Hakan TAHMAZ

Komisyon yol temizliği için harekete geçmeli
29.08.2025
86
Barışın toplumsallaşması, yalnızca iktidar blokunun siyasi alanına sıkıştırıldığında, yeni siyasal ve sosyal sorunların ortaya çıkma ihtimali yüksektir. Öte yandan, İmamoğlu ve arkadaşlarının yargılandığı davaların yarattığı siyasi baskı, Komisyon ve Meclis çalışmalarında fazlasıyla hissedilecektir. Bu yükü göğüslemek, bütün partiler açısından oldukça zor olacaktır.

Yeni çözüm sürecinin Türkiye için bir kazanıma dönüşmesi, başta iktidar partileri olmak üzere bütün siyasi aktörlerin sorumluluk bilinciyle hareket etmesine bağlıdır. Aksi halde Ekim ayında yaşanabilecek siyasi ve toplumsal sarsıntılar, çözüm sürecini zedeleyebilir ve Kürt siyasal hareketini ciddi bir dar boğaza sokabilir.

Türkiye’de beş aydır farklı toplumsal kesimlerden insanlar, iki temel siyasal meseleye odaklanmış durumda. Ülkenin gündemini; yeni çözüm sürecine ilişkin gelişmeler ve TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları ile CHP’li belediyelere yönelik tutuklamalar, gözaltılar, gizli tanık beyanları ve bazı şüphelilerin savcılığa verdikleri “pişmanlık” ifadeleri belirliyor.

Her iki konuda da, Ekim ayında TBMM’nin yeni yasama yılıyla birlikte yeni bir evreye girilecek görünüyor. Bu dönemde hem çözüm sürecine ilişkin yasal düzenlemelerin ve Komisyon raporunun Meclis’e sunulması hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı aday adayı Ekrem İmamoğlu’nun merkezinde olduğu yolsuzluk iddialarıyla ilgili 4–5 iddianamenin açılması ve duruşmaların başlaması bekleniyor.

Yeni çözüm sürecinin ilk günlerinden itibaren yaşanan olumlu gelişmeler, aynı anda belediyelere ve muhalefete yönelik yargı operasyonlarının yarattığı ağır siyasi baskı altında ilerledi. Bu nedenle toplumsal atmosfer ve iktidar–muhalefet ilişkileri fazlasıyla gergin. Çözüm sürecinde örgütün feshi kararı ya da sembolik de olsa silahların yakılması gibi “atipik” ve önemli adımlar atılmış olmasına rağmen toplumda beklenen heyecanı yaratmadı. Siyasi operasyonların bu durum üzerindeki etkisi yadsınamaz.

Her iki sürecin eş zamanlı yürütülmesinin, çatışma çözümü mantığına aykırı olduğu herkesin farkında. Ancak süreci başlatanlar bugüne dek büyük bir krize yol açmadan ilerletmeyi başardı. Yine de, Ekim ayında girilecek yeni evrede mevcut gerilim devam ederse, “negatif barış” (silahların susması) sürecinden “pozitif barış” sürecine (demokratikleşme ve toplumsal barış) geçiş zorlaşacaktır.

Geniş toplumsa ve siyasal mutabakat

Bu aşamaya gelmeden önce Meclis Komisyonu’nun önemli sorumlulukları bulunuyor. İlk olarak, toplumsal atmosferi yumuşatmak ve iktidar–muhalefet arasındaki aşırı gerginliği azaltacak adımları teşvik etmesi gerekiyor. Çözüm süreci, anayasaya ve yasalara uyum sağlayacak, geçmişteki yanlışları telafi edecek bir “yol temizliği”ne acilen ihtiyaç duyuyor. Toplumun güven duygusunu tazeleyecek adımlar atılmadan barışın kalıcılaşması mümkün görünmüyor.

İkinci olarak, Komisyonun bütünlüğünü koruyan ortak bir rapor hazırlaması şart. 2013–2015 sürecinde olduğu gibi rapor ve önerilerde ayrışma yaşanması, süreci zora sokar. Bugün toplumsal ve siyasal atmosferi pozitif etkileyecek bir yol haritası, Komisyon ve Meclis’te sayısal çoğunluğa dayanmayan, tüm siyasi ağırlıkları kapsayan bir anlayışla üretilmelidir.

CHP’nin Komisyondaki varlığı, çözüm sürecine yapılacak katkı ve karşılaşılacak sorunlar açısından belirleyicidir. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un geçtiğimiz Pazar günü dile getirdiği, “silah bırakanlara ve fesih kararı alan örgüte yönelik özel bir geçiş süreci kanunu çıkarılması en isabetli çözüm olur” önerisi dikkat çekicidir; ancak ciddi bir tartışma ve toplumsal mutabakat gerektirir.

PKK’lilerin ya da Kürt siyasetçilerin demokratik toplumsal ve siyasal yaşama katılımının önünü açacak düzenlemeler, ancak yargı, hukuk, eşitlik ve demokrasi ilkeleriyle birlikte ele alınabilir. Uçum’un dile getirdiği yaklaşımın, İmralı’daki Abdullah Öcalan ile iktidar ortakları arasında mutabakata varılıp varılmadığı belirsizdir. Komisyon, toplumsal dinamikleri göz ardı ederek yalnızca AK Parti, MHP ve DEM Parti üyelerinin oylarıyla nitelikli çoğunluk sağlayabilir. Ancak CHP’nin rızası alınmadan yapılacak düzenlemelerin riskleri ve toplumsal sonuçları çok ağır olabilir.

Barışın toplumsallaşması, yalnızca iktidar blokunun siyasi alanına sıkıştırıldığında, yeni siyasal ve sosyal sorunların ortaya çıkma ihtimali yüksektir. Öte yandan, İmamoğlu ve arkadaşlarının yargılandığı davaların yarattığı siyasi baskı, Komisyon ve Meclis çalışmalarında fazlasıyla hissedilecektir. Bu yükü göğüslemek, bütün partiler açısından oldukça zor olacaktır.

İktidar partisi bu durumu fırsata çevirerek CHP ile Kürt seçmen arasındaki mesafeyi açmak isteyebilir. Ancak bu, toplumsal kutuplaşmayı daha da artırır. Aritmetik çoğunluklarla elde edilecek çözümler, esasında çözümsüzlüğü derinleştirebilir. Kalıcı siyasal  çözüm, en geniş siyasal mutabakat ve paydaşlığı gerektirir.

Yeni çözüm sürecinin Türkiye için bir kazanıma dönüşmesi, başta iktidar partileri olmak üzere bütün siyasi aktörlerin sorumluluk bilinciyle hareket etmesine bağlıdır. Aksi halde Ekim ayında yaşanabilecek siyasi ve toplumsal sarsıntılar, çözüm sürecini zedeleyebilir ve Kürt siyasal hareketini ciddi bir dar boğaza sokabilir.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar