Berrin Sönmez
Erkek şiddeti cinskırım boyutuna varmışken görmezden gelmek mümkün değil tabii ama bazıları için şiddetin kökenine inermiş gibi yaparak gerçekleri bulanıklaştırma arayışına engel değil. Özellikle kadın/mağdur beyanı esastır ilkesine itirazların bunca yükseldiği ortamda katil/erkek beyanında hikmet arayıp, failin bahanelerinde aradıkları hikmeti bulanlarca toplumun dikkati yine kadınların üzerine çevriliyor. Ataerkil şiddetin cinskırım halini aldığını yok sayamayanlar faili gözden kaçıracak, şiddetin nedenlerini bulanıklaştıracak yöntemler kullanmaya girişiyor. Aylin Sözer cinayetinde failin bahane olarak kullandığı sözlerin basında somut bilgi gibi yer alması bu çabaya örnekti. Kadın beyanına güveni sarsma çabasının bir parçası erkek beyanını sorgusuz sualsiz kabul etmek, kabul ettirmek galiba. Neyse ki medya ombudsmanı tarafından itiraz edildi. Failin sözlerinin bilgi gibi yazılmasını gazetecilik mesleği açısından sorunlu, olarak değerlendirdi. Ne kadar etkili olacağı bilinmez ama gerekli ve önemli bir duruştu.
Ancak köşe yazılarında hâlâ failin beyanına dayalı yorumlar görmek mümkün. Örneğin “Kadın gövdesinde sahnelenen erkek şiddetinin kökenleri” başlıklı yazısında Ergün Yıldırım “eski sevgilisi olduğu söylenen” yazabilmiş, Aylin Sözer’in katili olan failin sözlerini esas alarak. Dillerin çok alışık olduğu diğer etiketler da yapıştırılmış. Öğretim üyesi olduğu belirtildikten sonra gelen “bekar kadın” vurgusu, kitapları üniversitelerde okutulan profesörün öne çıkardığı bir etiket. Ve fail için “eski sevgili olduğu söylenen, uyuşturucu bağımlısı” tanımlarıyla hoca, usul usul iniyor şiddetin kökenine(?): “Bir günde üç kadın üzerinde tezahür eden şiddeti…” Tezahür eden kelimesi de ne kadar incelikli seçilmiş ya hu! Erkek şiddeti hüda-yı nabit sanki bir anda beliriveriyor! Neyse devam edelim: “… şiddeti ayrıntılı okuduğumuzda bunu açıkça görüyoruz.” Ayrıntılı olarak incelemiş hoca, medya haberlerini dikkatle okumuş yani. Katillerden birisinin madde bağımlısı oluşu, birinin sabıkalı oluşu birinin de şizofreni hastası oluşunu dikkate alarak erkek şiddetinin kökenlerini bağımlılık, hastalık ve adi suçlara, suç işleme alışkanlığına dayandırıvermiş.
İlk olarak belirtmek gerekir ki 2020’nin son günlerinde ataerkil şiddetle öldürülen kadınların sayısı dört idi. İlaveten üç tane de şüpheli kadın ölümü geçti kayıtlara. 2020 yılı çok sayıda şüpheli kadın ölümüyle rekor kıran bir dönem olmuştu zaten. Sadece nisan ayında 20 şüpheli kadın ölümü vardı örneğin. Ve intiharlar. Hele hiç kimsenin intihar olduğuna inanmadığı Aleyna Çakır gibi intiharların sayısı sadece Bingöl’de kırktan fazlaydı. 'Cinayet sayısının 266 ile sınırlandırılabilmesinin sırrı intiharlar ve şüpheli ölümler olabilir mi?' şüphesi akıllardan çıkacak gibi değil. Kayıtların güvenilir, bilgilerin sağlıklı olduğu yönündeki şüphelere rağmen yine de resmi veriler üzerinde yapılan resmi analizler Ergün Yıldırım’ın ne denli yanıldığını göstermek için elverişli.
Polis Akademisi yayını kadın cinayetleri analizine göre erkek şiddetiyle öldürülen kadınlar arasında bekar olanların oranı sadece yüzde 16, boşanmış olanlar da yine yüzde 16 ve iki grubun toplamı bile yüzde 58 oranla öldürülen evli kadınların neredeyse yarısı kadar. Adi suçlar, suç işlemeye yatkın olanları bulmuştu hoca şiddetin kökeninde ancak emniyet kayıtları hocayla aynı fikirde değil. Anılan yayına göre faillerin yüzde 86’sı sabıkasız. Peki psikiyatrik rahatsızlıklar, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılarınca işlenen kadın cinayeti oranı neymiş ona da bakalım. Polis Akademisi analizi bu üç grubu tek başlık altında toplamış. Cinayet saikleri başlığı altında yer verilen diğer etkenler arasında, ruhsal bedensel sorunlar, madde bağımlılığı yüzde 13 oranıyla belirtilmiş. Ve yine hocanın önemsediği ekonomik sorunlar yüzde 7 oranıyla yer almış, cinayet saikleri arasında. Özetle erek şiddetini inkar edemez olunca sebeplerine ilişkin gerçekleri tepe taklak eden değerlendirmeler yapılabilmiş. Maktulü sorgulayan yaklaşımlarla kadınların bekar oluşu şiddetin kökeniyle ilişkili gösterilebiliyor. Oysa analiz öldürülen kadınların sadece yüzde 16’sı diyor. Failin sabıkalı, suça yatkın oluşunu en önemli sebeplerden birisi olarak göstermişti, oysa polis kaynakları ataerkil cinayetlerin sadece yüzde 14’ünde failin geçmişinde sabıka kaydı olduğunu söylüyor. Psikiyatrik hastalıkları ayrı bir kategori olarak saymıştı hoca. Ve alkol, uyuşturucu madde bağımlılığı ile ekonomik sıkıntıları şiddetin kökeninde en önemli yerlere oturtmuştu. Ancak yine emniyet verilerinin tek başlık altında topladığı madde bağımlılığı ve ruhsal bedensel sorunların sadece yüzde 13 oranında cinayet saiki olduğunu söylüyor. Diğer yandan işsizlik başta gelmek üzere ekonomik zorlukların etkisi ise yüzde 7 olarak tespit edilmiş, Polis Akademisi uzmanlarınca.
Erkek şiddetinin, ataerkil cinsiyet rejimiyle inşa edilmiş kadın ve erkeklerin eşitsiz konumundan kaynaklandığını inkar edebilmek için rakamlara takla attırılıyor. Toplamda yüzde yirmiye ulaşan saikler şiddetin kökeni gibi gösterilirken resmi analize göre yüzde seksene ulaşan nedenler görünmez kılınıyor. Rakamlara takla attırma çabasına yönlendiren motivasyon ise İstanbul Sözleşmesi karşıtlığı. Cinsiyet eşitliğine itiraz için feminist mücadele yöntemlerini karalama çabası ağır basıyor. Erkek şiddeti kavramı kullanılsa bile cinskırım boyutuna yükselmiş şiddetle mücadele ikinci plana düşüyor. Şiddetin kökeninde yatan eşitsizlik inkar ediliyor. En başta toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine karşı çıkmak isteği ve bu ilkeyi değersiz gösterme niyeti geliyor:
“Kadına yönelik erkek şiddetinin kökeninde erkek olmak yok. Erkeklik de yok. Erkeklik yüklemesi de kadınlık yüklemesi de her toplumda var ve bu toplumda da olacak.” Toplumsal cinsiyet kavramına ve eşitlik ilkesine karşı çıkarken inşa edilmiş cinsiyet rolleri kavramı yerine erkeklik yüklemesi ve kadınlık yüklemesi ifadelerini kullanıp bunların toplumsallığını da kabul ettikten sonra arada ne fark kaldığı, düşüyor akla. Kalan tek farkın eşitlik talebi olduğunu hemen görüyoruz elbette. Sorun olan sadece eşitlik. Ve ataerkil şiddetin kökenindeki cinsiyet eşitsizliğini gözden kaçırmak için illüzyona başvurulup yüzde yirmi yüzde seksenden önemli gösteriliyor.
Kadın hakları savunusu ve İstanbul Sözleşmesi hakkında yürütülen karalama kampanyasının etkisi altında olduğu anlaşılan yazar Sözleşme’nin, psikiyatrik bozukluklar ve bağımlılıklara hiç değinmediğini, önlem getirmediğini de söyleyebilmiş. Oysa itiraz ettiği Sözleşmenin 16’ncı maddesi, şiddetle mücadele için şiddet içermeyen davranış modelleri geliştirilmesi için destek programlarına, faillerin suçu tekrarlamasını önleyecek gerekli tedavi ve rehabilitasyon için yapılacak düzenlemelere yer veriyor. Fakat Sözleşme’yi karalamak için her türlü çarpıtma mubah görülüyor, yeter ki hegemonik erkeklik sürdürülebilsin. Bu uğurda gerekiyorsa erkek şiddeti kavramı da başlığa taşınabilir. Ama cinsiyete dayalı şiddetin eşitsizlikten kaynaklandığını gizlemek olunca erkek şiddeti kavramı da teferruat sayılabiliyor anlaşılan.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları





















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025