Oya BAYDAR
Televizyon kanallarında, haberleri ya da aynı kişilerin aynı sözleri tekrarladıkları tartışma programı adı altındaki laf kalabalığını bir süredir izlemiyorum. Hele de haber sunmak yerine, kendi yüksek fikirlerini ifade edip izleyicileri "bilinçlendirmeye" çalışan sunuculara rastlarsam hemen zaplayıp bir belgesele ya da filme geçiyorum. Bu zaplamalar zıplamalar sırasında, gözüme kulağıma ilişen en önemli sözcük ya da konu "değişim"; özellikle de darmadağın olmuş CHP'deki değişim tartışmaları.
Kötü kişi olmayı göze alarak hemen söyleyeyim: CHP değişemez. Ya da tam 100 yıl önce kurulmuş olan bu parti, kuruluş günlerinin özel koşullarında benimsenen ilkelerini 21. yüzyıl dünyası ve Türkiye'sinin bugünkü koşul ve gereksinmelerine göre yeniden gözden geçirmeye, kimisini atıp kimisini yeniden tanımlamaya cesaret etmeden değişemez ve gelişemez.

Bunları düşünür ve bu satırları yazarken; partiyi ayağa kaldırmak, umudu yeniden yeşertmek, iktidara aday olmak için büyük özveriyle, sebatla, sabırla çalışan fedakâr insanlardan, partiyi desteklemiş olan, hâlâ da destekleyen seçmenlerden, son seçimlerde yaratılan sahte umuda (ya da hayale) kapılıp yenilginin ardından karamsarlığa ve umutsuzluğa yuvarlanan milyonlardan özür diliyorum. Maksadım CHP'yi yıpratmak, değişim isteyenlerin çabalarını hiçleştirmek değil; aksine yeni bir hareketin, gerçek değişimin önünü açabilecek birkaç düşünce kırıntısını paylaşmak.
"Altı Ok"u gözden geçirmeden değişim olmaz
9 Eylül 1923'te kurulmuş olan CHP'nin 1927'de dört oku, yani dört temel ilkesi var: Cumhuriyetçilik, Laiklik, Halkçılık, Milliyetçilik. 1931'deki 3. Kurultay'da bunlara iki ok daha ekleniyor: Devletçilik ve İnkılapçılık.
Bırakın günümüzdeki anlam ve geçerliklerini, Cumhuriyetçilik ilkesi hariç, 90 yıl öncesinde bile bir hayli muğlak ve yoruma açık olan bu ilkelerin/kavramların, zamanla içi kof ezberlere dönüşüp fetişleştirildiğini söyleyecek olursam, alacağım cevabın "defalarca yenilenen programlarda, parti belge ve söylemlerinde kuruluş ilkelerinin güncellenip geliştirildiği" olacağını biliyorum. Ne var ki, partililerin ve kitlelerin hafızasında olduğu kadar ideolojik hat olarak da "Altı Ok" doksan yıl öncesindeki anlamını koruyor.
"Biz devletin kurucu partisiyiz" diyerek yüz yıllık geçmişiyle övünen CHP'nin ve CHP'lilerin "yüz yıllık devlet partisi" olmanın negatif yüküyle hesaplaşmalarının gerektiğini düşünüyorum. Bu, Altı Ok'la hesaplaşma olacaktır ister istemez. Bu hesaplaşma ve netleşme gerçekleşmeden partinin sözde değil özde değişmesini beklemek hayalcilik olur.
Nasıl bir cumhuriyet, nasıl bir laiklik?
İlk ok, Cumhuriyetçilik'tir: Yüz yıl öncesi gibi bugün de geçerli olan bir ilke… Ancak cumhuriyet bir rejim ya da yönetim biçimi olarak çeşitlilik taşır: İran İslam Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti, Mısır Arap Cumhuriyeti, Hindistan Federal Cumhuriyeti, vb… Nasıl bir cumhuriyet olduğunu diğer ilkeler ve uygulamalar belirleyecektir.
İkinci ok olan laiklik de tanımlanmaya ve güncellenmeye muhtaçtır. Fransız devriminden gelen Jakoben, zorlayıcı laiklik mi; devletin din hayatını düzenlemesini reddeden, bütün inançlara eşit mesafede özgürlükçü laiklik mi? Özgürlükçü laiklik, devlet dini yaratmaya veya din işlerinin devlet tarafından yönlendirilmesine cevaz vermez, Diyanet gibi bir kurumu işlevsiz kılar. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, dinin devletin denetiminde olması, makbul din ve mezhep yaratılması için gerek görülen Diyanet kurumu, devlet ve iktidar başkalarının (mesela AKP'nin) eline geçtiğinde, gerçek özgürlükçü laikliğe karşı kale ve silah haline gelebilir ve gelmiştir.
Halkçılık ilkesi/oku, 1920'lerde bir yandan padişahların, sultanların, beylerin, ağaların iktidarına karşı halkın iktidarı özlemini dile getirirken, öte yandan "imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz" sloganında ifadesini bulan, sınıf gerçeğinin reddi anlamındadır. "Halktan yanayız ama hangi halk?" sorusunun cevabı havada kaldıkça, günümüzün karmaşık ve çok katmanlı toplumsal yapısı, (sınıfsal, etnik, kültürel farklılıklar) düşünülürse halkçılık kavramı bir ilke değil hoş bir sözden ibaret kalır.

Sorunlu bir kavram: Milliyetçilik
Bugünün dünyasında ve Türkiye'sinde pek çok sorunun, çatışmanın, savaşın, düşmanlıkların temelinde CHP'nin Altı Ok'u arasında özel bir yere sahip olan milliyetçilik vardır. Yurtseverlik anlamını çoktan yitirmiş, kendi ırkını, milletini diğerlerine üstün ve hep haklı gören, muktedirlerin kendi bekalarını koruma aracına dönüşen milliyetçilik; günümüzde faşizmin, ırkçı faşizmin, her türlü ötekileştirmenin temelindedir. Bu ilke ve Türk ulus devletinin kuruluş ideolojisindeki yeri, aradan geçen yüzyılda yaşananlar bağlamında tartışılıp irdelenmeden CHP'de gerçek bir değişim ummanın hayal olduğunu düşünüyorum.
Sonradan eklenen iki ok: Devletçilik ve İnkılapçılık
CHP'nin devletçilik oku 1931'de ilkeler arasına günün ihtiyaçlarına bir cevap olarak girmişti. Savaştan yeni çıkmış, ekonomisi perişan, en temel ihtiyaçlara cevap verecek sanayiden yoksun bir ülkenin ayağa kaldırılması için zorunlu olduğu kadar, başta S.S.C.B gibi dönemin örnekleri de ilham vericidir. Günümüzde bu ilkenin ekonomik açıdan anlamı olmadığını söylemeye bile gerek yok. Olsa olsa, devleti bireye önceleyen devletçi zihniyet anlamına gelebilir ki, en kötüsü de bu olur.
İnkılapçılık, yani devrimcilik ilkesi bu yazıya sığmayacak düşünce ve tartışmaları beraberinde getirecektir. Sadece şuna işaret etmekle yetineceğim: Son yüz yılda devrimin, devrimciliğin anlamı 1917'den, 1923'ten epeyce farklı. 1931'de bu ilke altıncı ok olarak "ok demeti"nde yerini alırken, Atatürk inkılapları ya da Cumhuriyet inkılapları adı verilen; hilafetin kaldırılmasından, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından Şapka ve Kıyafet Kanunu'na, Harf İnkıabı'na kadar bir dizi siyasal-toplumsal-kültürel değişimi ifade eden ve güvence altına alan bir 'ok'tu. Bu inkılapların çoktan aşıldığı ve aşındığı 21.yüzyıl Türkiye'sinde devrimciliğin anlamını sadece CHP'nin değil hepimizin, özellikle solun yeniden düşünmesi gerekmiyor mu?
Benim 6 okum neler olurdu?
CHP'ye akıl vermek haddim değil, sadece değişim derken ne amaçladığımızı, neleri reddettiğimizi, nelerin geçersizleştiğini, yeni ilkelerin/kavramların ne olması gerektiğini kendimce düşünmek, açık yüreklilikle paylaşmak istedim.
Mesela ben, Cumhuriyet'in 100. yılında şöyle bir ilkeler bütünü ya da oklar hayal edebilirim: Cumhuriyetçilik, demokratlık, barışçılık, özgürlükçü laiklik, çevrecilik, eşit yurttaşlık, toplumsal adalet…
Belki hayalimi paylaşanlar vardır, neden olmasın?
Yazarlar
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024