardır başkalarında olmayan? Sanırım yüreğinin, vicdanının genişliği; anlatmayı sevdiği kadar dinlemeyi, sırdaş olmayı, gerçek dost olmayı bilmesi. Bir de anlama yetisi… Belki de en önemli özelliği insanlara önem vermek, insanları anlamaktı Demet’in.
Tek lüksümüz olan kahve- konyak- çikolata eşliğinde fırsat buldukça saatlerce konuşurduk. Dedikodu da yapardık (bilgi alışverişiydi bunun adı.) İstanbul’a taşınmıştı ama o Ankaralıydı. Orada yetişmiş, orada okumuş, 1960’lar 70’ler Ankara’sının hareketli, umutlu, heyecanlı siyasal-toplumsal çevrelerinde yaşamış, döneme damgasını vurmuş pek çok insanı yakından tanımıştı. Yitirdiklerimizi özlemle hatırlar, kimi anılarımıza güler, kimi eski dostları tatlı tatlı çekiştirirdik. Kitaplardan, sanattan, siyasetten, Türkiye’nin hal-i pürmelalinden konuşurduk en çok, bir de hayatımızın zorluklarını, sıkıntılarımızı paylaşırdık.
Yaptığı her işi en iyi yapmaya özen gösterirdi Demet, başarırdı da. Mesela okumak mı dediniz; James Joyce’un Ulysses’ini -o çetin ceviz, bela romanı- birlikte okumaya başlamıştık, Demet acele Ulysses’i Okuma Rehberi’ni, romanın iki ayrı Türkçe çevirisini ve de İngilizcesini edindi. “Niye bunları okuyoruz ki, ben uğraşamam!” dediğimde, “Öteki tarafa gidince belki sorarlar. Okumadık, anlamadık dersek ayıp ederiz” olmuştu cevabı. Her yaptığını mümkün olduğunca eksiksiz yapmak isterdi. Onu görmek için Ankara’ya son gidişimde -ki hastalığı çok ilerlemişti- o halinde su bardağının altındaki tabağa dantel bardak altı konulmadığı için kızmıştı. “Artık bu adetler kalktı, kimse çeyizinde dantel bardak altı getirmiyor” dediğimde, “Son günlerimde, geçmişten kalan son güzel şeylerden vazgeçmeyeceğim” demişti. Böyleydi Demet.

Bir de köpek Miro vardı hayatında/ hayatımızda. 1980’lerde hem eşi İcen hem de kendisi işsiz kaldıklarında, bir projeden zar zor kazanılmış, hayatî önemdeki paraları çiğneyip parçalayan Miro… Miro hastalanıp bacakları tutmaz olduğunda, dünyanın dört bir yanından getirttiği ilaçlar, köpeğinin arka bacaklarına taktırdığı tekerlekli mekanizma ve sonunda bir gün, Beylerbeyi’ndeki veterinerimizin bahçesinde Miro’nun uyutulmasına karar verişimiz… Demet’in o andaki bakışı, Miro’nun sanki her şeyi anlamış gibi yüzümüze yardım istercesine bakışı, benim kederden kör olmuş bakışsız gözlerim: Gözyaşı yok, katıla katıla ağlamanın sessiz biçimi…
Sevinip heyecanlandığında yüzünde beliren mahçup çocuk gülümsemesi… Meksika gezimizde, doğum gününü hatırlayıp bir sürpriz yapmıştık. Meksikalı garsonun, üzerinde mumlar yanan pastayı getirdiğini gördüğünde öyle heyecanlanmıştı ki garsonun boynuna sarılıp adamcağızı öpmeye çalışırken pasta yere düşmüştü de, “Genç garsonu görünce boynunu atıldın, hafif kadın” şakalarımızdan yıllarca kurtulamamıştı.
Paşalimanı sahilinde, balıkçıların ve berduşların mesken edindikleri küçük parkta Miro’yu gezdirirken park sakinlerinin beş altı yaşında bir kız çocuğunun doğum gününü, -pasta yerine üzerine birkaç mum saplanmış bir pidenin eşliğinde- kutladıklarını görünce duygulanmış, ilgilenmiş, çocuğun ve oralara takılan annesinin evsiz olduklarını öğrenmişti. Hani yüreğiniz yanar, vah vah der, bir yardımda bulunur geçersiniz, değil mi! Ama Demet bu; yaptığı işi sonuna kadar yapar, yüreğini sonuna kadar açar. Evler bulundu, anneye iş bulundu, yardım bulundu; anne o yaşamdan kopmaya ikna edildi -ki bu hiç de kolay olmadı-, küçük kıza okuması için imkân, anneyle çocuğun çevrede okulda kabul görmesi için her türlü destek sağlandı, daha doğrusu Demet sağladı. Anneyle çocuğu hiç bırakmadı, hep yanlarında oldu. Şimdi o küçük kız liseyi bitiriyor, üniversite okuyacak. “Biliyorum” demişti o güzel fıkrayı hatırlatarak, “Yaptığımın kıyıya vurmuş binlerce denizyıldızı arasından birini denize atıp kurtarmaktan ibaret olduğunu biliyorum. Ama hiç değilse yıldızlardan biri kurtuldu işte.”
Dört yıl önce Vietnam’a gitmiştik bir gezi grubuyla. Vahşi kapitalizmin ülkeyi nasıl ele geçirdiğini, büyük ideallerden geriye adı Komünist Partisi olan bir baskı aparatı kaldığını, gençlik hayallerimizin nasıl yıkıldığını gördüğümüzde ağlamıştı, beraber ağlamıştık. Çünkü dünyada ve Türkiye’de, “Ho Ho Ho Şi Mihn! Daha daha Vietnam!” diye bağıran kuşakların umutlarını taşıyanlardan biriydi Demet.
İnsan, bazı insanlarla zenginleşir. Arkadaşım o insanlardan biriydi. Okuyarak, izleyerek, düşünerek kendisini sessizce, gösterişsizce zenginleştirirken bizleri de zenginleştiriyordu. Ne kadar farkındaydık bunun, neden dostlarımızı yitirdiğimizde daha iyi anlıyoruz bize kattıklarını? “Çok konuşurum ben, hele depresif duruma düştüğümde susmak bilmem” derdi, utangaçça özür dileyerek. Keşke daha çok konuşsaydın, daha çok anlatsaydın, daha fazla zenginleştirseydin beni diyorum şimdi. Konuşmaya, anlatmaya, seni boğan duyguları paylaşmaya ihtiyacın vardı. Çünkü kendini dünyadan, ülkeden, insandan sorumlu gören kuşağımızın öne çıkmadan, ünlü olmadan, yurttaşlığın ve kadınlığın yüklerini sessiz sitemsiz taşıyan bir üyesiydin.
Her şeye rağmen hayatı seviyordun. Son demlerine kadar sıkıca, kahramanca sarıldın hayata. Seni yaşatmak için çabalayan hekimine söylediğin şu söz seni çok iyi anlatır. “Doktorcuğum, kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Sizi düşünüyorum, beni yaşatarak ününüze ün katmanızı istiyorum” demiştin. Bu sözler seni ne kadar iyi anlatıyor sevgili arkadaşım.
Demet, bugün Ankara’da toprağa veriliyor. Bir yanımız onunla birlikte gömülecek, bir yanımız onunla birlikte yaşayacak. Ve ben, her yanında ondan bir anı, bir iz, küçük, güzel armağanlar olan evimde Ulysses’i Okuma Rehberi’ni okumaya başlayacağım. Ne olur ne olmaz, ola ki sorarlar, senin yüzünü kara çıkarmayım diye…
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları

























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024