Aydın Selcen
Yanlış şekiller üzerinde dahi doğru akıl yürütmek gerekir. Bize Fransız matematik hocalarımız böyle öğretmişti. Brezilya seçimlerine bu gözle bakmaya çalışalım. Ve basit ansiklopedik bilgileri ihmal etmeyelim: Brezilya’nın nüfusu 216 milyonun üzerinde ve yüzölçümü 8.5 milyon kilometrekareden büyük (yani neredeyse nüfusun bu devasa yüzölçümüne dağılımı hiç benzemese ve çift değil tek okyanus kıyısı olsa da ABD’ye denk: 9.8 milyon kilometrekare).
Yine bizden farklı olarak Brezilya’nın iki kamaralı/meclisli başkanlık ve federal yönetsel yapısı da ABD’ye benzer. Anayasa Mahkemesi’nin durumu ve yargı bağımsızlığı alanlarında da, medyanın semirtilme hortumlarının devlete bağlılığı yönlerinden de ülkemizden ayrışıyor. Yolsuzluk çamur havuzunun derinliği ve genişliğindeyse benzeşiyor. Askeri yönetimler deneyimi bakımından da.
Seda Demiralp, Brezilya’da muhalefet seçim ittifakının “Temmuz ayında, o günkü anketlerde Bolsonaro’nun 15 puan ilerisinde görünen Lula da Silva’yı (doğumu 1945 – 77 yaşında) adayları olarak ilan ettiklerini anımsatıyor. Ekim sonundaki foto-finişte ise o fark yüzde 1’in altına (2 milyon oy) inmişti. Henüz bir ay önceki ilk turdaki yüzde 5’lik fark bile kapanmış, neredeyse yok olmuştu. “Anketler ve gerçekler” babında bunu aklımızda tutalım.
Türkiye örneğinde sürprizin “tersten” gerçekleşebileceğini de, “ham hayal” veya “aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş” durumlarına düşmeden öngörelim. Ayrıca Brezilya’da başkanlık görev süresi dört yıl ve aynı kişi ancak iki kez üst üste seçilme hakkına sahip. Demek istediğim topu topu dört yıl görevde kalabilmiş bir yarı-meczup, karanlık Bolsonaro ile yirmi yıldır Türkiye’yi yöneten Erdoğan arasında kurulacak koşutluklar ancak bir yere kadar.
“Tarih önce trajedi, sonra maskaralık olarak tekrar eder” diye ezberledik. Bu bağlamda eski Lula ile hapisten çıkan Lula’nın aynı Lula olmadığını, “yeni Lula ilkinin maskarası” demesek de bilelim. Lula, 2003-2010 arasındaki ilk başkanlığının ardından yerini kendi belirlediği veliahtı olarak, askeri yönetim döneminde işkenceden geçmiş Dilma Rousseff’e bırakmıştı. 2018 Nisan ayında hapse girip 580 gün yatmış, Anayasa Mahkemesi önce serbest kalmasını ardından tüm siyasal haklarını geri almasını sağlamıştı.
Lula, 1980’de kurucuları arasında yer aldığı İşçi Partisi’ni ülkesinin önde gelen siyasal gücüne dönüştürmeyi bilmişti. Başkanlık seçimini üç kere (1989, 1994, 1998) yarışıp kaybetmişti. Okumayı ancak 10 yaşında öğrenen Lula, 12 yaşında öğrenimi bırakmak zorunda kalıp ayakkabı boyacılığından, fabrika işçiliğine hep emekçi olmuş, bir bakıma asıl eğitimini ve “masabaşı” yönetim deneyimini sendikacılıktan edinmişti. Başka deyişle (1986-1990 arasındaki tek dönem milletvekilliğini saymazsak) dümenine geçinceye dek Lula, devletin hep dışında hatta karşısında olmuş, sivil mi sivil bir kişilik. Bu “sivillik” işine, kurulu düzenin dışından gelmeye de bir mim koyalım.
Lula’nın başarılı serüveninden çıkarılacak başka bazı dersler bence şunlar: Siyaseti kazanmak için yapmak ve kazanmak için değişmeyi bilmek. Yanlışlardan ders çıkarmak. Dönüşen topluma ve sorunlara doğru değişikliklerle sürekli yeni yanıtlar geliştirmek. Donup, yerinde çakılı, sabit kalmayı marifet saymamak. Katı ideolojik saplantılardan arınmak. Ödünler vermeyi, uzlaşmayı, işi omurgasızlığa ve özüne ihanete vardırmadan, “herkes olayım derken hiç kimseye dönüşmeden” becerebilmek.
O açıdan Lula’nın başkan yardımcısı adayı olarak kampanyasına kattığı Geraldo Alckmin (doğumu 1952 -70 yaşında) tercihi de önemli. Alckmin, eski Sao Paulo eyalet valisi (dört dönem) ve Sosyal Demokrat Parti’den 2006’da yine Lula’ya karşı yarışı ikinci turda kaybetmiş başkan adayı. 2018 seçimi başkan adaylığında küçük devlet ve düşük vergi öneren politikaları savunmuş, iş ve finans çevrelerine yakın merkezci bir siyasal kişilik.
Şimdi Brezilya’ya takoz fren koyup, kendi çevremizde fırıldanarak yurda dönelim. Bana göre burada Altılı Masa’nın yapabileceği ve yapması gereken iki iş yalnızca ortak aday üzerinde ve seçim güvenliği konusunda, açık veya örtük Emek ve Özgürlük İttifakı’nı da işin içine katarak, uzlaşmak. Ardından milletvekili seçiminde de karşılıklı al-verler, üçgenler kurarak bileşenlerin birbirleri lehine yarıştan çekilerek, TBMM’de 360’a en yakın sandalye sayısını hedeflemesi.
Ortak hükümet programı, koalisyon protokolü, vizyon belgesi, cumhurbaşkanı yardımcılıklarının, bakanlıkların, sayıları bini aşan üst düzey bürokratların yerine kimlerin atanacağı gibi konularsa ancak seçim kantarında tartıldıktan sonra ilgilenilebilecek işler. Arabayı atın önüne koşmamalı. “Aday değil program önemli” yahut “seçilse de yetkilerini kullanmayacak başkan adayı” gibi fantezileri bir yana bırakmalı.
Seçilecek başkan adayı hangi güvenceleri yemin billah ederek, noter tasdikli verse de bu sistemde “saray” ekibi bakanlar denli önemli olacak. Ayrıca, örnekse Merkez Bankası’nı yeniden bağımsız kılmak denli MİT ve Genelkurmay gibi kurumların başına (dolayısıyla Milli Savunma Bakanlığı’na) kimlerin atanacağı bugünden zihinleri kurcalamalı. Küçümsemek için değil sözgelimi örnek veriyorum KGM, OGM vb. elbet bulunur da liyakatten vesayet anlaşılmıyorsa işin bu tarafı bizim burada daha ön planda olmalı.
Günümüzde diplomasi giderek “bir numaralar” arasında yürütülür oldu. Ancak ülkemizde dış politikanın “başkanın dış ilişkileri” dar kapsamından çıkarılması zorunlu. Ulusal çıkarların, kısıtlı kaynakları en etkin biçimde kullanarak gözetilmesi gerek. Ulusal çıkarlar da taşa kazılı değil. Bunlar, başkan ve ekibi tarafından akılcı biçimde belirlenmeli. Yüzü Batı’ya dönük organik kimlik ve yönelimle kavgalı olunmamalı. ”Güvenlik ve özgürlük dengesi” safsatası gibi, ulusal güvenlik deyince dış politika rafa kaldırılmamalı. Lula, “Brezilya geri döndü, Brezilya artık parya olmayacak” mesajlarıyla klavyede bu tuşlara da basmış oldu. Niyeti o değilse de, buraya da seslendi.
Biraz daha karşılaştıralım: Bizde milletvekili seçimi tek tur, başkanlık iki tur ve iki seçimin arası onbeş gün. Brezilya’daysa değindiğim üzere o süre (2 Ekim-30 Ekim) bir ay. Orada milletvekillerinin yanı sıra eyalet valileri de seçiliyor. Seçime yüzde 80’e varan katılımsa bizi andırıyor. Fransa’daysa bizdekinin tersine, o da iki turlu olan parlamento seçimleri başkanlık seçiminden bir ay sonra yapılıyor: Bu yıl 10-24 Nisan ve 12-19 Haziran’dı. Kriptik kaçıyor ama özetle: Matarella (İtalya cumhurbaşkanı) olmaya özenirken, önce Macron olabilmek gerek.
Son olarak, yay gibi kavis çizen kaşlarla “sen yoksa mehdi mi bekliyorsun?!” diyerek bizde eleştiri olarak söyleniyor da, özellikle gelişmekte olan veya az gelişmiş demokrasilerde ve hele başkanlık sistemi de varsa adayın “nebevi” bir çekiciliği olması, umudu bedeninde cisimleştirmesi, anlatacak siyasal mücadele öyküsünün bulunması da önemli: Seçmenin önüne gelecek güzel günleri koyabilmek denli, o seçmeni kendi ardında toparlayıp, sürükleyebilmek. Ter içinde gömleği sırtına, seyrelmiş saçları kafasına yapışmış, sesi çatallanmış Lula bunu başardı. Hapisten çıktı, geldi yine başkanlık koltuğuna oturdu.
*Madem Macaristan öğretici, Brezilya esin verici oldu şimdi İsrail ve hemen ardından ABD seçimleri var önümüzde. Hazır bir kez olsun gözlerimizi kendi göbek deliklerimizden kaldırıp, yerküreye çevirmişken birlikte izleyelim.
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları


























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.04.2025
23.02.2025
27.01.2025
9.12.2024
19.11.2024
11.11.2024
2.11.2024
1.08.2024
14.06.2024
14.04.2024