Hasan ÖZTÜRK
“Bu Virane de nereden çıktı baba? Niye Virane diyorlar sana? Ben bildim bileli arkadaşların sana Virane diyorlar, o zamanlar böyle yaşlı da değildin?”diye sordu küçük oğlum.
“Tiraj sorunu yavrum,” dedim ona.
“Tirajla Virane’nin ne ilgisi var?” dedi. Doğal olarak bir şey anlayamamıştı oğlum verdiğim yanıttan. Bu takma adı da biraz yadırgadığını biliyordum. Daha önce de bana, bununla ilgili sormuş olduğu sorulardan.
“Türkiye Komünist Partililerin Konca askeri tutukevinde kurdukları komün gerçekten incelenmesi gereken bir deneyimdir. Orada insanlar birçok şeyi yoktan var etmişlerdir. Bana Virane adının takılmasına neden olan “Münderecat” da bunlardan biridir. Hukuksal bir terim olan münderecat “içerik, kapsam, içindekiler. Anlamında kullanılır. Bizim haftalık duvar gazetemizin adıdır Münderecat.”
“Bu gazetede yazıların çoğunu ben yazardım oğlum,” diye anlatmaya başladım Virane’nin nereden geldiğini. “Mehmet Yapalak (Şimdi aramızda değil bu yoldaşımız) gazetenin bir köşesinde “Mahkûme abla” olarak komünde yaşayanların dertlerinin anlatıldığı mektupları(postadan değil doğal olarak, elden)alır, bu dertlere çareler önerirdi yazılarında. Şimdi ağır bir hastalığının olduğunu öğrendiğim arkadaşımız Çamur Necmi de, Münderecat’ın yazı işyeri müdürüydü. Duvar gazetesinin müdürlüğünden ne olacak deme sakın. Öğretmen olan Necmi durmadan hakkı yendiğinden çok uğraşmış ama bir türlü okul müdürü olamamış mağdur bir arkadaşımızdı. Necmi’yi severdim. Gazetenin komün adına sahibi olan benden, bu derdini anlatıp yazı işleri müdürlüğünü istediğinde hiç nazlanmadan kabul ettim. Mal bağışlamışım gibi sevindi arkadaşımız. Milli eğitimde yıllarca kavuşamadığı mutluluğa benim sayemde kavuşmuştu Çamur. Hiç torpil aramadan, kimseye yağ çekmeden müdür oluvermişti.”
“Bu arada, Münderecat’ın kadrosunu sayarken, getir götür işlerinde çalışan, durmadan mesafelerin uzaklığından dert yanan stajyer Mustafa Filiz’i, tirajın artmasında epeyce etkisi olan resim öğretmeni İsmail Somuncu’yu da unutmamak gerekir. İsmail Hoca gazetemizin Karikatürlerini çizerdi. Ben basket takımlarından birinin koçluğunu yaparken koca boynuzlu bir koç olarak çizmişti İsmail beni. Takımım yenilince de boynuzlarımdan birini kırıp aynı karikatürü(o sıralarda yemeklerde çok seyrek çıkan irmik helvasını rüşvet olarak vererek) beni atlatmasını sağlayıp bir kez daha koydurmuştu yazı işleri müdürü olan Necmi’ye. O boynuzlardan dolayı beni çekemeyenler epeyce dedikodu yapmışlardı hakkımda, ama çok önemli değildi benim için. Sağlam dostlarım vardı Konca’da. Sağ olsunlar, arkadaşlarımdan çoğu boynuzların bana çok yakıştığını, boynuzların benden daha çok yakışacak kimseyi düşünemediklerini söyleyip dedikodu yapanları çatlattılar.”
“Konuya geçmeden önce, Münderecat’ın etkisiyle ilgili sana ufak bir anektot anlatayım, beni daha iyi tanıman için. Virane deyip geçme babana. Mamak tutukevinden bizim komüne gelen genç yoldaşlardan biri (Mamak tutukevi müdürünün ağır baskısından olacak) bizim komünü öylesine rahat bulmuştu ki, durmadan Mamak’ı anlatırdı bize.(O konuşurken, iyi ki Diyarbakır’dan gelmiyor bu yoldaş diye geçirirdik içimizden. Komüne kaçak olarak soktuğumuz radyodan TKP’nin sesi istasyonunu dinleyip Diyarbakır’da neler olduğunu az çok öğrenirdik.) Lafı uzatmayayım, bizim Münderecat’ta bir haber çıktı, öyle inandırıcı yazılmıştı ki haber. Bu Mamak mağduru arkadaşımız gerçek sanmıştı bunu. Eve hemen mektup yazıp şort getirtmişti kendisine. Haber ise şuydu: “İdare hiç hücre cezası almamış tutuklulara ayda bir saat denize girme izni verecek. Denize gireceklerde mayo şartı aranacaktır.” Sen diyeceksin ki şimdi böyle bir şeye nasıl inanılır? Sen inanana değil, inandırana bak. Haberi ben yazdığım halde, az daha ben bile inanıp mayo getirtecektim evden. Münderecat öyle etkili bir basın organıydı işte. Medyanın müthiş gücünü ben ilk kez o zaman fark ettim.”
“Sonra ne oldu?” Deniz işi olmayınca ne yaptı Mamak’tan gelen arkadaşınız?” diye merakla sordu oğlum.
“Gazetede çıkan o yazının arkasına düşen arkadaşımız doğal olarak sonunda gazetenin patronu olan beni buldu.”
“Sen ne yaptın?”
“Tutukevi müdürü caymış dedim.”
“ O ne yaptı, sen öyle deyince?”
“Yanlış saymadıysam otuz gün kadar durmadan küfür etti tutukevi müdürüne.”
“Niye böyle bir haber yazdın, yazık değil mi arkadaşınıza?”
“Tutukevi müdürü olan komutana küfür etsin diye yaptım. Mamak müdürüne öyle çok ve yakası açılmadık ve de hayatımda ilk kez duyduğum küfürler etti ki arkadaş, bizim komutan da bundan mahrum kalmasın, o da nasibini alsın istedim.”
“Gelelim asıl konumuza, Münderecattaki haberlerin ve köşe yazıların çoğunu ben kaleme aldığımdan bu durumu gizlemek gerekiyordu. Kolektif çıkarılan, zengin yazar kadrosuna sahip bir yayın organı olduğunu göstermek gerekirdi gazetemizin. Öyle olunca trajının artacağı kesindi. Onun için de ben yazılarımın çoğunu takma adlarla yazıyordum. Takma ad kullanmak illegaliteden geldiğimiz için beni rahatsız etmiyordu. Birkaç ad kullanıyordum zaten TKP’de tutuklanmadan. Yani, kendi adımızı saklama gibi bir alışkanlık edinmiştik partimiz sayesinde. Gazetede yazarken kullandığım bu takma adlardan biri de “Virane” idi. Başyazının altına bu imzayı atıyordum. Bilseydim üzerime yapışıp kalacağını, kendime doğru dürüst bir takma ad bulur onu kullanırdım: Dağ kaplanı, gibi örneğin, ya da ne bileyim: Çöl aslanı, gibi falan…”
“Ya da Gergedan?
“Ne ilgisi var gergedanın benimle?” diye sordum, bu takma adı hiç sevimli bulmamıştım. Üstelik de şikâyetçi olduğum fazla kiloları anımsatmıştı bana.
“Tek boynuzum kırılınca tek boynuzla kaldım demiştin ya?”
“Her neyse, fazla kurcalama boynuzlarımı… Bu gazete her hafta duvara asıldığında ilk okurları kapıda bizi bekleyen asker gardiyanlar olurdu. Onlar okur ondan sonra sıra koğuştakilere gelirdi. İlk anlardaki yığılmalar çok hoşuma giderdi benim. Bu bizim Münderecat’ın tirajını gösterirdi.”
Ben bunları anlatırken küçük oğlum sabırsızlanıyordu:
“Bırak şimdi bunları baba, diğer takma adların unutulmuş, şimdiye kadar niye unutulmadı sana genç sayılacak yaşta takılan bu Virane adı, onu anlat sen, benim merak ettiğim o,” dedi.
Haklıydı oğlum, hapishane anılarıyla askerlik anıları başlayınca bir türlü sonu gelmez ya konuşmaların, o da ondan korkuyor, sıra asıl konuya gelmeyecek sanıyordu. Aslında küçük oğlumun kendisi yirmi sekiz gün askerlik yapmıştı,(O yüzden bir sürü de para ödetmişti bize) bir seferinde beni anılarını anlatmak için sabaha kadar oturtmuştu karşısında. Şimdi ise kendisi sabırsızlık ediyordu. Benim üç yılı aşan hapishane anılarımın hepsini sıralayacağımı sanıyordu. İşi uzatmadan kısaca anlatmaya karar verdim.
“Bir gece herkes yattıktan sonra, Çamur Necmi’yle gazeteyi hazırlarken(Bu işi ertesi sabaha arkadaşlarımıza sürpriz olsun diye gece, herkes yattıktan sonra yapardık), yanımıza karşımızdaki koğuşun kapısını bekleyen ve gazetemizin sürekli okuru olan gardiyanlardan biri geldi. Gardiyana git diyemezdik, böyle bir yetkimiz yoktu. Biz gazeteyi hazırlarken Necmi: ”Patron, senin yazdığın imzalı yazıyı buraya koysak daha iyi olur,” diye bir öneride bulundu. Ben de bu öneriyi kabul ettim.
“Ertesi gün, tuvalette sigara içmek için demir kapıya alyansımla tıklatarak vurdum, bir süre kimse gelmedi açmaya. Biraz bekleyip bu kez daha hızlı vurdum. O sırada, diğer koğuşun önünden bizim, tuvalete gitmiş olan gardiyana birisinin seslendiğini duydum.”
“Açsana kapıyı Virane sigara içmeye gidecek, görmüyor musun?” diye öyle bağırmıştı ki bir akşam önce gazetenin mizampajını yaparken bizi izleyen gardiyan; tüm gardiyanlar ve bizim koğuşun bir bölümü onun sıtma görmemiş sesini duymuştu. O gün bu gün Japon yapıştırıcısı gibi yapıştı üstüme Virane adı.
“Arkadaşlarına rica edip, bana Virane demeseniz iyi olur, deseydin ya. Nedense senin de hoşuna gitmiş bu yanmış yıkılmış anlamına gelen takma ad,” dedi oğlum.
“Olabilir,” dedim ona. “O günlerin koşullarında 12 Eylül yangını yalnız beni değil, bütün ülkeyi viraneye çevirmişti. Onun için yadırgamamış olabilirim sanırım takılan bu adı.”
“Doğru,” dedi oğlum ve arkasından ekledi: “Doğru, seni ne zaman ziyarete gelsek ağabeyimle askeri tutukevine arkadaşlarının arasında en viraneye benzeyen sendin. Ağabeyim seni o halde görünce; çıkamaz bu adam buradan, ölür,” derdi hep. Peki, daha sonra bu Viranelikten kurtulmak için çalışmadın mı hiç?”diye sürdürdü konuşmasını.
“Hayır” dedim ona.
“Niye baba?”diye şaşırarak sordu oğlum.
“Öyle çok Hasan Öztürk adı vardı ki ortalıkta, bizim küçücük köyde bile Hasan Öztürk dendiği zaman,”Hangisi?” diye soruyorlardı. Onun için elime fırsat geçmişken değerlendireyim dedim bunu.”
“Nasıl yani?”
“İlerisi için.”
“Anlayamadım, ilerisiyle ne ilgisi var Virane’nin?”
“Dinle öyleyse: Konca’da komün yönetiminde olduğumdan ve de mali işlere ben baktığımdan bunu elimden geldiğince ve zekice kendim için kullandım.”
“Nasıl kullandın?”
“Kurduğum ve kaptanlığını yaptığım futbol, basketbol ve voleybol takımlarının hepsini adını “Virane Spor” koydum. Bandırmalı Burhanettin Hocanın(Komünün en yaşlısıydı, halen de yaşıyor. Benden yirmi yaş büyük ama, geçenlerde selam göndermiş, Virane amcama selam söyleyin diye. Çok gıcıktır kendisi) onun kaptanı olduğu Harabe Sporla yaptığı maçlarda giydiğimiz formaların arkasına, kâğıtlara yazdığım reklâmları yapıştırırdım.”
“Ne reklâmı?”
“Helva reklâmı.”
“İyice karıştırdın işi, ne ilgisi var helvayla viranenin?”
“İlgisi şu. Tutukevinde çok seyrek tatlı çıkardı. Bizim ise canımız çok tatlı çekerdi. Bizler azmayalım diye idare, kalorisi bol olan yiyecekler, özellikle de tatlı pek vermezdi. Paramız olduğunda kafaya aldığımız gardiyanlara helva aldırıyorduk gizli gizli dışarıdan. Paramızın olup olmadığına da komünün maliye bakanı olarak ben karar veriyordum. Bizim takımın formalarına “Virane helvaları” diye reklâm veriyordum.”
“Ne işe yarıyordu bu reklâm?”
“Birincisi Virane adı her gün biraz daha benim üzerime yapışıyordu. İkincisi, bu reklâmları görenler komüne helva aldıracağım diye Harabe Spora karşı bizim Virane Sporu destekliyorlardı. Seyirci desteğini arkamıza aldığımız için de genellikle yeniyorduk Burhanettin Hoca’nın takımını.”
“Harabe Spor yandaşları itiraz etmiyor muydu buna?”
“Ediyorlardı ama çok cılız çıkıyordu sesleri. Sonuçta onlar da yiyorlardı aldığımız ve dört gözle bekledikleri helvalardan.
“Bravo be baba. Ben seni bu kadar zeki sanmazdım.
“Bravo ya. Ben de daha neler var sana anlatmadığım. Senin anlayacağın öyle çok Hasan Öztürk var ki ortalarda, köy muhtarlarının yarısının, uzatmalı Jandarma çavuşlarının üçte birinin adı Hasan Öztürk’tür bizim ülkemizde. Bu durumda hapisten çıkınca yazar olmayı aklına koymuş olan ben, nasıl Viranesiz Hasan Öztürk olarak kalabilirim ki? Yazacağım hikâyeleri okuyanlar, bunu yazan hangi köyün muhtarı, ya da hangi uzatmalı jandarma? Derse ben ne yaparım diye düşünüp Virane adına iyice sarıldım oğlum.”
“Bu kadar çaba göstermişsin, işe yaradı mı bari?”
“Bence yaradı, sen ne düşünüyorsun bu konuda?”
“Bence yaramadı.” deyince, bu adı duyduğundan beri sevmediğini bildiğim halde yine sordum oğluma:
“Niye o?”
“Çimentosu demiri çalınmış çürük binalar gibisin, senin yanında olduğum zamanlar her an tepeme çökecekmişsin gibi geliyor bana. Arkadaşların virane dedikçe iyice koşullanıyorsun.”
Viraneliğin yaşamın Münderecatında gizli olduğunu, yaşlanan herkesin başına gelebileceğini uzun uzun anlatmak istedim oğluma. Sonra düşündüm, bahane aradığımı sanır diye, caydım anlatmaktan.
Bazı yazar arkadaşların bu “Virane,” adını benden parayla satın almak istediklerini söylesem inanmazdı zaten oğlum. “Haklısın,”dedim ona. “Fazla konuşma da gir haydi koluma, eve kadar götürüver beni…”
Hasan ÖZTÜRK
( Gerçek Virane)
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2015
20.12.2014
7.12.2014
16.11.2014
26.10.2014
11.10.2014
27.09.2014
14.09.2014
3.09.2014
16.08.2014